12 Eylül`de siyasi tutukluların cezaevlerinde başlattığı açlık grevleri sürerken siyasal iktidarın ölüm orucu karşısındaki körlüğü yüzlerce insanın hayatını tehdit etmekte ve binlerce insanın da açlık grevine başlamasına neden olmaktadır.
Sürecin başından itibaren yaşananlar, sadece belli bir siyasi görüşten olan kişileri değil, hak ve eşitlikten yana olan aydınları, yazarları, sendikacıları, insan hakları savunucularını kısaca yaşanacak olumsuz gelişmelerden kaygı duyan herkesi yakından ilgilendirmiştir ve ilgilendirmeye devam etmektedir. Başbakan`ın “açlık grevinde kimse yok” açıklamalarını kendi bakanları yalanlamaktayken, bu konuyla ilgili toplumsal ve insani sorumluluğunu yerine getirenlere uygulanan şiddet ise otoriter yönetim biçiminin aldığı boyutu en açık şekilde ifade etmektedir. Yaşananların, Başbakan`ın açlık grevleri karşısındaki körlüğünü toplumsallaştırma çabasının bir ürünü olduğu, artık şüphe götürmez bir gerçektir.
Unutulmamalıdır ki AKP`nin bedenini ölüme yatıran insanlar karşısındaki sessizliği, aslında ölümü çağıran büyük bir çığlığa dönüşmüştür. Bu çığlık, önüne çıkan her türlü eleştirel ve muhalif tavrı sindirme ve yok etme amacıyla giderek artan bir dozla hayatlarımızı çepeçevre sarmıştır. Artık, Bakanları spor salonunda protesto etmekten, ifade özgürlüğünü kullanmaya kadar en temel muhalefet yöntemleri dahi bizzat Başbakan tarafından terörize edilmekte, muhalif her ses susturulmak istenmektedir.
Bu nedenledir ki Eğitim Sen olarak, açlık grevleri sonucunda ölümler yaşanmasına asla göz yumulmaması açısından herkesi duyarlı davranmaya çağırıyoruz. Bizler biliyoruz ki hiçbir gerekçe, insanların ölüm orucu ile ölüme gönderilmesini haklı gösteremez. En temel hak olan yaşamın devamını tehdit eden böylesi önemli bir süreç karşısında, egemenlerin ve AKP`nin ölümün tohumlarını ekmeye bir son vermesi gerektiğini, yaşamı ve umudu yeşertmenin zorunlu olduğunu bir kez daha örgütlü gücümüzle hatırlatıyoruz.












