Suriye`de iki yılı aşkın süredir devam eden iç savaş giderek derinleşirken, halkları birbirine karşı kışkırtma ve yaşanan savaşın tarafı olmaya zorlamak amacıyla, özellikle El Kaide bağlantılı silahlı çetelerin saldırıları ve katliamları giderek artmıştır. Artan saldırılar ve yaşanan katliamlar sürerken, Türkiye`nin “güvenlik gerekçesiyle” Nusaybin Suriye sınırına duvar örmesi, neresinden bakılırsa bakılsın yeni bir insanlık dramına davetiye çıkarmaktadır.
El Kaide`nin Suriye`deki kolu olan El Nursa çetelerinin giderek artan silahlı saldırıları ve katliamları sürerken, hangi gerekçeyle olursa olsun, sınıra duvar örerek, oradaki halkı kendi kaderiyle baş başa bırakmak, çatışmaların şiddetini ve yaşanan acıları arttırmaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan bu utanca tepki gösterip, tepki olarak “ölüm orucuna” başlamıştır. Hükümetin tepkileri görmezden gelen tutumu, halkın konuya duyarlılığını ve tepkisini giderek arttırmaktadır.
İçişleri Bakanı`nın “Oradaki mayınlı alandan dolayı can ve mal güvenliğini korumaya yönelik bir duvar örülüyor” söylemi, hükümetin Suriye`de yaşanan katliamları bile katliama maruz kalanların etnik kimliklerine ve mezheplerine göre değerlendirdiğini, bu konuda bile açıkça ayrımcılık yaptığını göstermektedir. Hükümet halkın can ve mal güvenliğini bu kadar düşünüyorsa, daha birkaç gün önce Şemdinli`de yerde bulduğu bir cismin patlamasıyla ölen 8 yaşındaki Behzat Özer`in, 4 yıl önce Lice`de benzer bir şekilde ölen 12 yaşındaki Ceylan Önkol`un can güvenliğini neden sağlayamamıştır?
İçişleri Bakanı`nın duvarı güvenlik gerekçesi ile ördüklerini ifade ederken, İsrail`in Filistin`de ördüğü duvarlar için aynı gerekçeleri öne sürdüğü unutulmamalıdır. Hükümetin bir taraftan Suriye`de yaşananlara tepki gösterirken, diğer taraftan El Kaide uzantılı çetelere destek vererek Rojava`da yaşanan çatışmalar ve katliamlara zemin hazırlamak amacıyla duvar örmesi, insanlık adına, utanç verici bir durumdur.
Nusaybin sınırına örülen bu “Duvar”, asıl olarak bölgedeki halkların özgürlük ve kardeşlik mücadelesini ayırmak için örülmektedir. Yapılmak istenen, sınırın iki tarafında yaşayan halkların (Kürt, Arap, Süryani vb) özgürlükleri ve kendi gelecekleri hakkında karar verirken, sınırları aşan bir birlik, dayanışma ve mücadele içine girmelerini engellemektir.
Türkiye`yi yönetenler, yıllardır sınırın iki tarafındaki mayınlarla ayırdıkları halkları şimdi bir de duvarla ayırarak bölünmüşlüğü sürdürmeye çalışmaktadır. Üstelik de bu insanlık suçunu, kendi döşedikleri mayınları bahane gösterip, “Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine zarar gelmesin” diyerek ileri sürmeleri inandırıcı olmadığı gibi, kabul edilebilir de değildir.
Halkların can ve mal güvenliğini ne mayınlarla ne de duvarlarla sağlamak mümkündür. Halkların can ve mal güvenliği de, gelecek güvenliği de ancak sınırları aşan, halklar arasındaki barış, kardeşlik ve dayanışma duygularının güçlendirilmesinden geçmektedir. Bu nedenle Nusaybin sınırına örülen duvarın inşasına derhal son verilmelidir.












