Eğitim Enternasyoneli Birleşik Avrupa Oluşumu Eşitlik Üzerine Yuvarlak Masa Toplantısı Eğitim Sen Değerlendirme Raporu

34

14-15 Kasım, Prag/Çek Cumhuriyeti

Sendikamızın üyesi olduğu Eğitim Enternasyoneli`nin Birleşik Avrupa Yapısı tarafından 14-15 Kasım tarihlerinde Çek Cumhuriyeti`nin başkenti Prag`da gerçekleştirilen Eşitlik Üzerine Yuvarlak Masa toplantısına Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek ve Eğitim Sen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Deniz Yıldırım katılmıştır.

İki gün süren toplantılarda özellikle eğitimde eşitlik ve ayrımcılık sorunlarına odaklanılmış ve bu konuda Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde yaşadıkları değişimlerin ve sorunların yapılan sunuşlarla ortaya konulması amaçlanmıştır. Ayrıca sunuşların sonunda iki gün boyunca oluşturulan çalışma gruplarında katılımcılar, kendi ülkelerinde eşitlik ve ayrımcılık bakımından yaşanan yapısal sorunları ortaya koymuş, bu sorunlar çalışma gruplarının raportörleri tarafından kaleme alınarak ortak birer metin oluşturulmuştur. Bu metinler, günün sonunda yeniden bir araya gelen Yuvarlak Masa grubunda okunmuş ve farklı çalışma grupları arasında değinilen sorunların birçok açıdan benzer olduğu saptanmıştır.

30 ülkeden 60`ın üzerinde katılımcının hazır bulunduğu Yuvarlak Masa toplantılarının başlangıcında Eğitim Enternasyoneli Birleşik Avrupa Yapısı adına Baş Koordinatör Charlie Lennon ve Koordinatör Yardımcısı Odile Cordelier birer açılış konuşması yapmış ve ardından ilk sunuşu Avrupa Irkçılık ve Ayrımcılık İzleme Merkezi`nden (Viyana) Ioannis Dimitrakopoulos gerçekleştirmiştir. AB`nin rolünün üye devletler için ortak bir eğitim politikası geliştirmekten çok, üye devletleri işbirliği yoluyla temel ilkelerde birleştirmek olduğunun altını çizen konuşmacı, Avrupa Birliği`nde eğitim söz konusu olduğunda, mevcut durumun eşitsizliklerle malul olduğunu belirtmiştir. Çokkültürlü ve çokdilli bir Avrupa bölgesinin oluşturulmasının kültürel tanınma ile mümkün olacağını ifade eden Dimitrakopoulos, özellikle AB üyesi olmayan ülkelerden AB ülkelerine doğru gerçekleşen göç akımının eğitim alanında yarattığı sorunların eşitsizlik ve ayrımcılığın önlenmesi konusundaki önlemleri zorlaştırdığını aktarmıştır. Okullarda yaşanan ayrımcılığın etnik, dinsel ve kültürel nedenlerden kaynaklandığını ve çingeneler, göçebe topluluklar, Müslümanlarla zencilerin AB üyesi ülkelerde en çok ayrımcılığa maruz kalan gruplar olduğunu ifade eden konuşmacı, Avrupa`da ırkçılık karşıtı bir stratejinin okullarda hakim kılınması için müfredat programlarının bu yönde değiştirilmesi ve okullarda okul yönetimleri, öğretmenler, öğrenciler ve aileler arasında koordinasyonun geliştirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Özellikle Fransa`da geçtiğimiz günlerde patlak veren isyan hareketinin de gündeme geldiği konuşmasında Dimitrakopoulos, medyanın durumu abarttığını, bu gençlerin, ailelerinin okulda ve sokaktaki ilişkilerinin çok da kötü olmadığını belirterek sorunu sadece sosyal tanınma olgusu ekseninde açıklamış ve katılımcıları tatmin etmemiştir.

Dimitrakopoulos`un ardından sözü, EURYDICE`den Misia Coghian almıştır. Avrupa`da göçmen çocuklar için okul eksenli entegrasyon stratejileri üzerinde konuşan Coghian, sunuşu sırasında araştırma merkezlerinin temel bulgularını katılımcılarla paylaşmıştır. Aktardığı araştırmada okul öncesi eğitim kurumları ile zorunlu eğitim aşamasını dikkate aldıklarını belirten konuşmacı, bu araştırmaya 25 AB üyesi ülke ile birlikte Romanya, Bulgaristan, Liechtenstein, Norveç ve İzlanda`nın da dahil edildiğini belirtmiştir.

Araştırmaları sırasında göçmen kategorisine, ikinci bir ülkeden gelen tüm çocukları, mülteci çocuklarını, kimliksizleri, göçmen işçi çocuklarını dahil ettiklerini belirten Coghian, başka bir araştırma konusu olduğu için azınlıkların araştırma kapsamına alınmadığını aktarmıştır.

Coghian sunuşunda, 15 yaş altındaki göçmen çocuklarının AB ülkelerinde okullaşma oranını ele alan araştırmaya göre, bu çocukların genele oranının ortalama %6 olduğunu, ancak bazı farklı değişkenlerin etkisiyle bu oranın Almanya, Lüksemburg, Letonya gibi ülkelerde daha fazla olduğunu, sözgelimi Belçika, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde %10`ün üzerine çıktığını; okullaşma oranının en az olduğu ülkelerinse Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Finlandiya, İtalya ve Macaristan olduğunu, bu ülkelerde göçmen çocuklarının genel toplam içindeki okullaşma oranının %2`nin altına düştüğünü ifade etmiştir. Öte yandan, 15 yaşın üstündeki çocukların eğitimlerine devam etme bakımından yüksek bir yüzde oluşturan ülkeler olarak da, Belçika, Fransa, Almanya, Letonya, İngiltere ve Lüksemburg sayılmıştır.

Okul temelli entegrasyon destekleyici modeller arasında en yaygın olanın, göçmen çocuklarının dil ve ders performanslarına bakılarak sınıflara yerleştirilmesi olduğunu ifade eden konuşmacı, özellikle İrlanda, İngiltere, İzlanda ve Danimarka`da uygulanan bu yöntemle göçmen çocuklarının sınıfta entegrasyonlarının sağlanmasının amaçlandığına işaret etmiştir.

Diğer bir yöntemse, ayrıştırılmış destek modelleridir. Burada dönüşümü destekleme söz konusudur. Müfredatın göçmen çocukları için uyarlandığı ve göçmen çocukların belirli bir süre için ayrı bir sınıfta ders görmeleri temelinde ilerleyen bu model, özellikle Belçika, Almanya, İtalya, Romanya, İsveç, Norveç ve İspanya`da uygulanmaktadır. Burada dönüşümü destekleyici programların süresinin daha da uzun tutulduğu ülkeler de bulunmaktadır. Bu ülkeler arasında; Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Yunanistan sayılabilmektedir.

Coghian`ın belirttiği bir diğer model de, müfredat için fazladan destek öngören modeldir. Kıbrıs, Litvanya, Portekiz, İzlanda, Belçika ve Yunanistan`da uygulanan bu modeli tamamlayan sınıf modelli destek modelleri ile, göçmen öğrencilere dil ve müfredat desteği sunulur. Müfredat iki dilde hazırlanır ve çocukların okul öncesi eğitim süreçlerinde entegrasyonları amaçlanır.

Göçmen çocuklarına dil öğretiminin okul öncesi dönemde başladığı ülkeler, Avrupa bölgesi içinde ağırlıktadır. Coghian`ın sunuşuna göre; yoğunlaştırılmış dil kursunu da kapsayan bu yöntem birçok Avrupa ülkesinde yürürlüktedir.

Göçmen çocuklarının okul temelli entegrasyonları üzerinde duran konuşmacıya göre, tek başına bu faktörler yeterli olmamakta, çocukların kültürel olarak tanınmaları gerekliliği güncelliğini korumaktadır. Özellikle, gündelik okul yaşamında ders dışı zamanlarda yürütülen eğitimsel etkinlikler, okuldaki yemekler, dini tatiller, okul giysileri de çocukların yaşadıkları toplumlarla bütünleştirilmeleri sürecinde göz önüne alınması gereken özgünlüklerdir.

Coghian`ın göçmen çocukları ile ilgili olarak gerçekleştirdiği bu sunuşun ardından, ilk gün öğleden sonra oturumunda çalışma grupları oluşturulmuş ve çalışma gruplarından her ülkenin eğitimde eşitlik ilkesinin yürürlüğe konması noktasında yaşadığı zorlukları aktarması istenmiştir.

Eğitim Sen heyeti bu toplantılarda, aralarında Kıbrıs, Norveç, Letonya, Hollanda, İsveç, Polonya, İrlanda sendikalarının temsilcilerinin bulunduğu Birinci Grup`ta yer almış ve toplantılar sırasında eğitimde yaşanan bölgesel eşitsizlikler, sınıf mevcutları, anadil unsuru, öğretmenlerin sorunlarını da kapsayan bir sunuş yaparak çalışma grubu raportörü tarafından kaleme alınan raporda sorunların ve eşitsizliklerin en fazla gözle görünür olduğu ülke olarak aktarılmıştır.

Toplantılarda Norveç temsilcisi, ülkelerindeki eğitim sisteminin genel olarak kamusal bir nitelik taşıdığını belirtmiş ve özellikle göç alan bölgelerde ikinci kuşak gençlerin yeni toplumlarına entegre olmalarının daha kolay gerçekleştiğinin altını çizmiştir.

 Kıbrıs Rum Kesimi adına toplantılara katılan sendikacılar ise yaptıkları kısa sunuşta, Kıbrıs`ta çokkültürlü bir yapıya uygun eğitim modeline dönüşüm adına olumlu gelişmelerin yaşandığını aktarmış ve ayrıca sendika olarak üyelerin bilincinde çokkültürlülük yaklaşımının güçlenmesi için hizmet içi eğitimler gerçekleştirdiklerinin altını çizmiştir.

Polonya adına konuşan temsilci ise, ülkelerinde hem Lehçe hem de anadilde eğitim yapılması için çalışmaların sürdüğünü, halihazırda azınlıkların kendi anadillerinde eğitim aldıklarını, herkesin istediği okula gitmeyi seçebileceğini, hatta Polonyalı bir yurttaşın da azınlık okullarına kayıt olabileceğini, ancak azınlıklar konusunda sağlanan bu kolaylıkların göçmen çocuklar konusunda görülemediğini ifade etmiştir.

Letonya Öğretmenler Sendikası adına konuşan temsilci de, özet olarak ülkelerinde azınlık ve göçmen çocuklarının eğitimi ile ilgili fiili durumu aktarmıştır. Buna göre konuşmacı, Letonya`da bütün azınlıkların kendi anadillerinde eğitim gördüklerini, ancak yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle Rus nüfusun azınlık statüsünde görülmediğini açıklamıştır. Ayrıca azınlığın tanımını yapmakta da güçlük çektiklerini belirten Letonyalı katılımcı, geçmişte okullarda Rusça eğitim gördüklerini, şimdi ise anadillerinde eğitim aldıklarını ifade etmiş ve yüksek öğretimde tek dilli yapının muhafaza edildiğinin altını çizmiştir.

Hollanda`daki mevcut durumu aktaran katılımcı ise, öncelikle eğitim alanında kamusallığın giderek aşınmasına yol açacak düzenlemelerin kapıda olduğunu, sözgelimi mevcut bütçede eğitim harcamalarında kesinti öngörüldüğünü aktarmış, göçmen ve azınlık çocukları içinse her okulda farklı müfredat uygulamasına gidilebildiğinin altını çizmiştir.

İsveçli katılımcı da, İsveç`te yaşayan insanların anadillerinin toplam sayısının yüzün üzerinde olduğunu, entegrasyon konusunda en büyük sorunu Afrika kökenlilerin ve özellikle Somalililer`in çektiğini, zira farklı düzeylerde eğitim almış öğrencileri aynı sınıflara yerleştirerek, diğer bir deyişle aynı potada eritmeye çalışarak öğrenciler arasındaki nitelik farklılıklarının gözden kaçırıldığını, bunun da göçmen ya da azınlık çocuklarının yeni toplumlarına uyum sağlamaları noktasında zorluklarla karşılaşmalarına yol açtığını, bu öğrencilere 1 yıllık hazırlık sınıfı takviyesi yapılmasına rağmen bu sürenin de yetersiz olduğunu belirtmiştir. Hazırlık sınıflarında öğrencilerin hem anadillerini öğrendiklerini hem de İsveççe coğrafya ve tarih dersleri aldıklarını belirten katılımcı, özellikle İsveç`in ikinci büyük şehri olan Göteborg`da yaşanan sorunların bir zaman sonra Fransa`da yaşanan banliyo isyanlarına neden olabileceğini saptamıştır. Özellikle bazı bölgelerde okullarda İsveçli olmayan öğrenci sayısının %90`ı bulduğunu ifade eden konuşmacı, bu öğrencilerin İsveç`te eğitime eşit erişim hakkına sahip olsalar da, bu hakkın nimetlerinden eşit olarak yararlanamadıklarının da altını çizmiştir.

Grup çalışması sırasında aktarılan bilgiler daha sonra, tüm grupların tekrar bir araya gelmeleri neticesinde tüm katılımcılara okunmuş ve bu konuda farklı deneyimlerin karşılaştırılması olanağı sağlanmıştır. Bu raporlarda dikkatimizi en çok çeken olgu ise, özellikle çok göç alan Avrupa ülkelerinden gelen eğitim sendikası temsilcisi meslektaşlarımızın ortak bir şekilde, Fransa`da gerçekleşen isyanların kendi ülkelerinde ne zaman gerçekleşeceği yönündeki soruları olmuştur. Özellikle Belçika, Fransa, İsveç gibi yoğun göç alan ülkelerin eğitim sendikalarının temsilcilerine ve bu grupların raporlarına egemen olan ortak hissin, Fransa`da yaşanan göçmen gençlerin isyan hareketinin durdurulamaz biçimde kendi ülkelerine sıçrayacağı endişesi olduğu görülmüştür.

Yuvarlak Masa toplantılarının ikinci gününün sabah oturumunun ilk konusu, kadın eğitim emekçilerinin karşılaştıkları eşitsizlikler olmuştur. Farklı sendikalardan gelen kadın temsilciler, önceden belirlenen program doğrultusunda kendi ülkelerindeki deneyimlerini aktarmışlardır.

Litvanya Eğitim Sendikası`ndan Tatiana Babrauskiene sunuşunda, özellikle Baltık ülkelerinde kadın eğitim emekçilerinin karşılaştıkları sorunlara değinmiştir. 2004 yılında Litvanya, Estonya ve Letonya`yı kapsayan Baltık ülkelerinin hem AB hem de NATO üyesi olduklarını belirten konuşmacı, ulusal çoğunluk oranının Letonya`da %53.5, Estonya`da %64.2 olduğunu ifade etmiştir.

Babrauskiene, Baltık ülkelerinde sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde azınlıklar ve kadınlar için bir iyileşmeden çok kötüleşmeden söz edilebileceğini belirtmiştir. Bu süreçte kadınların seks işçileri olarak zengin Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldıklarını belirten konuşmacı, eğitim ve bilim alanında Baltık ülkelerinde kadınlara yönelik ayrımcılığın da arttığını ifade etti. Üniversite mezunu kadınların sayısının erkeklerden daha fazla olmasına rağmen, erkeklerin daha çok iş bulduğunun altını çizen konuşmacı, erkeklerin daha yüksek gelir ve kariyer getiren işler nedeniyle özel sektörde çalışmaya yönelmeleri sonucunda, kadınların kamudaki oranlarının görece ağırlık kazandığını ve eğitim işkolunda çalışan kadınların oranının %80`lere ulaştığının altını çizdi. Bu süreçte 25-34 yaş arasındaki gençlerin “yeni kazananlar”, yaşlı kuşağın ise “kaybedenler” olarak adlandırıldığını belirten konuşmacı, eğitim işkolunda çalışan kadınların erkeklere göre oranının daha fazla olmasının karar alma mekanizmasına katılıma eşit olarak yansımadığını ve eşitsizliklerin burada da yeniden üretildiğini seslendirdi.

Özellikle Litvanya eğitim sendikasının üyelerinin %82`sinin kadınlardan oluştuğunu belirten konuşmacı, bu durumun oransal olarak karar alma mekanizmalarına yansımadığını ifade etti.

Ücretler bakımından mevcut hukuki yapıların eşitsizliği ortadan kaldırmak bir yana daha da kötüleştirdiğini ifade eden Babrauskiene, sonuçta Baltık ülkelerinde emek piyasasında ayrımcılığın önlenmesi için gerekli tanımlamaların ve düzenlemelerin yasalar yoluyla yapılması gerektiğine işaret ederek konuşmasını sonlandırdı.

Bu konuşmanın ardından Hollanda eğitim sendikası AOb adına söz alan Hanna Veervort da, Hollanda`da kadınların emek piyasasına eşit katılımlarının hala ciddi bir sorun olduğunun altını çizdi. Ekonomik krizlerle birlikte darboğaza giren Hollanda ekonomisindeki bu durumun emek piyasasına yıllara göre katılım oranlarına bakılarak da anlaşılabileceğini ifade eden Veervort, işsizliğin arttığını ve kadınların bu konuda erkeklere göre daha olumsuz etkilendiğini belirtti.

Karar alma mekanizmalarına kadınların katılımı konusunda yaşanan güçlüklere de değinen konuşmacı, AOb üyelerinin %59`unun kadın olmasına rağmen, karar organlarında bu oranın %29`da kaldığını aktardı.

Konuşmacı, çeşitliliğin mümkün kılındığı, kadınların daha etkin hale gelmelerinin koşullarının yaratıldığı, farklı etnik kökenlerin üyeliklerin sağlandığı, sendikaların gençleştirildiği yeni bir yaklaşımın gerekliliğinin altını çizerek kürsüye veda etti.

Bu sunuşların ardından kürsüye Uluslararası Çalışma Örgütü İLO`dan Manuela Tomei geldi ve “Öğretmenler ve Sendikaları: Çalışma ve eşitlik bakımından yaşanan değişimler” başlıklı bir sunuş gerçekleştirdi.

Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde istihdamın ve çalışma koşullarının değişen yapısı ve bunun eşitlik üzerine yansımaları hakkında bir sunuş gerçekleştiren Tomei, geçici sözleşmeye dayalı istihdam oranlarında özellikle Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde bir artış olduğunun altını çizmiş, 2000 yılında bu oranın sadece %10 civarında olduğunu aktarmış ve emek piyasalarının da giderek esnekleşme eğilimi gösterdiğini ifade etmiştir. Ayrıca kısmı zamanlı çalışma açısından (part time) AB`ye yeni üye ülkelerde gönüllülük esasından çok zorunluluk esasının öne çıktığını ve bu gibi işlerde çalışanların oranlarının diğer üye devletlere göre daha az olduğunu ifade eden Tomei, gönüllü olarak çalışanların da bu işleri ek iş olarak yaptıklarını aktarmıştır. “Kişisel istihdam artıyor, bu emek piyasasının esnekleşmesine yol açıyor. Yeni üye ülkelerin yanında, İngiltere, İrlanda, Portekiz ve Hollanda`da bu uygulamanın yaygınlaştığı görülüyor” diyen Tomei, AB`nin 15 ülkesine kıyasla, yeni üye olan 10 ülkede kısmı zamanlı çalışma oranlarının daha sınırlı olduğunu, bunların da gönüllü olmadığını belirtmiştir. Sözgelimi Polonya`da bu kişilerin %50`si başka bir seçenekleri olmadığı için bu gibi işlerde çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Bu gibi işlerde gönüllü olarak çalışan kısmi zamanlı işçilerse, bu işi tek geçimlik iş olarak benimsememekte, tam zamanlı bir işe ek olarak kısmı zamanlı olarak da çalışmaktadırlar. Diğer bir deyişle bu işlerde gönüllü olarak çalıştıklarını ifade edenler de, bunu ek iş olarak görmektedirler.

Uygulamada AB`ye yeni üye olan devletlerde çalışma koşullarının iyileşmek bir yana, daha da kötüleştiğinin altını çizen İLO temsilcisi, üyelik sürecinde birçok Doğu Avrupa ülkesinde haftalık çalışma saatlerinin 40 saatin üzerine çıktığını, yıl bazında yapılan karşılaştırmalarda da görüleceği üzere yeni üye 10 ülkede çalışan emekçilerin diğer Batı Avrupa ülkelerinde çalışanlara göre daha fazla hafta çalıştıklarını aktarmıştır. Emek piyasasında kuralsızlaştırmanın ve enformel sektörün rolünün arttığının altını çizen Tomei, fazla mesailerin de yeni üye ülkelerde düzenli olarak ödenmediğini, ikramiyelerin ödenmesinde de benzeri sorunların yaşandığını da belirtmiştir.

Sosyalizmden kapitalizme geçişle birlikte yaşanan dönüşümün emek piyasasının yapısında da değişiklik meydana getirdiğini belirten Tomei, sosyalist dönemde kadınlarla erkekler arasında önemli eşitsizlik ve ayrımcılık sorunlarının varolmaması nedeniyle, halkların kadınlarla erkekler arasında eşitsizlik olmadığını düşündüğünü, ancak halihazırdaki durumun artık hiç de böyle olmadığını önemle aktardı.

Sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde AB eliyle uluslararası kapitalist sisteme dahil edilen Doğu Avrupa ülkelerinde emek piyasasında yaşanan dönüşümü özetleyen Tomei, bu süreçte kadın işsizlerin oranının erkek işsizlere göre giderek arttığını, kadınlara yönelik mesleki ayrımcılığın hız kazandığını ve kadınların mesleki açıdan “etkisiz” olarak değerlendirilmeye başlandığını duyurdu. Bu noktada Tomei`nin sözleriyle, “devlet sosyalizmi mirası, kadınlarla erkeklerin emek piyasasındaki konumlarının anlaşılması açısından anahtar konumdadır.”

Tomei, özellikle Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde kadınlarla erkekler arasındaki cinsiyet eşitsizliklerinin ciddi bir sorun olarak görülmediğini aktarmıştır. Bu ülkelerde kadınların aldıkları eğitimin erkeklere göre daha olumlu olduğunun da altını çizen konuşmacı, bu durumun Balkan ülkelerinde daha da gözle görülür olduğunu ifade etmiştir.

İstihdam oranları açısından 2003 itibariyle Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyeti`nde toplam istihdama kadınların oranının %36.3, Hırvatistan`da ise %33 olduğunu aktaran konuşmacı, bu bölgedeki kadınların erkeklerle eşit ve kimi zaman da daha iyi eğitim almalarına ve iş deneyimi açısından erkeklerle hemen hemen benzeri konumda olmalarına karşın, iş bulma şanslarının daha az ve ücretlerinin de daha düşük olduğunu belirtti. Sosyalizm`den kapitalizme geçiş sürecinde kadınlara yönelik olarak ortaya çıkan mesleki ayrımcılığın giderilmesi noktasında bugüne kadar somut ve etkili adımların atılmamasına vurgu yapan Tomei, ayrıca “her ne kadar yeni üye 10 ülkede çalışan kadınların sayısı fazla olsa da, geçiş süreciyle birlikte bu oranların düşme eğilimi gösterdiği bilinmektedir”, diyerek emek piyasasında kadınların giderek geriletilen konumuna işaret etmiştir.

Tomei ayrıca sorunun sadece kadınlarla erkekler arasında eşitsizlik çıkması ile sınırlanamayacağını da belirtmiş ve özellikle bu süreçte kadınlar arasında yaş, sınıfsal ve etnik unsurlar nedeniyle ayrımcılığın körüklendiğini ve kadınlar arasında da ciddi eşitsizliklerin ortaya çıktığını aktarmıştır.

Öte yandan eşitsizlikler konusunda tek mağdur kesimin kadınlar olmadığını belirten Tomei, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde erkeklerin iş stresi ve statü sorununu Batı Avrupalı hemcinslerine göre daha çok hissettiklerini ve bunun da bu bölge erkeklerinin ortalama yaşam sürelerinin daha az olmasına neden olduğunun da  altını çizmiştir.

Sosyalizm`in yıkılmasından sonra bu ülkelerde görülen bir diğer eşitsizlik ve ayrımcılık biçiminin çingenelerin gördükleri ayrımcılık olduğunu aktaran konuşmacı, çöküşten sonra çingenelerin yaşam koşullarında ciddi kötüleşmelerin meydana geldiğini, çingene çocuklarının okullaşma oranlarının düştüğünü, çalışanların daha düşük ücretlerle çalıştırıldıklarını ifade etmiştir. En çok çingene nüfusun Macaristan, Romanya, Makedonya ve Slovakya`da bulunduğunu belirten Tomei (ülke nüfuslarının yaklaşık %10`u), geçiş sürecinde özellikle çingenelerin çalıştığı işlerin niteliğinde ciddi bir kötüleşme yaşandığının da altını çizmiştir.

Bu süreçte sendikaların neler yapabilecekleri konusuna da değinen Tomei, şunları önerdi:

·         Çalışanlar dayanışma anlayışı ekseninde seferber edilebilir, sendika üyeleri eşitsizliğin giderilmesi için eğitime tabi tutulabilir.

·         Ulusal düzeyde bu gibi ayrımcılığa maruz kalan gruplara destek örgütlenebilir.

·         Toplu sözleşme görüşmeleri sırasında eşit olanakların yaratılması için koşullar öne sürülebilir.

·         Örgütlerimizde kota uygulamasına başlanabilir.

·         Diğer demokratik kitle örgütleri ile birlikte bilgilendirici toplantılar düzenlenebilir.

Tomei`nin konuşmasının ardından ikinci günün çalışma grupları oluşturuldu ve Eğitim Sen yine ilk günkü grupta yerini aldı. İkinci gün çalışma gruplarında ağırlıklı olarak kadınların ve kadın eğitim emekçilerinin yaşadıkları ayrımcılık ve eşitsizlikler farklı ülke deneyimleri dikkate alınarak paylaşıldı ve genel olarak kadınların gerek ülke siyasetinde gerekse sendikal yapılar içerisindeki sayılarının karar alma mekanizmalarına aynı oranda yansımadığı saptandı. Özellikle kota uygulamasının sendikal karar mekanizmalarına kadınların daha etkin katılımının sağlanması noktasında önemli bir adım olabileceği ifade edildi. Bu konuda İrlanda eğitim sendikası ise sürecin sadece kota uygulaması ya da hukuki yollarla iyileştirilemeyeceğini, zira kendi sendikalarında kota uygulamasına daha önce başvurulmasına rağmen sorunun giderilemediğini ifade etti.

Çalışma gruplarının toplantılarının bitmesinin ardından bir araya gelen tüm grupların raporları tek bir metinde birleştirildi ve genel bulgular katılımcılara duyuruldu. Buna göre;

–      Eğitimde söz ve karar sahibi kesimlerin azınlık ve göçmen çocuklarının eğitiminden doğan gereksinimleri karşılayabilmek için daha fazla ekonomik kaynak seferber etmesi,

–      Eğitim Enternasyoneli Birleşik Avrupa Yapısı çatısı altında bir kadın iletişim ağının oluşturulması ve bu konuda özel gündemli toplantıların düzenlenmesi

–      Sendikaların iyileşme sağlanması için ortaya koyacağı projeler emek piyasasındaki ekonomik gerçeklikleri de dikkate almalı

–      Sendikal yapılar, kadınlar için pozitif ayrımcılık da dahil olmak üzere, karar mekanizmalarına katılımı genişletecek yeni yöntemler geliştirmeli

–      Ayrımcılığın önlenmesi noktasında sendikalar üyelerine dönük eğitim projeleri geliştirmeli ve ayrıca hizmet içi eğitime özel önem verilmeli

–      Burada ortaya konulan önerilerin Eİ tarafından eğitim kurumlarına aktarılması sağlanmalı.

İki günlük Yuvarlak Masa toplantıları, bu önerilerin okunmasının ve Eİ Avrupa Direktörü Charlie Lennon`un kapanış konuşmasının ardından sona erdi ve bu toplantılarda ortaya konulan önerilerin 6-7 Aralık`ta Lüksemburg`da gerçekleştirilecek Eİ Birleşik Avrupa toplantısının gündemine alınacağı ifade edilerek, katılımcılara katkılarından dolayı teşekkür edildi.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu