Genel Başkanımız Ünsal Yıldız, AİHM`in sendikamızın kapatılmasına ilişkin kararını değerlendirdi.
Sendikamıza, anadilinde eğitim ile ilgili maddesi nedeniyle açılan kapatma davasına üzerine AİHM`e taşıdığımız davaya ilişkin AİHM kararı 25 Eylül`de açıklanmıştı. Genel Başkanımız ise bugün, düzenlediğimiz basın toplantısı ile karara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Genel Başkanımız Ünsal Yıldız`ın Açıklaması:

Değerli Basın Emekçileri,
Son zamanlarda sizi, çoğunlukla maruz kaldığımız yeni bir hak ihlaliyle, tutuklanan yeni arkadaşlarımızla ilgili basın toplantısına davet etmek zorunda kaldık. Aralarında Genel Sekreterimiz Mehmet Bozgeyik ve Merkez Kadın Sekreterimizin Sakine Esen Yılmaz`ın da bulunduğu çok sayıdaki arkadaşımız yeni eğitim ve öğretim yılını ne yazık ki cezaevinde karşılamak zorunda kaldı. Şu an Mersin şube üyelerimizden arkadaşlarımız halen gözaltında.
Bugünkü basın toplantımız da yine bir hak ihlaliyle alakalı. Ama bu kez biraz farklı. Güneşin balçıkla sıvanmasının mümkün olmamasına benzer şekilde, temel haklar da uygulanan baskı politikalarıyla, tutuklamalarla, mahkeme kararlarıyla ortadan kalkmış olmuyor. Hatta uygulanan baskılar, açılan davalar, kimi zaman söz konusu hakkın altının kalın çizgilerle çizilmesine vesile olabiliyor. Bu kez tam da böyle bir gelişmenin yaşandığını belirtebiliriz. Nitekim uygulananın hak ihlali olduğu, bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin verdiği bir kararla hem tescillendi hem de karara konu olan hakların altı bu vesileyle koyu bir şekilde çizilmiş oldu.
Anımsayacak olursanız, tüzüğümüzde yer alan “Bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur” ibaresi nedeniyle sendikamız hakkında kapatma davası açılmıştı. Böylesine temel bir insan hakkından söz ettiğimiz için dava açılması akıl alır gibi değildi; ama dava açılmakla kalmamış, kapatma kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 25.05.2005 günlü kararıyla da onanmıştı. Biz de iç hukukta bütün yolların tüketilmesi üzerine konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne taşımıştık.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurumuzu haklı buldu ve birkaç gün önce, 25 Eylül`de sendikamız hakkındaki kapatma kararının Sözleşmenin 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğuna karar verdi. Bu karar birçok açıdan üzerinde durmaya değerdir.
Yargı süreci
Ama öncesinde, hakkımızdaki kapatma davasına ve yargı sürecine ilişkin kısa bir anımsatma yapmakta fayda var. Çünkü göreceğiniz gibi yargı süreci, ülkemizde haklara nasıl yaklaşıldığının ve işleyişin kendi başına hak ihlaline dönüşebileceğinin acı örneklerinden birisi durumundadır.
Yargı süreci Genelkurmay Başkanlığı`nın müdahalesi ile başlamıştı. Genelkurmay Başkanlığı, sendikamızın tüzüğünde yer alan ve temel haklardan birisine işaret eden bir ilke vesilesiyle çeşitli devlet kurumlarını harekete geçmeye çağırmıştı. Nitekim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı`nın takdirine ve bilgi için Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği`ne birer yazı göndererek, tüzüğümüzde yer alan bu ibarenin Anayasa`nın 3. ve 42. maddelerine aykırı olduğunu belirtmiş ve değiştirilmesi için girişimlerde bulunulmasını istemişti. Daha önce aynı tüzüğümüzü yürürlükteki hukuka uygun bulmuş olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da bu uyarıdan vazife çıkararak 15 Temmuz 2003 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı`nın istemini Ankara Valiliği`ne bildirmiş, 4688 sayılı yasanın 6. maddesi doğrultusunda işlem yapılmasını istemişti.
Devamında, 28 Ekim 2003 tarihinde Ankara Valiliği`nden aldığımız resmi bir yazı ile bizden tüzüğümüzde yer alan bu ibarenin çıkartılması istenmişti. Sendikamızın usule de yasaya da uymayan bu tüzük değişimi isteğini yerine getirmemesi sonucunda Ankara Valiliği, bu kez 12 Nisan 2004 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı`na resmi bir yazı göndererek Genelkurmay Başkanlığı`nın talebini iletmiş ve “uygun işlem” yapılmasını istemişti.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da 10 Haziran 2006 tarihinde sendikamızın kapatılması isteği ile Ankara İş Mahkemesi`ne başvurmuş, Ankara 2. İş Mahkemesi`nde dava açmıştı. Davanın sendikanın tüzel kişiliğine değil, sendika yöneticilerinin şahsına açılmış olduğu bilgisini de vermekte fayda var: Bu şekilde açılan dava sürecinde Mahkeme, bir ara kararla tüzük değişikliği için sendikamıza 60 gün süre tanımıştı.
Söz konusu ara karar hukuk açısından eksik ve yanlışlarla doyuldu. Örneğin ilgili yasaya göre sendikaya 60 günlük süre verilebilmesi için öncelikle tüzük hükmünün yasaya aykırı olduğunun belirlenmesi gerekirken böyle bir belirleme olmadan süre verilmişti. Dava sendikanın tüzel kişiliğine değil kişilere açılmıştı. Sendika hakkında bir dava açılmamışken süre sendikaya verilmişti. Sendikamız bu çelişki ve yanlışları dile getirerek ara karara itiraz etmişti. Ankara 2. İş Mahkemesi, bu itirazımıza yeni bir ara karar ile verilen sürenin Davaname ve duruşma gününün davalı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Başkanlığına tebliğinden sonra başlamasına” karar vermişti.
Bu ilk yargı sürecinin sonucunda Ankara 2. İş Mahkemesi, 15.09.2004 tarihli duruşmada, kapatma isteminin reddine karar vermişti. Mahkeme gerekçeli kararda;
“4688 sayılı yasanın 19. maddesinde faaliyetlerin 20. maddesinde yasakların sayıldığını, davalı sendikanın bu maddede yer alan herhangi bir eyleminin saptanmadığını; Anayasanın 66. maddesine göre dil ayrılığı yüzünden yurttaşlar hakkında ayrımlı eylem ve işlem yapılmasının doğru olmadığını, dilin bir bölücülük unsuru olmak yerine ulus bütünlüğü içinde bir değişiklik unsuru olmasının doğal olduğunu, mahkemenin de sendika tüzüğündeki dava konusu ibareyi bu biçimde anladığını; kapatılması istenen sendikanın anayasada belirtilen ilkelere aykırı davrandığı konusunda dosyada somut bir belge ve veri bulunmadığını; her davanın açıldığı gündeki koşullara göre görülüp sonuçlandırılacağını, dava konusu ibarenin devletin tekliğine, toprak ve ulusal bütünlüğüne, sınırların(ın) değişmezliğine karşı bir tehlike oluşturacak (AİHS`nin 10. ve 11. maddeleriyle çelişir) nitelikte görülmediğini, davalı sendikanın yasa dışı herhangi bir işlem ya da eylemine rastlanmadığını”
belirtmişti.
Ama iş burada kalmamıştı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı mahkemenin bu kararını temyiz etti. Dava dosyası 20.10.2004 günü Yargıtay kaydına girmiş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 03.11.2004 günü (yani dosya kendisine ulaştıktan 13 gün sonra) EĞİTİM SEN`in duruşma istemini dikkate almadan yerel mahkeme kararının bozulmasına ve aşağıdaki gerekçelerle sendikanın kapatılması yönünde karar verilmesi gerektiğine hükmetmişti.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi`nin kararında;
a. Mahkemece esasa girilmeden ve sendika davaya dahil edilmeden 60 günlük süre verilmesinin mümkün olmadığını, mahkeme 60 günlük süreyi verdiğine göre “tüzüğü Anayasa`ya aykırı bulduğu”nun kabul edilmesi gerektiğini, bu durumda 60 günün sonunda mahkemenin esasa girmesinin hatalı olduğunu ve doğrudan kapatma kararı vermesi gerektiği,
b. 4688 sayılı yasanın 3/f maddesinde sendikanın tanımı “kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları” anlatacak biçimde yapılmıştır. Tüzükteki amaçlar arasında yer verilen dava konusu düzenleme, bu tanımı aşar biçimdedir. Valiliğin ve mahkemenin uyarılarına karşın Davalı sendikanın tüzüğünü değiştirmemesinin Anayasa`ya aykırı bir faaliyet olduğunu, bu faaliyeti ile sendika amaçlarının dışına çıktığını, bu nedenlerle kararın bozularak kapatmaya karar verilmesi gerektiği,
c. Sendika tüzüğünün 2/b maddesinin AİHS`nin 10. ve 11. maddelerine aykırı olmadığı yolundaki mahkeme görüşünün de hukuka uygun olmadığını, 10. maddeye göre, görüş açıklama ve anlatım özgürlüğü; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü ya da kamu düzeninin sağlanması amacıyla yasayla sınırlandırılabileceğini, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü ile ilgili olan 11. maddeye göre ise herkesin yaralanabileceği sendika kurma ve sendikalara üye olma özgürlüklerinin; ulusal güvenlik, kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması gibi nedenlerle sınırlandırılabileceği, belirtilmişti.
Buna karşın Ankara 2. İş Mahkemesi, 21.02.2005 tarihli oturumda, ilk kararında direnmiş ve kapatma isteminin reddine karar vermişti ama süreç yine bitmemişti. Çünkü Yerel mahkemenin bu direnme kararı da, savcılıkça 15.03.2005 günü temyiz edilmişti. Bunun üzerine Yargıtay ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nda görüşülmüş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanlığı da 25.05.2005 tarihli açıklamasında, Ankara 2. İş Mahkemesi`nin direnme kararını esastan oybirliği ile bozduğunu açıklayarak iç hukuk açısından son noktayı koymuştu.
Bu açıklamadan sonra bizim açımızdan iç hukuk yolu sona ermiş oluyordu. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne başvurmuştuk. Başvurumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince haklı bulundu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, AİHM, 25 Eylül günü, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun kapatma kararının, sözleşmenin 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğuna karar verdi.
Değerli basın emekçileri,
Bu karar, Eğitim Sen`in, tüzüğünde “anadilinde eğitim” ilkesine yer verdiği için maruz kaldığı haksız ve hukuksuz kapatma kararının, sendikamızın üye ve yöneticilerine yönelik baskıların ve yıldırma politikalarının mahkûm edilmesi anlamına geldiği kadar, anadilinde eğitim hakkının ret ve inkâr edilmesi politikasının da, insan hakları açısından mahkum edilmesi anlamına geliyor. Ülkemizin güncel politik sorunlarının çözülmesinde, akmakta olan kanın durmasında en temel konulardan birinin anadilinde eğitim, çift dilli/çok dilli eğitim tartışmalarının oluşturduğu düşünüldüğünde bu kararın önemi bir kez daha artmaktadır.
Ülkemizin kaybettikleri
Belki askeri ve siyasi bürokrasi, hükümetler, bakanlıklar, valilikler, Eğitim Sen`in tüzüğü ile uğraşıp sırf bu hakkı tanıdığını dile getirdiği için ısrarla hakkında kapatma davaları açmaya uğraşana kadar ülkemizde bu hakkın, demokratik ve ortak yaşamımızı ve geleceğimizi garantiye alacak şekilde nasıl hayata geçirilebileceği konusunda kafa yormuş olsalardı, başta Kürt sorununu çözümü olmak üzere, içinden çıkılmaz gibi görünen sorunlar çoktan çözülmüş olacaktı. Yüzlerce gencimiz hayatını kaybetmeyecekti, ülkenin dört bir yanında ailelerin ocağına ateşler düşmeyecekti.
Hakkımızda kapatma istemiyle dava açıldığı günden bu yana aradan geçen yıllar içinde askeri sivil bürokrasi açısından halen fazla bir şey değişmemiş olması ise acı vericidir. Bugün ne yazık ki anadilinde eğitim hakkını savunmak halen ‘suç unsuru` olarak görülüyor, yargı konusu olabiliyor ve halen başta KESK ve sendikamız Eğitim Sen, temel demokratik haklarını kullandıkları, temel hakları savundukları için yargılanıyor, hapsediliyorlar.
Biz gerek anadilinde eğitim hakkı açısından olsun, gerekse de örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel haklar açısından olsun yaşanan hak ihlallerinin AİHM kararlarına gerek kalmadan ortadan kalkması için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Uzun ve zahmetli yargı süreçleri bizi yıldıramayacak, cezaevleri de. Savunduğumuz ilkelerin ve temel değerlerin doğruluğuna ve haklılığına inanıyoruz ve savunmaya devam edeceğiz.
Güneş Balçıkla Sıvanmaz, Haklar Mahkeme Kararlarıyla Yok Edilemez
Değerli Basın emekçileri,
Yargı yoluyla karşı karşıya kaldığımız baskı, anadilinde eğitim hakkı ile ilgili düşüncelerimizi değiştirmemişti. Aksine bu konuda daha aktif, daha yoğun çalışma yapma, kamuoyunu bilgilendirme, ön açıcı çözüm önerileri geliştirme gereği ortadaydı. Biz de böyle yaptık ve tüzüğümüzdeki bu ilkenin, eğitimin gerekleri, pedagojik ilkeler ve ülkemizin güncel sorunlarına çözüm üretme doğrultusunda daha sistematik olarak ele alınmasına, bu konuda hem akademik faaliyetleri teşvik etmeye ve yapmaya hem de sendikamızın daha fazla gündemine almaya karar verdik.
Anadilinde eğitim konusunda uluslararası katılımlı iki sempozyum düzenledik ve bunları yayın haline getirdik. Broşürler hazırlayarak yaygın bir şekilde dağıtımını yaptık. Bugün sempozyum kitaplarımızla birlikte sizinle paylaşacağımız Türkiye çapında kapsamlı bir alan araştırması gerçekleştirerek, halkın anadilinde eğitime ilişkin görüş ve tutumlarını ölçmeye çalıştık. Konferanslar düzenledik, kongreler organize ettik. Ne tesadüftür ki, sendikamızın periyodik akademik yayın organı olan Eğitim Bilim Toplum dergimizin yakın dönemde yayımladığı sayısının özel dosya konusunu çift dilli/çok dilli eğitim oluşturuyor. Kapatma dayatması altında geçici olarak tüzüğümüzden çıkarmak zorunda kaldığımız anadiliyle ilgili düzenlemeyi, son genel kurulumuzda delegelerimizin oy birliği ile tekrar tüzüğümüze aldık. Şu anda, anadilinde eğitime ilişkin uluslarası düzlemde önem taşıyan akademik çalışmalardan oluşan bir derlemenin yayın hazırlıkları içindeyiz.
Amacımız bir eğitim sendikası olarak ilkesel düzeyde anadilinde eğitim hakkını savunmak; ülkemizde yürütülmekte olan anadilinde eğitim tartışmalarına; politika ve bilgi üretme süreçlerine katkı sunmaktır.
Buradan hükümete ve Milli Eğitim Bakanlığı`na sesleniyoruz, anadilinde eğitim doğrultusunda atılacak adımlar, ülkemizi bölen değil birleştiren adımlar olacaktır. Türkiye ölçeğinde yaptığımız tutum araştırması, halkın bu konuda resmi yetkililerden çok daha ilerde olduğunu, anadilinde eğitimi bir hak olarak gördüğünü ortaya çıkarmıştı. Anadilinde eğitim, çok dilli/çift dilli eğitim konularında hatırı sayılır bir bilgi ve birikimin sahibi olan bir eğitim sendikası olarak Milli Eğitim Bakanlığı`nın bu konudaki girişimlerine katkı sunmak istediğimizi belirtiyor, kısa, orta ve uzun vadeli hazırlıkları birlikte yürütebileceğimizi bildiriyoruz.
Anadilinde eğitimin önemine ilişkin sendikamızın web sitesinden ulaşılabilen yayınlarımız:
Anadilinin Önemi Anadilinde Eğitim Broşürü:
http://www.egitimsen.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=17014#.UGRlOJjQfng
Anadilinde Eğitim Sempozyumu Kitapları:
http://www.egitimsen.org.tr/bbm/kitap_goster.php?kodu=15
http://www.egitimsen.org.tr/bbm/kitap_goster.php?kodu=16












