Genel Başkanımız Alaaddin Dinçer`in “Eğitim ve Bilim İşkolunda Çalışan Kadınların Sosyal Hakları ve İş Güvenceleri Sempozyumu”ndaki açılış konuşması
Değerli Konuklar,
Uluslararası Çalışma Örgütünün, Eğitim Enternasyonalinin ve Alman Eğitimciler Sendikası GEW`in Değerli Temsilcileri
Sayın Milletvekilleri,
Sendikamızın Değerli Üyeleri
Sevgili Basın Emekçileri
Eğitim Sen`in düzenlediği “Eğitim ve Bilim İşkolunda Çalışan Kadınların Sosyal Hakları ve İş Güvenceleri Sempozyumu”na hoş geldiniz. Sendikamızın faaliyetlerine ve politikalarına yön veren temel ilkelerimizden birisi de yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Bu ilkemiz ışığında, kadın eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarına sahip çıkmak ve çözüm aramak amacıyla gerçekleştirdiğimiz sempozyumumuza katılarak bizleri onurlandırdığınız için hepinize teşekkür ederim.
Değerli Konuklar
Bilindiği gibi Türkiye`nin 1980`li yılların başlarından itibaren içine girdiği ekonomide liberalleşme ve dışa açılma süreci 2000`li yıllarda yeni bir aşamaya girmiş bulunmaktadır. İstihdam yaratmayan büyüme işsizlik sorununu derinleştirirken, sosyal devletin küçülmesi de emeği ile geçinenlerin ve yoksul toplumsal kesimlerin omuzlarındaki yükü her geçen gün arttırmaktadır. Yeni-liberal ekonomi politikalarının etkileri her geçen gün yaşamın çeşitli alanlarında daha fazla hissedilmeye başlamıştır.
Türkiye`nin 1980`li yıllarda başlayan neoliberal politikalara eklemlenme süreci Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası, Personel Rejimi Yasa tasarıları ile birlikte yeni bir boyuta girmiştir. Kamu Yönetimi Temel Kanununun hedefi “rekabetçi piyasa şartlarının oluşturulması”dır. Personel Rejimi Reformu özelleştirme ve esnekleşme ile toplam kamu personel sayısının azaltılması, kamu personeli istihdamında statü hukukundan sözleşme hukukuna geçiş, esnek çalışma biçimlerinin yerleştirilmesi hedeflenmektedir.
Söz konusu politikaların en fazla yansıdığı alanlar arasında eğitim alanı bulunmaktadır. Bir yandan eğitim sosyal bir hak olmaktan çıkartılıp, ancak parası olanların ulaşabileceği bir metaya dönüştürülürken, öte yandan da istihdamın bütün alanlarında sosyal haklar kısıtlanmakta, çalışanların iş güvenceleri aşındırılmakta, esnek çalışma ilkeleri hayata geçirilmektedir.
Eğitimin piyasalaştırılması, eğitim alanında güvencesiz çalışan eğitim emekçilerinin sayısını artırmaktadır. Binlerce eğitim fakültesi mezununa, farklı statülerle esnek çalışma koşulları dayatılmaktadır. Şu an Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlı devlet okullarında öğretmenler, kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kısmi zamanlı geçici öğretici ve ücretli öğretmen gibi 14 farklı statüde çalışmaktadırlar. Milli Eğitim Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğünün 2007 yılı Ekim ayı itibariyle verdiği bilgilere göre, bakanlık bünyesinde istihdam edilen toplam 625.373 öğretmenin 39.064`ü sözleşmeli, 14.495`i usta öğreticidir. Bu tarihten sonra Milli Eğitim Bakanlığınca gerçekleştirilen kırk bin atamanın yirmi bini sözleşmeli biçiminde olmuştur. Görünen o ki bundan sonraki atamalarda kadrolu istihdam oranı giderek azalma gösterecektir. Öte yandan İl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerince ders ücreti karşılığında istihdam edilen ve sosyal haklardan, is güvencesinden tümüyle yoksun bulunan ücretli öğretmenler yukarıdaki rakamlara dahil bile değildir. Bu durumda çalıştırılanların sayısı elli binlere ulaşmış bulunmaktadır.
Sendikamızın istemi üzerine değerli bilimin insanları ve üyelerimizce yürütülen ve bu sempozyuma sunulacak olan çeşitli nitel ve nicel araştırma bulguları, kadrolu istihdam edilen öğretmenler ile kadrosuz ve güvencesiz bir şekilde istihdam edilen öğretmenler arasında, sadece iş güvencesi, sosyal haklar ve ücretler açısından değil mesleki tatmin açısından da açık fark bulunduğunu göstermektedir. Araştırma bulgularının gösterdiği başka bir gerçek ise, bu durumdan, kadın eğitim ve bilim emekçilerinin daha olumsuz etkilendikleridir. Ailede, eğitimde ve işyerindeki cinsiyet ayrımcılığı kadın emekçilerin daha olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır.
Ankara, Adana ve Bursa`daki sözleşmeli ve ücretli öğretmenlere yönelik araştırmanın bulguları, bu statülerdeki öğretmenlerin, öğretmenliği severek ve isteyerek tercih etmiş olsalar bile, çalışma koşullarından memnun olmadıklarını, mesleki geleceğin belirsizliği ve güvencesizliği içinde son derece kaygılı, mutsuz ve umutsuz olduklarını göstermektedir. Özellikle ücretli öğretmenlerin koşulları kadrolu ya da sözleşmeli istihdamla kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Ücretli öğretmenler iş güvencesinden yoksundurlar; içinde bulundukları durumun belirsizliği ve KPSS`nin yok açtığı baskı, gelecek kaygılarını arttırmaktadır. Düşük ücret ve meslek camiasında değer verilmeyen bir konumda çalışmak, ücretli öğretmenleri umutsuzluğa sürükleyen, mesleki doyumu ortadan kaldıran nedenlerdendir. Ücretli öğretmenler, sağlık güvencesi kazanmak için 6,5-7 ay gibi uzun bir süre beklemek zorunda kalmaktadırlar. Mevcut statüleri dolayısıyla çalıştıkları okullarda marjinal konumda kalmakta ve bu durum öğrenci ve velilerle ilişkilerini de olumsuz etkilemektedir.
Eğitim ve bilim işkolundaki istihdamın güvencesizleştirilmesi ve esnekleştirilmesi, eğitimin paralı hale getirilmesi ile eşzamanlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Kamusal eğitimin maliyetinin giderek artan bir bölümü velilerin omzuna yıkılırken, özel dershanecilik, büyük sektör halini almıştır. Eğitimin niteliği ile alakası bulunmayan bu sektörün karlılık oranı o denli yüksektir ki 2002-2007 yılları arasında özel dershane sayılarının ikiye katlandığı görülmektedir. 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında özel dershane sayısı 2.122 iken 2006-2007 eğitim ve öğretim yılında bu rakam 3.986`ya yükselmiştir. Milli Eğitim Bakanlığının istihdam politikalarının işsizliğe mahkum ettiği binlerce öğretmen adayı ve issiz öğretmen, çareyi dershanelerde aramak zorunda kalmaktadırlar. 2007 verilerine göre dershanelerde çalışan öğretmen sayısı elli bine yaklaşmıştır.
Ankara ve İçel`de dershane öğretmenlerine yönelik olarak gerçekleştirilen iki ayrı araştırma, bu sektördeki öğretmenlerin durumunu gözler önüne sermektedir. İçel`de MEB okullarında çalışan bir grup kadrolu öğretmen ile dershane öğretmenlerine uygulanan anket, dershane öğretmenlerinin mesleki ve duygusal tükenmişlik düzeylerinin çok daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ankara`daki araştırmaya katılan öğretmenler, çalışma koşullarını “muz kabuğu piyasası” olarak nitelemişlerdir. Öte yandan araştırmalar, dershane öğretmenliği koşullarının cinsiyete göre farklılaştığını ve kadınların koşullarının daha olumsuz olduğunu göstermiştir.
Kadın emekçilerin karşı karşıya bulunduğu sorunlardan birisinin de işyerinde cinsel taciz olduğu bilinmektedir. Samsun Şube Kadın sekreterliğimizin, iş yerinde cinsel tacizle ilgili bin kişiyi kapsayan anket sonuçları da bu olguyu doğrulamaktadır. Öte yandan anket sonuçlarının gösterdiği gibi iş yerinde cinsel tacizin gündeme getirilmesi hiç kolay değildir. Tacize maruz kalanlar, çeşitli kaygılardan dolayı, bu durumu dile getirmeye çekinmektedirler. İş güvencesinden yoksun olan kadın eğitim ve bilim emekçilerinin bu tür sorunları dile getirmelerinin daha güç olacağı açıktır.
Değerli Katılımcılar ve Konuklar,
Eğitim ve bilim işkolundaki bu vb. gelişmelerin, öğretmeniyle, öğrencisiyle, velisiyle, işsiz öğretmen adaylarıyla birlikte işkolumuzun bütün kesimlerini olumsuz etkilediğine kuşku yoktur. Ailede, toplumda ve işyerindeki cinsiyet ayrımcılığının, işkolumuzda çalışanların yarısını oluşturan kadın emekçiler açısından durumu daha da ağırlaştırdığı da başka bir gerçektir. Eğitimdeki cinsiyetçi yapılanma toplumdaki cinsiyetçi işbölümünü de pekiştirmekte, kadınların işgücüne eksik katılımına ya da belli sektörlerde yoğunlaşmalarına yol açmaktadır. Eğitimin özelleştirilmesini, ticarileştirilmesini öngören neoliberal politikalar kadınların hem istihdamda yaşanan eşitsizlikleri hem de eğitim süreçlerinden faydalanmada yaşayacakları eşitsizlikleri derinleştirmektedir. Eğitim paralı olması özellikle kız çocuklarının bir mesleğe sahip olmasını engellediği gibi yaşamda göreceli ekonomik bağımsızlığını da engellemektedir. Öte yandan kadının yerinin evi ve birincil görevinin annelik olduğunu öngören geleneksel aile ideolojisinden dolayı, esnekleşme ve iş güvencesizliğinin kadın istihdamını daha olumsuz etkileyeceği öngörülebilir. İşyerinde geliştirilmeye çalışılan performans sistemi de aile ve çocuk bakım yükümlülüğü altındaki kadın emekçiler için başka bir olumsuzluk kaynağı oluşturmaya adaydır.
Eğitim Sen olarak gelinen aşamada farklı ülke deneyimlerini de göz önünde bulundurarak bu değişim sürecinin kadın emekçilerin sosyal hakları ve iş güvenceleri üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde irdeleme zorunluluğu duyduk. Bu sempozyum vesilesi ile kadın eğitim ve bilim emekçilerinin istihdam koşulları ile sosyal hakları ve iş güvencelerindeki değişimin olumsuz etkilerini saptamak önem taşıyor. Kuşkusuz bu bilginin açığa çıkarılıp kamuoyuyla paylaşılması bile tek başına önemli bir olgudur. Ama sempozyumumuzun amacı bununla sınırlı değildir. Katılımcılarımızın değerli araştırma bulguları ve tartışmalarda ortaya çıkacak değerli bilgiler, sendikamızın önümüzdeki dönem örgütlenme çalışmaları ve politikalarının saptanmasında yol gösterici kaynaklar olacaktır.
Katılımınızdan ve yapacağınız değerli katkılarınızdan ötürü sizlere şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.











