İstanbul Sözleşmesi Hakkında Bilgi Notu

Eğitim Sen Merkezi Kadın Sekreterliği tarafından hazırlanmıştır.
 

Şiddet sarmalı erkek egemenliği temelinde gelişmektedir. Her gün binlerce kadının katledilmesine, şiddete, tacize ve tecavüze uğramasına karşı toplumlar sessiz kalmaya devam etmektedir. Bu öyle bir suskunluktur ki; şiddet sarmalı içerisinde yaralanan bedenlerimiz, düşüncelerimiz ve ruhlarımızın tedavi edilmesi giderek güçleşmektedir. Sistematik devam eden şiddet sarmalına karşı öncelikli mağdur olan kadınlar ve çocukların haklarının korunması; her geçen gün ağırlaşan erkek şiddetini durduracaktır. 

Kamusal alanlarda var olan erkek şiddeti ev içlerinde ağırlaşarak devam etmektedir. Özel ve kutsal sayılıp dokunulmazlık verilen aile kurumu; şiddetin temel üretim merkezlerinden biridir. Kurumsal ve sistematik şiddet; ailenin dokunulmazlığı ile sarmalanmaktadır. Oysa iş yerlerinde, okullarda, sokakta, pazarlarda, ev içlerinde erkek egemen şiddetin farklı formlarda karşımıza çıkması önlenemez olduğu anlamına gelmemektedir. Erkek egemen şiddet; kadınların örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve eşit, adil ve onurlu yaşam hakkını savunmaları ile önlenebilir. Kadınların kimliklerine, bedenlerine, emeklerine ve özgürlüklerine sahip çıkan bu anlayış uluslararası alanlarda olduğu kadar ulusal ve yerel sınırlar içerisinde de geliştirilmelidir.

İnsan haklarını kendisine rehber olarak gören kadınların mücadelesi; şiddet sarmalını güçlendiren dinamikleri ortadan kaldırmalıdır. Bu anlamda eril şiddete karşı yasal bağlayıcılığı olan düzenlemelerin kadınlar tarafından bilinmesi ve tartışmaya açılması gerekmektedir. Sendikamız Eğitim Sen yıllardır kadın hakları için çalışmalar yapmakta gerek iş kolunda gerekse dışında tüm kadınların insan onuruna yakışır şekilde yaşamasını amaçlamaktadır. Bu rapor; ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi / İstanbul Sözleşmesi` hakkında bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. 

Sözleşmede yer alan maddeler ve çerçeve sendikamızın ilkesel olarak yürüttüğü kadın eşitliği ve özgürlüğü mücadelesini zenginleştirecek bir zemin sunmaktadır. Sendikamız; bu sözleşmeyi

uluslararası alanda yaptırımı ve bağlayıcılığı olan ilk sözleşme olduğu

demokratik kitle örgütleri, kadın dernekleri ve insan hakları dernekleriyle, merkezi ve yerel yönetimleri eşit birer aktör olarak gördüğü 

şiddeti toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak değerlendirdiği ve eşitsizlikle mücadeleye özel bir önem verdiği

Eğitim alanında cinsiyetçi olmayan öğretim programlarının geliştirilmesi koşulunu taşıdığı

Şiddet mağduru olan kadınlara ve kız çocuklarına anadilinde hizmet verilmesini savunduğu

Mülteci kadınların haklarını savunduğu

Bağımsız İzleme Mekanizması yoluyla ülkeleri denetleyebilme yolu açık olduğu için önemsemektedir.

Elinizdeki metin üzerinden tartışmaların yürütülmesi ve şiddeti önlemek amacıyla yasal düzenlemelerin bir an önce pratiğe geçirilmesi için kampanyalar, seminerler, paneller, toplantılar gibi çalışmaların yapılması beklenmektedir. 

İstanbul Sözleşmesi Nedir?

İstanbul Sözleşmesi; kadın-erkek eşitsizliğinden beslenen kadına yönelik şiddetin ciddi şekilde insan hakkı ihlallerine yol açtığını görerek; Avrupa Konseyi üyesi ülkeler tarafından takınılan sessizliğe karşı çıkmak için imzaya açılmıştır. 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul`da yapılan bir törenle Avrupa Konseyi üyesi ülkeler imza sürecini başlatmış, ülkelerinde yürürlüğe girecek tarih olarak 01.08.2014`ü belirlemişlerdir. Sözleşmenin imzaya açıldığı gün 13 Avrupa Konseyi üyesi ülke imza atmıştır. Bu ülkeler Türkiye, Avusturya, Almanya, Yunanistan, İzlanda, Karadağ, Portekiz, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksemburg`tur. Türkiye anlaşmaya ilk imza atan ülke olmuştur. Şimdiye kadar Konsey üyesi 46 ülkenin 37`si anlaşmaya imza atmıştır. Anlaşma hala imzaya açıktır.

İstanbul Sözleşmesi; kadına yönelik şiddet ve ev içindeki şiddet ile ilgili Avrupa çapında yasal bağlayıcılığı olan ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme içerisinde kadına yönelik şiddet bir insan hakkı ihlali olarak değerlendirilir ve önlemek için ülkelerin yasal düzenlemeler yapmasını zorunlu kılar. 

Sözleşme; insan hakları dernekleri ve demokratik kitle örgütlerinin rolüne özel bir vurgu yapmaktadır. Bütüncül politikalar üretilerek şiddetsiz bir toplum yaratılması amaçlanmaktadır. Kadına yönelik şiddeti önlemek için hükümetlerin, insan hakları kurumlarının, demokratik kitle örgütlerinin politika üretmesi ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi beklenmektedir.

Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten itibaren devletler yasalarını Sözleşmeye uygun şekilde değiştirmek, pratik önlemleri hayata geçirmek ve kadına yönelik şiddet ile ev içindeki şiddeti önlemek ve mücadele etmek için kaynak ayırmak zorundadır. Uluslararası alanda ilk kez, İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddeti ve ev içindeki şiddeti ‘özel` bir mesele olmaktan çıkarmıştır. Bu sayede; devletler şiddeti önleme, mağdurları koruma, failleri cezalandırma ve bütüncül politika üretme konusunda sorumluluk yüklemektedir.

Sözleşme Türkiye`ye Gelince Nasıl Değişti?

Sözleşmenin İngilizcesi ‘ Council of Europe Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence` dır. Türkçeye çevirisi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi` olarak yapılmıştır. Domestic violence kelimesi İngilizcede aile içerisinde ya da hanede ya da eski veya yeni çiftler arasında gerçekleşen psikolojik, fiziksel ya da cinsel şiddeti tanımlamak için kullanılmaktadır. Oysa Bakanlık sadece ‘aile içerisinde` olan şiddeti tercih ederek; yeni bir cinsiyetçiliğe imza atmıştır. Olumlu ya da olumsuz anlamda dolaşıma sokulan ‘aile` kelimesi her seferinde iktidarın yeniden üretilmesine neden olmaktadır. Bize göre; aile içi şiddet diyerek resmi olarak evli ya da yine resmi olarak boşanmış kişiler arasında gerçekleşen şiddeti kastetmek yerine resmi olsun ya da olmasın aynı hanede yaşayan kişiler arasındaki şiddeti karşılayan ‘ev içi şiddet` kelimesini kullanmak daha anlamlıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın ‘kızlı erkekli aynı evde kalıyorlar` diyerek savaş açtığı hanelerde de resmi olarak evlenmiş/boşanmış kişiler arasında olduğu kadar şiddet olayı görülebilmektedir. Bu şiddetle mücadele etmek için sözleşmenin maddelerinde olan kapsayıcılık; başlığa da yansıtılmalıdır. Sözleşmeyi Bakanlık dışında Türkçeye çeviren demokratik kitle örgütleri ve kadın örgütlerinin kullandığı şekliyle yani ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi` olarak kullanıma sokulmalıdır. Bu yüzden Eğitim Sen; sözleşmede asıl vurgunun aileye yapılmasına karşı çıkmaktadır.

Sözleşmenin Tarihçesi

Uluslararası alanda yapılan sözleşmeler; hem devletlere sorumluluk yüklemekte hem de uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratılmasına neden olmaktadır. Kadınların erkek egemen sistem içerisinde yaşadığı aşağılanma ve yok sayılma pratiklerine karşı uluslararası sözleşmelerin bir koruyuculuk kalkanı yaratabilme olasılığı vardır. Ancak bu koruyuculuğun ve görünür olmanın kadınlar lehine işler kılınması için; kadınların özne olarak kendilerini ortaya koymaları gerekmektedir. Diğer bir deyişle yasanın uygulamaya eşitlikçi şekilde geçmesini sağlayan kadınların iradesidir

İstanbul Sözleşmesi; 1950 yılında imzalanan ‘İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi`ne, 2005 yılında imzalanan ‘İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesine` ve 2007 yılında imzalanan ‘Çocukların Cinsel Sömür ve İstismarına Karşı Sözleşme`ye dayanarak hazırlanmıştır. Bu yüzden kadına yönelik şiddet; kişisel bir problem olmanın ötesinde sosyal ve uluslararası boyutları olan bir sorun olarak ele alınmaktadır. 

1979`da BM tarafından imzaya açılan ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi` (CEDAW)  kadınların eşitlik mücadelesi alanında o tarihe kadar imzaya açılan en kapsamlı sözleşmedir. Bu sözleşmede kadınlara yönelik ayrımcılık; “…kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın ve kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve diğer alanlardaki insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen veya ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım, mahrumiyet veya kısıtlama” olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi asıl vurgu ‘kadınların cinsiyetlerinden dolayı temel haklarından mahrum kalmalarına` yapılmıştır. Onurlu şekilde yaşamaları için devletlere ayrımcılığı ortadan kaldıran politikalar üretmesini salık vermektedir. CEDAW aynı zamanda kadın derneklerinin katılımıyla ülkeler için ‘gölge raporlar` hazırlamakta; ancak çıkan sonuçlar ‘tavsiye kararı` olmanın ötesine geçememektedir. 

İstanbul Sözleşmesi CEDAW`dan sonra kadınlar hakkında imzalanan en kapsamlı uluslararası sözleşmedir. Ancak asıl farkı yaptırım gücü olan ilk sözleşme olmasıdır. Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten itibaren devletler için bağlayıcıdır. Bağımsız bir denetim kurulu tarafından ülkelerde sözleşmeye uygun düzenlemelerin yapılıp yapılmadığı kontrol edilmektedir. Özel Sözleşmeye aykırı pratikler için uluslararası hukuk alanında adım atılabilir.

Sözleşmenin Düzeni

İstanbul Sözleşmesinde toplam 81 madde bulunmaktadır. Metnin Bakanlık tarafından çevrilmiş hali Bilgi Notunun ekinde sunulmuştur. İlk bölümde ‘Sözleşmenin Amacı, Tanımlar, Eşitlik, Ayrımcılık Yasağı Ve Genel Yükümlülükler` tanımlanmaktadır. Bu bölümde dikkate değer maddeler aşağıda sıralanmıştır;

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği açıkça tanımlanmış, kadınlara yönelik şiddetin eşitsizlikten kaynaklandığı belirtilmiştir.  

Anlaşmanın amaca kadınlara yönelik her türlü şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmaktır.

Sözleşmenin etkili uygulanması için özel bir izleme mekanizması kurulmaktadır.

“ev içi şiddet”, mağdur faille aynı haneyi paylaşsa da paylaşmasa da, aile veya hanede, eski veya şimdiki eşler ya da partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet anlamına gelmektedir.

“kadın” ibaresi 18 yaş altı kız çocuklarını da kapsamaktadır.

Taraf Devletler bu Sözleşme`nin hükümlerinin, özellikle de mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya siyasi olmayan görüş, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlık ile ilişkilenme, mülkiyet, soy, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu ya da benzeri herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına almaktadır.  Bu madde; Türkiye`ye gelen Suriyeli, Kobaneli ve Şengalli kadınların da şiddete karşı korunmalarını devletin sorumluluğu olarak görmektedir. 

Sözleşmenin ilk bölümünde çizilen çerçeve son derece kapsayıcı ve kadınların özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinde ortaya çıkan taleplere sadık şekilde oluşturulmuştur. Bu bölümde değinilen ve sonraki bölümlerde ayrıntılarıyla ele alınan ‘özel bir izleme mekanizması` kurulması sözleşmenin kâğıt üzerinde kalmaması için atılan önemli bir adımdır.

Sözleşmenin ikinci bölümünde ‘Bütüncül Politikalar ve Veri Toplama` ile ilgili hükümler yer almaktadır. Merkezi ve yerel yönetimlerin sivil toplum kuruluşları ile birlikte sözleşmenin uygulanmasında ana aktörler olduğu belirtilmektedir. Devletler yalnız başına değil insan hakları ve kadın hakları mücadelesi veren örgütlerle birlikte sözleşmeyi hayata geçirmek zorundadır. Kadınlara yönelik şiddet hakkında ulusal veri toplama yükümlülüğü getirilmektedir.

Diğer bölümlerin başlıkları sırasıyla; ‘Önleme`, ‘Koruma ve Destek`, ‘Maddi Hukuk`, ‘Soruşturma, Kovuşturma, Usul Hukuku ve Önleyici Tedbirler`, ‘Göç ve Sığınma`, ‘Uluslararası İşbirliği`, ‘İzleme Mekanizması`, ‘Diğer Uluslararası Belgelerle İlişkiler`, ‘Sözleşmedeki Değişiklikler` ve ‘Son Hükümler` dir. 

Sözleşmenin İçeriği (Önleme, Koruma ve Cezalandırma)

İstanbul Sözleşmesi 4 ana başlık altında incelenebilir. 

Önleme

Sözleşmeye taraf devletler kadına yönelik şiddeti önlemek için gerekli tedbirlerin almak zorundadır. Şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığının açıkça belirtilmesi sonucunda; asıl yapılması gerekenin kadınların toplumsal rollerine ilişkin ön yargıların, geleneklerin ve her türlü uygulamanın ortadan kaldırılması olduğu açıktır. Ne yazık ki, sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten sadece 3 ay sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan fıtrat açıklaması yaparak ‘eşitsizliği` yeniden üretmiş ve şiddete zemin hazırlamıştır. Bilgi Notu`nun ilerleyen bölümlerinde değineceğimiz gibi; bu eşitsiz yaklaşımın yargılanmasını sağlayan ‘İzleme Mekanizması` Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bir ‘oldu-bittiye` getirilerek kadın örgütlerinin dışlanmasıyla oluşturulmuştur. Yani minareyi çalan kılıfını da hazırlamaktadır.

Önleme konusunda sözleşmenin bakış açısı nettir. Şiddetin önlenmesi için kadınları aşağılayan her türlü geleneksel, kültürel, dinsel ya da sözde namus ile ilgili her türlü gerekçeyle mücadele edilmesi gerekmektedir. Yaygın farkındalık yaratma faaliyetleri devletler ve konuyla ilgili demokratik kitle örgütleri tarafından planlanmalıdır. 

Sendikamızı yakından ilgilendiren 14. maddesi ‘Önleme` başlığı altında açıkça yer almaktadır. Yıllardır Eğitim Sen`in savunduğu cinsiyet eşitlikçi eğitim modeli aşağıdaki maddede somutlaşmıştır;

Taraf Devletler, kadın erkek eşitliği, kalıplaştırılmayan toplumsal cinsiyet rollerini, karşılıklı saygıyı, kişiler arası ilişkilerde şiddetten kaçınma temelinde çatışma çözümünü, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı meselelerinin resmi müfredat içerisinde ve eğitim sürecinin her düzeyinde öğrencilerin gelişim kapasitelerine uygun olarak öğretim materyallerinin içerisine dâhil edilmesi için uygun olan durumlarda gerekli adımları atar.

Taraf Devletler, 1. fıkrada bahsedilen ilkelerin yaygın eğitim faaliyetlerinin yanı sıra spor faaliyetleri, kültürel faaliyetler, boş vakit faaliyetleri ve medyada teşvik edilmesi için gerekli adımları atar.

İstanbul Sözleşmesi sendikamızın yıllardır savunmakta olduğu cinsiyet eşitlikçi müfredat talebine yeni bir dayanak oluşturmakta; bu alanda yapacağımız faaliyetlerde başvurulması gereken bir kaynak olma özelliği taşımaktadır. 

Koruma

Risk altında olan ve özel yardıma ihtiyaç duyan tüm mağdur kadınların ve kız çocuklarının korunması amacıyla bu bölüm hazırlanmıştır. Koruma için devletlerin alması gereken tedbirler üzerinde durulmaktadır. Aşağıda bazı temel maddeler sıralanmıştır;

Çok Dilli Hizmet: Sözleşmenin 19. maddesi gereğince mağdurlara verilecek destek mağdurların anladıkları dilde olmalıdır. 

Yeterli, nitelikli ve ulaşılabilir alanlarda kadın sığınma evlerinin açılması

7/24 açık telefon yardım hatlarının kurulması

Cinsel Şiddet Yönlendirme ve Tecavüz Kriz merkezlerinin kurulması: Sözleşmenin 25. maddesi gereğince tecavüz mağduru kadınlara acil müdahalede bulunabilecek ve travma sonrası onları destekleyecek merkezlerin açılması gerekmektedir. 

Çocuk mağdurlar için ‘Çocuk Haklarına` duyarlı desteğin sunulması gerekmektedir.

Cezalandırma

Faillerin cezalandırılması ve haklarında soruşturma yürütülmesine ilişkin hükümleri içermektedir. Getirdiği en önemli yenilik; mağdurun şikayetine bağlı olmaksızın soruşturmanın yürütülmesidir. Sözleşmede zorla evlilikler, psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, evlilik içi/dışı cinsel şiddet, kadın sünneti, zorla kürtaj ve kısırlaştırma, mağduru onurunu zedelemeye yönelik cinsel taciz, bunlara yardım ve yataklık, cinayetlerin sözde ‘namus` gerekçesiyle işlenmesi gibi maddelerin bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca bu suçları işleyen kişilerin cezalandırılması için ‘ağırlaştırıcı sebepler` de sıralanmıştır.  

Bu suç tanımlamalarının hemen arkasından soruşturma ve yargılama usülleri hakkında bilgiler verilmektedir. Mağdurların haklarını gözeten bir yaklaşımın yargılama sırasında kullanılması gerekmektedir. Örneğin; mahkeme salonlarında ya da karakollarda mağdur ve failin birarada bulunmaması için özel tedbirler alınması gerekmektedir. Bu da Türkiye`de bir zulüm haline gelen ‘koruma kararlarının` daha etkin şekilde hayata geçirilmesi bakımından önemli bir adımdır.

İstanbul Sözleşmesi ve Göçmen Kadınlar

Türkiye`de son dönemde Suriye`de yaşanan iç savaş ve DAİŞ çetelerinin saldırıları sonucunda binlerce mülteci kadın yaşamaya başlamıştır. İstanbul Sözleşmesi; sığınmacı kadınların şiddete karşı korunması için maddeler içermektedir. Ancak Türkiye; 1951 yılında imzaya açılan ‘Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşmeye` coğrafi sınır koyduğu için Irak ve Suriye topraklarından gelen mülteciler sığınmacıların sahip olduğu haklardan faydalanamamaktadır. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesinde kadın sığınmacılarla ilgili bölümün uygulamaya geçirilip geçirilmeyeceği net değildir. Sözleşmeye göre;

Bulundukları ülkede eşlerinin ikamet durumuna göre oturma izni alan sığınmacı kadınlar eğer şiddet mağduruysa bağımsız oturma izni alabilir

Sığınmacıların kabülü için toplumsal cinsiyete duyarlı ölçütler getirilmektedir

Toplumsal cinsiyet temelli şiddet bir sığınma başvurusu gerekçesi olarak değerlendirilmektedir.

Şiddet mağduru kadınlar ve kız çocukları risk altında oldukları ülkelere geri gönderilmeyecektir. 

İzleme Kurulu (GREVİO)

İstanbul Sözleşmesini diğer sözleşmelerden ayıran en önemli özelliği; sözleşmenin yürürlüğe girdiği ülkelerde bağımsız bir izleme kurulu oluşturulmasıdır. Bu izleme kurulu sözleşmenin maddelerinin hukuksal ve sosyal olarak hayata geçirilmesini denetlemektir. GREVIO olarak anılan bu kurul ‘Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı eylem uzman grubu` olarak adlandırılmaktadır. GREVIO, çok disiplinli uzmanlık bilgisine sahip en az 10 en fazla 15 üyeden oluşmaktadır. 4 yıllık görev süresi olan bu kurula aday olabilmek için aşağıdaki koşullar gerekmektedir;

* İnsan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet, mağdurların korunması ve onlara yardımcı olma alanında yetkinliğe sahip olarak bilinen yüksek ahlaki karaktere sahip olan veya Sözleşme kapsamında belirlenen alanlarda profesyonel deneyimini olan;

* Sözleşme`nin, diğer konuların yanı sıra ulusal azınlık ile ilişkilenme, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu ya da benzeri herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını gözetecek;

* Kadınların aşağı bir cins olduğu veya erkekler ile kadınlar için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan önyargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü uygulamaları yok etmek amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi perspektifine sahip;

* Kültür, örf ve adet, din, gelenek veya sözde “namus”un Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin bir gerekçesi olarak kabul edilemeyeceği konusundaki sözleşme hükümlerinin takipçisi olacak;

* Sözleşmenin kadına karşı şiddetin toplumsal güç eşitsizliklerinden kaynaklandığı tespiti ve sorunun kadınların güçlendirecek politikalar ile çözülebileceği vurguları nedeniyle sosyal politikalar alanında birikimi olan;

* Şiddetle mücadelede mağdurun insan haklarını merkeze koyan bir bakış açısını içselleştirmiş;

* Kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet alanında ilgili aktör (öncelikle STK`lar) ve organları temsil eden;

* Görevlerini bağımsız, tarafsız ve etkili bir şekilde yerine getirecek niteliklere sahip kadınlar olması gerekmektedir. 

Bu maddeler gereğince Türkiye`de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 22.12.2014 tarihinde kadın örgütlerini bir toplantıya çağırmış ama bürokratik engeller çıkararak kadın örgütlerinin seçim sürecine katılmasına izin vermemiştir. Yukarıda altını çizdiğimiz ‘öncelikle STK`LAR` maddesine ve sözleşme boyunca tekrarlanan birlikte çalışma ilkesine aykırı şekilde düzenlenen toplantıda 69 kadın örgütü dışlanmış, kaşesi olmadığı için oy kullanmalarına izin verilmemiştir. 

Türkiye`den GREVİO üyeliği için seçilecek 10 kişinin 7`sinin kamu görevlisi olması; AKP hükümetinin tarafını açıkça belli etmektedir. 22 Aralık`ta seçilen üç sivil toplum temsilcisi de AKP tarafından kurulan ve kadın alanında mücadele deneyimi olmayan örgütlerin temsilcileridir. Böylece son derece kapsamlı ve yasal bağlayıcılığı olan sözleşmenin altına atılan imza bir reklam malzemesine dönüşmekte; gerçekte şiddeti önlemek için adım atılmamaktadır.

Eğitim Senli kadınlar olarak uluslararası sözleşmelerin eşitlikçi yaklaşımının kadınların mücadelesi ile hayata geçirileceğine inanmaktayız. İstanbul Sözleşmesi`nin bir mücadele zemini olarak görülmesi ve hükümetin tüm ikiyüzlü politikalarının açığa çıkarılması için çalışmalarımızın sürmesi gerekmektedir. 

Sendikamız bu bilgi notu ile üyelerimizde bir farkındalık yaratmayı aynı zamanda iş yerlerimizde kadın özgürlüğü ve eşitliği için yeni zeminler sunmayı amaçlamıştır. 

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu