1980-90`lı yıllar özelleştirmelerle geçti. Neoliberal hakim ideoloji, ekonomi ile siyasetin ayrılmasını, devletin ekonomiden el çekmesini, devletin küçültülmesini, ekonominin piyasa güçlerine bırakılmasını öngördü. Önce KİT`ler özelleştirildi. Sonra kamu hizmeti kavramı çöktü, hizmet piyasaları genişletildi. 1980`lerden 2000`lere özelleştirmelerin alanında devamlı niceliksel bir genişleme oldu. 2000`lerde devreye giren politikalarsa, niteliksel bir sıçrama yarattı: Siyasal iktidarın özelleştirilmesini de gündeme aldı. Bir yandan tüm kamusal değerler özelleşirken, özel mülkiyetin egemenliğini ilerletecek ve güvenceye alacak yeni bir iktidar yapılanmasına ihtiyaç vardı. Siyasal iktidarı özelleştiren politikalar, sermayenin duyduğu bu gereksinimden kaynaklanır. Bugünden bakıldığında, devletin de etkisini hiç azaltmadığı görülür aslında, yapısı değişmektedir sadece. 2000`lerde devletin değişim yönü ise, seçilmişlerden sermaye sınıfına siyasal iktidar transferinde, sermayenin devleti topyekun ele geçirmesinde odaklanır. Siyasal iktidarın özelleştiği saptamasını yapmaya imkan veren şey, birkaç yıldır sermaye sınıfının siyasal karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı bir dizi kurum ve mekanizmanın yaratılmış olmasıdır. Bu yeni yapılar ve mekanizmalar, 2000`lerde hızla dünyaya yayılıyor. Resmi olarak kurulan, bazen yasalarla düzenlenen bu yapıların hepsinde devlet yetkilileri ile sermayenin temsilcileri yan yana bulunur. Hem uluslararası, hem ulusal, hem de bölgesel-yerel düzeyde işlemeye başlayan bu yapıları, neoliberal egemen ideoloji “yönetişim” aygıtları olarak adlandırır. Bu aygıtlar, Kuzeyli ve Güneyli ülkelerde kurulmaya ve kapitalist devletin yapısını dönüştürmeye başlamıştır. Türkiye`de de birkaç yıldır bu yapıların çeşitli örnekleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir bölümü sektörel “bağımsız” düzenleyici kurullardır. Bir başka örnek, Türkiye çapında 26 bölgede kurulma süreci başlayan bölge kalkınma ajanslarıdır. Bu çalışma, Türkiye`nin iki “yönetişim” yapısını incelemeyi amaçlıyor: Türkiye Yatırım Danışma Konseyi ve Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu. Bu iki yapı birbiriyle çok iç içe geçmiştir, ortak bir düzlemde faaliyet gösterirler: Türkiye Hükümetinin programlarına, parlamentonun çıkaracağı yeni yasalara ve merkezi idarenin düzenlemelerine yön vermek. Bu nedenle, her iki yapı da Türkiye`nin merkezi yönetişim yapıları konumundadır. Bu yapılara yakından bakmak, Türkiye`de siyasal karar alma süreçlerinin özelleştiğini ve birkaç yıldır hükümetler tarafından değil, şirketler tarafından yönetildiğimizi açığa çıkarır. Türkiye`de kurulan bu yapıların başka Güneyli ülkelerde de örnekleri vardır. Bir karşılaştırma yapabilmek ve Türkiye`deki bu kurumları uluslararası sistemin ve kapitalist devletin yapısal dönüşümü bağlamında yorumlayabilmek için, çalışmaya başka ülkelerin “yatırımcı konseyleri” örneklerini sunarak başlanacaktır. Türkiye`deki Yatırım Danışma Konseyi ve Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu da, diğer Güneyli ülkelerde kurulan “yatırımcı konseyi” modeline dayanır. Yazının tamamı için tıklayınız Sendika.org`dan alınmıştır.











