MYK’mız Milli Eğitim Bakanını Ziyaret Etti

38

MYK`mız 12 Ekim 2006 Perşembe günü saat:10:30`da Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile görüşme yaptı.

Görüşmeye ilişkin olarak Bakana dosya sunuldu. Görüşmelerin ağırlıklı konusunu sürgünler oluşturdu.

Bakan, konuya ilişkin olan uygulamaları inceleyeceğini 14 Ekim`de konuyla ilgili olarak Eğitim Sen Tunceli Şube Başkanı ile görüşeceğini ifade etti.

Ek Ders Ücretleri

Öğretmenlerin ek ders ücretlerinden dolayı mağdur edildiği Başkanımız tarafından Bakana iletildi. Bakan sendikalarla müsteşarlığın birlikte toplanarak ortak belirleme yapılmasını ifade etti.

Genç bir nüfusa sahip olması dolayısıyla, Türkiye için en önemli, en yaygın hizmet alanı  eğitimdir. Eğitim sistemimiz, yıllardır sürdürülen bilinçli politikalar sonucu tam bir sorun yumağı haline gelmiş, okul öncesi eğitimden üniversite sistemine kadar tüm eğitim düzeyleri, en temel işlevlerini dahi yerine getiremez hale getirilmiştir. Türkiye`de yıllardır kalıcı bir eğitim politikası oluşturulamamış, aksine her hükümet, her bakan değiştiğinde eğitim politikaları da siyasal iktidarların görüşlerine ve ihtiyaçlarına göre değiştirilmiştir.

Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim, tüm insanlar için temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Devlet, tüm yurttaşlarına ayrım gözetmeksizin eşit ve parasız olarak eğitim olanağı sağlamak zorundadır. İnsan gelişiminin tüm yönleri ile olanaklı kılınması için eğitimin birincil amaç olarak algılanması gerekir. Yasalarla tanınmış olsun yada olmasın tüm insanların sahip olduğu eğitim hakkı, pratikte bireylere bu hak tanınmadığı veya bireyler bu haklarının farkında olmadığı zaman ortadan kalkmaz.

Türkiye`de eğitimin sorunları o kadar artmıştır ki, bu sorunları lokal tedbirlerle, geçici iyileştirmelerle çözmeye çalışmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Yıllardan bu yana çözülmeyen ve çözülmediği oranda da gelecek yıllara çoğalarak sarkan sorunlar, geçici değişiklikler ya da reformlarla giderilemez duruma gelmiştir. Önemli olan, eğitim siteminde göstermelik reformlar yapmak değil; köklü ve radikal değişiklikler yaparak sistemin yapısal sorunları için çözümler üretmek gerekmektedir. 

Eğitimde Yaşanan Sürgünler ve Sonuçları

Milli Eğitim Bakanlığının, gerek geçmiş siyasal iktidar dönemlerinde  ve gerekse AKP iktidarı döneminde uygulanmasına devam edilen bir anlayışa burada değinmek gerekmektedir. Bu uygulama, yer değiştirme adı altında eğitim emekçilerinin sürülmesidir. Bazı illerde şube yöneticilerimizin neredeyse tamamı çalıştıkları ilden sürülmüştür.

Aralarında Şanlıurfa Şube Başkanı ve yöneticilerin de bulunduğu sekiz eğitim emekçisi il dışına sürülmüştür.

Şube Başkanı İbrahim Ayhan Kastamonu, Yönetim kurulu üyesi Mustafa Dedecan Gümüşhane, Yönetim kurulu üyesi Şeyhmus Çakırtaş Yozgat, İşyeri temsilcisi Aygül Küçükbalaban önce Kayseri ardından Çanakkale, İşyeri temsilcisi Ömer Parlakçı Bilecik, İşyeri temsilcisi Mehmet Kutlu Düzce, İşyeri temsilcisi Metin Ok Afyonkarahisar Yönetim kurulu üyesi Aslı Karakoyun Artvin iline sürülmüştür.

Tunceli Valiliğinin teklifi üzerine, Milli Eğitim Bakanlığınca aralarında Eğitim Sen Tunceli şube başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin de bulunduğu yedi kişi il dışına sürülmüştür. Şube yöneticisi ve temsilcilerimiz valiliğin teklifiyle, haklarında disiplin soruşturması dahi açılmadan sürülmüştür.

Şube Başkanı Hanifi Pekmezci Kütahya, Şube eski başkanı Selma Polat Kastamonu, Şube sekreteri Vedat Ali Çelik Çankırı, Şube mali sekreteri Hasan Hayri Kılıç Yozgat, Şube toplu iş sözleşmesi ve hukuk sekreteri Yaşar Yamaç Samsun, Pertek ilçesi baştemsilcisi Hüseyin Erenler Niğde, Mazgirt ilçesi eski baş temsilcisi Ufuk Unaç Aksaray iline sürülmüştür.

Mardin ili Kızıltepe ilçesi baş temsilcimiz M. Nurullah Tunç, Milli Eğitim Bakanlığınca Çankırı iline sürülmüştür. Temsilcimiz, Çankırı Valiliğince Ilgaz ilçesi Çatak Köyü İlköğretim Okuluna atanmıştır. Temsilcimiz hakkında ayrıca asılsız savlarla disiplin soruşturması başlatılmıştır. Temsilcimiz önce sürülmüş ardından, sürgüne gerekçe oluşturabilmek için, hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Mersin ili merkez Yalınayak İlköğretim Okulunda görev yapan ve aralarında üyelerimizin de bulunduğu, beş öğretmen il içinde başka okullara sürülmüştür. Sürülen beş eğitimci de sendikamızın üyesi iken, haklarında disiplin soruşturması başlatıldığı için iki öğretmen sendikamızın üyeliğinden istifa etmiştir. Aynı zamanda üyemiz olan okul müdürü Ali Galip Duran Çay Mahallesi İlköğretim Okulu Müdürlüğüne, Mehtap Pektaş Güney İlköğretim Okuluna, Sevilay Çiftçi ise Hatice Uluğ İlköğretim Okuluna atanmıştır.

Yine Mersin ili merkez İnönü İlköğretim Okulunda görev yapan 4, Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinden 7 üyemiz de farklı okullara sürülmüştür. Üyelerimiz, imzasız dilekçeler üzerine başlatılan yüzeysel soruşturmalar gerekçe gösterilerek sürülmüştür. Yine Mareşal Fevzi Çakmak Çok Programlı Lisesi müdürü de il içinde sürgün edilmiştir. Kuşkusuz bakanlığınız döneminde, görev yeri değişikliği adı altında sürülen üyelerimiz bununla sınırlı değildir. Aynı şekilde İstanbul`un Kartal, Ankara`nın Gölbaşı, Muğla`nın Marmaris ilçelerinde de yönetici ve üyelerimize yönelik sürgünler söz konusudur.

Anadolu Liselerine Dönüştürülen Liselerdeki Öğretmenlerin Durumu

Bakanlığınızca gerekli hazırlıklar yapılmadan 2005-2006 eğitim öğretim yılından başlayarak ortaöğretim kurumlarının süresi üç yıldan dört yıla çıkarılmış, Anadolu Liselerinin sayısı (süper liseler kapatılıp Anadolu Lisesi açılarak) büyük ölçüde arttırılmıştır. Anadolu Liselerinin sayıca ve büyük oranda arttırılması bu kurumlarda öğretmen olarak görev alacak olanlara duyulan gereksinimi büyük oranda arttırmıştır. MEB, bu gereksinimi karşılamak amacıyla 23.08.2005 gün ve 2005/73 sayılı bir genelge yayımlamış ve genelgeyle sınav koşulu ortadan kaldırılmıştır. Genelgede aynı zamanda objektif olmayan ve hukuka aykırı hükümlere yer verilmiştir. Genelgenin iptali için genel merkezimizce dava açılmış, Danıştay genelgenin yürütmesini durdurmuştur. Ancak bakanlığınız, yapılan atamaları geri almakta isteksiz davranmakta, dolayısıyla yargı kararını uygulamamaktadır. Bu sorunun ivedilikle çözülmesi gerektiği açıktır. Ayrıca, Anadolu Liselerine dönüştürülen liselerde görev yapan öğretmenlerin durumu da belirsizliğini korumaktadır.

Öğretmenliğin Kariyer Basamaklarına Ayrılması

Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılmasının yasal dayanağı 5204 sayılı Yasadır. Yasa; Yeterince tartışılmamış, araştırılmamıştır, Öğretmenlikteki başarının değerlendirilmesi için kullanılmakta olan araç, yöntem ve ölçütler, başarılı olanlarla olmayanları sağlıklı biçimde ayırmaya elverişli değildir. Öğrencilerin yarıştırılması yeterli görülmemiş olmalı ki, “sınav maratonu”na öğretmenler de katılacaklardır. Seçkin nitelikler taşıdıkları varsayılan öğretmenlerin çalıştıkları okullarla ötekiler arasında ayrım yapıldığı izlenimi, yeni toplumsal huzursuzlukların kaynağı olabilir. Öğretmenliği derecelendiren yeni yasal düzenleme, “kazanılmış haklar”ın ortadan kaldırılması sonucunu doğuran uygulamalara yol açmıştır. Öğretmenliğin özel bir uzmanlık mesleği olduğu, yasayla belirlenmiştir. 1739 sayılı yasanın 43. maddesinde öğretmenlik, “…Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir uzmanlık mesleği…” olarak tanımlanmıştır. Devlet, öğretmenliğin özel bir uzmanlık mesleği olduğunu önceden kurallaştırmıştır. Yine devlet, öğretmenliğin gerektirdiği nitelikleri taşıdıklarını (eğitim ve öğretim alanında uzmanlık düzeyinde yetiştirildiklerini) saptadıklarını öğretmen olarak atamıştır. Bu duruma göre, şu anda görevde bulunan tüm öğretmenlerin “uzman” olduklarının kabul edilmesinde yasal zorunluluk vardır. Bunun anlamı, “uzman”lığın, tüm öğretmenler için kazanılmış hak olmasıdır. Yasa ile, “uzmanlık” unvanı, öğretmenlerin en çok %20`lik bölümü üzerinde bırakılacak, en az %80`inden geri alınmış olacaktır. Derecelendirme, öğretmenler arasında da çatışmalara, sürtüşmelere, huzursuzluklara yol açabilir. Derecelendirme, siyasal kadrolaşmayı da kolaylaştırabilir.

Oysa öğretmenlerin niteliklerinin arttırılması ve nitelikli bir eğitim hizmeti için şunlar yapılabilirdi:

Nitelikli öğretmen yetiştirilmesinin ilk ve belki de en etkili adımı, yetenekli gençleri “öğretmen adaylığı”na razı etmektir. Bunun yolu ve yöntemi bellidir: Meslek, çekici duruma getirilmelidir. Çalışma koşulları iyileştirilmelidir. Emeklilik dönemini de kapsayacak biçimde ekonomik olanakları artırılmalıdır. Öğretmenleri başka alanlarda yetişmişler arasından seçmek yerine özel olarak yetiştirmek, eğitimin niteliğini yükseltme çabalarını başarıya ulaştırma koşullarından bir başkasıdır. Türkiye`de öğretmen yetiştirmenin birçok türleri denenmiştir. Sonuç olarak görülmüştür ki, öğretmen yetiştirmek üzere özel olarak açılmış bulunan kurumları bitirenlerin meslekte gösterdikleri başarı, diğer kurumlardan gelenlerden daha yüksektir. Öğretmenlik uygulaması, yetişme döneminin önemli bir bölümünü oluşturmalıdır. Öğretmenlik, ancak uygulama ile öğrenilebilir. Eğitim ve öğretime ilişkin kuramsal bilgilerden öğretmenlik uygulamasında en üst düzeyde yararlanma becerisi, ancak uygulama içinde kazanılabilir. Öğretmen yetiştiren kurumlardan uygulamaya çok zaman ayırmış olanların daha başarılı öğretmen yetiştirmeleri beklenir. Yaşananlar, bu beklentinin boş olmadığını göstermektedir. Uygulama çalışmalarından istenen başarıyı elde etmenin güvencesi, öğretmen kökenli, öğretmenlik deneyimi görece uzun olan öğretim üyelerinin denetim ve gözetiminde yapılmasıdır. “Öğretmen yetiştirme” konusu, özel gündemle ve düzenli aralıklarla yapılacak eğitim kurultaylarında (şüralarda) ele alınmalı; meslek öncesi hazırlık döneminde izlenen yöntem, gerekirse, bu kurultaylarda varılan sonuçların ışığında yeniden belirlenmeli ya da geliştirilmelidir. Siyasi partilerin iktidara geldiklerinde söylediklerinin (neredeyse) tam tersini uygulamalarının bir sonucu olarak, demokrasinin katılım boyutunun çoğu kez yok sayılması, eğitimde verimliliği önleyen başlıca nedenlerden biridir. Eğitimde köklü değişikliklere yol açabilecek düzenlemeler yapılmaktadır. Bunların hemen hiçbirinin içinde, eğitim çalışanları ile onların kurdukları örgütler bulunmamaktadır.  Oysa bugün hükümet olan siyasi partinin muhalefette iken en çok önem veriyor göründüğü kavramlardan biri “demokratik katılım”dı. İktidara geldikten sonra en çok görmezlikten geldiği kavram da “demokratik katılım” olmuştur. Öğretmenler unvan yerine ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarının giderilmesini, durumlarının iyileştirilmesini beklemektedir.

5204 sayılı Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Yasa uyarınca uzman öğretmen olarak atama yapılması ve daha sonra dayanak yasanın iptali ile (Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümediğinden) öğretmenler çok daha büyük bir kaosa sürüklenmiş olacaktır. Bakanlık bu tür sorunların yaşanmaması için acil önlem almalıdır.

Ek Ders Ücretlerinde Yapılan Değişiklik Yeni Mağduriyetler Yaratmıştır

Değişik Adlar Altında İlave Ödemesi Bulunmayan Memurlara Ve Sözleşmeli Personele Ek Ödeme Yapılması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile öğretmenlerin aldığı ek ders ücretleri eylemli olarak düşürülmüştür. Şöyle ki;

657 sayılı Devlet Memurları Yasasının Ders ve konferans ücretleri başlıklı 176. maddesi uyarınca alanlarında yüksek lisans yapan öğretmenlere ek ders ücretleri % 25, doktora yapan öğretmenlere de ek ders ücretleri % 40 fazlasıyla ödenmekteydi.  Yasa ile yüksek lisans ve doktora yapmış olan öğretmenlerin bu hakları ellerinden alınmıştır.

Yasa ile 439 sayılı Yasanın Ek 1. maddesinin son fıkrası değiştirilmiştir. Yapılan değişiklikle öğretmenlerin hazırlık ve plan çalışmaları karşılığında aldıkları ek ders ücretleri haftada üç saati geçmemek üzere, her 10 saat için 1 saate düşürülmüştür. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslar uyarınca örneğin; Anadolu ve fen liselerinin dersleri yabancı dille okutan öğretmenleri ders dışı hazırlık ve planlama görevi karşılığında her 2 saat için 1 saat ek ders ücreti almaktadır.

Yine Yasa ile 439 sayılı Yasanın Ek 1. maddesine bir fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkra uyarınca “Yarıyıl ve yaz tatillerinde yapılan ders görevleri, ders görevinin yapılmış sayılacağı haller ile yüz yüze yapılan ders görevleri dışındaki ek ders görevleri hariç, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında aylık karşılığı ders görevini doldurmayanlara ek ders ücreti” ödenmeyecektir. Böylece köy okulları başta olmak üzere, aylık karşılığı ders saatini doldurmadığı için çok sayıda öğretmen, ek ders ücreti alamadığı için görev yaptığı okulda derse girmeyecek, bakanlık dışarıdan hizmet satın alacaktır. Yine aylık karşılığı ders görevini doldurmadığı için, atölyelerde yapılan görev karşılığında meslek dersi öğretmenleri ek ders ücreti alamayacaktır.

Yasa uyarınca ÖSYM tarafından yapılan merkezi sınavlarda adaydan ayrıca başvuru/tercih hizmeti bedeli alınacak, bu bedelin yarısı okul veya kurum müdürlüklerince başvuru ve tercih hizmetlerinde görevlendirilen personele verilecektir. Görevlendirme okul ve kurum müdürlüklerince yerine getirileceğinden, yönetimlerin öğretmenler arasında ayrımcı tutumlar takınmalarına da olanak vermektedir. Okul müdürü böylece istediği personele görev verecek, istemediğine de görev vermeyecektir.

Yargı Kararlarının Uygulanmaması Beraberinde Yeni Sorunlar Getirecektir

Bakanlığınız yargı kararlarının uygulanması konusunda, yasal yükümlülük olduğu halde, isteksiz davranmaktadır. Bunun için verilecek birkaç örnek konunun anlaşılması için yeterli olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı 2005/73 sayılı genelge ile Anadolu Lisesi öğretmen ihtiyacının il içinde görev yapan öğretmenler tarafından karşılanması amacıyla bir genelge çıkarmıştır. Anılan genelge uyarınca Anadolu liselerine birçok branştan binlerce öğretmenin ataması yapılmıştır.  Bu süreçte anılan genelgenin iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay`a dava açılmış,  Danıştay 2.Dairesi 2005/2651 esas sayılı dosyasından verdiği 10.4.2006 günlü kararla söz konusu genelgenin tümünün yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Anılan kararda Anadolu Lisesi Öğretmenlerinin Seçimi ve Atamalarına İlişkin Yönetmeliğe aykırı biçimde Anadolu Liselerine sınavsız atama olanağı getirdiğinden söz konusu genelgenin tümünün yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği belirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı bu karar üzerine dayanağı olan genelgenin yürütmesi durdurulduğundan yargı kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde Anadolu liselerine yapılan atamaların geri alması gerekmekteydi. Oysa bırakın 30 günü, anılan  yargı kararının uygulanması için yapılan başvurulara rağmen bu karar uygulanmamıştır. Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği`nin 8.maddesinin  3.fıkrasında geçen “…Bu süre öğretmenlerin günlük çalışma saati sürelerinin hesaplanmasında dikkate alınmaz” ibaresi nedeniyle tam gün eğitim-öğretim yapılan okul öncesi eğitim kurumlarında öğle yemeği için ayrılan sürenin öğretmenlerin çalışma süresinden sayılmamaktadır. Bu doğrultuda anılan ibarenin de içinde yer aldığı bir kısım yönetmelik maddelerinin iptali ve yürütülmesinin durdurulması için sendikamızca Danıştay`a dava açılmış, Danıştay 8. Dairesi 2006/1124 esas sayılı dosyada 16.6.2006 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı  vermiştir. Bu karar ile söz konusu ibarenin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesine ve Temmuz 2006 tarihinde Bakanlığa tebliğ edilmesine rağmen bugüne dek uygulanması için bir çalışma yapılmamıştır.       

Eğitimde Sözleşmeli Değil, Kadrolu İstihdam Benimsenmelidir

Anayasanın 128. maddesinde; “Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilmiştir.

Eğitim ve öğretim hizmetinin geçici olmadığı, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler arasında yer aldığı açıktır. Dolayısıyla eğitim ve öğretim hizmeti veren öğretmenlerin, Devlet Memurları Yasasının 4/C maddesi kapsamında ve geçici olarak veya 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli olarak çalıştırılmaları, Anayasanın 128. maddesine açıkça aykırıdır.

657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 4/C maddesinde “Geçici”, 4/B maddesinde de “Sözleşmeli personel” tanımlanmıştır. Yasanın 4/C maddesi uyarınca geçici öğretmen alınmasına son verilmiş olsa da, bakanlıkça düzenli olarak sözleşmeli öğretmen atanmaktadır. Oysa Yasanın 4/B maddesi, “Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere mahsus olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde” sözleşmeli personel çalıştırılabilecektir. Oysa öğretmenler eliyle sunulan eğitim hizmeti, yukarıda da dile getirildiği gibi, geçici bir iş olarak tanımlanamaz. Öğretmenlerin, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumlarda sürekli görevleri yerine getirdiği açıktır.

Öğretmen gereksiniminin, sözleşmeli öğretmen yerine kadrolu öğretmenlerle karşılanması eğitim bilimine de uygundur.

Öğretmen ve Derslik Açıkları Giderilmelidir

Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılı, kalabalık sınıf mevcutlarının azaltmak, derslik, okul, öğretmen, memur ve hizmetli açığını kapatmak, araç gereç ihtiyacını gidermek, eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında iyileştirme yapmak, ders kitaplarının içeriğini bilimsel hale getirmek ve üniversite kapılarındaki yığılmayı önlemek için gerekli adımların atılmadığı bir öğretim yılı olmuştur.

Türkiye`nin dört bir yanında, fedakarca çalışarak görev yapan öğretmenlerin sayısı eğitim sisteminin ihtiyaç duyduğu sayının oldukça altındadır. Milli Eğitim Bakanlığının verileri ve  sendikamızın yaptığı tespitlere göre Türkiye`nin Fen ve Anadolu liseleri dahil, 180 bin civarında  öğretmene ihtiyacı vardır. Nitelikli bir eğitim için sınıf mevcutlarının 24 kişi ile sınırlandırılması gerekir. Türkiye çapındaki tüm okulları 24 kişilik sınıflar şeklinde düzenlediğimizde 567 bin dersliğe ihtiyaç olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak mevcut derslik sayısı 422 bin dir. Öğrencilerin 24 kişilik sınıflarda eğitim görebilmesi için 145 bin yeni derslik yapılması gerekmektedir.

Sendika Yöneticilerinin Ücretsiz İzinlerini Kullanmasında Sorunlar Yaşanıyor

4688 Sayılı Kamu Görevlileri Kanunu`nun 18. maddesinde kamu görevlilerinin, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi tutulamayacağı belirtilmiştir. Aynı maddenin dördüncü fıkrası sendika yöneticilerinin ücretsiz izin uygulamasını şu şekilde düzenlemiştir; “Sendika veya konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve idare edecek yönetim kurulu üyeleri, genel kurulda yönetim kuruluna seçilenler ile sendika şube yönetim kurulu üyeleri seçildikleri tarihten itibaren durumlarını en geç otuz gün içinde kurumlarına yazılı olarak bildirirler. Söz konusu yöneticiler seçildikleri tarihten itibaren otuz gün içerisinde sendika tüzüğünde belirtilen hükümlere göre, ayrıca yazılı talepte bulunmaları halinde bu görevleri süresince aylıksız izine ayrılırlar. Talepte bulunmayanlar ise kurumlarındaki görevlerine devam ederler. İzine ayrılmayan yönetim kurulu üyeleri haftada bir gün kurumlarından izinli sayılırlar.”

Yukarıda belirtilen kanun maddesi açık iken, sendikamız yöneticilerinin izinlerini kullanmalarında çeşitli güçlükler çıkarılmaktadır. Eğitim Sen yöneticilerinin yasal hakkı olan izinlerini kullanmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Sendika Aidat Listeleri İlgili İşyerine, Sendika Şubelerine ve Temsilciliklere de Gönderilmelidir

Sendika aidat kesintilerinin merkezileşmesi ile birlikte sendika üyelerinden yapılan aidat kesintilerin tespit edilmesi ve denetlenmesi imkansız hale gelmiştir. İlgili kesinti bilgilerinin işyerlerinde olmaması, sendikal faaliyet ve üyelik durumunun tespit edilmesini güçleştirmektedir. Bu nedenle bu konuda işyerlerinde yaşanan sorunların önüne geçebilmek için sendika aidat bilgileri her ay işyerlerine gönderilmelidir.

Eğitim Emekçilerinin Talepleri ve Eğitimin Sorunları

Eğitim emekçileri, özlük hakları ile sosyal haklarını kullanma konusunda da büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Eğitim emekçilerinin sorunlarının çözüm üretileceği yerde her yıl katlanarak büyümesi tüm eğitim emekçilerini olumsuz etkilemektedir. Öğretmenler yoksulluk sınırının altında, memur ve hizmetliler açlık sınırında maaş almaktadırlar. Hükümetin önümüzdeki yıl için belirlediği zam oranları, bu yoksulluğu mutlak olarak arttıracak, diğer ülkelerde çalışan eğitim emekçileri ile aramızdaki sosyo-ekonomik uçurumu daha da büyüyecektir. 

Öğretmenler

Öğretmenlerimiz, Türkiye`nin en ücra köşelerinde, her türlü olumsuz şartlarla mücadele ederek görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Yaşamın olduğu yerde öğretmenleri görmek mümkündür. Ancak bu ücra köşelerde ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayacak bir alt yapı bulmak mümkün değildir. Sosyal ve kültürel zenginliğe sahip bölgelerde bile ekonomik nedenlerle öğretmenin yararlanması olanaksızdır. Öğretmen görevi gereği kendini çok yönlü yetiştirmek durumundadır. Ancak ne öğretmen, ne de yaptığı işi olan eğitim-öğretim işi gerekli desteği bulamamaktadır.

Öğretmenlerimiz, ekonomik anlamda 1920`li yıllar ile 1950`li yıllar arasında daha iyi yaşam koşullarına sahipken 50`li yıllardan 65`lere kadar büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. 1965`lerde başlayan nispi iyileşme dönemi 70`li yıllara kadar sürmüş, bu yıldan sonra öğretmenlerin satın alım güçleri her geçen yıl biraz daha bozularak 90`lı yıllara kadar gelinmiştir. Son on yılda ise; krizler ve enflasyon nedeni ile tüm eğitim emekçileri açısından büyük bir yoksullaşma süreci yaşanmıştır. Özellikle son on yılı ele aldığımızda; eğitim emekçilerinin her geçen yıl, bir önceki yılı mumla aradığı söylenebilir.

Yüz binlerce eğitim emekçisini açlığın ve yoksulluğun kıskacına alan, mesleğine karşı küstüren bu sisteme karşı, bilimsel, demokratik, nitelikli bir eğitim yaratmak için, tüm eğitim emekçilerini ekonomik ve sosyal açıdan doyuran bir alternatif yaratılmadığı sürece, yaşanan sorunların devam etmesi kaçınılmazdır. Öğretmenlerimize, hizmetli ve memurlara insanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşama koşulları yaratılmalı, bunun için de başta maaşların arttırılması olmak üzere, mesleki ve özlük haklarının geliştirilmesi gerekmektedir.

Teknik Öğretmenler

Mesleki Teknik Ortaöğretim kurumları bünyesinde endüstri meslek liseleri, teknik liseler, çok programlı liseler bulunmakta, ayrıca çıraklık eğitimi çıraklık merkezleri tarafından verilmektedir. Bu kurumlarda çalışan teknik öğretmenlerin görevleri ilgili kanun ve yönetmelikler tarafından belirlenmektedir.

Yüksek öğretim kurumlarının önündeki yığılmaları azaltmak, teknik alanlarda yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak ve popüler ifadeyle gençlerin ‘kısa yoldan` hayata  atılmalarını sağlamak amacıyla uygulamaya konulan Mesleki Teknik Liseler, ne yazık ki sorunlar yumağı içindedir. Mevcut uygulamalar nedeniyle Mesleki Teknik Liselere yapılan dev yatırımların karşılığı alınamamıştır. Yatırımları aktif  hale getirecek yönetici kadrolar gerek bakanlık gerekse kurum düzeyinde yeterince istihdam edilememektedir.

Teknik öğretmenler, aylık karşılığı okutulması gereken ders sayısının 20 saat olması nedeniyle mağdur olmakta ve dolayısıyla norm kadro uygulamasından yoğun bir biçimde etkilenmektedir. Fiili hizmet zammının kaldırılmasını hak gaspının en tipik örneği olarak değerlendirmek gerekmektedir. İşletmelerde meslek eğitimini izleme ve haftalık 6 saat egzersiz görevinin kaldırılması, koordinatörlük görevi sayısının düşürülmesi dikkat çeken yanlışlıklar arasında sayılmaktadır. Döner sermaye çalışmasını yürüten öğretmenlerin, çalışmada hiçbir katkısı olmayan yöneticilerden daha az ücret alması, sınav dönemi ödenmekte olan ücretin azaltılması, zorunlu bölge hizmetinin bir dönem öğretmene uygulanması, teknisyenlerin keyfi bir şekilde görevlendirilmesi adaletsizlik yaratmaktadır. Ayrıca, ders kitaplarının çağın ve teknolojik gelişmenin gerisinde kalması, okul ve bölüm sayısının plansız bir şekilde artırılması eğitimde kaliteyi düşürmektedir.

Teknik Öğretmenlerin Sorunlarına Yönelik Taleplerimiz

Aylık karşılığı okutulması gereken ders sayısı eşit ve adil olmalı, ders sayısı genel bilgi ve meslek dersleri öğretmenlerinin norm kadro için belirlenen sayıya eşitlenmelidir. Meslek eğitimini izleme görevi eşit dağıtılmalı, keyfiliği ortadan kaldırmak için, öğretmenler kurulunda karara bağlanmalıdır. Atölye ve laboratuvar çalışmalarında egzersiz görev ücreti yeniden belirlenmelidir. Koordinatörlük görevi hiçbir ayrıma gidilmeksizin eşit olarak dağıtılmalıdır. Fon paralarının amaç dışı kullanımı engellenmelidir.

Zorunlu bölge hizmeti nedeniyle mağdur olanların, bir kereye mahsus olmak üzere, istekleri doğrultusunda yer değiştirmeleri sağlanmalıdır. Döner sermaye çalışmalarına katılmayan yöneticilere ya ücret verilmemeli ya da makul bir seviyeye indirilmelidir. Teknisyenlerin görevleri ve çalışma koşulları, kendilerinin de katıldığı bir kurulda yeniden belirlenmelidir. Sınav ücretlerinde, yıl içinde en çok ders ücreti ödenen ayın ücreti baz alınmalıdır. Plansız bir şekilde açılan okul ve bölümler azaltılmalı, her alanda kalite yükseltilmelidir.  Atölye ve laboratuarlardaki görevli öğretmenler fiili hizmet zammından yararlandırılmalıdır.

Üniversite Çalışanları

Bilimsel bilgiyi üretmek, bu bilgiyi üretecek insanlar yetiştirmek ve üretilen bilgiyi toplumla paylaşmak üniversitelerin temel hedefidir ve bu evrensel bir gerçektir. Üniversiteler bir yönüyle bilgi üreten fabrikalardır. Bu fabrikalarda toplumun yeniden üretimi sağlanmakta, bir anlamda üniversitelerimiz, toplumsal gelişmeye öncülük etmektedirler.  

Eğitim, öğretim ve araştırma hakkı, ancak akademik özgürlüğün ve üniversite özerkliğinin bulunduğu bir ortamda tam olarak kullanılabilir. Akademik-sanatsal özgürlük; bilim insanlarının mevcut egemen öğretiyle kısıtlanmayan, öğretim, ifade ve tartışma özgürlüğünü ifade eder.

Özerklik; üniversitelerin akademik çalışmaları, işleyiş kuralları, yönetimleri ve diğer faaliyet alanları bakımından kendi iradeleriyle oluşturdukları organlar eliyle kendi kendilerini yönetmeleridir. Ancak ülkemizde başta YÖK düzeni olmak üzere, tüm siyasi iktidarlar üniversiteleri kendi egemenlikleri altına almaya çalışmışlardır. Üniversiteler üzerinden yürütülen tartışmalarda üniversitelerimizin, üniversite çalışanlarının ve öğrenciler zarar görmekte, özerk-bilimsel-demokratik üniversite talebi dikkate alınmamaktadır.

YÖK ve siyasal iktidarın temsil ettiği anlayışlar üniversitelerimizden ellerini çekmeli, özgür bilim ve sanat, demokratik-katılımcı yönetim ve özerk-bilimsel üniversite anlayışının hayata geçirilmesi için çaba harcanmalıdır. Üniversitelerimiz ancak o zaman demokratik işleyişin egemen olduğu, bilimin özgürce üretildiği kurumlar olabilir. Bunun için öncelikle, üniversiteler siyasal iktidarların etki alanında olmaktan çıkarılmalı, üniversitelerin tüm kurumlardan, siyasi iktidardan ve sermayeden bağımsız olarak kendi kararlarını almaları sağlanmalıdır. Bilimin özgürleşmesi, kamusal, özerk ve demokratik bir üniversite anlayışı ancak bu koşullarda yaşatılabilir.

Üniversite ve Üniversite Çalışanlarına Yönelik Taleplerimiz;

YÖK kaldırılmalı, üniversiteler demokratikleştirilmelidir. Üniversiteler özerk, katılımcı, laik, demokratik ve çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üniversiteler ve yükseköğretimin işleyişi siyasi iktidarların her türlü müdahalesine kapalı olmalıdır. Politik yatırımlar ve oy hesabı nedeniyle, neredeyse her kentte bir üniversite açılmış, doğal ki, üniversiteler arasında ortalama kalite yakalanamamıştır. Üniversitelerimiz arasında derin uçurumlar bulunmaktadır. Bu eşitsizlik hem alt yapıda hem eğitim ve öğretimde hem de kadrosal düzeyde görülmektedir. Bu yüzden yeni üniversite ve yüksek okul açılmamalı, mevcutlar arasındaki eşitsizlik giderilmeli ve yükseköğretimin niteliği yükseltilmelidir. Üniversitelerde karar alma yetkisi demokratik olarak oluşturulan kurullara, alınan kararları yürütme yetkisi ise seçilmiş görevlilere verilmelidir. Üniversiteleri paralı hale getirme girişimlerine son verilmeli, üniversite kapıları yoksul kesimlerin çocuklarının yüzüne kapatılmamalıdır. Öğretim üyelerinin, öğretim görevlileri ve araştırma görevlileri ile diğer üniversite çalışanlarının iş yükleri azaltılmalı, bunun için ihtiyaç oranında kadro ayrılarak, adil ve eşit şekilde dağılım yapılmalıdır. Üniversite öğretim elemanlarının daha sağlıklı ve verimli çalışabilecekleri, araştırma yapabilecekleri mekanlar sağlanmalıdır. Araştırma görevlilerine çalışacakları konularda dayatma yapılmamalı, çalışacakları konuları özgürce seçmeleri sağlanmalıdır. YÖK Kanunu`nun 33/a maddesince atamaları yapılan Araştırma Görevlilerinin kadro durumları, aynı kanunun 50/d maddesine çevrilmek istenmektedir. Bu düzenlemeyle Araştırma Görevlileri iş güvencesinden yoksun bırakılmakta ve bilimsel üniversite işini kaybetme korkusu duyan genç bilim insanlarının gelecek kaygılarına feda edilmektedir. Yapılan işlem hukuksuzdur ve yasalara aykırıdır. Araştırma görevlileri iş güvencesine kavuşturulmalı, tüm sosyal haklardan eksiksiz yararlanmaları sağlanmalı, asistanlık kurumu yeniden inşa edilmelidir. Vakıf üniversitelerine yönlendirilen araştırma fonları yeniden kamu üniversitelerine yönlendirilmeli, bilimsel araştırmalar için ayrılan fonlar arttırılmalı, üniversitelerin her türlü teknik araç ve gereç ihtiyacı giderilmelidir. Tüm üniversite çalışanları, ayrım yapılmaksızın Üniversite Personel Yasası kapsamına alınmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi, üniversitelerimizde de çalışan yardımcı hizmetliler için açık ve net bir iş tanımı yapılmalı, hakları konusunda bilgi verilmeli ve böylelikle hizmetlilerin keyfi  görevlendirilmesi, kişisel işlerde kullanılması sona erdirilmelidir. Tüm birimlerde ve özellikle de Kredi ve Yurtlar Kurumu`nda vardiyalı olarak çalışan personele ücretsiz servis hizmeti verilmelidir. Bir başka adaletsizlik de, aynı işi yapan memur ve işçi statüsündeki personel arasında görülmektedir. Bu iki grup çalışan aynı işi yaptığı halde yasadaki tanım farklılığı nedeniyle sosyal haklardan ve fazla mesai ücretlerinden eşit bir şekilde yararlanamamaktadır. Bu farklılık bir an önce giderilmeli, hafta sonları ve tatiller için 15.5 saat fazla mesai verilmelidir. Hizmet içi eğitim ile ilgili sıkıntılar ortadadır. Personelin bilgi ve beceri düzeyini yukarı çekecek, verimliliği yükseltecek hizmet içi eğitim devreye sokulmalıdır. Üniversitelere bağlı yurtlarda nöbet tutan personele, Yurt-Kur`a bağlı yurtlarda nöbet tutan personelle eşit haklar tanınmalı, nöbet karşılığı olarak bir gün izin verilmelidir. Eğitim Sen`e üye personelin rahatça kullanacağı temsilcilik odası ihtiyaç olan her yerde açılmalıdır. Üniversite öğrencilerinin hak arama eylemleri sırasında takınılan saldırgan tutumlar sona erdirilmeli, öğrencilere uygulanan disiplin cezaları sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır. Tüm üniversite hayatı öğretim üyesi, araştırma görevlileri, diğer üniversite çalışanları ve öğrencileri kapsayacak şekilde demokratikleştirilmelidir.

Memurlar

Eğitim sisteminin önemli yapı taşlarından birisi de memur personeldir. Diğer çalışanlarla aynı ortamda bulunan ancak eşit haklara sahip olmayan memurlar, sanki, kendilerine yüklenen her türlü angaryayı, tartışmasız yerine getirmekle yükümlüdür. Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlı olarak çalışan memur personelin hem yasal düzenlemeye hem de zihinsel bir değişime ihtiyaçları vardır. Bu ifadeden kastımız, eğitim bileşenlerinin memur personele bakış açısının değişmesidir.

Memur personelin görev tanımı ya yoktur ya da mevzuatla belirlenmektedir. Bu durum karışıklığa ve keyfiliğe yol açmaktadır. Kimi mevzuatlarda görev tanımı yapılırken, ‘müdür ve müdür yardımcılarının verdiği her türlü görevi yapar` denilmekte ve böylece keyfiliğe meydan verilmektedir. Memur personelin görevle ilgili sorunları yanında, ekonomik, demokratik ve sosyal açıdan da iyi bir durumda olduğu söylemek mümkün değildir. Görevleri çok ve tanımsızdır; okullarda çalışan ve öğrenci sayısının fazla olması büyük sıkıntılara yol açmakta, kurumlar arasındaki dengesiz dağılım, kütüphane, sağlık, ambar, ayniyat kadrolarının pek çok okulda boş olması ise memurları içinden çıkılmaz bir durumda bırakmaktadır.

Memurların Çalışma Koşularına Yönelik Taleplerimiz;

Yeterli kadro açılarak memur alınmalı ve kurumlar arasında adil dağılım yapılmalıdır. Yüksek öğrenimi bitirenlerin şeflik ve yöneticilik kadrolarına geçişleri kolaylaştırılmalıdır. Çalışma süreleri düzenlenmeli, sekiz saatin üzerine çıkılmamasına özen gösterilmelidir. Yüzdelik maaş artışlarıyla sefaletten kurtulmaları mümkün olmayan memur personelin ücreti önce insanca yaşayacağı bir düzeye çıkartılmalı, artış yapılırken ise “yoksulluk sınırı” dikkate alınmalıdır. Memurlara ödenen yemek, yol, giyecek ve benzeri ücretler günün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir. Memurlar lojmanlardan yararlandırılmalı, sosyal tesislerden yararlanmaları sağlanmalıdır. Memurlar ya merdiven altlarında ya da borum katlarında iş görmeye çalışmaktadır. Çalışma mekanları yeniden düzenlenmeli, sağlıklı koşullarda çalışmaları sağlanmalıdır. Odaların en az 16 M2 olması sağlanmalıdır. Teknik araç gereç eksikliği giderilmeli, işler sıkıntıya düşmeden ve hızlı yapılabilecek bir donanıma kavuşturulmalıdır.

Hizmetliler

Hizmetliler, eğitim kurumlarının emektarlarıdır; sistemden kaynaklı bütün olumsuz sonuçları en çarpıcı bir biçimde hissedenlerin başında gelmektedir. Kurumların fiziksel yetersizliğini ve yönetim anlayışının yanlışlığını yoğun bir biçimde hizmetliler yaşamaktadırlar. Hizmetli arkadaşlarımız, normal görevlerinin dışında kalorifer yakma, şoförlük, gece bekçiliği ve yöneticilerin özel işlerini yapmakla görevlendirilmektedir. Bunun karşılığında ücret, yevmiye, yolluk, yiyecek ve giyecek yardımı yapılmamakta ve fazla mesai ücreti ödenmemektedir.

Yöneticilerde ne yazık ki, ‘yardımcı hizmetli personel her işi yapar` anlayışı hakimdir. Bir çok yönetici “ağa-hizmetkar- bakış açısıyla hizmetlilere yaklaşmaktadır. Hizmetli personel de haklarının ve görev tanımının farkında değildir. Yardımcı Hizmetler Sınıfına dahil edilerek daha baştan eğitim-öğretim sınıfından koparılan bu insanlar, böylelikle kolay yönetilebilir bir konuma getirilmişlerdir. Eğitim öğretim sistemi içinde yeri ve önemi tartışılmaz olan bu kesim, öğretmen ve idarecilerden ayrılarak alt bir tabaka haline getirildiği bilinmektedir.

Yardımcı Hizmetli Sınıfındaki eğitim emekçileri neredeyse her gün 10-12 saat civarında çalıştırılırken, fazla çalışma karşılığında ne fazla mesai almakta, ne de izin kullanabilmektedir. Haftada 15 saatten fazla çalışan öğretmene ek ders ücreti ödenirken, günde 10 saat çalışan memur ve hizmetlilere ücret ödenmemesi açıkça adaletsiz ve haksız bir uygulamadır. Aynı işyerinde Şef konumundaki Memurlara ek ders ücreti ödenirken, diğer personele, üstelik daha fazla iş yapmasına karşın, hiçbir ücret ödenmemektedir. Yine her yıl Eylül ayında öğretmenlere ödenen eğitim öğretim hazırlık ödeneğinin memur ve hizmetlilere ödenmemesi arada korkunç bir uçurum yaratmış ve öğretmeni bu sınıftaki insanlardan koparmıştır. Aynı işyerinde birlikte çalıştığımız insanlara karşı böylesine ayırımcı bir tutum takınılması kabul edilemez. Aslında bu ödeneği en fazla hak eden memur ve hizmetliler iken, bu kesimin her yıl es geçilmesi, Hükümetlerin genel bir politikası olmuş ve hizmetli arkadaşlarımız her dönem adeta sorunlarıyla baş başa bırakılmıştır.

Hizmetlilerin Çalışma Koşullarına Yönelik Taleplerimiz;

Yeterli kadro açılmalı, hizmetli açığı kapatılmalı, özellikle genç hizmetliler işe alınmalı ve kurumlar arasında adil dağılım yapılmalıdır. Sobalı okullarda 3 birime 1, kaloriferli okullarda 4 birime 1 hizmetli verilmelidir. Hizmetlilerin gece bekçisi olarak görevlendirilmesine son verilmeli, bu iş için ayrı bir kadro istihdam edilmelidir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu