Eğitimde Talan, Sağlıkta Talan, Şimdi de Doğada Talan

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNDEN ELLERİNİZİ ÇEKİN

Bilindiği üzere son günlerde Kazdağları`nda uluslararası maden tekellerinin doğaya ve insan yaşamına ağır tehditler içerecek biçimde altın arama faaliyetlerine giriştiği görülmektedir. Uluslararası tekellerin dinmek bilmeyen ve insanlığa yıkımdan başka bir şey önermeyen kar hırsı yaşam alanlarımızı ve çocuklarımızın geleceğini ciddi oranda tehdit etmektedir. Eğitim Sen olarak söz konusu talanın sona erdirilmesinin, yer altı ve yerüstü ulusal kaynaklarımızın her alanda özelleştirilmesi sevdasını elden bırakmayan AKP Hükümetinin talana imkan veren madencilik yasasının yürürlükten kaldırılarak halktan ve doğadan yana bir çevre ve maden politikasının gerekli olduğunu ilan ediyoruz. Bu konuda etkin faaliyetler yürüterek kamuoyunu aydınlatan Çanakkale Çevre Platformu`nun son derece bilgilendirici olduğunu düşündüğümüz iki basın açıklaması metnini aşağıda dikkatinize sunuyor ve tüm halkımızı duyarlılık ve dayanışma göstermeye davet ediyoruz.

 

27.10.2007 Tarihli Çanakkale Çevre Platformu Basın Açıklaması Metni:

BASININ VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Türkiye`de 80`li yıllardan bu yana izlenen neoliberal politikalar ile sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara, küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız, dağlarımız ve madenlerimiz  vardır.

2004 yılında Dünya Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine  maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha yeni müracaatlarla birlikte 450 bin Km² yi bulmaktadır.Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında alınan 1750 milyon dolar onur kırıcı bir bedeldir.

Son günlerde Kazdağlarında altın aramaları ile ilgili olarak önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü onurlu mücadeleyi “ajanlık ” olarak nitelemiş, arkasından da yanına aldığı 22  madenci (altıncı) bilim adamı ile birlikte Bakanın  üslubu ile bu mücadeleyi bilgisizlikle suçlamıştır. Bu arada da Kazdağlarında çok ciddi maden rezervi bulunduğunu ilan etmişlerdir. Bu ilanın zamanlaması bakanın deyimi ile manidardır.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının maden deyince, aklına altın gelmekte ve altını en kirli şekilde (siyanür liçi ) çıkarmaya çalışan işbirlikçilerin hamiliğine soyunmaktadır.

Kazdağlarında ciddi maden rezervinin olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki; Kazdağları, çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağıdır. Dünyanın ikinci önemli oksijen merkezidir. Bünyesinde barındırdığı önemli sayıda endemik bitki ve hayvan varlığı ile önemli bir gen merkezidir. Tarih, kültür alanı ve mitoloji kaynağıdır. Başta İlyada olmak üzere Homeros destanları bu toprakların kültürünü, uygarlığını anlatır. Bu destanlar Avrupa`da ilköğretimden başlayarak okullarda okutulur, bizim ülkemizde de okullarda okutulmalıdır. Dünyanın en kaliteli meyve ve sebzelerinin yetiştiği bir mekan, önemli bir süt ve et üretim merkezidir. Ülkemizin en önemli orman alanlarından biridir. Eteklerinde yetişen zeytini ve üretilen yağı sarı altındır. Bu değerlerin tamamı Kazdağlarının üzerindedir. Kazdağları böyle de kalacaktır. Yer altındaki maden rezervleri yer üstü zenginliğinin yanında bir hiçtir.

Kazdağları yer yüzü cennetidir. Bu cennette dağların içinin oyularak siyanürlü yöntemle altın üretilmesi başta suları, havayı, tarım topraklarını kirletecek, ormanları yok edecek, tarihi değerleri ve kültürel yapıyı bozacak, tüm tarımsal üretimi hem nicel hem de nitel olarak düşürecek, bölgenin organik nitelikteki üretim özelliğini bozacak, yörede yetişen ürünlerin pazar payını düşürecektir.

Et ve süt üretiminde, siyanür ve onun çözündürdüğü arsenik, molibden, civa gibi ağır metallerin varlığı önemli beslenme sorunları yaratacak başta bölge insanı olmak üzere geniş bir kesimin gıda güvenliği tehlikeye düşecektir. Yörede tarımda çalışan yüzde 50 den fazla nüfus işsiz ve aç kalacak yurt bildikleri toprakları terk edeceklerdir.

Zaten kıt olan su kaynakları, kirlenmenin ötesinde tükenecektir. Altın çıkarmada 1 ton kayaç için 3 ton  su kullanılacak, 1 trilyon tondan fazla kayacın işleneceği düşünüldüğünde 3 trilyon tondan fazla suyun kullanılacağı açıktır.Tüm dünyada suyun stratejik öneminin arttığı bu konuda önemli pazarların oluştuğu ülkemizin de güvenlik sorunu haline geldiğini düşündüğümüzde böyle bir lüksümüzün olmaması gerekmektedir.

Maden ocakları 1.derece deprem bölgesindedir. Bölgede halen diri olan ve büyük ölçekte deprem üretmesi muhtemel olan faylar mevcuttur. Maden işletilip, alan atık barajları ile terk edildiğinde hem deprem riski sürecek hem de yörede tüm canlılar için ölümcül hastalıklar yüzlerce yıl etkisini sürdürecektir.

Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından ödenecek devlet hakkı yine madencilerin beyanları esas alınarak ocak başı satış fiyatının yüzde 2 sidir. Yani 100 gr altının 2 gramı devlete ödenecek 98 gramı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile madencilerin Kazdağlarının kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırma, güneyinde maden işlemekten vazgeçip, kuzeyi maden işletme alanı olarak belirlemek gibi bir niyetinin olduğu dikkatlerimizden kaçmamaktadır. Kazdağları  bir bütündür. Kuzeyi yani dorukları yani su kaynakları kirletildiğinde güneyinin bu kirlilikten payını alacağı bilinmektedir.

Güneydeki duyarlı kamu oyu ve sivil toplum örgütleri bu durumun farkındadır. Bu amaçla bölgede oluşan olumlu hava “böl yönet” mantığı ile bozulmaya çalışılmaktadır.

Çanakkale halkı ile Körfezin duyarlı insanları bu konuda tek yumruktur. Bölünmek şöyle dursun Türkiye`nin altın çıkarılan  tüm bölgeleri ile birleşme kararlılığındadır.

Gerek Enerji ve Tabi Kaynaklar  Bakanının gerekse onunla beraber hareket eden ve aynı üslubu kullanan 22 adet bilim adamının bu durumu ve Kazdağlarının yer üstü zenginliklerini bilmemesi bilgisizlikten kaynaklanmıyor ise; gözlerini dünyanın en kirli ve en kanlı madeni altının bürümesindendir.

Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden, toplumsal maliyetleri hesaplanmadan, yöre insanının izni ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı için başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.

3213 sayılı maden yasasının bazı maddelerinin iptali için  anayasa mahkemesinde açılan dava 3 yıldan fazla süredir sonuçlanmamıştır. Söz konusu davanın biran önce sonuçlanmasını diliyoruz. Sonrada yerine ulusal çıkarlarımızı gözeten yeni bir yasa konmalıdır. Bu yasa nedeni ile genelde ülkemiz üzerine özelde de Kazdağları üzerine konan ipotek kaldırılıncaya kadar işbirlikçilere, ajanlara inat bu onurlu mücadelemiz sürecektir.

Saygılarımızla

Hicri NALBANT

Çanakkale Çevre Platformu Sözcüsü

03.10.2007 Tarihli Çanakkale Çevre Platformu  Basın Açıklaması Metni:

KAZDAĞLARINDA ALTIN MADENCİLİĞİ ÇANAKKALE`DE ÇEVRE KİRLİLİĞİ İSTEMİYORUZ

Türkiye`de 80`li yıllardan bu yana izlenen neoliberal politikalar ile sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara, küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sıra eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi hizmet işletmelerinin satışına gelmiştir. Daha sonra sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız ve dağlarımız vardır.

Böyle giderse ulusumuz egemenliğini kaybedecek, Anayasanın 6. maddesinde belirtilen

” Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…” ibaresinin hiç bir anlamı kalmayacaktır.

Ayrıca Anayasanın 56. maddesine göre “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir…” denilmesine rağmen son hazırlanan 9. kalkınma planında hemen hemen  çevreden hiç söz edilmemektedir.

Çanakkale`ye ilin emisyon hacmi dikkate alınmayarak, yer seçimi iyi yapılmayarak, dünyanın en kirli sanayileri (Demirçelik, Termik Santral, Çimanto Sanayi, tersane vs.) kurulmakta bu yüzden hava, su tarım arazileri, ormanlar ve denizler kirletilmekte adeta çevre felaketine doğru adım adım gidilmektedir. 2004 yılında “Dünya Çevre Günü”nde çıkarılan 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin km² si Batı Anadolu` da olmak üzere 155 bin km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların iş birlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir.Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin km² yi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında alınan ruhsat ücreti 1750 dolar gibi onur kırıcı bir bedeldir.

Yine bilindiği gibi oksijen deposu, dünya mitolojisinin en ünlü öykülerinin geçtiği mekan, biyolojik çeşitlilik alanı, bir çok türün endemik olarak yetiştiği alan, gen kaynağı, dünya mirası ve Balıkesir-Erdek-Çanakkale-Edremit Körfezi -Ayvalık hattında yaşayan 1.5 milyon insanın içme-kullanma ve tarımsal sulama suyu kaynağı olan Kazdağlarının 100 bin dekarı aşan bölümünde çok uluslu şirketler ve onların taşeronlarına çok sayıda maden ruhsatı verilmiştir.Bu ruhsatlar kapsamında Çan (Söğütalan, Bardakçılar, Halilağa, Hacıbekirler) Bayramiç (Muratlar, Karıncalı, Zeytinli, Kuşçayırı), Çanakkale (Kirazlı), Ayvacık (Bahçedere) gibi bir çok yerde sondajlar sürdürülmektedir. Bu nedenle daha şimdiden bir çok köyümüzün içme ve kullanma sularında sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. İleride işletme ruhsatı alınıp madenler siyanürlü Liç yöntemi ile işletilmeye başlandığında hava kirlenecek, ormanlar yok olacak, yer altı suları ile baraj ve göletler zehirlenecek tarımsal üretim tehlikeye girecek, başta Çanakkale halkı olmak üzere tüm yöre halkının sağlığı bozulacak, ölümcül hastalıklar artacaktır.

Maden şirketleri 15 yıl gibi bir sürede çalışmalarını tamamlayıp Kazdağlarının altını üstüne getirdikten sonra içerisinde birçok zehirli madde ve ağır metal dolu atık havuzlarını bizlere hediye edip gideceklerdir.

Birinci derecede deprem bölgesinde ağır metallerin çözümlendiği , sürekli zehirli gazlar ve radyoaktif maddelerin havaya yayıldığı bu atık havuzları ile birlikte yöredeki tüm canlılar büyük bir risk altında yaşamaya devam edeceklerdir. Kıbrıs Lefke ve Balıkesir Balya`da işletilip 80 yıl önce terk edilen madenlerin çevreye ölüm saçtıkları gibi yüzlerce yıl bu atıklar tüm yaşamımızı etkileyecektir.

Çoğu Kanada`lı olan çok uluslu şirketlerin kendi ülkelerinde ve İsviçre Alplerinde maden aramak akıllarına gelmezken Kazdağları`nda ne işleri var? Ülkemiz Kanada`dan Kazdağları İsviçre Alplerinden ,yurttaşlarımız Kanada` lılardan daha mı değersiz?

Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından devlete ödenecek bedel ocak başı satış fiyatının yüzde 2` sidir. Yani 100 gr altının 2 gr mı devlete ödenecek 98 gr ı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.

Küresel ısınmanın en çok etkilendiği bölge ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesidir. Ülkemiz giderek yakın gelecekte su fakiri ülkeler arasına girecektir. Su tüm dünyada önem kazanacak ülke güvenliğimiz su yüzünden tehlikeye girecektir.

Hal böyle iken bir gram altın üretmek için (20 miligram altın kazanmak için) içme kullanma ve tarım alanlarında su bulamazken 500 litre su kullanmak gibi bir lüksümüz olamaz.

Sözü edilen 3213 sayılı maden yasası çok uluslu şirketlerin hazırlanmasında fazlaca katkı koydukları olağan üstü yetkiler kullanan yönetmelikleri bile yasa gücünde olan olağan dışı bir yasadır. Türkiye`yi teslim alma yasasıdır.Yabancılara verilmiş yeni kapütülasyondur.

Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesinde beklemekte olan iptal davası bir an önce sonuçlandırılmalı; yerine ulusal çıkarlarımızı gözeten yeni bir yasa konulmalıdır.

Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden, toplumsal maliyetleri hesaplanmadan yöre insanının izin ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı gerekçesiyle başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.

Çanakkale Belediyesi başta olmak üzere, Bayramiç, Çan, Umurbey, İntepe Belediyeleri  ilimizdeki meslek odaları, sendikalar ve tüm kitle örgütlerini altın madeni ruhsatlarının iptali için dava açmaya, tüm Çanakkale halkını da bu davanın tarafı ve takipçisi olmaya çağırıyoruz.

ÇANAKKALE ÇEVRE PLATFORMU

YÜRÜTME KURULU

————————————————

İLETİŞİM İÇİN

ÇANAKKALE ÇEVRE PLATFORMU

Tel/Faks: 0 286 212 05 60

Cevatpaşa Mah. Ziveriye Sokak No: 18

http://cevreplatformu.blogspot.com/

E posta: [email protected]@gmail.com

Haber grubu e posta: [email protected]

Haber grubu web: http://groups.google.com/group/canakkalecep?hl=tr

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu