Cumhurbaşkanı, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyelerinin Sözlerine Kulak Verilmelidir!

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun “Cumhurbaşkanı, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyelerinin Sözlerine Kulak Vermelidir.” başlıklı açıklama metni:
 

YÖK, Marmara ve Giresun üniversitelerinde rektörlük seçimleri sonucu oluşan sıralamalara müdahale ederek üniversiteler üzerinde sahip olduğu iktidarı kullanma zihniyetini açıkça gözler önüne sermiştir. Marmara Üniversitesi rektörlük seçimlerde 482 oy alarak birinci sırada bulunan Necla Pur`un sıralamadaki yeri, 302 oy alan ve üçüncü sırada bulunan Zafer Gül`ün YÖK tarafından birinci sıraya çıkarılmasıyla değiştirilmiştir. Böylesine ciddi bir oy farkının bulunmasına rağmen, üniversiteye rağmen bu müdahalenin yapılmış olması üniversiteler üzerinde kurulmaya çalışılan iktidarın somutlaşmasından başka bir şey değildir.
Marmara Üniversitesi Rektör adayı belirleme seçimi, 10 Haziran 2010 tarihinde öğretim üyelerinin yüksek oranda katılımıyla, demokratik ,olgun bir ortamda ve saydam bir biçimde gerçekleştirildiğini ifade eden öğretim üyeleri YÖK`ün söz konusu tercihini, özerk ve demokratik üniversite kavramının ayaklar altına alınması yanında, akademisyenlerin kendileri ile ilgili kararları doğru ve sağlıklı verecek ehliyete sahip olmadıkları ön yargısının da bir yansıması olarak ifade etmektedirler. YÖK`ün Türkiye`nin en eski ve en büyük üniversiteleri arasında yer alan Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinin yaptığı seçime müdahale etmesi, 12 Eylül ruhunun  2010 yılında bile sürüyor olmasından başka bir anlam taşımadığı vurgusu da YÖK`ün kuruluş amacından sapmadan “yola devam ettiğini” göstermektedir.
Giresun üniversitesinde ise en çok oyu alan iki aday Prof. Dr. Halil İbrahim Bahar ve Prof. Dr. Mustafa Türkmen`in listeden çıkarılarak sadece iki oy alan Prof. Yılmaz Can`ın listede üçüncü sırada yer alması ise yaşananların boyutunu sergilemesi açısından ayrı bir önem arz etmektedir.
    Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinin yaptıkları açıklamada “Bu son gelişme ile birlikte, hükümete yakın izlenimi veren adayın, üçüncü sıradan birinci sıraya yerleştirilmesi uygulamasının bir istisna değil, adeta bir kural haline geldiği net biçimde görüldü. Üstelik YÖK, öğretim üyelerinin özgür iradelerine güvensizliğini Sayın Prof.Dr. Yusuf Ziya Özcan`ın, “Seçim üniversiteyi bölüyor. Kaybedenleri küstürüyor” ifadesi ile açıkça dile getirdi. Böyle bir zihniyet, demokratik normlara inançsızlığı göstermek; katılımcılığı ve çoğulculuğu bir tehdit gibi algılamak yanında, “ülkeyi de akil insanlar yönetsin” anlayışının  kapısını açar ki bu pekala, otoriter rejimlere, darbelere davetiye çıkarmak anlamında da yorumlanabilir.”  şeklinde  ifade ettikleri süreç demokratlık maskesinin altına gizlenmiş otoriterliği ve hukuksuzluğu gözler önüne sermektedir.
Özcan yakın zamanda yaptığı bir açıklamada “Türkiye`de rektörler illa profesör olacak diye bir şey var. İşletme özellikleri olan bir insan gelse daha iyi idare edebilir. ABD`de birçok dünya ülkesinde bu iş böyle yürüyor.” sözleriyle üniversite yönetiminden ve üniversiteden ne anladığını ifade etmiştir. Bu sözler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün rektör atamalarında sorunlar olduğu tespitine çözüm üretmek için sarf edilen sözlerdir. Özcan, bu süreci daha demokratik bir hale kavuşturmak için sanayi odası içerisinden, belediye başkanları arasından ya da sivil toplum örgütleri bünyesindeki kişilerden birer kişinin katılımıyla oluşan seçici kurul aracılığıyla, işletmeci özellikleri olan kişilerin rektör yapılmasının işleri yoluna koyacağını ifade etmektedir. İşletmecileri rektör yapmayı hedefleyen bir zihniyet aynı zamanda üniversite bünyesinde yönetici niteliklerine haiz bireylerin olmadığını da örtülü bir şekilde ifade etmektedir. Üniversite bileşenlerinin katılımıyla her üniversitenin kendi yöneticilerini seçebilmeleri önündeki engellerin kaldırılması yerine, işletmeci kişilerin rektör yapılabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasının amaçlanması nasıl bir zihniyetin üniversiteler üzerinde iktidar olduğunu göstermektedir.

Bu zihniyetin karşısında mücadele verenler öğretim üyeleri ise  “Bizler, üniversitenin  kendini, öğrenciler ve çalışanlar dahil, tüm  bileşenlerinin katılımıyla demokratik biçimde yönetebileceğine inanmalarıdır  Aşırı yetkili rektörlerin, üstelik de üniversitenin iradesi hilafına, göreve atanmalarının öğretim üyelerinin akademik özgürlüğü yanında, öğrencileri ve toplum üzerindeki inandırıcılığını da  tamamen ortadan kaldıracağı endişesini taşıyoruz.”  sözleriyle ortaya çıkabilecek sorunları ve çözümü işaret etmektedirler.
Yapılan rektör seçimlerine YÖK`ün müdahalesinin bir başka önemli boyutu da bu müdahalelerin gerekçeleri kısmında yatmaktadır. YÖK`ün hangi kriterler kapsamında bu müdahaleyi gerçekleştirmiş olduğu konusu, yaşanılanların perde arkasının görülmesini sağlayacaktır. Hakkında intihal iddiası olan kişilerin rektör adayı yapılması, sahip olunan zihniyetin kriterlerini ortaya koymaktadır.
Üçüncü sıradaki bir adayı ilk sıraya çıkarmanın makul ve haklı bir gerekçesi olamaz. Bu sebeple Marmara Üniversitesi bileşenlerinin ve kamuoyunun, YÖK`ün yaptığı müdahalenin nedenini öğrenmeye hakkı olduğunu düşünüyor ve onları bu mücadelelerinde destekliyoruz. Öğretim üyelerinin iradelerini yok sayan zihniyetin gerekçesini tüm dikkatimizi vererek merak içerisinde bekliyoruz.
Demokratikleşmenin önemine sürekli vurgu yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün bu süreçteki tavrı demokratlığı açısından turnusol işlevi görecektir.  Cumhurbaşkanını bu sorumlulukla hareket etmeye davet ediyoruz. Eğitim Sen olarak üniversiteleri boyunduruk altına alma çabalarına karşı ve yaşanan hukuksuzluklara karşı mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu