Demokrasi sıralamasında uluslararası değerlendirmelerde her geçen yıl geriye düştüğü açıklanan Türkiye’yi 9 yıldır demokratlık iddiası ile yönetmeyi bir biçimde başaran AKP hükümetine karnesini vereceğiz.
Genel Seçimlere yaklaştığımız şu günlerde AKP‘nin kendisine yönelen muhalefetin hiçbir biçimine tahammülü olmadığını görüyoruz. Ülkemizde yaşanan son gelişmelerle ve 9 yıllık iktidarı süresince bu gerçeği her fırsatta bize gösteren AKP‘nin anti demokratik tepkileri iktidarın çirkin yüzüyle bizi bir kere daha karşı karşıya getirdi. Artvin Hopa‘daki AKP mitinginde su hakkını savunmak isteyen üyemiz ve emekli öğretmen Metin Lokumcu biber gazlı polis müdahalesi sonucu yaşamını yitirdi. Metin hocanın ateşi tüm Türkiye‘yi yaktı. Bu can kaybı AKP‘nin 9 yıllık iktidarında yaşanan tüm zulümlere bir tepki verilmesinin fitilini ateşledi. İstanbul‘dan Ankara‘ya, İzmit‘ten Diyarbakır‘a yurdu saran demokratik ve meşru tepkilere iktidar artan bir şiddet dozajıyla, kendi yurttaşlarına birer düşmanmışçasına saldırarak cevap verdi. Hopa‘dan Ankara‘ya protestolarda gözaltına alınanlara açıktan işkence yapıldı. Onlarca kişi; üstelik de hayati tehlike arz edecek biçimde, yaralandı. Hopa‘da 8 kişi, Ankara‘da 5 kişi tutuklandı. Bir öğretmenin “ölmesinin üzerinde durmuyorum” diye açıklayan Tayyip Erdoğan, olaylarda ciddi şekilde yaralanan Dilşat Aktaş‘ı ise “kız mıdır kadın mıdır” diye nitelendirdi ve hedef gösterdi. İnsan Haklarına verdiği değeri de bu sözleriyle teyit etti. Son bir haftadır başta Hopa‘da olmak üzere tepkileri hoyratça susturmaya çalışan AKP iktidarı, başbakanın her gün sarf ettiği bu gibi sözlerde gerçek yüzünü göstermeyi sürdürüyor.
Ancak ifade ettiğimiz gibi bu tepkiler, özellikle de seçim öncesi tüm yurtta olağanüstü hal havası estirmeyi aklına koymuş AKP‘nin, uzun dönemdir genel siyaset tarzı haline getirdiği anti demokratik uygulamaların sonucundan başka bir şey değil. Seçim öncesi gittiği her ilde mitingleri öncesi bir gözaltı furyası yaşanan Tayyip Erdoğan‘ın Diyarbakır‘da ilçe ve köylere kadar tüm devlet imkânlarını seferber ederek halkı mitingine katılmaya zorlamasına karşın kepenk kapatarak tepkisini gösteren yurttaşa çıkışması da aynı despotluğun, aynı hoyratlığın ürünüydü. Ülkenin gerçeklerine gözlerini kapatarak kendisine “yeter” diyen herkesi; üniversite adayı liselileri bile, eşkıya diye nitelendiren, bir örgüt sınıflandırmasının içine sokarak “marjinalize eden” AKP iktidarının seçim sürecini nasıl bir şiddet ve olağanüstü hal sürecine dönüştürdüğüne tanık olduk ve üyelerimizle, öğrencilerimizle bu saldırıların hedefi olduk.
Demokrasi sıralamasında uluslararası değerlendirmelerde her geçen yıl geriye düştüğü açıklanan Türkiye‘yi 9 yıldır demokratlık iddiası ile yönetmeyi bir biçimde başaran AKP hükümeti, insan, emek ve örgütlenme haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Eğitim Enternasyonali, ITUC, ILO, Uluslararası Af Örgütü gibi birçok kurumdan gelen sayısız uyarının muhatabı oldu. KESK üyesi sendikacılara yapılan operasyonlardan, açılan soruşturmalara ve eğitimcilerin açığa alınma tehditlerine, internet yasaklarından ve gazetecilerin tutuklanmasından, kadın haklarına değin birçok konuyu içeren bu uyarılara rağmen umursamazlığını Ortadoğu ülkelerine demokrasi örneği olma iddiasına dek vardıran AKP‘ye demokrasi karnesini 10 Haziran‘da veriyoruz! Hayatını kaybeden Metin Lokumcu‘nun meslektaşları olarak, gözaltında şiddet gören, kimileri çocukluklarını cezaevlerinde geçiren öğrencilerimizin öğretmenleri, anne ve babaları olarak, “kendini yöneteni eleştirme hakkı yoksa demokrasiden söz edilemeyeceğini” sesimize sağır olmuş kulaklara, ülkenin doğusundan batısına, 10 Haziran‘da alanlarda haykıracak ve AKP‘nin demokrasi karnesini kamuoyuna açıklayacağız.











