Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer’in Güncel Gelişmelerle İlgili Olarak Yapmış Olduğu Basın Toplantısı Metni

Eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır yoksulluk sınırının altında maaş aldıkları ve geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda oldukları bilinmektedir. Hükümetler, eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal ve özlük sorunlarını çözmek yerine, benimsedikleri emek karşıtı politikalar ile çalışma ve yaşam şartlarının daha da kötüleşmesine neden olmuşlardır. Son olarak AKP Hükümeti tarafından benimsenen ve kararlılıkla uygulanan neoliberal politikalar tüm kamu emekçilerini, işçileri, köylüleri ve diğer halk kesimlerini olumsuz etkilemiştir.

Kamu emekçileri içinde gerek yaptıkları işin önemi, gerekse sayıları bakımından önemli bir yer tutan eğitim ve bilim emekçileri, ekonomik, sosyal, özlük ve demokratik taleplerini dönem dönem eylemler yaparak kamuoyuna taşımaya çalışmıştır.

Ek Ders Ücretlerindeki Artış Yeterli Değildir

Eğitim Sen`in nitelikli eğitim talepleri arasında yer alan ek ders ücretlerinin arttırılması talebi üzerine Hükümet, ek ders ücreti artışlarını gündemine almıştır. Ancak öğretmenlere ödenen ek ders ücretlerindeki artış talebimiz net 10 YTL olmasına karşın Hükümet ek ders ücretlerini 5 YTL olarak belirlemiş, bilim emekçilerinin aldıkları ek ders ücretlerinde ise herhangi bir artış geçekleştirilmemiştir. Yapılan artış yetersiz olmasına karşın, sendikamızın 24-27 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirdiği “Eğitimcilerin Büyük Yürüyüşü”nün kazanımıdır.

Hükümet`in belirlemiş olduğu ek ders ücreti artışı, taleplerimizin çok altında ve yetersizdir. Üstelik ek ders ücretleri artışlarının 1 Nisan`dan itibaren arttırılmasının benimsenmesi, yaşanan mağduriyeti daha da arttıracaktır. Ek ders ücret artışları 1 Ocak 2006`dan itibaren geçerli olmalı ve bilim emekçilerinin de ek ders ücretleri arttırılmalıdır.

Bunun yanında yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlerin almış oldukları ek ders ücretlerinin düşürülmek istenmesi kabul edilemez bir uygulamadır. Böylesi bir uygulama, eğitim alanında uzmanlaşmak için lisans üstü eğitim yapan eğitim emekçilerinin cezalandırılması anlamına gelecektir.

Ek hizmet tazminatı tüm kamu emekçilerini kapsamalıdır

AKP hükümeti, her konuda olduğu gibi kamu emekçilerinin  ücretleri ve hakları konusunda, tek yanlı ve keyfi tutumunu sürdürmeye devam etmektedir.  AKP Hükümeti, kamu emekçileri arasında objektif kurallara dayanmayan ciddi bir ayrımcılık yapmaktadır. 2006 yılı toplu görüşmelerinde belirlenen ilk 6 ay için % 2,5 artış ve 40YTL, ikinci 6 ay içinde % 2,5 ve 40YTL artışa ek olarak; polis ve din görevlilerine “Özel Hizmet Tazminatı” artışı olarak %25 civarında ilave ücret artışı kamuoyuna açıklanmıştır. Polis ve din görevlileri aylık 100 YTL`ye varan ek bir artış alacaklar ve bu artış emekliliklerine de yansıtılacaktır.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu`nda kabul edilen düzenleme ile ilave ödemesi olamayan diğer kurumlarda çalışan bir milyon kişiye toplam 40 + 40 milyon YTL ödenek ayırırken, polis ve din görevlilerine bu artışın üzerine fazladan 100 YTL artış yapılması, Hükümetin diğer kamu emekçilerine üvey evlat muamelesi yapması anlamına gelmektedir. AKP Hükümeti, toplu görüşme mutabakat metninde yer almayan bir düzenleme yaparak keyfi ve siyasal tercihleri üzerinden ayrımcı uygulamalarını sürdürmektedir.

Polis ve din görevlileri için öngörülen ek hizmet tazminatından eğitim emekçileri (öğretmen, hizmetli, memur vb) ve bilim emekçileri (üniversitelerin akademik ve idari personeli, YÖK, Yurt-Kur ve ÖSYM çalışanları) de yararlanmalıdır. Hükümet attığı her adımda benimsediği ayrımcı uygulamaları terk etmeli ve bu konudaki taleplerimizi ciddiye almalıdır.

TBMM Plan Bütçe Komisyonu`nda kabul edilen ek ödeme kanun tasarısıyla, ÖSYM Başkanlığı`nca yapılan merkezi sınavlarda, başvuru hizmetlerini yürütmek için görevlendirilen Milli Eğitim Bakanlığı personeline, başvuru için adaydan alınan 2 YTL tutarındaki hizmet bedelinin yarısının verilmesi,  başvuru bedelinin diğer yarısının okul aile birliklerine gelir olarak kaydedilmesi kabul edilmiştir. Sınav görevlilerine verilen bu bedelin yarısının ödenmesi kabul edilemez.

Öğretmen atamaları ve yer değiştirme uygulamalarında sorunlar yaşanıyor

Okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin rotasyonu (yer değiştirme) ile ilgili olarak sorunlar yaşanmaktadır. Daha önce Danıştay tarafından okul müdürlerinin zorunlu yer değiştirmesine yönelik olarak yapılan düzenlemelerin yürütmesi durdurulmuştur. Rotasyonla ilgili olarak, yürütmesi durdurulan düzenlemelerin gerisinde olacak herhangi bir uygulama kabul edilemez.

Rotasyon konusunda yapılan düzenlemelerle ilçeler de zorunlu hizmet bölgesi yapılmaktadır. Rotasyon uygulamasında zorunluluk yerine gönüllülük esas alınmalı ve özellikle okul yöneticilerinin yer değiştirmesi konusu siyasi kadrolaşma aracı olarak kullanılmamalıdır. Zorunlu hizmet bölgesi olarak belirlenen il ve ilçelerde görev yapanlara,  iki yıla bir derece verilmesi gibi teşvik edici düzenlemeler yapılmalıdır.

Sözleşmeli öğretmenliğe son verilmeli ve kadrolu çalışma benimsenmelidir

Milli Eğitim Bakanlığı rakamlarına göre Türkiye`de öğretmen açığı 165 bindir. Bakanlık, kalan boş kadrolara öğretmen atamak yerine iş güvencesiz ve düşük ücretli çalışacak sözleşmeli öğretmen almayı tercih etmiştir.

Danıştay, öğretmenliğin 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası`na göre asli ve sürekli görevlerden olduğunu belirterek, Milli Eğitim Bakanlığı`nın sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının yasal olmadığı yönündeki kararı yerindedir. Ancak bu karar kamuoyuna yansıdığı sırada, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen “ek ödeme kanun tasarısında” “Milli Eğitim Bakanlığı`nda norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması durumunda, öğretmenlerin sözleşmeli olarak istihdam edilmesi” düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin Danıştay kararı ile eş zamanlı olarak yapılması anlamlıdır ve düzenleme, Hükümetin sözleşmeli öğretmenlik uygulamasındaki ısrarının bir kanıtı niteliğindedir.

Eğitim düzenli ve sürekli bir kamu hizmeti olması gerektiğinden hareketle verilen, geçici ve iş güvencesiz çalışmayı esas alan sözleşmeli öğretmenlik uygulaması, bugün tüm dünyada benimsenen “ucuz işgücü” uygulamasının eğitimdeki yansıması olarak karşımıza çıkmıştır.

Danıştay`ın kararı ile Milli Eğitim Bakanlığı`nın, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını kurumsal hale getirme çabaları büyük yara almıştır. MEB, bütçenin yetersizliği bahane ederek tıpkı kar-zarar hesabı yapar gibi “1.5 milyara mal edilen bir öğretmeni 600 milyona mal ederek” tasarruf yaptığını sanmış ancak yanılmıştır. Eğitimin vazgeçilmez unsuru öğretmendir ve Eğitimin niteliği, öğretmenin niteliği ile doğru orantılıdır. Öğretmenlik mesleği düzenlilik ve süreklilik gerektirir. Sözleşmeli öğretmenlerin mevcut çalışma koşulları ile öğrencilere faydalı olabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bütün öğretmenler kadrolu ve iş güvencesine sahip olarak çalıştırılmak zorundadır. Danıştay`ın bu kararının ardından bugün Türkiye`nin dört bir yanında fedakarca çalışan tüm sözleşmeli ve ücretli öğretmenler kadroya alınmalı ve sadece eğitimde değil, kamu hizmetlerinin hiçbir alanında “sözleşmeli istihdam” yapılmamalıdır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu