26 Ağustos 2008 tarihli Sabah Gazetesi`nde Sayın Umur Talu`nun “Öğretmen Köleler” başlıklı bir yazısı yayınlanmış ve bu yazıya Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından yanıt verilmiştir. 27 Ağustos tarihli köşesinde bu yanıtları “Alın Grevi, Sendikayı; Vazgeçin 657`den!” başlığıyla özetleyerek köşesine taşıyan Umur Talu`nun bu makalesini, AKP iktidarının piyasalaştırmanın önderi ve güvenceli istihdamın düşmanı olduğunun ilk ağızdan itirafı olduğu düşüncesiyle sizlerle paylaşıyoruz. İşte, görevde bulunduğu süre içerisinde eğitimde her türlü gericileştirme ve piyasalaştırma faaliyetinin arkasında bulunan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik`ten inciler. Umur Talu`nun 26 Ağustos 2008 tarihli köşe yazısı: “Öğretmen Köleler” “Eğitim şart” denen memlekette, inanılmaz katliam: Her yıl 80 bin öğretmenlik mezunu… En fazla 30 bin kadro… 250 bin işsiz öğretmen… Bir 80 bin de “sözleşmeli hoca”! Sözleşmeli şu demek: İşsiz bekleyecek. Amele pazarında. Mevsimlik çalıştırılacak. İş verilirse, ders verilirse o ay 350 YTL filan alacak. İstendiğinde kovulacak. Şahsiyeti olmayacak. Hep korkularla, öfkelerle, sıkıntılarla, endişelerle, ezilerek, üzülerek yaşayacak. Başta müdür, meslektaşları karşısında da, öğrenciler karşısında da, ailesi karşısında da iki büklüm olacak. Kalbi yaralı kalacak. Bedeni ürkek. Elleri titrek. Dili peltek. Devlete güveni sıfır. Kendine güveni 5 üstünden 1. Hal ve gidiş yaralı. Öyle sınıfta ve kapıda kala kalacak. Takdir yok. Sevgi yok. Şefkat yok. Alıp büyüttüğü öğrencileri yok. Hep bütünlemede. Hep beklemeli. Hep köle. Hep yoksul ve yoksun. Hep boynu eğik. Hep bunalımda. Memleket sathında yüz binlerce kavruk çocuk da böyle yetişecek: Mutsuz öğretmenler onlara mutlu olabilmeyi öğretebilsin diye, bir umutla. “Bana bir kelime öğretenin kölesi olayım” demeye kalmadan, “öğretenler”in zaten “köle” olduğu şimdiki zamanda. Umur Talu`nun 27 Ağustos 2008 tarihli köşe yazısı: “Alın grevi, sendikayı; vazgeçin 657`den!”Dünkü “Öğretmen köleler” ifademe Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik kökten itiraz etti. Dediklerini (öğretmenlere de) aktaracağım. Ama bir sözü var ki, belki tartışılır: “Buraya gelen memur, öğretmen temsilcilerine söylüyorum hep: Grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı verelim, siz de 657 sayılı yasanın memuriyet garantilerinden vazgeçin. Ama kabul etmiyorlar! “Bakan, “sözleşmeli, ücretli öğretmenlik”e “kölelik” denmesini kabul etmiyor. Bana söyledikleri şunlar: 1. Batı`da herkes ücretli. Devlet, işini beğenmiyorsa çalışanın, ona yol verir. Bizde öyle değil. Erzurum`da 9 kere görevden aldığım Milli Eğitim Müdürü var. Her seferinde mahkeme kararıyla dönüyor. Vali bile “kurtarın bizi” diyor. Neredeyse 20 yıldır orada. 2. Devlette sözleşmelilik bizim icadımız değil. Ayrıca, bugüne kadar 4 B kapsamında alınıp da görevine son verilen bir öğretmen gösterilsin bana! 3. Türkiye hala dünyanın son sosyalist ülkesi. Sendikalar hem grev, toplu sözleşme olsun istiyor, hem de 657 kalsın diyor. İşini yapmayan adamı işten çıkartamıyoruz. Bir sürü bürokratik safha var. 4. 2008 başında “30 bin öğretmen atayacağız” dedim. Sonra bunu 35 bine çıkardık. 25 bini atandı. Eylül`de de 10 bin atanacak. 5. Eğitim fakülteleri ihtiyaç olmayan biçimde öğretmen çıkarmış. Geçmişte hesapsız kitapsız açılmışlar. Biz açtırmıyoruz. Öğrenciler piyasa şartlarına uygun yetiştirilmeli. 6. Benim dönemimde 223 bin öğretmen atandı. Buna 130 bin usta öğreticiyi de ekleyin. 650 bin öğretmenimiz var. Her 3 öğretmenden biri bizim zamanımızda atanmış. 7. Bir okuldan mezun oldum, kamu bana hemen iş versin mantığı olur mu? Hukukçu ille savcı, hakim mi oluyor? Ayrıca, ODTÜ`ye, Boğaziçi`ne giremedin de Kars Kafkas`a girdin, benim kabahatim ne?











