“Başarılı Değilim” Diyen Araştırma Görevlisi İntihar Etti

 
Antalya`da ÖYP`li bir araştırma görevlisi, `başarılı değilim` diyerek intihar etti.
 

Akdeniz Üniversitesi`nde Hukuk Fakültesi`ne bağlı Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı`nda araştırma görevlisi olan 28 yaşındaki Murat Elbay, evinin iç merdivenlerine kendisini asarak yaşamına son verdi. 

Elbay, bıraktığı notta, “Ölümümden kimse sorumlu değildir. En çok babamı üzeceğim için üzgünüm. Hayattan zevk almıyorum. İşyerinde de mutlu değilim. Başarılı olduğumu düşünmüyorum” dedi. 

İntiharın Sebebi ÖYP

Elbay`ın “başarısızlığı” nedeniyle intiharı, kuşkusuz sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda değişen, rekabetçiliği, bireyciliği öne çıkaran istihdam biçimlerinin sonucudur. Bugün, araştırma görevlileri, 50/d, 33/a, 35, ÖYP gibi farklı adlar altında, ancak aynı işi yaparak iş güvencesinden yoksun bir şekilde çalışıyor. Bu istihdam biçimleri, bilim insanın çalışma koşullarını ve biçimlerini olumsuz yönde etkiliyor; bilimin yok sayıldığı, performansın ve “başarı”nın hakim kılındığı bir üniversite sistemi yaratılıyor. 

Murat Elbay`ın yaşamını sona erdiren, böyle bir üniversitenin, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda çalışma yapmak zorunda bırakılan,  bilimden yoksun üniversitelerde eğitim gören araştırma görevlilerine hissettirdikleridir. Elbay`ın ölümünden ne kendisi ne “başarısızlığı” sorumludur; sorumlular, üniversiteleri bu doğrultuda yapılandıran siyasal iktidar ve onun yarattığı üniversite sistemidir. 

Bunu ise Elbay`ın ölümünden sonra onunla ile aynı fakültede görev yapan Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz`in yazısı anlatmaktadır:

Murat Elbay ÖYP`den çalışma arkadaşımızdı. Çalışkandı, efendiydi, duyarlıydı. “Asistan mutsuzluğu” belli ki onun da yakasına yapışmıştı. O kendini öldürdü.

O mu kendini öldürdü? Bir insan niye kıyar canına?

Bilimsel çalışmalar sayar, döker, açıklar bunun nedenlerini. İstatistik olur, sayı olur, rakam olur, soluklaşır gider kitapların sayfalarında, gazete kağıtlarında.

Bir katlin nedenini aslında bir ölen, bir de öldüren biliyordur, aynı hikayenin içinde bulunanlardan tam olarak… Bu durumda yalnızca Murat biliyordu, diyebilir miyiz?

Hayır, biz de biliyoruz. Biz de aynı hikayenin içindeyiz. Suçluluk duygusundan, üzülmeye yer yok içimizde.

Kampuse Onbeşbin kişilik stadyum, sekiz bin kişilik cami yapılıyorken, en pahalIısından makam arabaları alınıyorken, onca israf, onca lüks, milletin onca parası har vurup harman savruluyorken, bu çocuklara yüzbinlerce liralık borç ve kefalet senetleri imzalatıp, bundan ancak ölüm ya da hastalık durumunda muaf tutulabilecekleri söyleniyorken, onurlusunu seçen bu genç adam bir merdivenden aşağıya bıraktı kendisini.

İnsanları kendilerine ve birbirlerine yabancılaştıran ve bir uçuruma açılan kariyer merdiveninden…

Bu, “yana sıçrama”, bu çarkta sağ kalanı duyarsız, duyunçsuz kılan ve keyfilik içerisinde çürümüş bir sosyal, siyasal, iktisadi hiyerarşiye acı bir isyandı.

Bir yolu daha vardı: Direnmek… Ona, anlaşılan mecali kalmamıştı!

Utanmaktan, kahrolmaya yer yok içimde, Sevgili Murat…

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu