Eğitim ve Evrensel Değerler: Ortak Bir Zemin Arayışı”
22-23 Mayıs 2006, Marakeş-Fas
Eğitim Enternasyoneli (Eİ), 22-23 Mayıs 2006 tarihlerinde Fas`ın Marakeş kentinde, “Eğitim ve Evrensel Değerler: Ortak Bir Zemin Arayışı” başlıklı bir çalıştay gerçekleştirdi. Çalıştay`a Avustralya`dan AEU, Cezayir`den UNPEF, Belçika`dan CSC Enseignement, Fildişi Sahilleri`nden SNEPPCI, Danimarka`dan DLF, Mısır`dan GTUESR, Fransa`dan SNES/FSU, Almanya`dan GEW, Endonezya`dan PGRI, İtalya`dan FLC CGIL, Lübnan`dan TSL ve LPESPL, Fas`tan SNE-Sup ve SNE-FDT ile FAE-UGTM, Hollanda`dan CTU ve Aob, Nijerya`dan NUT, Norveç`ten UEN, Pakistan`dan PTOC, İspanya`dan FE.CC.OO ve FETE-UGT, İsveç`ten Lararforbundet, Tunus`tan SGEB ve SGERS/UGTT, ABD`den NEA ve AFT, İngiltere`den NUT ve NASUWT ve Türkiye`den Eğitim Sen katıldı. Ayrıca Burkina Faso`dan SYNTER ve İspanya`dan Federacion Tres Culturas`ın da gözlemci olarak katıldığı çalıştayda, Eİ Genel Sekreteri Fred Van Leeuwen, Genel Sekreter Yardımcıları Elie Jouen ve Gaston De la Haye de hazır bulundu. Eğitim Sen adına çalıştaya Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Deniz Yıldırım katıldı.
Daha önce 2002 yılında Eğitim Sen`in evsahipliğinde İstanbul`da gerçekleştirilen bu çalıştayda hedef, öncelikle farklı kültürlere ve dinlere evsahipliği yapan ülkelerde faaliyet yürüten eğitim sendikalarının köktenci akımlarla mücadelede nasıl bir rol oynayabileceklerini ortaya çıkarmaktı. Bu çerçevede Çalıştay`da ilk olarak Fas sendikalarının temsilcileri ve Eğitim Enternasyoneli Genel Sekreteri tarafından kısa birer açılış konuşması gerçekleştirildi. Genel Sekreter Fred Van Leeuwen konuşmasında çalıştayın amacını, “Batılı ve Müslüman ülkeleri bir araya getirerek, farklı toplumlar arasındaki çatışmaları ve okul sistemlerinde varolan şiddet eğilimlerini engellemek için yapılabilecekleri tartışmak” olarak açıkladı. Bu yöndeki ilk çalıştayın 11 Eylül`de ABD`ye yönelen saldırıların hemen ardından İstanbul`da gerçekleştirildiğini ifade ede Leeuwen, eğitimin farklı toplumların karşılaştığı sorunları çözmede temel öneme sahip olduğunu ve bu noktada da Eİ`nin tüzüğündeki özgürlükçü ifadelerle BM ve İLO`nun Philadelphia Sözleşmesi`ne atıf yaptıklarını belirtti. Demokrasi ile dinsel değerler arasında uyum bulunduğunu söylemenin, demokrasilerle köktendincilik arasında da bir uyum olduğu anlamına gelmediğinin altını çizen Leeuwen, her şeyden önce çözümün uygarlıklar arası diyalogdan ve herkes için nitelikli eğitimden geçtiğini ifade etti. Eğitimin bireye sadece okuma-yazma ya da çarpım tablosunu öğretmek anlamına gelmediğini, gerçek eğitimin bireylere demokrasi ve insan hakları ile başkalarının haklarına saygı duymayı öğreten bir yurttaşlık bilinci yaratılması ile ortaya çıkacağını belirten Eİ Genel Sekreteri, bu noktada varolan eğitim sistemlerinin durumunun çok da iç açıcı olmadığını belirtti. Son olarak, uygarlıklar arası diyaloğun mümkün kılınmasının aynı zamanda demokrasiyi pekiştirmek anlamına geleceğini belirten Leeuwen, bu noktada en büyük görevin bağımsız sendikalara düştüğünü saptayarak açılış konuşmasını sona erdirdi.
Ardından ilk gün sabah oturumuna geçildi. Sabah oturumunun başlığı, “Köktendincilik ve Anti-demokratik Güçler”di. Bu oturumda Fas sendikası SNE, “Köktenciliğin Ekonomik ve Sosyal Kökenleri” başlıklı bir sunuş gerçekleştirdi. Fas sendikası adına sunuşu gerçekleştiren konuşmacı, öncelikle tanımlamalar ve kavramlar arası karmaşa üzerinde durarak, kendisinin köktendincilik ifadesi yerine, “küresel köktenci akımlar” kavramını tercih edeceğini söyledi. Bunun her ülkede ve her uygarlıkta bulunabilen bir kimlik olduğunu belirten Faslı temsilci, bu akımların dünyayı kutuplaştırıcı ve aşırı yanıltıcı eğilimler taşıdıklarını ve bunları bir araya getiren örgütlerin varolduğunu aktardı. Hemen hepsinin ortak özelliğinin fanatiklik olduğunu belirten konuşmacı, bu fanatizmin sadece bireylere dönük olmadığını, aynı zamanda tüm uluslara ve uygarlıklara karşı da tehlike oluşturduğunu anlattı.
“Radikalizm doğası gereği demokratik anayasaları ve devletleri karşısına alır ve kutuplaştırmayı siyasal alanda da fazlasıyla gerçekleştirir” diyen Fas temsilcisi, radikalizmin sadece Avrupa`ya özgü olmaktan çıkıp giderek küresel bir tehdit haline gelen aktörlerin tutumlarını anlatmak için kullanılan bir kavram haline geldiğini belirtti. Sorunun İslam dünyası ya da Batı dünyası merkezli olmaktan çıktığını, Batı dünyasında bu tip akımların demokrasi, demokrasinin içselleştirildiği anayasalar ve eğitim tarafından göreceli olarak önünün kesilebildiğini; ancak İslam dünyasında durumun böyle olmadığını aktaran temsilci, bu noktada gerekçe olarak kötü eğitim koşullarına, cehalete, sosyal eşitsizliklere ve otoriter rejimlerin varlığına vurgu yaptı.
Ayrıca Batılı değer ve kavramlara özellikle Filistin sorununda Batı`nın takındığı çifte standartlı tutum nedeniyle ciddi bir karşıtlık oluştuğunun da gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten konuşmacı, tüm bunlarla mücadele için halkın sosyo-ekonomik refah düzeyinin iyileştirilmesinin ve herkesin iyi eğitim almasının sağlanmasının şart olduğunu aktardı. İkincisi, ilköğretimden yükseköğretime kadar İslami köktenciliğin yolunu açan faktörlerin ortadan kaldırılmasının zorunluluk olduğunu belirten temsilci, tüm bunların yanında işleyen bir hukuk ve demokrasi mekanizması ile sivil toplumun varolması gerektiğini belirterek sunuşunu sonlandırdı.
Bu konuşmanın ardından Fransa`dan UNSA-Education adına Roger Ferrari, “Farklı Köktencilik Biçimleri ve Antidemokratik Güçler” başlıklı bir sunuş gerçekleştirdi. Ferrari konuşmasına, sınırları aşan bir sorundan, yani demokrasinin önündeki totaliter tehditlerden sözedeceğini belirterek başladı. Demokrasinin uzun bir sürece yayıldığını ve kendiliğinden gelişmediğini belirten Ferrari, böyle bir sistemin totaliter rejimlere karşı en önemli panzehir olduğunu söyledi. Ferrari daha sonra, “totaliter rejimler bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı duymaz. Bu sistemlerde yurttaşların hak ve özgürlükleri sürekli ihlal edilir. Bu noktada devlet aygıtlarının, demokrasinin önünü açacak şekilde güçlendirilmesi gerekir. Totaliter rejimler, devletin ahlaki ve meşru temelinin kaybolduğu rejimler olarak tanımlanabilir.” dedi.
Ayrıca köktenci projelerin toplumsal hayattan siyasal hayata geçiş yaptığını görmemiz gerektiğini söyleyen konuşmacı, bütünleşmeden yana olduklarını ve burada entegrasyonun herkesin birbirinin haklarına, dinine, kültürel pratiklerine saygı duyması ile olanaklı hale geleceğini söyledi ve “elbette hiçbirimiz demokrat doğmadık, demokrat olduk. Bu da demokrasinin ve demokrat kimliğinin her şeyden önce bir eğitim sorunu olduğunu bizlere göstermektedir” diyerek konuşmasına son verdi.
Daha sonra sabah oturumunun son sunuşunu ise, Lübnan Öğretmenler Sendikası TSL gerçekleştirdi. Sunuşunda genç insanların eleştirel düşünmeyi öğrenmeleri noktasında eğitim sistemlerinin varolan hata ve eksikliklerini değerlendirdi. “İlk olarak eğitim insanlar arasında herhangi bir ayrımcılığa imkan vermeden, bireylerin özgürce, insani değerlere saygı duyarak yaşamasına katkı verir” diyen temsilci, ancak bugün gelinen noktada köktenci akımların güçlendiğinin, dini ideolojinin giderek daha fazla yaşam alanı bulduğunun altını çizdi. Moderniteyi ve onun kazanımlarını gelenek adına reddeden akımların özellikle Arap-İslam dünyasında yaygınlık kazandığını ve Arap dünyasında güçlenen bu tehdide karşı kapsamlı ve sistemli bir reform ile karşı durulması gerektiğini; eleştirel düşüncenin dinsel, mistik ve geleneksel inançlarla sınırlanamayacağını ifade eden Lübnan temsilcisi, bireysel yaratıcılığı, özgünlüğü, demokrasiyi geliştiren bir eğitim sistemine Arap dünyasının ihtiyaç duyduğunu aktararak sözlerine son verdi.
Ardından serbest konuşmalar sırasında söz alan Mısır temsilcisi Mustafa Kemal, bu yüzyılın başında birçok teknolojik değişim sayesinde dünyanın küçük bir köye dönüştüğünü ve bunların da ekonomik, siyasi ve kültürel düzeydeki gelişmelerin etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti. Çalıştay`ın, sözkonusu süreçte küreselleşme ile öne çıkan ve giderek tüm dünyada genelleşen sorunların açığa çıkarılmasına büyük katkı verdiğini ifade eden temsilci, özellikle gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki makasın açıldığını söyledi. Bununla mücadele için uluslar arası sendikal hareketin yoksulluğun ortadan kaldırılması konusuna her yerde daha fazla vurgu yapması gerektiğinin altını çizen Kemal, özellikle Afrika kıtasında çokuluslu şirketlerin etkinlikleri ve hareket serbestilerinin artması ve 18 ülkede iç savaşın varolması nedeniyle yoksulluğun daha da arttığını saptadı ve dünyanın şu ana kadar karşı karşıya olduğumuz sorunları çözüme kavuşturma noktasında çok da başarılı olmadığını belirtti.
Kemal`den sonra kürsüye çıkan Endonezya Sendikası Başkanı Mohamad Surya ise, sunuşlarda ifade edilenlere ilişkin görüşlerini özetledi. Terörizmi dinsel terörizme indirgememek gerektiğini, farklı etnik grupları, farklı kültürel toplulukları da içine alarak bu kavramın genişletilmesinin gerekli olduğunu belirten Surya, Filistin`de, Irak`ta olanlara bakıldığında, terör denildiğinde sadece dinsel terörün anlaşılmaması gerektiğinin ortaya çıktığını, zira ABD tarafından uygulanan devlet terörünün de aynı şekilde ele alınması gerektiğini, dolayısıyla terörizmin birçok biçimi olduğunu vurguladı.
Fas sendikasından bir başka temsilci ise söz alarak, insanlığın ancak hakları ve değerleri ile varolabileceğini, ancak ekonomik ve siyasi dönüşümlerin bu noktada hayal kırıklığı yaratacak düzeyde olduğunu ve bunun da yerel düzeyde ortaya çıkan huzursuzluklara meşru bir zemin yarattığını anlattı.
Faslı temsilcinin ardından İngiltere sendikası NASUWT adına konuşan Brian Garvey, Eİ`nin terörizmle mücadele konusunda etkin politikalarının olduğunu ve bu bakımdan terörün bireysel ya da devlet kaynaklı olmasının bir fark yaratmayacağını, her koşulda terörizmin kınanması gerektiğini belirtti.
Tunus Yüksek Öğretim Sendikası SGERS-UGTT temsilcisi ise, hangi ülkenin kendisini gerçekten demokratik bir ülke olarak tanımlayabileceği sorusunu sordu ve demokrasinin kendisinin çok boyutlu ve tanımlanması zor bir kavram olduğunu belirtti. ABD`nin kendisini demokratik bir ülke olarak tanımladığını belirten temsilci, lobi gruplarının son derece etkin olduğu bir ülkenin ne kadar demokratik olabileceğini sorguladı ve “bilimsel olarak kendimize bu soruyu soralım: Kim demokrat?” dedi. ABD`nin Venezüella`yı demokratik olmamakla, diktatörlükle suçladığını belirten Tunuslu temsilci, “bunca iyi deneyimi gözler önüne seren Venezüella`da gerçekten demokrasinin varolmadığını kim söyleyebilir” diyerek kürsüden ayrıldı.
Daha sonra kürsüye gelen Hollanda`nın AOb sendikasından Andre Dumont ise, Batı dünyasının ekonomik ve kültürel tutumlar konusunda ılımlı bir diyalog ortamı oluşturamadığını ve sendikaların birçoğunun durumun pek de farkında olmadıklarını aktardı. Dogmatik ve saldırgan hareketlerin dünyayı biz ve onlar şeklinde kutuplaştırmaya çalıştıklarını ifade eden Dumont, köktenci hareketler ve terörizm konusunda tam olarak bir kafa karışıklığının sözkonusu olduğunu söyledi.
Dumont`un ardından söz alan Senegal Eğitim Sendikası katılımcısı ise, köktendincilik ve diğer -izm`lerin gücünü kaybettiğini belirterek, kendi ülkesinde de dinin politik alana müdahale arayışlarının sürdüğünü, ancak bu hareketlerin demokrasiye inanmamaları nedeniyle önlerinin kapalı olduğunu aktardı. Çözümün “öteki”ne açıklıkla mümkün olduğunu ifade eden temsilci, “öteki”yi dinleyerek, onu anlamaya çalışarak sorunların üstesinden gelinebileceğini belirtti. Bu bakımdan, yıkıcı etkileri olan -izm`lere karşı, karşılıklı haklara saygı temelinde bir uzlaşmanın yaratılması sürecinde sendikaların geliştirilmesinin de yaşamsal önemde olduğunun altını çizdi.
Eğitim Sen adına söz alan Genel Sekreter Emirali Şimşek ise, ABD`nin Irak`ı ve Afganistan`ı işgal ettiğinin ve bu emperyal politikaların çözümsüzlüğü ve çatışmayı körüklediğinin altını çizerek, uluslararası sendikal hareketin gerçek anlamda demokrasi mücadelesini terk etmeden, sorunları açık yüreklilikle tartışmasının zamanının geldiğini ifade etti. Özellikle köktendinci akımların güç kazandığı Ortadoğu`da, şiddet ve çatışma ortamının şiddet kullanarak yokedilemeyeceğini, tam tersine şiddetin şiddeti körüklediğini belirten Şimşek, bu bakımdan ABD`nin Ortadoğu politikalarının çözümden çok çözümsüzlüğe katkı verdiğinin altını çizdi. Çözümün ABD ya da diğer dışsal güç odaklarının müdahalesi ile mümkün olmadığını belirten Şimşek, çözüm için Ortadoğu`nun barış yanlısı ve şiddeti dışlayan iç dinamiklerinin harekete geçirilmesinin gerekli olduğunu belirtti. Ortadoğu`da sivil toplumun ve sendikaların demokrasi talebini güçlü ve barışçıl biçimde seslendirmelerinin ve demokrasi mücadelesinin bu çerçevede Ortadoğu halklarının kendi talepleri olarak yükseltilmesinin önemine de işaret eden Şimşek, barış ve demokrasi güçlerine bu süreçte büyük iş düştüğünü ifade etti.
İlk gün sabah oturumunun tamamlanmasının ardından Eİ Genel Sekreter Yardımcısı Elie Jouen, sabah oturumunu özetleyici bir sunuş yaptı. Jouen, tartışmalardan birçok konu üzerinde katılımcıların uzlaştıklarının görüldüğünü, karşılıklı anlayış ve diyalog ortamının geliştirilmesi açısından eğitim sendikalarının umut verici bir bilinçle hareket ettiklerini aktardı.
Öğleden sonra oturumunda ise ilk sunuşu Alman Eğitimciler Sendikası GEW`den Christoph Heise gerçekleştirdi. Heise, herkese doğuştan içkin olan evrensel değerlerden ve bunların Alman iç hukukuna yansımalarından sözetti. Almanya tarihinde Weimar kasabasının farklı dönemlerde farklı şekillerde öne çıkışının anlamı üzerinde duran Heise, “bu küçük kasaba 19. yüzyılda Alman Aydınlanma hareketinin başkenti gibiydi ve 1918`de Kayzer`in çöküşünün ardından burası demokrasinin başkenti oldu. Ancak aynı Weimar şehri, Yahudi soykırımı sırasında barbarlığın, terörizmin ve vahşetin de başkenti oldu. Bütün mesele, insan haklarını ve özgürlüklerini Weimar Anayasası`nda olduğundan daha ileri bir konuma nasıl götürebileceğimizi tartışmaktır” dedi.
Bu noktada, insan onuruna saygı ve insanların farklılıklarını kabullenme ilkesinin devreye girdiğini belirten GEW temsilcisi, Birleşmiş Milletler tarafından 1948`de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi ve ona ek sözleşmelerin etkin biçimde uygulanması için çaba gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi. Almanya`nın yeni federal devleti ile, Anayasanın hem ruhunun hem de lafzının insan onuruna saygı ilkesi ile uyumlulaştırıldığının altını çizen Heise, Alman Anayasası`nın yaptırım gücüyle farklılıkları bir arada tutma yolunu seçtiğini belirtti.
Heise`nin ardından kürsüye ABD Öğretmenler Federasyonu (AFT) Başkanı Reg Weaver geldi. Weaver konuşmasında eğitim ve evrensel değerler arasındaki bağlantıdan ve demokrasinin teşvikinden söz etti. Geçmişte eski Yugoslavya`da birbirleriyle etnik ve dinsel çatışmalar içine giren Sırp, Boşnak, Hırvat toplumlarının birbirlerine karşı artan nefretlerine rağmen, bugün bu ülkelerin eğitim sendikaları arasındaki iletişim olanaklarının genişlediğini, 2002`deki İstanbul toplantısından sonra, bu çalıştayın da karşılıklı iletişim olanaklarının güçlendirilmesi adına son derece verimli olduğunu ifade etti. 2002`deki İstanbul toplantısına ABD`li Profesör Samuel Huntington`un “Medeniyetler Çatışması” tezinin damgasını vurduğunu, ancak şimdi sürecin giderek değiştiğini vurgulayan AFT Başkanı, dinsel çoğulculuğun gelişmesinin aslında temel önemde olduğunu vurguladı.
Ortadoğu`da yükselen köktendinci akımların her şeyden önce kötü ve yolsuzluklara batmış yönetimlere verilmiş bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Weaver, Ortadoğu`da köktendinciliğe karşı çıkan sendikalara ve STK`lara destek verilmesi gerektiğini söyledi. AFT olarak Ortadoğu`daki eğitim sendikalarına dönük eğitim çalışması başlattıklarını ifade eden konuşmacı, sendika önderlerini bir araya getirerek ve farklı İslam ülkeleri arasında diyalog geliştirerek demokrasi kültürünün yeşertilebileceğini ifade etti ve kürsüden ayrıldı.
Arkasından söz alan Lübnan sendikası LPESPL`nin temsilcisi ise, Lübnan`ın farklı kültürlerin ve kimliklerin bir arada yaşadığı bir ülke olduğunun altını çizdi ve küreselleşmenin ekonomik alanda ortaya çıkardığı sorunların üstesinden gelinmediği sürece, bu bölgedeki birçok sorunun çözülemeyeceğini ifade etti. Teknolojik atılımların olduğunu, iletişimde devrim gerçekleştiğini kabul etmekle birlikte, küreselleşmenin olumsuz etkilerinin gözden kaçırılamayacağını da aktaran konuşmacı, toplumların temel değerlerinin korunması için bazı mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Özellikle Ortadoğu coğrafyasında demokrasinin hakim kılınması sürecinin önündeki engellerden birinin mutlakiyetçi yönetimler olduğunu vurgulayan Lübnan temsilcisi, “birbirimizin kültürlerine açık olmalı, hassasiyetlerimizi öğrenmeli ve eğitim müfredatlarımızı da bu açıklıkla yeniden şekillendirmeliyiz” dedi.
Demokrasinin kendi başına bir değer olduğunu ve bunun hakim kılınmasının iyi bir amaç olarak görülmesi gerektiğini, ancak demokrasinin ihraç edilemeyeceğini belirten konuşmacı, demokrasi maskesi altında masum insanların Irak`ta her gün öldürülüyor oluşunu sert bir dille eleştirdi.
Ortadoğu`da düzenli seçimlerin gerçekleştirilmesi için Meclis`lerin oluşturulmaları ve bunların kurumsallaştırılmaları gerektiğini aktaran konuşmacı, ayrıca sendikal haklar konusunda da mücadelenin uluslar arası düzeyde güçlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Sendikaların bu noktada, hükümetleri uyaran, kültürlerarası saygı ortamını güçlendiren ve yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yapıya kavuşmaları için bu gibi toplantıların yararlı olduğunu ifade ederek konuşmasına son verdi.
Federal Almanya`nın ekonomik genişleme ile birlikte Güney Avrupa ve Türkiye`den gelen göçmen işçilerle giderek bir göçmenler ülkesi haline geldiğini ifade eden Heise ise, özellikle bu işçilerin daha sonra ailelerini de Almanya`ya götürmeleri sonucu, göçmenliğin yaygınlaştığının altını çizdi. Ekonomik sorunların artışı ile birlikte özellikle dinsel grupların eğitim hakkının zedelendiğini belirten konuşmacı, Merkel Hükümeti`nin Aile`den Sorumlu Bakanı`nın Hristiyanlığı yeniden merkeze aldığını vurguladı.
İkinci oturumda yapılan bu üç sunuşun ardından yorumlara geçildi. İspanyol sendikası temsilcisi, “farklılıklara duyulan saygının varolan eşitsizlikleri meşrulaştırmaması gerektiği konusunda da uzlaşmalıyız” diyerek, farklı kültürel kimliklerin evrensel insan haklarını ortadan kaldırmaya dönük bir mazeret olarak kullanılmasının önlenmesinin önemini aktardı. İngiliz sendikası NASUWT adına söz alan katılımcı ise, İslam dünyası ile Batı arasında diyalog ortamının gerekliliğine değinerek, “diyalog için öncelikle Batı dünyası kendi içindeki Müslümanlarla diyalog geliştirmeyi öğrenebilmeli” mesajını verdi. Endonezya`dan PGRI adına söz alan sendika başkanı Mohamad Surya ise, öğleden sonra oturumunda yapılan sunuşlarda ortaya çıkan temel mesajın demokrasi olduğunu, ancak temel sorunun Batı dünyası ile İslam dünyası açısından demokrasi tanımının nasıl ortaklaştırılacağı noktasında düğümlendiğini belirtti. Endonezya`da sömürgeci geçmişle karşılaştırıldığında son derece uyumlu bir siyasal yapıya sahip olduklarını ve farklı kimliklerin uyumlu bir birliktelik inşa ettiklerini belirten Surya, demokrasi tartışmasının teorik olmaktan öte, pratik yani uygulamaya dönük olması gerektiğini ifade ederek kürsüden ayrıldı.
Daha sonra söz alan Fransız UNSA-Education temsilcisi ise, kendisini en çok rahatsız eden olgunun Fransa`da Hristiyan olmayan nüfusa yönelen ayrımcı tutum olduğunu, ülkede yaşayan diğer dinsel kimliklerin gözardı edildiğini belirtti. Fransa`da dinsel pratikler konusunda beliren uyanışın bu ayrımcılık ve ihmal ile bağlantılı olduğunu ifade etti.
Öğleden sonra oturumunun ardından oluşturulan çalışma gruplarında farklı tartışma konuları gündeme getirildi. Eğitim Sen heyeti, “kültürel sorunlar, diğer eşitsizlikleri örten bir maske mi” başlıklı çalışma grubuna katıldı ve burada özellikle Türkiye`de yaşanan deneyimler aktarıldı, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Çalışma gruplarının ardından ilk gün toplantıları sona erdi.
Çalıştay`ın ikinci gün programı, sabah çalışma gruplarının kısa raporlarının katılımcılara aktarımı ile sürdü. Birinci çalışma grubu, evrensel değerler konusunda yürüttükleri tartışmanın sonuçta temel ve evrensel nitelikteki insan hakları ile ilişkilendiğini, sosyal ve ekonomik hakların birey haklarının tam olarak uygulanabilmesi ve korunabilmesi için temel önemde olduğunu saptadıklarını aktardı. Bazı ülkelerde evrensel insan haklarının ciddi ölçüde ihlal edildiğini belirten grup sözcüsü, evrensel değerlerin uygulamada yaşam alanı bulabilmesi için “karşılıklı saygı” ortamının geliştirilmesinin büyük bir gereklilik olduğunu belirtti. Sendikaların bu süreçte hem “karşılıklı saygı” için hem de varolan insan hakları metinlerinin uygulamaya geçirilmesi için neler yapabileceği sorusu üzerinde de durduklarını ifade eden sözcü, sendikaların bu konuda şu ana kadar yetersiz kaldığını saptadıklarını anlattı.
İkinci grup adına kürsüye çıkan sözcü, grup olarak dinsel ve demokratik değerler konusuna odaklandıklarını ifade etti. Üzerinde durdukları sorunun “dinsel değerlerle demokratik değerler birbirleriyle çelişki halinde midir?” sorusu olduğunu ifade eden grup sözcüsü, özellikle bu sorunun İslam ve demokrasi tartışmasına evrildiğini belirtti. Gruptaki bazı katılımcıların özellikle dinsel değerlerle demokratik değerler arasında bir çelişme olmadığını, hatta bu ikisinin birbirlerini tamamladığını söylediğini aktaran sözcü, BM Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi`nin dinsel pratikleri koruduğunu ve din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına aldığını aktardı. Eşitsizlikleri doğuran unsurlara da vurgu yapıldığını belirten grup sözcüsü, bu eşitsizliklere örnek olarak kadın-erkek eşitsizlikleri, etnik, dinsel, kültürel ayrımcılığı ve sosyo-ekonomik eşitsizlikleri verdi. Demokrasinin düşünce ve ifade özgürlüğünü gerektirdiğini belirten sözcü, ancak bu noktada demokrasinin hedef alınmasına izin verecek bir özgürlük anlayışının engellenmesi gerektiği kanaatine vardıklarını katılımcılara aktardı.
Üçüncü grup adına kürsüye gelen sözcü, gruplarında farklı kıtalardan ve ülkelerden katılımcıların bulunduğunu ifade etti. Fas, Belçika, Endonezya ve Lübnan`lı katılımcılardan oluşan üçüncü grupta, farklı etnik ve kültürel kimliklerin bir arada yaşadığı ülkelerin başarılı deneyimlerinden ne gibi dersler çıkarılabileceği sorusu üzerinde durulduğunu aktaran sözcü, ulaştıkları dersleri iki noktada özetledi.
Birincisi, dinsel değerler genellikle evrensel değerler çerçevesinde ele alınmalı; okullarda din eğitimi karşılıklı inkara değil, karşılıklı saygıya dayanmalı, bunu öğrenciler arasında teşvik etmeli.
İkincisi, bunu sağlayabilmek için öğretmenlerin pedagojik açıdan geliştirilmeleri de sağlanmalı ve diyalog ortamı mümkün kılınmalı.
- grubun sözcüsü olarak kürsüye yönelen Hollanda Aob temsilcisi Andre Dumont, otoriter rejimlerde evrensel değerlerin ve dinsel pratiklerin konumunu tartıştıklarını aktardı. Dumont konuşmasında, otoriter rejimlerle mücadele ve evrensel değerlerin tüm dünyada hakim kılınması için şunları belirtti: “uluslararası hukuk kuralları elbette yaptırım gücünü elinde bulundurur, ancak uluslararası demokratik kurumlar ortak bir karara varamadığı, ortak tutumlar geliştiremediği sürece, uluslararası hukuk kurallarının etkin bir anlam taşıması mümkün olmaz. Afganistan ve Irak`ta yaşananların gösterdiği gibi, bu gibi durumlarda askeri müdahale çözüm oluşturmaz. Süreç, uluslararası diplomasi kurallarına uygun biçimde yürütülmelidir.” Grubun müdahalelerin olumlu ve olumsuz yanları üzerinde odaklandığını belirten Dumont, grubun bu konuda net bir yanıta ulaşamadığını ve katılımcıların özellikle uluslararası kurumların güçsüzlüğünden yakındığını belirtti.
Bizim de içinde yer aldığımız 5. grup adına kürsüye çıkan Avustralya Eğitim Sendikası`ndan Angelo Gavrielatos, grup olarak son derece geniş bir tartışma evrenini ele aldığımızı ve katılımcıların farklı kültür ve coğrafyalardan olmasının bunda önemli bir etken olduğunu ifade etti. Tunus, Türkiye, İspanya, İngiltere, Avustralya, ABD sendikalarının içinde bulunduğu bu grupta, kültürel farklılıkların diğer eşitsizliklerin üstünü örtmek için hükümetler tarafından kullanılıp kullanılmadığı sorusu üzerinde odaklanıldı. Farklı ülkelerin katılımcılarının sorunu kendi ülkelerindeki deneyimler ekseninde ele aldıklarını belirten sözcü, bu konuda Avustralya`da John Howard Hükümeti`nin gerçekleştirdiği ırkçı-ayrımcı politikalardan söz etti. Hükümetlerin toplumsal uyum ve barışa katkı mı verdiği, kutuplaştırmaları derinleştirip derinleştirmediği sorusunun ana soru olarak ortaya çıktığını belirten Gavrielatos, Eİ`nin bu konuya daha fazla odaklanması gerektiği yönündeki tavsiyemizi katılımcılara aktardı. “Kültürel farklılıklar her zaman varoldu, önemli olan bu farklılıkların bir zenginlik olduğunun kavranmasıdır” diyen grup sözcüsü, hükümetlerin bu farklılıkları kendi lehine kullanmasının önünün alınması için çalışmaların hızlandırılması gerektiği yönündeki grup kanaatini katılımcılara aktararak kürsüden ayrıldı.
- grup adına kürsüye gelen grup sözcüsü, gruba 4 kişinin katıldığını, grupta evrensellik-kültürel görelilik tezlerinin ele alındığını ifade etti. Katılımcıların BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi`nde ifadesini bulan evrensel hak ve özgürlüklerin Batı`ya ait olduğunu ve bu nedenle de Batı dışı toplumlara uygulanamayacağını savunan kültürel görelilik tezlerine tamamen karşı çıktıklarını ifade eden sözcü, grubun evrensel değerler konusunda tam bir uzlaşı içinde olduğunu, ancak uygulama konusundaki zorlukların da tartışılması gerektiğini ifade etti. Tek bir demokrasi kavramı olsa da, bir tek demokrasi pratiği olmadığını aktaran sözcü, demokratik değerlerin tüm toplumlara uygulanabilir olup olmadığı sorusunun geçtiğimiz yıllarda bir Fransız Bakan`ın “Afrika kıtası, demokrasi için yeterince olgunlaşmadı” sözü üzerinden ortaya çıktığını ifade etti.
Daha çok Afrika kıtasındaki Müslüman ülkelerin sendikalarının katılımcıları ile biçimlenen son grupta, Fas, Tunus, Cezayir, Lübnan ve Mısır temsilcileri İslam dünyasında demokrasi açısından karşılaşılan sorunlar üzerinde durduklarını belirtti. İslam dünyasında demokrasi pratiğinin genel olarak o ülkenin siyasal rejiminin etkisi altında biçimlendiğini belirten grup sözcüsü, “biz İslam`la demokrasi arasında uyum olamayacağı yönündeki görüşe tamamen karşıyız” diyerek İslam`ın demokrasi ile uyumsuz olduğu yönündeki eleştirilere yanıt geliştirdi. Sorunların, demokrasinin tek bir ülkeye ya da bir bölgeye özgüymüş gibi yansıtılmasından kaynaklandığını belirten grup sözcüsü, “demokrasi herhangi bir ülkeye ya da bölgeye özgü bir pratik değildir” dedi ve şimdi Batı ile Doğu arasında demokrasi için işbirliğinin tam zamanı olduğu vurgusunun grup katılımcılarında öne çıktığını aktararak kürsüden ayrıldı.
6 grubun sözcülerinin küçük çalışma gruplarında tartışılan konuları aktarmalarının ardından, ikinci günün sabah oturumunun sunuşlarına geçildi. Bu oturumda ilk sunuşu, ABD`den NEA Uluslar arası İlişkiler Direktörü Joanne Eide yaptı. Eide, hangi konudan sözederse etsin, kendisinin bir öğretmen olduğu gerçeğinin değişmeyeceğinin altını çizdi. Öğretmenlerin değerlerden sorunlara kadar paylaştıkları pek çok şeyin olduğunu ifade eden konuşmacı, politikacıların eğitim alanında öğretmenlerden daha yetkin biçimde sorunlara hakim gibi davranmasının büyük bir rahatsızlık kaynağı olduğunu ifade etti ve eğitimde basmakalıplarla mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini aktardı. Bu basmakalıp düşünce ve ifadelerin kutuplaştırıcı nitelikte olduğunu belirttikten sonra, bu gibi ifadelere örnekler verdi.
“Tüm Müslümanlar teröristtir.”
“Bütün Amerikalılar silah taşır.”
“Bunlar birer basmakalıp ifade örneğidir” diyen Eide, bu gibi ifadelerin sadece eğitime değil, aynı zamanda sendikalara da zarar verdiğini belirtti ve bunlarla mücadele edilmesinin kültürler ve farklı kimlikler arasında ekilmeye çalışılan nefret tohumlarının bertaraf edilmesine bir ölçüde imkan vereceğini ifade ederek kürsüden ayrıldı.
Daha sonra kürsüye Fas SNESUP adına gelen katılımcı, uygarlıklar arası diyalog geliştirilmesi sürecinde bilginin ve insanların hareket serbestisi sorunu üzerine bir konuşma gerçekleştirdi. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve özellikle internet teknolojisindeki ilerlemelerle insanların ve bilginin hareket serbestisinin de arttığını belirten konuşmacı, bazı yoksul Güney ülkelerinde kurumsallaşmış bir demokratik siyasal ortam bulunmaması ve kuvvetler ayrılığının sağlanamaması nedeniyle, insanların ve bilginin küresel çaptaki dolaşım serbestisinin bu ülkelere henüz ulaşamadığını aktardıktan sonra, ulusal eğitim sistemlerinin bu ülkelerde farklı kültürlere açık bir ortam geliştirmekten uzak olduğunu belirtti.
Faslı temsilci konuşmasında, bilgi ve iletişim teknolojilerinde ortaya çıkan gelişmeler ne olursa olsun, hiçbir mekanizmanın öğretmenin işlevinin yerini alamayacağını vurgulayarak, öğretmen yetiştirme sorununun merkezi konumuna işaret etti.
Uluslar arası bilim ve teknoloji merkezlerinin sayısındaki artışın umut verici olduğunu, ancak bu merkezlerde yürütülen araştırmaların sonuçlarının farklı toplumlara ne derece ulaştırılabildiğinin tartışılması gerektiğini belirten konuşmacı, özellikle Güneyli olarak tabir edilen ülkelerin bilim ve araştırma insanlarının sayısında ve dolaşımında bir artış olduğunu, Çinli, Faslı, Latin Amerikalı bilim insanlarının bilimsel alışverişte kendi ağlarını kurmaya başladıklarını da belirtti.
Avrupa`nın özellikle 3. Dünya`dan gelen araştırmacılar için cazip bir merkez olduğunu, ancak bu merkeze ulaşmada hala ciddi sorunların bulunduğunu belirten Fas sendikası temsilcisi, teknolojik gelişmelerin Kuzey merkezli olması nedeniyle özellikle Güneyli araştırmacılar için iki seçeneğin bulunduğunu ifade etti. Birincisi Kuzey ülkelerinin teknolojisinin ve elektrik dağıtım altyapısının Güney ülkelerine aktarımı, ikincisi ise Güneyli araştırmacıların gelişmiş teknoloji sahibi ülkelere dönük olarak yaşadıkları sorunların bertaraf edilmesi ve hareket serbestisinin genişletilmesi.
Fas sendikası temsilcisinin bu sunuşunun ardından sabah oturumunun son sunuşunu yapmak üzere kürsüye gelen İngiliz sendikası NASUWT temsilcisi, uygarlıklar arası diyalogda sendikalara nasıl bir rol düştüğü sorusu üzerinde durdu. Sendikaların küreselleşme ve özellikle eğitimin uluslararası çapta ticarileşen niteliğine karşı neler yapılabileceğini tartışmak gerektiğini belirten Jennifer Moses, “aşırı ders yükü ve kötü çalışma koşulları giderek öğretmenlerin niteliğini olumsuz etkilemeye başlamıştır” dedi. Ayrıca ekonomik ve siyasi haklar için verilen mücadelenin İngiltere`de farklı eğitimci sendikalarını bir araya getirmeye başladığını belirtti.
Burma, Kamboçya ve Kolombiya gibi ülkelerde demokrasi kültürünün gelişmesi için sendikalara eğitim verdiklerini belirten Moses, Britanya`da da Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda arasında sendikal koordinasyon ve işbirliği yollarını araştırdıklarını ve bu noktada önemli adımlar attıklarını vurguladı.
11 Eylül saldırılarının ve geçtiğimiz yıl Londra`da gerçekleştirilen metro saldırılarının ardından İngiltere`de ırkçılık ve Müslüman karşıtı söylemde önemli bir yükseliş olduğuna işaret eden Moses, İngiltere`de son yapılan yerel seçimlerde Milliyetçi Parti`nin yerel meclislere tahmin edilenin çok daha üstünde temsilci seçtirmesinin bunun bir kanıtı olduğunu söyledi. Ayrıca 2005 Londra saldırılarının ardından Blair Hükümeti`nin özgürlükleri ortadan kaldırıcı bir terörle mücadele yasasını yürürlüğe koymaya çalıştığını belirten Moses, hem bununla hem de eğitimin ticarileşmesi ile mücadele ettiklerini söyledi.
Moses`in sunuşunun ardından yorumlara geçildi. Kürsüye çıkan Lübnan sendikası temsilcisi, dinlerin siyasal amaçlar doğrultusunda araçlaştırılmasının doğru olmadığını belirtti ve Lübnan`ın farklı kimlik ve inançlardan insanları bir arada barındıran bir ülke olduğunu ve bu örneğin iyi incelenmesi gerektiğini ifade etti. Geçmişte Lübnan`da çatışmaların özellikle yabancı güçlerin ülkeyi istikrarsızlaştırma operasyonunun bir parçası olarak patlak verdiğini belirten konuşmacı, “bu çatışmalar, Lübnan`ın içişlerine müdahale etmek isteyen güçler tarafından kışkırtıldı” dedi.
Çalıştay`da da olduğu gibi, sendikaların farklı ülkelerden, coğrafyalardan bir araya gelerek sorunları üzerinde tartışabildiğini söyleyen konuşmacı, sorunların çözümü konusunda iyimser olduğunun altını çizdi.
Tunus sendikası temsilcisi ise, finansal sorunların giderilmemesi ve sosyo-ekonomik fırsat eşitsizliklerinin varlığını sürdürmesi durumunda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin yaygınlaşmasının mümkün olmadığını belirterek, sürecin Güney ülkelerinin aleyhine işlediğini söyledi.
Tunuslu katılımcının ardından kürsüye çıkan GEW Uluslar arası İlişkiler Sekreteri Christoph Heise ise, Almanya`da farklı kültürlerden ve kimliklerden insanların çocuklarına yaşadıkları ülkenin toplumsal dokusuna uyum sorunu çekmemeleri için eğitimler verdiklerini belirtti. Özellikle farklı ülkelerden gelen göçmen çocuklarının biyografilerini diğer öğrencilere dağıtarak “öteki” ile ilk teması gerçekleştirdiklerini aktaran Heise, bununla ırkçılıktan arındırılmış bir okul sistemine katkı vermeyi amaçladıklarını belirtti.
Daha sonra kürsüye çıkan Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, katılımcılara hitaben şunları söyledi: “buradaki toplantıdan da anlaşılmaktadır ki, eğitim köktenci hareketlerin kökünün kazınması bakımından temel önemdedir. Eğitim sistemlerimizi korumak için, eğitimcilerin eğitimi sorunu üzerinde daha fazla durulmalıdır. Bu konuya daha fazla önem verilmelidir.
Sendikalar, ırkçı-gerici hareketlere karşı etkin ve güçlü politikalar benimseyebilir. Zira bu gibi hareketler, sendikalara da yönelmektedirler. Örneğin biz Türkiye`de ırkçı-gerici hareketlerin sendikal yaşama yöneldiğine uzun süredir tanık oluyoruz. Bu gibi ırkçı-gerici hareketlerin sendikal yaşama yönelmesi, hiç kuşkusuz sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin içini boşaltma, işlevsizleştirme arayışları ile açıklanabilmektedir.
Ayrıca, eğitimin kamusal bir hizmet olması gerektiği gerçeği hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır. Zira özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamaları ile radikal İslamcı gruplar kendi okullarını oluşturabilme imkanına kavuşmaktadırlar. Öte yandan müfredat programları da demokratikleştirilmelidir. Bu da mücadelemizin odağında olmak durumundadır.
Son olarak, köktenci hareketlerle mücadelede uluslararası sendikal deneyimler paylaşılmalıdır. İnternet bu bakımdan önemli bir olanaktır, daha iyi kullanılması mücadele açısından elimizi güçlendirecektir. Bu deneyimlerin paylaşılması bakımından da bu çalıştay, son derece yararlı olmuştur.”
Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek`in konuşmasının ardından İtalyan sendikası FLC Cgıl adına söz alan Enrico Panini de, eğitimde dogmatizmle mücadele konusunda kararlılık gerektiğini ve bu noktada temel eğitimin son derece önemli olduğunu belirten bir konuşma yaptı. Panini, okullarda sınıfların oluşturulması sırasında ayrımcılık uygulamasından sakınılması gerektiğini ve ayrıca öğretmenlerin de kültürel ve sosyal formasyon bakımından donanımlarının pekiştirilmesinin şart olduğunu ifade etti. Okulların toplumu çevreleyen sorunların açığa çıkmasına olanak verecek bir bilinci yaratma görevi olduğunu belirten konuşmacı, bu sorunların saptanmasının ardından gelen aşamanın ortak hedeflerin belirlenmesi olduğunu söyledi.
Panini konuşmasında son olarak bilginin serbest dolaşımı konusunda ortaya çıkan imkanların uluslar arası fikri mülkiyet hakları sorununu gündeme getirdiğini, bu konuda hak ihlallerinin önlenmesi için sendikalara da büyük bir görev düştüğünü belirtti. Fikri mülkiyet hakları konusunda yeterli koruma mekanizmalarının ve yasal düzenlemelerin bulunmamasından yakınan Panini, konuşmasına iyi dilek mesajı ile son verdi.
Panini`nin ardından kürsüye çıkan Endonezya Sendikası Genel Sekreteri Soemardi Thaer ise, Eğitim Enternasyoneli ve üyesi sendikaların desteği ile Endonezya`da sendikal mücadelede ulaştıkları ileri noktayı özetleyerek Eİ`ye teşekkürlerini iletti.
Yüzlerce adadan oluşan ve 200 milyonun üzerinde nüfusa sahip olan Endonezya`nın çokluk içinde birlik havasında olduğunu ve bu kazanımın çalıştay açısından son derece önemli olduğunun fark edilmesinin mutluluk verici olacağını belirtti. Dünyanın her yerinde hemen hemen aynı sorunları paylaşan öğretmenlerin birlik olması gerektiğini belirten Thaer, deprem ve tsunami felaketi sonrasında yeniden yapılanma sürecinde Eİ`nin ve üye sendikaların verdikleri desteğin bu birliğin oluşturulması adına önemli bir örnek olarak tarihe geçtiğini ifade ederek kürsüden ayrıldı.
Daha sonra söz alan Cezayir sendikası UNPEF`in Başkanı Mohammed İder, İslam`a dair önyargıların aşılması gerektiğini belirtti ve İslam`la terörizmin özdeşleştirilmesinden duydukları rahatsızlığı ifade etti. Ayrıca İslami coğrafyanın bir kesiminde Yahudilere karşı gelişen nefretin tüm Müslümanlara maledilemeyeceğini de seslendiren Cezayir sendikası başkanı İder, çalıştayın gerçekleştirildiği Fas`ın Marakeş kentinin bu bakımdan çok önemli bir örnek olduğunu, zira bu kentte Yahudilerle Müslümanların uzun yıllar bir arada barış içinde yaşadıklarını söyledi.
Bu konuşmaların ardından söz alan Eİ Genel Sekreter Yardımcısı Elie Jouen, bu iki günlük çalıştayın enformel bir toplantı olduğunu, ancak toplantıda ortaya çıkan görüşlerin Eİ Yönetim Kurulu`na bir rapor halinde iletileceğini ve dikkate alınacağını, ayrıca bu tartışmaların önümüzdeki yıl Almanya`nın başkenti Berlin`de gerçekleştirilecek Eİ Dünya Kongresi`nde de ufuk açıcı bir şekilde değerlendirileceğini belirtti.
Son olarak kapanış konuşmasını yapmak üzere söz alan Eİ Genel Sekreteri Fred Van Leeuwen ise, toplantının gerçekleştirilmesinde büyük katkı sağlayan Fas sendikalarına ve katılımcılara teşekkür etti. Eİ`nin özellikle Kuzey Afrika`da bu gibi etkinlikler düzenlemeye büyük önem verdiğini belirten Van Leeuwen, burada ortaya çıkan görüş ve önerilerin Eİ tarafından mutlaka dikkate alınacağını ifade ederek çalıştayı kapattı.
İki gün süren çalıştay boyunca Eğitim Sen olarak ikili görüşmeler de gerçekleştirdik. Eğitim Enternasyoneli Genel Sekreteri Fred Van Leeuwen ile gerçekleştirdiğimiz iki saatlik görüşmede, Eİ ile Eğitim Sen arasındaki ilişkiler ve ortak perspektifler konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Ayrıca Eİ Genel Sekreteri Leeuwen, Eylül ayının ilk haftasında Eğitim Sen`e bir ziyaret gerçekleştireceğini ifade etti.
Aynı şekilde, geçmişten bu yana yakın ilişkiler geliştirdiğimiz Alman Eğitimciler Sendikası GEW Uluslar arası İlişkiler Sekreteri Christoph Heise ile de yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirildi.
Çalıştay sırasında ayrıca, Mısır Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası GTUESR ile Eğitim Sen arasında işbirliği protokolü imzalandı. Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek ile Mısır Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası GTUESR Genel Sekreteri El Sayed Abu El-Magd Hazma ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Mustafa Kamal İbrahim tarafından 23 Mayıs 2006 tarihinde Fas`ın Marakeş kentinde imzalanan işbirliği protokolüne göre iki sendika;
Karşılıklı sorunları ve çözüm yollarını düzenli olarak toplanarak tartışma ve sendika temsilcilerinin katılımı yoluyla toplantılar düzenleme
Sendika temsilcileri, ileride gerçekleştirilecek seminer, panel vb. etkinliklere konuşmacı olarak davet etme
Ortak sorunlara çözüm bulmak için daha etkin işbirliği yolları araştırma
Her iki sendika, kendi üyelerini diğer sendikanın etkinliklerinden düzenli olarak haberdar etme konusunda anlaşmaya vardı.











