Özgür Bilim, Özerk Demokratik, Katılımcı Bir Üniversite İstiyoruz!

Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK), 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 6 Kasım 1982 yılında üniversiteler üzerinde bir baskı aracı olarak kuruldu. 12 Eylül zihniyeti gençliğin üzerinde YÖK düzeni ile etkin kılınmıştır. 12 Eylül ile birlikte, toplum Türk-İslam sentezi doğrultusunda gerici düşüncelerin etkisi altına alınırken, üniversitelerde buna paralel olarak ırkçılığın ve gericiliğin hegemonyası altına girdi. YÖK, bu zihniyetin kurucusu, temsilcisi ve güvencesi olarak 26 yıldır görevini (!) sürdürüyor.

YÖK üniversiteler üzerinde düzenin baskı aygıtı işlevi ile birlikte, üniversitelerin yeni liberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılmasında da etkin rol almıştır. YÖK`ün kuruluşu ile birlikte özel üniversiteler kurulmuş, kamu üniversitelerinde de harçlarla paralı eğitime adım atılmıştır.

Üniversiteler sermaye ile kurduğu ilişki doğrultusuna değişiyor, piyasanın bir aktörü haline geliyor. Üniversitelerin toplumsal ve bilimsel niteliği ortadan kalkarak, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapan, sermayeye eleman  yetiştiren ve sermaye için bilgi ve teknoloji üreten merkezlere dönüşüyor. Bu değişim üniversiteyi, toplum için bilim üretme gibi temel niteliğinden kopartıyor.

Üniversitelerin ve YÖK`ün değişimi uzun zamandır gerek siyasal iktidarların gerekse de bizzat YÖK`ün temel gündemlerinden birisini oluşturuyor. Her iki tarafın değişim programının özü de neo-liberal politikalara dayanıyor. Yapılmak istenen kısaca sermayeyi üniversitelerde doğrudan etkin kılmaktır. YÖK`ün hazırladığı strateji raporu ile hükümetin hazırladığı yasa taslağının ortak noktası: ‘üniversitelerin bir işletme olarak kendi kaynaklarını yaratması, öğrencilerin ekonomik gelir kaynağı olarak tanımlanması, bilginin piyasa için üretilerek üniversitelerin piyasada rekabet eder hale gelmesi`dir. Bu tanımlama ile; özel üniversitelerin yanı sıra artık kamu üniversiteleri de işletme mantığı ile ele alınıp düzenlenmekte üniversitelerin kamusal niteliği ortadan kaldırılmaktadır.

Kamusal niteliğin ortadan kalkması bir yanıyla üniversiteyi bilimsellikten ve toplumsallıktan uzaklaştırıp piyasa aktörü haline getirirken, diğer yandan da öğrencilerin müşteri olarak tanımlanması anlamına gelmektedir. Bu anlayış orta ve uzun vadede kamu üniversitelerinin de paralı hale getirilmesini ve yoksul emekçi çocuklarına üniversite kapılarının kapatılması anlamını taşımaktadır.

Bütün eğitim kurumları gibi üniversiteler de yukarıda ifade ettiğimiz anlayış çerçevesinde yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yapılandırmaya karşı üniversitelerin bilimsel bilgiyi üreten, ürettiği bilgiyi toplumla paylaşan kurumlar olması, kamusal bir anlayışla yeniden tanımlanması, sermayeden ve siyasal iktidardan özerk kurumlar olması ve üniversitenin bütün bileşenlerinin karar süreçlerine katıldığı, söz ve yetki hakkı olduğu bir demokrasi anlayışının geliştirilmesi ile mümkündür.

Taleplerimiz

  • Üniversiteler siyasal iktidarların etki alanında olmaktan çıkarılmalı, üniversitelerin tüm kurumlardan, siyasi iktidardan ve sermayeden bağımsız olarak kendi kararlarını almaları sağlanmalıdır.
  • Bilimin özgürleşmesi, kamusal, özerk ve demokratik bir üniversite anlayışı ancak bu koşullarda yaşatılabilir. YÖK ve siyasal iktidarın temsil ettiği anlayışlar üniversitelerimizden ellerini tamamen çekmeli, özgür bilim ve sanat, demokratik-katılımcı yönetim ve özerk-bilimsel üniversite anlayışının hayata geçirilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.
  • Hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılmamalı, yoksul-emekçi çocukların kapılarından geri dönmeyeceği bir üniversite sistemi kurulmalıdır.
  • Üniversiteler demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üniversiteler hakkındaki kararlar üniversite bileşenleri tarafından verilmeli. Üniversite bileşenleri, üniversiteler hakkında söz, yetki ve karar sahibi kılınmalıdır.
  • Üniversitelerde paralı eğitim uygulamasının her türüne son verilmeli, öğrencilerin eğitim sürecindeki bütün ihtiyaçları devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanmalıdır.
  • Üniversiteler üzerindeki gerici-faşist yapılanmaya son verilmelidir.
  • Bugün hak arama mücadelesi yürüten öğrencileri sindirme aracı olarak uygulanan soruşturma terörüne son verilmelidir.

Topluma ve insanlığa karşı sorumlu, özerk-bilimsel ve demokratik bir üniversite talebinin gerçekleşmesi, başta YÖK ve siyasi iktidar olmak üzere, üniversiteleri birer egemenlik alanı haline getirmeye çalışan her türden yapı ve anlayışlara karşı mücadele ile mümkündür. YÖK`ün üniversiteler üzerindeki baskıcı uygulamalara imkan veren, 2547 sayılı yasanın yerine, demokratik, katılımcı bir üniversite yasası hazırlanmalıdır.

Eğitim Sen olarak, üniversitelerin bütün bileşenleri ile birlikte özgür, eşit ve demokratik bir Türkiye, özerk-demokratik ve kamusal bir üniversite için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu