AKP’nin Çalışma Hayatında Cinsiyet Eşitliği Politikaları

AKP`NİN ÇALIŞMA HAYATINDA CİNSİYET EŞİTLİĞİ POLİTİKALARI-

Elif Akgül Ateş

Türkiye`de çalışma yaşamı kadınlar açısından son derece ayrımcıdır ve istihdam olanakları kısıtlıdır. Ülkemizde kadın işgücünün önemli bir bölümü tarım alanında ve ücretsiz aile işçisi şeklinde çalışmaktadır. Tarımda küçük üreticiliğin AKP iktidarında artan şekilde tasfiyesi süreci kadınların işgücüne katılım oranını düşürmektedir. Çünkü kentler tarımsal üretim faaliyetlerinden kopan kadınlara yeni istihdam olanakları sunmamaktadır. Kentlerdeki kadınların çok büyük bölümü ise daha çok emek yoğun. kayıt dışı sektörlerde çalışmaktadırlar. Türkiye`de kamusal alan geleneksel olarak hala erkekler topluluğuna ait görülüyor. Birçok sektör hala erkeklerin tekelinde ve birçok kamu hizmeti kadınların üretebileceği işler olarak görülmüyor.  Kadınlar çalışma yaşamı ve üretimin içinde var olmalarına rağmen, üretimden yeterince pay alamıyorlar. İstihdam alanındaki bu eşitsizlik,  bu alandaki yapısal ayrımcılık tarafından da pekiştiriliyor. Özellikle işe giriş, emeklilik ve belirli işlere yönlendirilmede, çalışma koşulları, ücretler, izinler ve sosyal haklarda, yükselme ve mesleki eğitim olanaklarından yararlanmada ciddi ayrımcı uygulamalarla karşılaşıyorlar. Türkiye`de kayıt dışı sektörde çalışan kadın oranı,  toplam kadın işgücünün % 37`sini oluşturuyor. 6 milyon çalışan kadının yalnızca %18.7`si sosyal güvenlik kapsamındadır. Kadınların %65`i ise ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.

Sanayi sektörlerinde ücretli olarak çalışan kadınların oranı %11`dir ve çoğunluğu tekstil, hazır giyim ve dokuma sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. Evlilik ve doğum, kadınların işten ayrılma nedenlerinin %72`sini oluşturmaktadır. Yasal düzenlemelere uyan büyük işletmeler, eşit değerdeki işe eşit ücret, analık izni, kreş, gece çalışma yasağı gibi kadınlara yönelik koruyucu önlemleri uygulamadan kaçınmak için kadınlar yerine erkek işçileri tercih etmektedir. Kadın ve erkek arasındaki ayrımcılık, kayıt dışı sektörde çok daha büyük farklılık gösteriyor. Göreli olarak daha iyi koşullarda ve kayıtlı bir şekilde çalışan kadınların  %33`ü kamuda, %17`si özel sektörde çalışıyor. 2 milyonun üzerindeki kamu çalışanının sadece % 23`ünü kadınlar oluşturuyor. Yönetim derecesi arttıkça kadınların sayısı da azalmaktadır.

Çalışma yaşamında yukarıda kısaca değinilen cinsiyet eşitsizliğinin ve kadın işsizliği sorununun çözülmesi ancak samimi bir politik irade ve kapsamlı yapısal dönüşüm politikalarının hayata geçirilmesi ile mümkün olabilirdi. Ancak AKP iktidarında bu yönlü bir çaba görülmemiştir. Çünkü AKP`nin ne emeğe yaklaşımı, ne cinsiyet eşitsizliği konusuna yaklaşımı ve ne de ekonomik programı buna elveriyordu. AKP çalışma yaşamına emek eksenli değil, piyasa ve sermaye eksenli bir yaklaşım içindedir. Öte yandan kadına yaklaşımı ise aile bağlamında ve daha çok geleneksel cinsiyet rolleri temelindedir. Dolayısıyla AKP`nin kadınların çalışma yaşamındaki sorunlarının çözümüne ilişkin ufku ancak en fazla piyasanın ihtiyaçlarına göre yapılan düzenlemelerle sınırlı kalmıştır. Nitekim bunun da kadınların çalışma koşullarını daha da olumsuzlaştıran ve iş güvencelerini ortadan kaldıran esnekleştirme türü uygulamalar olduğu görülmüştür.

Kamuda personel rejiminin “reforma” tabi tutulmasıyla, kadınların sorunlarının daha da büyüyeceği görülüyor. Bugün sağlıkta, eğitimde belirli süreli sözleşmeli istihdama gidilmiş durumda. Yine çalışan sayısı en aza indirilerek, düzenli istihdam ortadan kaldırılmayı öngören norm kadro uygulaması;  işverenlere iş yoğunlaştırması, uzun çalışma süreleri, performans değerlendirmesi, çalışanları istediği zaman işe alma ve işten çıkarma serbestliği tanıyan esnek çalışma uygulamaları daha ilgili yasalar çıkmadan, yönetmelikler aracılığıyla kamuda uygulanmaya başlandı. Hastalık izinleri memurların yarısı kadar olan sözleşmelilerin, ücretsiz izin ve ücretsiz doğum izni hakkından bahsedilmiyor. Belirli süreli sözleşme ile çalıştırılan kadınların, emeklilik ve prim ödeme gün sayısını doldurmalarını daha da zorlaştırmaktadır.  Objektif kriterler göz önünde bulundurulmadan performans değerlendirilmesine tabii tutulan kadınların, ücret artışı, terfi ve atamalarda, iş güvencesinde, ek ödemelerde ciddi zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Cinsiyet ayrımcı yaklaşımların, toplumun bütün kesimlerince içselleştirildiği bir ortamda, kadınların performans notlarının yüksek olabileceğini söylemek zor.

Bu uygulamaların en büyük mağduru elbette ki yine kadınlardır. Belirli işkollarında vasıfsız olarak çalıştırılacak kadınların yoğunluğu ve aralarındaki rekabet artacak, ucuz emek gücü olarak konumlandırılacak, günü, çalışma saati, izni, tatili belli olmayan bir iş düzenine boyun eğmeye zorlanacak, evlilik ve hamile kalma, çalışmasının önünde engel olarak gösterilebilecek, çocuk sahibi olma, işini kaybetme nedeni olabilecek.

Eğitim işkolunda yöneticilik erkek işi olmaya devam ediyor. Eğitim sektöründe çalışanların %44`ü kadındır. Ancak yükselme ve mesleki gelişim olanaklarından yararlanma söz konusu olduğunda, kadınlar yöneticilik düzeyinde  %5 oranında temsil edilmektedir. Bu konudaki eşitsizlilk AKP`nin Milli Eğitim Bakanlığının uygulamalarıyla da sürdürülmüştür. AKP`nin kamuda kadrolaşma faaliyetlerinin en yoğun görüldüğü alanların başında Eğitim gelmektedir. MEB`in sendikamız tarafından iptal davası da açılan bir yönetici atama yönetmeliğine göre gerçekleştirilen müdür ve müdür yardımcısı atamalarının ezici çoğunluğunu erkeklerden oluşuyordu (%95).

Ülkemizde okur-yazar olmayan nüfusun %66`sını kadınlar oluşturuyor. Özellikle eğitimin paralı hale gelmesi, kız çocukları için bilgiye ve mesleğe ulaşmayı lüks hale getirmiştir. Türkiye`nin imzaladığı ve taraf olduğu uluslar arası normlar eğitimin bir insan hakkı olduğuna işaret eder. Ülkemiz 2015 yılına kadar tüm eğitim kademelerinde cinsiyet eşitliğini sağlamayı taahhüt etmiştir. UNISEF destekli başlatılan “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” çerçevesinde 170 bin kız çocuğu okula kavuşturulmuş olmakla birlikte, eğitimin sorunlarına temel çözüm üretilemediği sürece dış zorlamalar ve lokal çözümlemelerle bir yere varılması mümkün görülmüyor.  Kız çocuklarının okullaşması medyatik kampanyalarla değil daha sosyo-ekonomik ve demokratik boyutları göz ardı etmeyen ciddi bir yaklaşımla ve yasal düzenlemelerle sağlanabilir. Söz konusu politikaların yoksullukla mücadele ve anadil sorununun çözümünü kapsaması bir zorunluluktur.

Eğitim alanında cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak için olumlu eylem programlarının geliştirilmesi amacıyla 18 Kasım 2005 tarihinde başlattığımız “Eğitimde Cinsiyet Ayrımcılığına Hayır” kampanyamızla; Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “Eşitlik Komisyonu” oluşturulması, eğitim programlarının her düzeyinde ve içeriğinde, ders kitapları ve materyallerinin cinsiyetçi referanslardan arındırılması, eğitimin her aşamasında toplumsal cinsiyetle ilgili derslerin ve konuların yer alması, Eğitim Fakültelerinin lisans programlarına “Toplumsal Cinsiyet”le ilgili zorunlu ders konulması, bakanlığın Hizmet İçi Eğitim Programlarına “Toplumsal Cinsiyet” konusunun dahil edilmesi, kız çocukları ve kadınların eğitim hakkını kullanmaları yönünde destek ve teşvik politikaları geliştirilmesi, kız çocuklarına yönelik burs olanakları yaratılmasını ve yaygınlaştırılması, okulların yoğunluklu olarak bulunduğu bölgelerde kreşler açılması şeklindeydi. AKP iktidarı ve MEB bu taleplerimize hiçbir şekilde karşılık vermemiştir.

2006 – 25 Kasım 2006 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz  “Eşitsek, Eşitlik Haklarımızı İstiyoruz” kampanyamızın talepleri doğrultusunda yoğun faaliyetler sürdürdük. KESK Kadın Heyeti olarak, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU ile kamudaki kadınların sorunları ve talepleri konusunda görüşme yaptık. Görüşmede kamuda çalışan kadınların yükselmeler ve terfilerde uğradıkları ayrımcılığa karşı cinsiyetçi iş bölümünün, cinsiyetçi kültür ve egemenliğin sorgulanarak eşit haklı ve eşit ücretli çalışma haklarının korunması ve geliştirilmesi için programlar oluşturulması, yönetim kademelerinde kadınların yer alabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, çalışan kadınların güçlendirilmesine ilişkin iş yerlerinde kreşlerin açılması ve yaygınlaştırılması, sınıf ve rehber öğretmenlerinin süt izinlerine yönelik sorunların giderilmesi, ücretsiz doğum izinleri sürelerinin emeklilikten sayılması, cinsel tacizin iş güvenliği kapsamında değerlendirilmesi, boşanmış ve çocuğu ile yaşayan kadının aile yardımından yararlanması gibi taleplerin yanı sıra, sözleşmeli çalışan kadınların sorunlarına dikkat çekilmiştir.   Bakan ÇUBUKÇU, Kampanyamızı olumlu bulduğunu ifade ederek, ücretsiz doğum izinlerinin emeklilik hizmet sürelerinden sayılması, eşinden boşanan ve çocukların velayetini alan kadınların aile yardımı alması konusunda ve süt izinlerindeki sorunların giderilmesi için girişimde bulunacağını taahhüt etmiştir.  Kadınların yönetim kademelerinde yer alması için pozitif destek programlarının uygulanmasını doğru bulduğunu ve desteklediğini belirtmiştir. Ancak bu sözlerin arkası gelmemiştir. Sayın bakan dile getirdiğimiz ve takipçisi olacağını belirttiği taleplerin karşılık bulması için herhangi bir girişimde bulunmamıştır.

Aslında buna çok da şaşırmamak gerekir. Çünkü AKP emekçilerin ya da kadınların değil piyasanın taleplerine duyarlı bir hükümet olmuştur.

Çalışma hayatı ile ilgili yasalar konusunda, hükümetin uluslararası normlara uyarak cinsiyetçi işbölümüne hizmet eden yasal düzenlemeleri kaldırması, yeni emek kullanımına ilişkin koruyucu yasalar çıkarması, kayıt dışı sektörlerde düzenli çalışma yaşamı dışına itilen kadınların sosyal güvenceye kavuşturulması, kadının ev içi üretimin görünür kılınması, emeğinin ikincil ve geçici emek olarak görülmesini engelleyecek yasal değişiklikler yapması politikalar geliştirmesi kaçınılmazdır. Ama tüm bunların olması için başta biz sendikalara ve kadın örgütlerine görev düşüyor.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu