Ülkedeki egemen siyaset mekanizmasının dışlayıcı, ötekileştirici, nefret ve şiddet içerikli dili, toplumda siyasal kutuplaşmaları ve ayrışmaları derinleştirmekte, şiddet eğilimlerini arttırmaktadır. Türkiye`de uzunca bir süredir bazı siyasiler tarafından kullanılan nefret dilinin ve sürekli beslenen şiddet kültürünün toplumsal yaşam içinde ne tür sonuçlara yol açtığına ilişkin çok sayıda deneyime sahiptir. Bu durumun en son örneği İzmir Urla`da yaşanmıştır. İzmir`de seçim çalışmaları yapan HDP`lilere yönelik saldırı sonrasında çok sayıda kişi yaralanmıştır.
Barındırdığı çok sayıda anti-demokratik düzenlemeye rağmen mevcut 12 Eylül Anayasasında bile Türkiye`nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmasına rağmen, hukukun sadece egemen siyasal aktörler için geçerli olduğu Urla`da yaşanan saldırı ve sonrasında bir kez daha görülmüştür.
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının tartışıldığı, demokratikleşme yerine otoriterleşme uygulamalarının arttığı bir dönemde baskıdan ve şiddetten beslenen bazı odaklar bir yerlerden aldıkları cesaret ile emekçilere, gençlere, siyasi parti temsilcilerine güvenlik güçlerinin göz yumması ile doğrudan saldırılar düzenleyebilmektedir. Bu saldırıların linç girişimlerine kadar uzanmış olmasının, toplumsal barış açısından son derece tehlikeli olduğu açıktır.
Bu tür girişimlerin şimdiye kadar can kaybına yol açmamış olması önemlidir. Ancak ortama hâkim kılınan gerginlik ve kutuplaşma ile ülkede giderek derinleşen siyasal krizin etkileri bir araya geldiğinde benzer girişimlerin çok daha üzüntü verici sonuçlara yol açabileceğini görmek zor değildir.
İzmir Urla`da yaşanan saldırı, kardeşçe bir arada yaşama yöneliktir. Türkiye`nin yeniden şiddetin ve linç girişimlerinin yaşandığı bir sürecin içine itilmesine izin verilmemelidir. Bu türden linç girişimlere güvenlik güçleri ve sorumlu düzeydeki kamu görevlileri asla müsamaha göstermemeli, bu saldırılarda yer alanların tespit edilerek yargı önüne çıkarılması sağlanmalıdır. Aksi takdirde önümüzdeki süreçte yaşanacak benzer saldırıların sorumluluğu, başta kolluk güçleri olmak üzere, bu tür olayları engellemekle yükümlü olanlara ait olacaktır.












