Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim kurumu yöneticilerinin atanmaları konusuna siyasal kadrolaşma açısından bakma ısrarını sürdürmektedir. Konuya bu açıdan yaklaşmanın doğal bir sonucu olarak bakanlık; 2 Aralık 2004 günlü, 25658 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmeliğin 3. maddesi ile eğitim kurumu yöneticilerinin atanmalarına ve yer değiştirmelerine ilişkin yönetmeliğin 22. maddesinin 4. fıkrasını değiştirmişti. Bu değişiklik, bakanlığa, eğitim kurumu müdürlüğüne aday olan kamu görevlileri arasında yaptığı değerlendirme sonucunda en yüksek puanı alan ilk beş adaydan uygun bulduğu herhangi birini eğitim kurumu müdürü olarak atama yetkisi veriyordu. Bakanlığın yönetmelikle kendi kendisine tanıdığı bu yetki, en yüksek değerlendirme puanını alan müdür adayı yerine, puan üstünlüğü bakımından beşinci sırada olan adayı yeğleme olanağı veriyordu. Bakanlığı yöneten siyasal kadro; bununla yetinmemiş, en yüksek değerlendirme puanını alan müdür adayları arasında uygun bulduğu (siyasal yandaş saydığı) biri yoksa, müdür ataması yapmama, eğitim kurumlarını müdürsüz bırakma yetkisini de almıştı. Bu iki önemli yetki, eğitim kurumlarına tam egemen olmayı sağlayamayabilirdi. Müdürlük görevini sürdürmekte olanları “tasfiye” etme yol ve yöntemleri de bulunmalıydı. Yönetmelik değişikliği ile böyle bir olanak da elde edilmişti. Beş yıl ve daha çok aynı eğitim kurumunda müdürlük yapanlar, istemeseler de başka eğitim kurumlarına atanabileceklerdi. Belli ki bu biçimde yapılacak atamalar, siyasal yandaş sayılmayanların “tasfiye”si amacıyla kullanılacaktı. Aynı eğitim kurumunda beş yıl ve daha çok müdürlük yapmış olanlardan yöneticilikten uzaklaştırılmak istenenler, gidemeyecekleri eğitim kurumlarına atanacaklar, böylece, ya çekilmeye ya da (hizmet süreleri uygunsa) emekli olmaya zorlanacaklardı. Bakanlıktaki militan siyasal kadroların bu amaçlarını doğru biçimde saptayan sendikamız, en yüksek değerlendirme puanı alan beş müdür adayının bir de siyasal ölçütlerle değerlendirilmesine, bu değerlendirme sonucunda uygun bulunan herhangi birinin müdür olarak atanmasına, beş adaydan hiçbiri uygun bulunmazsa atama yapılacak eğitim kurumunun müdürsüz bırakılmasına, aynı eğitim kurumunda beş yıl ve daha çok müdürlük yapanların “tasfiye” edilmelerine olanak veren yönetmelik değişikliklerini Danıştay`a götürdü. Bu değişikliklerin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını, daha sonra da iptal edilmelerini istedi. Danıştay, ilk aşamada sendikamızın yürütmenin durdurulması istemini inceleyerek haklı ve yerinde gördü. Eğitim kurumu yöneticiliklerini siyasal kadrolara teslim etme amacının üstüne hukuksal örtü geçirme niyetlerini boşa çıkardı. Bakanlık, hukuk tanımaz tutumunu sürdürüyordu. Başarı sırasının ilk beşine yerleşen adaylardan herhangi birinin müdür olarak atanabilmesinin bile uygun bulma koşuluna bağlanmasını, aynı eğitim kurumunda beş yıl ve daha çok müdürlük yapanların kurumlarının değiştirilebilmesini hukuka açıkça aykırı bulan Danıştay`ın verdiği yürütmenin durdurulması kararını uygulama görüntüsü altında, geniş kapsamlı bir yönetmelik değişikliği daha yaptı. Yönetici adayları arasından siyasal yandaşları seçebilmek için bu kez, hiçbir ölçme değeri bulunmayan sözlü sınavdan ve takdir puanından yararlanmayı sağlayacak yönetmelik değişiklikleri yaptı. Böylece Danıştay kararı sonuçsuz bırakılabilecek, eğitim kurumlarının büyük bir bölümü, siyasal iktidarın militanlarının yönetimine verilebilecekti. Sendikamız, sözlü sınava ve takdir puanına ilişkin yönetmelik değişikliklerinin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını, daha sonra iptalini sağlamak amacıyla yeniden Danıştay`a başvurmak zorunda kaldı. Danıştay, bu istemimizi de haklı buldu ve eğitim kurumu yöneticiliğine yapılacak atamalarda ayrımcılık yapılmasının ve bu yolla siyasal yandaşların kayrılmasının önünü açan yönetmelik değişikliklerinin (sözlü sınava ve takdir puanına ilişkin düzenlemelerin) yürütmesini durdurdu. Ancak bakanlık, aradan çok uzun bir süre geçmesine karşın Danıştay`ın verdiği yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanması için somut ve sonuç alıcı tek bir adım atmadı. Yargı kararlarını hiçe sayan tavrı nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığını (05.02.2006 günü gönderdiğimiz bir yazı ile) yeniden ve bir kez daha uyardık. Danıştay`ın verdiği iki ayrı kararla hangi düzenlemelerin yürütmesini durdurduğunu, bu kararların hukuksal sonuçlarını, nasıl uygulanması gerektiğini (konuya ilişkin yargı kararlarına dayanarak) açıkladık. Yazılı açıklamalarımızın ve uyarımızın sonuç vermemesi durumunda kullanabileceğimiz başka hukuksal olanaklar da vardır. Gelişmeleri yakından izleyecek olan üyelerimiz ile eğitim topluluğu, işin peşini bırakmayacağımızı göreceklerdir. Milli Eğitim Bakanlığı`nı yöneten siyasal kimlikli kadrolar, yürütülmesi durdurulan düzenlemeleri aylardan beri değiştirmemiş yürürlükte kalmalarını sağlamışlardır. Yönetici atamalarını, durma noktasına gelebilecek ölçüde ağırlaştırmışlardır. Böyle davranmaları, siyasal amaçları ile örtüşmektedir. Çünkü boş olan eğitim kurumu yöneticiliklerinde yandaşları vardır. Değişik görevlendirme yöntemlerinden yararlanarak bu kurumların çoğunun yönetimini yandaşlarına teslim etmişlerdir. “Acele”leri yoktur. Siyasal kadrolaşma amaçlı işlem, eylem ve uygulamalar ile bunlardan bir bölümünün hukuka açıkça aykırı olduğunu saptayan tüm yargı kararlarını sonuçsuz bırakmak için Milli Eğitim Bakanlığı`nda harcanan zaman, eğitim ile bu alanda çalışanların sorunlarını çözmek için ayrılması gereken zamandan çalınmaktadır. O nedenle gerek eğitimin, gerekse eğitim çalışanlarının her geçen gün artan ve devleşen sorunları, sözcüğün tam anlamıyla sahipsiz bırakılmıştır. Günlük yaşamımızda bunun somut yansımaları vardır. Bu yansımalar bile bakanlığı yöneten siyasal kadrolarda duyarlılık yaratamamaktadır. Sendikamız, bu büyük duyarsızlığa aldırmadan görevini yapmayı sürdürmektedir. Bundan sonra da sürdürecektir. Bakanlığın hukuk dışı uygulamalarının önündeki en büyük engel, sendikamızdır. Bu engel, giderek büyüyecek ve güçlenecektir. Hiç kuşku duyulmamalıdır ki bakanlığın siyasal kadrolaşmayı ve ayrımcılığı temel alan işlemleri ile uygulamaları başarıya ulaşamayacaktır. Sendikamız, bu zamana kadar olduğu gibi bundan böyle de Milli Eğitim Bakanlığının eğitimin çağ dışına itilmesi, siyasal yandaşların korunması ve kollanması, siyasal “muhalif”lerin etkisizleştirilmesi aracı olarak kullanılmasının karşısında tüm gücüyle yerini alacaktır.











