Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın Başkanlar Kurulunda yapmış olduğu açılış konuşması.
Değerli Başkanlar, Değerli Basın Emekçileri,
Eğitim Sen 7. Dönem 1. Başkanlar Kurulunu, Merkez Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum.
- Olağan Genel Kurulumuzun ardından gerçekleştirdiğimiz ilk başkanlar kurulunda, Merkez Yönetim Kurulu olarak, geçtiğimiz bir aylık dönem ve önümüzdeki sürece yönelik genel değerlendirmemizi dönemsel çalışma raporumuzda yaptık. Ben burada birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum.
Uzunca bir süredir, toplumun ezilen kesimlerinin karşı karşıya olduğu temel sorunları yakıcı bir şekilde yaşıyoruz. Eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarının çeşitli düzeylerde katlanarak arttığı bir dönemi daha geride bıraktık. Yeni çalışma döneminin daha çetin sorunlara gebe olduğunun bilincinde olarak, mücadeleyi kaldığı yerden devam ettirmek ve mücadele yolunda birlikteliğimizi, örgütsel birliğimizi bozmadan sürdürmek zorundayız. Örgüt içindeki birlik ve dayanışmayı pekiştirerek, gücümüze güç katmak kararlılığını, bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de sürdüreceğimize inanıyorum.
Tehditlerin artması ve çok boyutluluğu karşısında hepimize düşen görev, yeni dönemde birlikteliğe ve dayanışmaya daha fazla vurgu yapmaktır. Bunun için mücadele çıtamızı yükseltmek ve emekçilere yönelen kapsamlı saldırı programını geri püskürtmek için harekete geçmemiz gerektiği açıktır.
Çalışma koşullarımızın giderek kötüleşmesi, kazanılmış haklarımızı geri almayı hedefleyen saldırıların yoğunlaşması, eğitime ve eğitim hakkına yönelik her türlü gerici-ırkçı uygulamanın artması, iş güvencemizin ortadan kaldırılmak istenmesi, kadrolaşmanın her kademede yaygınlaştırılması, antidemokratik uygulamaların, baskıların ve hukuksuzluğun egemen kılınmak istenmesi, yeni dönemde de karşı karşıya olacağımız başlıca tehditler arasında yer alıyor.
Türkiye, geçmişte hiç olmadığı kadar milliyetçi, şoven ve muhafazakar bir atmosfere büründürülmüş, resmen içe kapanmaya mahkum edilmiştir. Neoliberal dönüşümün yarattığı tahribatlar, tarımın çökertilmesiyle birlikte kentlere doğru yoğun bir göç dalgasının başlaması, artan yoksulluk ve işsizliğin etkisi ile umutsuzlaşan insanlar tarikat ve cemaat ağlarının, gençlerimiz ırkçı-milliyetçi çete ve örgütlenmelerin kucağına itilmiştir.
Yıllardır eğitime, sağlığa ve diğer temel hizmetlere ayrılması gereken 400 milyar dolara yakın kaynağın silahlanmaya gitmiş olması düşündürücüdür. Belli kesimler, çatışmalı durumun devamını isteyerek bu “büyük pasta”dan hem ekonomik, hem de siyasal anlamda pay almak istemektedir. Soruna bu açıdan bakıldığında, Türkiye için asıl tehdidin barış isteyenler değil, savaştan yana olanlar ve savaş çığırtkanlığı yapanlar olduğu görülecektir.
Türkiye Barış Meclisi`nin öncülüğünde, emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla gerçekleştirilen 1 Haziran mitingi, savaş çığırtkanlığı yapanlara en anlamlı yanıt olmuştur. Bu sürece ilişkin tutumumuzu işyerlerinde ve günlük yaşantımızın her alanında göstermemiz, içine sıkıştırılmaya çalışıldığımız gündemleri değiştirebilmemiz açısından önemlidir.
Sendikamız tarafından yıllardır düzenli olarak, değişik konu başlıklarında eğitimin içinde bulunduğu sorunları ele alan raporlar hazırlanmaktadır. Hazırlanan raporlarla tespit edilen ve eğitim alanında yaşanan bazı ilginç ve çarpıcı sonuçlar kamuoyu ile düzenli olarak paylaşılmaktadır. Sendikamızın raporlarına ve yaptığı araştırmalara dayanarak, eğitim harcamalarının finansman kaynaklarına göre dağılımında halkın payının arttığı, eğitimde maliyetin faturasının her geçen yıl velilere daha çok yüklendiği, velilerin yaptığı eğitim harcamaları oranının diğer ülkelerden çok yüksek olduğu görülmektedir.
Genel olarak eğitim sisteminin, üniversitelerin, eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlar biliniyor. Bugüne kadar eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarını çözme noktasında adım atılmamış olması, 2007-2008 eğitim-öğretim yılının son günlerini yaşadığımız bugünlerde öğrencileri, velileri, tüm eğitim ve bilim emekçilerini düşündürmektedir.
Türkiye`de 6-13 yaş grubunda 10 milyon 398 bin 454 kişi bulunurken, bunların 273 bin 634`ü çeşitli nedenlerle okula gitmemektedir. Türkiye`de 6-13 yaş grubu arasında 5 milyon 334 bin 820`si erkek, 5 milyon 63 bin 634 kız çocuk bulunmaktadır. 2007-2008 eğitim öğretim yılında ilköğretimdeki öğrenci sayısı 10 milyon 124 bin 820`dir.
Eğitimde yaşanan sıkıntılar elbette Türkiye`de yaşanan diğer sorunlardan bağımsız değildir. Ancak eğitim sisteminin yaşadığı sıkıntıların dün ortaya çıkmadığını, yıllardır sürdürülen bilinçli, piyasacı politikaların sonucu olarak ortaya çıktığını değerlendirmek mümkündür.
Önümüzdeki günlerde önce OKS, ardından ÖSS sınavları yapılacaktır. İlköğretimden itibaren eğitim sisteminin sınavlara endeksli olması, çocuk ve gençlerimizin psikolojisini bozmakta, onların eğitim süreci içindeki durumlarını olumsuz etkilemektedir. Sınav sistemi nedeniyle her yıl yüz binlerce öğrenci üniversite kapılarında yığılmakta, binlercesi istemediği bölümlere devam etmek zorunda kalmaktadır. Üstelik bin bir zorlukla üniversiteyi bitiren yüz binlerce gencin işsizlik sorunuyla boğuşuyor olması ayrı bir sorundur. Özel okul ve dershanelerin birincil eğitim kurumları haline gelmesi, devlet okullarının işlevlerinin neredeyse noterlik seviyesine indirgenmesi, bu sürecin parasal yükünün giderek daha da artan bir biçimde velilerin sırtına yüklenmesi sorunun çok yönlü boyutlarını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle OKS ve ÖSS kaldırılmalı, öğrencileri birbiriyle rekabete iten, eğitim sistemini ve öğrencilerimizin yaşamlarını bir bütün olarak sınava endeksleyen bu sistem kökten değiştirilmelidir. Eğitim öğretim, kişinin yetenek ve ilgi alanlarına göre eşit ve parasız bir şekilde faydalanmayı sağlayacak kamusal bir hak olarak yeniden düzenlenmelidir.
İnsani Gelişmişlik Endeksi`nin belirlenmesinde eğitimin çok büyük ağırlığı olmasına rağmen, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunları hala çözüm beklemektedir. Eğitim sistemimiz, bölgeler, iller, okullar ve toplumsal kesimler arası eşitsizlikler düşünüldüğünde, toplumdaki gelir grupları açısından varsılların lehine yoksulların aleyhine sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
Eğitime ve halkın eğitim hakkına yönelik gerici müdahalelerin yoğunlaşması, gerçek anlamda laik, bilimsel ve demokratik eğitimin ülkemizdeki tek kararlı savunucusu olan Eğitim Sen`in varlığını ve önemini daha da arttırmıştır. Bu nedenle, eğitim hakkına yönelik taleplerimizi gerçekleştirebilmek için, örgütlülüğümüzü giderek büyütme, örgütsüz eğitim emekçilerini sendikamız çatısı altında örgütleme, öğrenci velileri başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerini eğitim hakkı talebi etrafında birleştirme ve harekete geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Eğitim Sen, bunu başarabildiği oranda kendisini yenileyecek, saldırılara karşı daha güçlü örgütsel karşı koyuşlar gerçekleştirebilecektir.
Eğitimin ırkçı-gerici öğelerle ve şoven-milliyetçi düşüncelerle kuşatılmış olması, hem eğitim sistemini bilimsellikten uzaklaştırmakta, hem de bilimi ve aklı savunan eğitim ve bilim emekçilerinin işlerini zorlaştırmaktadır. Bilim dışı her türlü öğe ve girişime karşı çıkmadan, bilimsel, demokratik ve gerçek anlamda laik eğitimi savunmadan başarılı olmamız mümkün değildir.
Eğitim alanında ve genel olarak ülke düzleminde toplumsal sorunlara, anti demokratik uygulamalara zamanında müdahale etmemiz, başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere, tüm halkın benimsediği ve desteklediği bir sendika haline gelmemizin öncelikli koşuludur. Bu noktada önümüzdeki süreci, örgütsel anlamda bir yenilenme, mücadele hattımızı güçlendirme, eğitim ve bilim emekçilerinin en geniş kesimlerini sendikamız çatısı altında birleştirmek için seferber etmenin adımı olarak değerlendirmek gerekir.
Merkez yönetim kurulunda Eğitim Sen tarihi açısından bir ilk olarak üç kadın üyenin bulunması, yönetimde kadın temsiliyetinin artması, kadın üye oranı % 47`ye ulaşmış bir sendika açısından önemli bir gelişmedir. Bu süreçte kadın eğitim emekçilerine dair sorumluluklarımızın daha da arttığı bir gerçektir. Eğitim alanında yer alan örgütsüz kadın emekçilerin geniş kapsamlı bir örgütlenme süreciyle aramıza katılmalarını sağlamak önümüzdeki sürecin temel görevlerinden biri olmalıdır.
Zam oranlarının IMF tarafından belirlendiği, Hükümetin sadece belirlenen zam oranlarını sendikalara “tebliğ ettiği” yeni bir toplugörüşme süreci yaklaşmaktadır. 4688 Sayılı Yasa`nın çıkışından bu yana yapılan toplu görüşmelerden beklenen sonuçların elde edilememiş olması, yıllardır savunduğumuz grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkının ne kadar acil bir talep olduğunu göstermektedir.
Önümüzdeki dönemde, çalışma ilişkileri açısından kazanılmış haklarımıza ve eşzamanlı olarak ticarileştirilen ve gericileştirilen eğitim sistemine karşı daha fazla saldırının yaşanacağı açıktır. Bu durum, mücadelede birliğini sağlamış Eğitim Sen`e, diğer emek örgütleriyle birlikte hem yerellerde hem de ulusal ve uluslararası düzeyde ortak hareket etmesi bakımından daha fazla sorumluluk vermektedir. Bu dönemde toplu görüşme sürecinin toplu sözleşmeye dönüştürüleceği grev hakkımızın en temel sendikal hakkımız olarak kullanılmasının zemininin sağlamlaştırılacağı bir hattı daha da güçlendirmek temel görevlerimizdendir. Tarih, bizlere yeni ve ağır sorumluluklar yüklemekte, çocuklarımızın ve geleceğimizin güvencesi için bizleri, etkin ve kararlı mücadele bayrağını yükseltmeye davet etmektedir.
Başkanlar Kurulumuzun, önümüzdeki sürecin ihtiyaçlarına yanıt verecek mücadele kararları alacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.











