Bugün burada, barışı, kardeşliği ve bir arada yaşamı savunmak için alanlardayız,
-Halkın söz, yetki ve karar sahibi olduğu özgür, demokratik bir Türkiye için alanlardayız,
-Eşitlik, adalet, özgürlük ve insanca yaşam için alanlardayız,
-Parasız eğitim, parasız sağlık ve güvenceli çalışma için alanlardayız,
-Sözleşmeli geçici çalıştırmaya, eğitimciler arasında ayrımcılık yaratan anti-demokratik uygulamalara hayır demek için alanlardayız,
-Özgür Bilim, Özerk Demokratik Üniversite istemi için alanlardayız.
-Özgürlükçü, demokratik anayasa, yasaksız siyaset hakkı ve çalışma yaşamanın demokratikleşmesi için alanlardayız,
-Ülkede, bölgede, dünyada barış talebi için alanlardayız.
İNSANCA YAŞAM DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN ALANLARDAYIZ….
Sizleri, Encümen-i Muallim`den, İLKSEN`den TÖS`ten, TÖB-DER`den, Eğit-Der`den, Eğitim-İş ve Eğit-Sen`den devraldığımız yüz yıllık mücadele geleneği ve coşkusuyla selamlıyorum.
Bağımsız-demokratik Türkiye, Grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı için 17 yılı aşkın bir süredir mücadele eden, kalpleri savaşsız, sömürüsüz bir dünya için çarpan, barıştan ve halkların kardeşliğinden yana, eşitlik ve adaletten yana olan sizleri Eğitim Sen Merkez Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum.
Türkiye`nin yakın geleceğinin nasıl olacağının belirleneceği zorlu bir süreçten geçiyoruz. ABD yanı başımızda yeni saldırı ve işgal planları hazırlığı yapıyor, egemenler bu planların içerisinde yer almak için birbirleriyle yarışıyor. Ekonomiden, siyasete, dış politikaya kadar her şey emperyalizme teslim edilmek isteniyor, onun dümen suyunda ilerliyor. Bizler gibi dünyanın bir çok yerinde savaşa ve emperyalizme hayır diyenler sokaklarda Bush`u ve onu destekleyenleri lanetliyorlar. Irak`ta etnik ve dini boğazlaşma yayılıyor, her gün gelen onlarca ölüm haberine artık kimse dayanamıyor.
Türkiye, başrolünde egemenlerin bulunduğu bir kayıkçı kavgasının içerisinde ilerliyor. Bu kavganın kazananı her zamanki gibi yine egemenler oluyor; emekçiler, halk bu kavganın ezileni olmaya devam ediyor. Herkes stratejisini kendi egemenliğinin devamı üzerine kurarken, emek üzerine strateji kuranların sesi bu toz duman içerisinde kayboluyor. Emekçilerin, halkın sorunları bir türlü görünür olamıyor, emekçiler yok sayılmaya devam ediliyor.
Emekçileri yok sayanlara, halkın taleplerini ve beklentilerini görmezden gelenlere yanıtımızı bugün ve yarın alanlarda veriyoruz. Bu gidişe boyun eğmeyeceğiz, kimsenin önüne boynumuzu uzatmayacağız.
Toplum muhafazakarlaşmanın ve ırkçılığın ağır baskısı altında parçalanıyor. Her tür farklılık düşmanlık nedeni sayılarak, sokaklarda linç girişimleri kesintisiz devam ediyor. Hrant Dink`in katledilmesinin ardından ortaya çıkan ilişkiler ağı yeni bir Susurluk/Şemdinli ilişkisini ortaya koyuyor. Kimileri bütün bunlara kökleri derinlerde ulaşamıyoruz dese de görüneni ile derini ile her şey açık seçik görünüyor.
Özellikle Kürt Sorununun barışçıl, demokratik çözümü yerine şiddeti öngören yaklaşım Irkçı şoven hezeyanlar yaratarak, kin, nefret ve düşmanlığı körüklüyor. Düşmanlık, kardeşlik ve bir arada yaşama duygusunu tahrip ederken, etnik bir karşıtlığın da temelleri atılıyor. Barış ve demokrasi arayışları karşısında şiddet tek çözüm yolu olarak dayatılıyor.
Toplumu kuşatmaya çalışan her tür gerici düşünce karşısında özgürlüğü, demokrasiyi, kardeşliği ve bir arada yaşamı kararlılıkla savunacağız.
Özelleştirme/ticarileştirme ile kamu hizmetleri ve kamu kurumları sermayeye devrediliyor. Eğitim ve sağlık parası olanların yararlanabileceği bir ayrıcalık haline getiriliyor. Bütçeden eğitim ve sağlığa ayrılan pay giderek azalırken, her kurum kendi başının çaresine baksın anlayışı ile eğitim ve sağlığın kamusal niteliği ortadan kaldırılıyor. AKP ne bilirsem onu yaparım, ‘al satarım bal satarım ustam öldü ben satarım` el çabukluğu ile Özal`ı da aşarak, sermayenin bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak üzere gecesini gündüzüne katıyor. Her şey alınır-satılır bir metaya çevrilmeye, devlet işletmeye yurttaş da müşteriye dönüştürülmeye çalışılıyor.
Her şeyin başı sağlık sözü tarih oluyor, bütün sözlerin başına ‘önce para` ekleniyor. Parası olmayan, var sayılmıyor. Yurttaş olmak için artık nüfus cüzdanı yetmiyor bir de içi para dolu cüzdan aranıyor. Sosyal güvenlik ortadan kaldırılıyor, ‘sermayenin güvenliği` için sosyal haklardan yararlanmak da paraya bağlanıyor. Okullarda katkı payı adı altında para ödeyenlere kurdele takılıyor, parası olmayanlar ise kurdelesiz olarak ötekileştiriliyor. Parası olanlar bilgisayarlı sınıflarda eğitim görürken parası olmayanlar üç kişi oturdukları sıralarda bilgisayarın ancak fotoğrafını görebiliyor. Üniversiteler sermayenin arka bahçesine dönüştürülüyor, piyasada işe yaramayan bilgi müfredattan çıkartılıyor. AKP hükümeti üniversitelerin sorunlarını çözmek yerine, alış veriş merkezi açar gibi 17 yeni üniversite açma kararı veriyor. Bilimsel-akademik ve ekonomik yetersizlik içerisindeki kamu üniversitelerine yeterli ödenek verilmeyerek, mali özerklik adı altında işletmeye dönüştürülmeye çalışılıyor. Üniversite mezunları diplomalı işsiz olarak hayata atılıyor, genç işsiz sayısı her geçen gün artıyor.
Toplumun her yanını dışlama/ötekileştirme sararken, dışlanan gençler kimliklerini şiddet ve uyuşturucuda arıyor. Uyuşturucu kullanma yaşı 12-13`lere düşerken, aileler artık çocuklarını okullara gönül rahatlığı ile gönderemiyor. Sorunu güvenlik sorunu olarak algılayanlar, güvenlik sayısını arttırsa da sorunun çözümünde ilerleme sağlanamıyor. Toplumsal gerçekler sorunun kaynağını oluştururken, gerçekler görülmeden çözüm üretilmeyeceği de bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Toplum mekanların parçalanmasında görünür olan bir parçalanma yaşıyor, zenginler kendi sitelerinde, özel güvenlikli mekanlarında yaşarken yoksular mahallelerinin dışına çıkamıyor. Her mahalle görünmez bir duvarla içe kapanıp şehrin kalanından kendisini ayırıyor. Bu adaletsizlik şiddeti her gün her yerde yeniden üretiyor.
AKP hükümeti sorunlara yanıt üretmek bir yana sorunları daha da içerisinden çıkılmaz hale getiriyor. Eğitim ve bilim emekçilerinin yaşam koşulları giderek kötüleşiyor, IMF`nin denetimindeki bütçeden emekçilere pay düşmüyor. Yoksulluk ve açlık sınırının altında süregiden yaşamlar, neo-liberal politikaların yeni saldırıları ile daha da çekilmez hale geliyor. Esnek çalışma yöntemleri ile kadrolu istihdam azalıyor, sözleşmeli personellerle iş güvencesi ortadan kaldırılıyor. 165 bin öğretmen açığının olduğu yerde MEB toplam 40 bin öğretmen ataması yapacağını ve bunun ancak 10 binin kadrolu olacağını açıklıyor. Bu durum öğretmen açığı sorunun büyüyerek devam etmesi anlamına gelirken aynı zamanda sözleşmeli öğretmenlik ile düzenlilik ve süreklilik gerektiren öğretmenlik mesleğinin niteliğine ilişkin bir sorun da doğuruyor. Kariyer sınavı ile eğitim emekçileri arasında rekabet yaratılarak çalışma barışı bozuluyor. Aynı işi yapanlar arasında farklı ücret uygulaması öğretmenler arasında eşitsizlik ve hiyerarşi yaratıyor.
Bu ayrıcalıklı uygulamalar karşısında sessiz kayıtsız kalmayacağız. Bu yasanın öğretmenler arasında yarattığı eşitsizlikler derhal giderilmelidir.
İlkokul öğretmenlerinin maaşlarından kesilen %2`lik zorunlu ödentileri ile oluşan İlkokul Öğretmenleri Dayanışma Sandığı (İLKSAN) özellikle 12 Eylül 1980`den sonra üyelerinin denetimine kapalı tutularak işliyor. Skandallara imza atan İLKSAN son olarak da 11 trilyon değerindeki araziyi 5 trilyona TOKİ`ye devrederek üyelerinin birikimlerini nasıl kullandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. MEB, İLKSAN`ı koruyarak/kollayarak yapılan bu yolsuzluklara göz yummamalıdır, İLKSAN eğitim emekçilerine daha fazla zarar vermeden tasfiye edilmelidir.
Eğitim emekçilerinin mağduriyetleri bununla da bitmiyor. Ek derslerle ilgili düzenlemeler ve yaşanan mağduriyet son bulmuyor. En son olarak Mart ayında yayınlanan ek ders genelgesi ile 600 bin öğretmen ek ders mağduru yapılmak isteniyor. Bu genelge ile öğretmenler herhangi bir nedenle okula gelemedikleri bir günde, örneğin mazeret izni aldıklarında, hasta sevki aldıklarında yada raporlu olduklarında o günkü ders saati sayısının tümü ve ona karşılık gelen hazırlık ücreti de eklenerek kesilmesi öngörülüyor. Bizler ek derslerle ilgili yapılan bu düzenlemeye karşı illerimizde, bölgelerimizde eylemler yaparak buraya geldik, bir kez de buradan sesleniyoruz ek ders genelgesi geri çekilmeli, bu mağduriyet derhal son bulmalıdır.
Yaşanan tüm bu mağduriyetler ve adaletsizlikler karşısında eğitim ve bilim emekçileri direnme hakkını ve meşruluğunu haklılığından alıyor, hakkımız ve emeğimiz için mücadele ediyoruz. Her yerde demokrasiyi dilinden düşürmeyenler ise söz konusu olan emekçilerin mücadelesi olduğunda, her tür baskı ve zor yöntemini bizler karşısında kullanmaktan çekinmiyor. Anti-demokratik yasalar örgütlenme özgürlüğümüzü kısıtlıyor, kamu çalışanları 12 Eylül`den kalma yasalarla halen siyaset yasaklı tutuluyor. Anti-demokratik uygulamalara ve yasalara karşı, demokrasi, örgütlenme ve siyaset yapma özgürlüğü, Grevli Toplu Sözleşmeli sendika hakkının kullanılması için mücadelemizi kararlıkla sürdüreceğiz. Hiç kimsenin bundan kuşkusu olmasın.
Son zamanlarda toplum linç ve şiddet kültürü ile kuşatılırken, her tür demokratik muhalefet de çeşitli baskılarla karşı karşıya kalıyor. Demokratik zeminlerin zedelenmesi, farklılıklara, farklı düşünceye tahammülü ortadan kaldırıyor. Sakarya şubemize yönelik geçen ay içerisinde meydana gelen kundaklama olayı Türkiye`nin içerisinden geçtiği bu kaotik ortamın geldiği aşamayı gösteriyor. Bu ortam geçen hafta Gebze`de bir üyemizin okulun içerisinde öldürülmesine neden oldu. Kimse bütün bu olup biteni, ‘münferit olay` ya da ‘adli vaka` diye geçiştirmeye çalışmasın, olaylar toplumu saran şiddet, kin ve nefret kültürünün yansıması olarak gerçekleşiyor. Birileri topluca demokrasiyi ve özgürlükleri kundaklıyor. Son olarak 2005`te gerçekleşen “24-27 Kasım Büyük Eğitimci Yürüyüşü” nedeniyle, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yasasına muhalefetten, KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, SES Genel Başkanı Köksal Aydın, SES Genel Sekreteri Erkan Sümer, BTS eski Genel Başkanı Fehmi Kutan, BES eski Genel Başkanı Bülent Kaya, Yapı Yol Sen Genel Başkanı Bedri Tekir ve Eğitim Sen Ankara 1 Nolu Şube Başkanı Abdullah Çiftçi ve yönetim kurulu üyesi Murat Kahraman, Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Özgür Bozdağan ceza aldı. İşte Türkiye`de demokrasi ve özgürlükler en çıplak haliyle bu kararda görünmektedir.
Burada sıraladıklarımız Türkiye`nin gerçek ama görünmeyen/bilinmeyen sorunları. Bunları görünür/bilinir kılmak için Türkiye`nin dört bir yanında bir araya geldik. Sokaklarda bugün özgürlüğün,barışın, kardeşliğin,eşitliğin sesi yankılanıyor. Burada geleceğimizi gerici-karanlık güçlerin ellerine teslim etmeyeceğimizi, geleceğimizi kendi ellerimizle kuracağımızı göstermek için toplandık. Türkiye`nin dört bir yanında bugün ve yarın alanlara çıkanlar, Türkiye`nin geleceğine ve kendi kaderine sahip çıkıyor. Bizleri kendi gerici düşünceleri arkasında saflaşmaya çağıranlara, bizleri ya ondansın ya da bundan dar kafalılığına mahkum etmek isteyenlere yanıtımızı bu meydanda veriyoruz. Şimdi Türkiye`nin geleceği için başka bir sesi seslendiriyoruz, bu ses adalet diyor, eşitlik diyor, özgürlük ve barış diyor, insanca yaşam demokratik Türkiye diyor…
Eğitim emekçilerinin yüz yıllık mücadele birikimi ve deneyimiyle kendi geleceğimizi ancak kendimizin kurabileceğini biliyoruz. Bunun için buradan tüm Türkiye`ye bir umut gönderiyoruz, evet başka bir yol var…Bu yol emekten yana, demokrasiden yana, adaletten ve barıştan yana olanların yoludur…Bugün emeğimize, ülkemize, geleceğimize sahip çıkmak için alanlardaydık, alanlardan aldığımız güçle yarın daha kararlı tutunacağız geleceğe…Şimdi sıra bu umudu büyütmekte…
Hepimize kolay gelsin….











