Milli Eğitim Bakanlığı, yaklaşık 50 bin öğretmeni ilgilendiren ve gerek bakanlık tarafından sürekli belirtilen “aile bütünlüğü”, gerekse önemli sağlık sorunlarının yaratacağı olumsuzlukların önüne geçebilmek için acilen adım atmalı, öğretmenlerin geleceği ve çocuklarının yaşamı üzerinden kumar oynamaktan vazgeçmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı‘nın özür grubu atamalarındaki vurdumduymaz tutumu ve beceriksizliği, bugüne kadar hiç yaşanmamış oranda ciddi mağduriyetler yaratmış, on binlerce öğretmen, bakanlığın itirazları dikkate bile almayan tutumu yüzünden telefi edilmesi güç zorluklarla karşı karşıya bırakılmıştır.
Özür grubu atamalarında temel amaç, öğretmenlerin eş durumu, sağlık vb gibi nedenlerle ortaya çıkmış ve çözülmesi zorunlu alan sorunlarını mağduriyet yaratmadan çözmektir. Eş durumu tayinlerde yaşanan sorunlar ve parçalanmış aileler ortadayken, MEB‘in yanlış uygulamaları nedeniyle sağlık özrü üzerinden yapılması gereken özür grubu atamalarının yapılamaması nedeniyle yaşanan örnekler, MEB‘in nasıl insan yaşamına kast ettiğini göstermektedir. Örneğin Düzce‘de görev yapan Eğitim Sen Düzce şubesi yönetim kurulu üyesi Şadan Karakaya‘nın 5 yaşındaki oğluna lösemi hastası teşhisi konulmasının ardından, üniversitede çalışan eşi acil nakil zorunluluğu nedeniyle Antalya‘ya naklen atanmıştır. Üyemiz ise, hem eş hem sağlık durumu özrünü belgeleyerek özür grubu atamalarını beklemeye başlamıştır. Ancak özür grubu norm açıklarının birkaç ille sınırlandırılması, üyemizin lösemi gibi son derece tehlikeli bir hastalık geçiren çocuğunun yanında olması engellemiş, bir anlamda üyemizin lösemi hastası çocuğunun tedavi sürecini aksatacak sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Sağlık özrünün bin bir türlü hastalık ile gelen ve öğretmenlerin yaşamında özel durumlar ortaya çıkardığı bilinmektedir. Bakanlığın başvuru alma ve tercih isteme yönteminin sağlık gibi özel ve acil durumları belirtme esnekliğine sahip olmaması insan yaşamını tehlikeye atacak sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Çocuğuna dünyada kemik iliği bankalarından bulunmuş ilik nakledilecek hasta sahiplerinin Türkiye‘de Antalya ve İzmir‘deki üniversite hastaneleri dışında gidebileceği yer olmamasına rağmen, böylesine hayati bir konuda üyemizin sağlık özrü nedeniyle Antalya‘ya atamasının yapılmaması büyük bir skandaldır. Milli Eğitim Bakanlığı‘nın özür grubu atamalarını yılda bir kez yapacağını açıklaması benzer sorunları gündeme getirecekken, lösemi gibi ağır hastalıklarla boğuşan öğretmen ailelerinin yaşamlarını alt üst edecektir.
Sağlık özrü başvurusu için istenen raporda “Öğretmenin görev yaptığı yerde kalması hâlinde; kendisi, eşi veya çocuklarının sağlık durumlarının tehlikeye gireceğinin belirtilmiş olması” zorunluluğu bulunmaktadır. Çocuğu lösemi hastası olan üyemizin ataması kontenjan gerekçesiyle yapılmadığından, bakanlığın akıl almaz personel politikası ve bu politikayı uygulamaktaki zalimce inadı, 5 yaşında bir çocuğunun yaşamını büyük bir tehlikeye atmak anlamına gelmektedir. Eşini ve oğlunu 800 km. ötede hastalıkla baş başa bırakıp sağlıklı bir şekilde çalışmak ya da ücretsiz izne ayrılıp işleri daha da zorlaştıran bu yanlıştan dönülmeli, MEB benzer durunda olan diğer öğretmenlerin yaşamına kast etmekten vazgeçmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı, büyük bir aymazlık içindedir ve inanılmaz bir şekilde yanlışta ısrar etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı‘na bağlı öğretmenlerin yaşadığı mağduriyeti göz ardı ederek, “benim dediğim olacak” inadının bedelini, sadece eş ya da sağlık özründen atama bekleyen öğretmenler değil, tüm toplumun ödeyeceği unutulmamalıdır. Bakanlık sadece bu konuda değil, çocuğu SBS‘yi kazananların atamasında da sorumsuz davranmış, bu alandaki özür grubu atamalarını aynı gün içinde açıp, kısa bir süre sonra kapatarak, yeni mağduriyetler yaşanmasına neden olmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığı, yaklaşık 50 bin öğretmeni ilgilendiren ve gerek bakanlık tarafından sürekli belirtilen “aile bütünlüğü”, gerekse önemli sağlık sorunlarının yaratacağı olumsuzlukların önüne geçebilmek için acilen adım atmalı, öğretmenlerin geleceği ve çocuklarının yaşamı üzerinden kumar oynamaktan vazgeçmelidir.












