“Sosyal Güvenlik” ve “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” düzenlemeleri ile, “tüm yurttaşlara sosyal güvenlik hakkı” ve “herkese ücretsiz sağlık hizmeti” getirdiğini iddia eden AKP Hükümeti geçtiğimiz ay yasalaştırdığı düzenlemeler ile emekçilerin ve halkın sosyal güvenlik ve sağlık hakkını önemli ölçüde sınırlayan değişiklikler yaptı. Türkiye`nin IMF ve Dünya Bankası ile yaptığı yapısal uyum ve kredi anlaşmalarının temel şartı sosyal güvenlik ve sağlık politikalarının, Başbakan`ın ifadesiyle “pazarlanabilir”, ya da “rekabet edilebilir” hale getirilmesiydi. Bunun bugünkü ve gelecek kuşaklar için anlamı, sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi, hastanelerin, sağlık ocaklarının özelleştirilmesi ve emeklilik yaşının artırılarak sosyal güvenlik sisteminden yararlananların sayısının daraltılması oldu.
Hükümetin sağlık hizmetlerini tek elde toplamak ve tüm ülkeyi sağlık sigortası kapsamına almak olarak tanımladığı yasal düzenlemelerin içeriğine bakıldığında amacın, devleti sağlık hizmeti sunumundan büyük ölçüde çekmek ve bu topraklarda yaşayan insanların sağlık ve sosyal güvenlik hakkını piyasaya, ilaç tekellerine, özel emeklilik ve sigorta şirketlerine, özel hastanelere teslim etmek olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Geçtiğimiz günlerde kabul edilen Sosyal Güvenlik Yasası ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasaları ile Türkiye`deki tüm emekçilerin geleceğini ilgilendiren ciddi hak kayıpları yasalaştırıldı. Ancak herkesi ilgilendiren bu tasarılar, halkın büyük bir kısmının hiç haberi olmadan ya da yanlı ve yanlış bilgilendirilerek, emek örgütlerinin, sendikaların itirazları dikkate alınmadan neredeyse birkaç milletvekilinin oyu ile yasalaştırıldı. AKP milletvekillerinin “kaldır parmak-indir parmak” usulü geçirdikleri yasa ile sosyal güvenlik sistemini ve sağlık hizmetlerini tümüyle piyasaya açma yolunda önemli adımlar atıldı. Böylece başta IMF, Dünya Bankası olmak üzere, yapılacak düzenlemelerden rant bekleyen özel hastanelere ve ilaç tekellerine verilen sözler yerine getirilmiş oldu.
Türkiye`de yaşayan milyonların tamamını kapsayan ve sosyal ve ekonomik haklarda her yönüyle ciddi gerilemeleri beraberinde getirecek olan söz konusu yasaların içeriği konusunda hala bir belirsizlik sürmekte ve en çok “şimdi ne olacak” sorusu sorulmaktadır. 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasalarının ne getirdiğine geçmeden önce, mevcut sistemde yapılan değişiklikleri ana başlıkları ile sıralamak gerekirse;
Emeklik yaşı kademeli de olsa kadın ve erkeklerde 65`e çıkacak, Prim gün sayısı 2007`den itibaren her yıl 100`e artarak 9 bin olacak, Emeklilik maaş bağlama oranları önce yüzde 2.5, sonra yüzde 2`ye düşecek, Emeklilik maaşları yüzde 23-33 oranında azalacak, Aylık geliri 127 YTL olandan 64 YTL GSS primi kesilecek, Halen çalışan memurların aylıkları, GSS kesintileri nedeniyle bugünkünden yüzde 5 daha azalacak, Prim borcu olanlara sağlık hizmeti verilmeyecek, Sağlık hizmeti alabilmek için en az 30 günlük sigortalılık aranacak, Muayene, tetkik ve tedavinin her evresinde katkı payı adı altında ek ödeme alınacak, Teminat Paketi`nde olmayan hastalıklar kapsam dışında tutulacak, Teminat Paketi`ni belirleme yetkisi Sosyal Güvenlik Kurumu`nda olacak, Ayakta tedavide, hekim ve diş hekimi muayenesinde 2 YTL katkı payı alınacak, Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleri için yüzde 10-20 oranında katkı payı istenecek, Ayakta tedavide kullanılan ilaçlar için de yüzde 10-20 oranında katkı payı kesilecek, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı ve Yardımcısının görev süresi hükümetle uyumuna bağlı olarak kısalacak ya da uzayacak. Emekli aylıklarına yapılacak zamlarda Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) baz alınacak. Böylece emekli aylıklarına yapılan zamlar ülke ekonomisinin büyümesinden pay alamayacak.
Sosyal Güvenlik Sistemi Neden Değişiyor?
Sosyal güvenliği, bir ülkede yaşayanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin, toplumun bütün fertlerinin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak tarzda, kişilerin bugünlerini ve yarınlarını güven altına almayı hedefleyen bir sistemler bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Tarihsel gelişim süreci içinde sosyal güvenlik sistemleri kamusal hakların gelişim süreci ile birlikte gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.
1980`lere kadar bir sorun olarak görülmeyen sosyal güvenlik sistemleri, fonlarının devlet tekelinde olması ve bu alanda yatırım yapan şirketler açısından “haksız rekabet” yarattığı, bu nedenle de sosyal devlet uygulaması üzerindeki devlet tekelinin kaldırılması gerektiği gerekçesiyle hedefe konulmuştur. Bu iddia en belirgin şekilde, 1995 yılında imzalanan “Hizmet Ticareti Genel Anlaşması” (GATS) ile gündeme getirilmiştir. GATS ile antlaşmaya imza atan hükümetlerden kamu hizmetleri üzerindeki devlet tekeline son verip, başta eğitim ve sağlık olmak üzere, halkın ve emekçilerin yararlandıkları tüm kamu hizmetlerini “serbest rekabete” açmaları istenmiştir. Bu anlayışa göre, kamu hizmetleri içinde önemli bir yeri olan sosyal güvenlik sistemleri yeniden bölüşüm için kullanılmamalı, toplumsal değil bireysel sorumluluk esasına göre yapılandırılmalı, sosyal yardımlar tüm yoksulları hedef almalı ve sosyal riskler karşısında toplum tarafından asgari bir geçim düzeyi geçici olarak sağlanmalıdır. Bunun yolu sosyal yardımın devlet tarafından karşılanması ve bunun dışında kalan sosyal güvenliğin büyük ölçüde özel sektöre devredilmesidir.
Sosyal Güvenlik Kurumları Tek Çatı Altında Birleştiriliyor
Farklı Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına bağlı olarak çalışanların yararlandığı haklar, en dezavantajlı kuruma eşitlendi. 1999 yılında 5 binden 7 bin güne çıkarılan prim gün sayısı yeni sistemde kademeli olarak 9 bin güne yükseltildi. Bu durumda, 1 milyon geçici işçinin tam maaşa hak kazanması için her yıl 120 gün iş bulursa 95 yaşını, her yıl 90 gün iş bulursa 120 yaşını bitirene kadar beklemesi gerekecek. Yine sistemde kadrolu bir öğretmenin emekli olmak için 25 yıl fiilen çalışması gerekirken; geçici sözleşmeli, ücretli vb statüde çalışan bir öğretmenin en az 50 yıl fiili olarak çalışması gerekecek.
Mevcut Çalışanların Durumu
1 Ocak 2007 tarihi itibarıyla emekliliğine beş yıl ve daha fazla süre kalanların hizmet süresine göre, ileride bağlanacak emekli aylıkları ise düşecek. 2007 yılında 20 hizmet yılı dolduran bir öğretmenin emekli olması için 2007`den sonra 5 yıl daha çalışması ve bu süre sonunda emekli olması durumunda; 2007`den önceki hizmet süresi bugünkü mevzuata göre, 2007 yılından itibaren geçireceği her hizmet yılı yeni kanuna göre yapılacak. Öğretmenimiz emekliliğe hak kazandığı zaman eski ve yeni sistemde geçirdiği süre hesaplanarak ağırlıklı ortalaması alınacak ve emeklilik işlemleri bu hesaplamaların ardından başlatılacak.
Emekli Maaşları Nasıl Azalacak?
Yeni sistemde, bugünkü sisteme göre emekli aylıklarının düşecek olmasını üç şekilde açıklamak mümkündür;
Çalışılan her yıl için emekli aylığı bağlama oranı yeni sistemde kademeli olarak aşağı çekilecek. Prim yatırılırken esas alınan kazançların güncellenme koşulları değişecek. Emekli aylıkları en son aylığa göre değil, toplam kazançların ortalaması alınarak hesaplanacak. Böylece ele geçen aylık miktarı düşecek. Mevcut sistemde gerek SSK`da, gerekse Bağ-Kur`da emekli aylığındaki asgari taban uygulaması kalkıyor. Böylece, kişileri gerçek gelirleri üzerinden değil, daha düşük ücretten prim ödemeye teşvik edileceği için yeni sistemde taban aylık güvencesi olmayacak. Emekli Sandığı`na bağlı olarak çalışanların aylığının hesaplanması açısından bugünkü sistem ve yeni sistem arasındaki fark şu şekilde olacak:
Memur/Emekli Sandığı (1 Ocak 2007`ye kadar) :
Yüksek maaş alanlara ödenen makam, görev ve temsil tazminatlarından emeklilik primi kesintisi yok. Bu nedenle ücretin tamamından prim kesintisi yapılmıyor. Emekli aylıkları, 25 yıllık çalışma karşılığı, son aylığının yüzde 75`i (yıllık %3) oranında belirleniyor. 25 yıldan sonra çalışılan her yıl için bu orana % 1 ekleniyor. Emeklilik kesintisine tabi tutulmadığı halde makam, görev ve temsil tazminatlarını emeklilikte de alınıyor. Bugünkü sistemde geçmiş yıllarda sağlanan kazançlar, Emekli Sandığı tarafından en son memur aylık katsayısına göre güncelliyor.
Yeni Durum (1 Ocak 2007`den Sonra)
Hizmet süresinin tamamını yeni sistemde geçirenlerin ortalama aylık kazançları enflasyon dikkate alınarak güncellenecek. Büyüme rakamları hesaba katılmayacak. Aylık bağlama oranı: 1 Ocak 2007`den sonraki ilk dokuz yıl, çalışılan her yıl için yüzde 2.5, sonraki her yıl için yüzde 2 olacak. Aylık bağlama oranının düşürülmesi nedeniyle memur emeklisinin aylığı mevcut duruma göre % 33 azalacak. Bugün 1000 YTL alan memur, gelecekte ancak 660 YTL alabilecek. Düzenli alınan her türlü maaş, tazminat gibi gelirlerin tamamından emeklilik sigorta primi ödenecek. Emekli aylıkları, en son aylığa göre değil, prim öderken elde edilen kazançların ortalaması dikkate alınarak hesaplanacak. Çalışmasının bir kısmını eski sistemde, diğer kısmını yeni sistemde geçiren memurların, eski sistemde geçirdikleri süreyle bağlantılı olarak makam tazminatıyla temsil ve görev tazminatına karşılık gelen tutarlar da emekli aylıklarına ilave edilecek.
Genel Sağlık Sigortası Sağlık Hakkını Piyasaya Açıyor
Kısaca belirtmek gerekirse GSS, sağlığın kamusal niteliklerinin ortadan kaldırıldığı, sağlık hizmetlerinin sunumu ile finansmanının birbirinden ayrıldığı, toplumsal ihtiyaçların değil “karlılığın” esas alındığı ve buna uygun olarak her hizmetin parça başı ücretlendirildiği, ek prim, katkı ve payların devreye girdiği bir sistemdir. Bu anlamıyla Genel Sağlık Sigortası`nın temel hedefi; hastaneleri işletme, hastaları müşteri haline getirerek, sağlık hizmetlerini kar-zarar hesabı ile sunmak ve sağlık alanında devletin işlevini en aza indirmektir.
Türkiye için gündemde olan GSS`nin uygulanabilmesi için; işsizliğin, tarım nüfusunun toplam nüfusa oranının düşük olması, düzenli-süreğen iş olanağının çok olması, kayıt dışı sektörün dar olması, kişi başı sağlık harcamalarının düşük olması gerekiyor. Yani özetle GSS modelinin uygulanması, “gelişmiş kapitalist ülke” profili gerektirmektedir.
Genel Sağlık Sigortası Herkesi Kapsayacak mı?
Hangi Hastalıklar Sigorta Tarafından Karşılanacak?
Sağlık Hizmetleri Çocuklar İçin Gerçekten Parasız Mı?
Kayıt Dışı Çalışanların Durumu Ne Olacak?
Türkiye İstatistik Kurumu`nun (TUİK) rakamlarına göre Türkiye`de toplam istidam edilenlerin sayısı 22 milyondur. Kayıt dışı çalışanların oranı ise %60`a yaklaşmıştır. Bir fon olarak çalışması planlanan GSS`nin kayıt dışı istihdamı modele nasıl dahil edeceği şüphelidir. Bunun durum, prim yükünün önemli ölçüde kayıtlı işgücü üzerine (kamu emekçileri ve kayıtlı çalışan ücretliler) yıkılacağı anlamına gelmektedir.
GSS Ne Kadar Sağlık Güvencesi Getiriyor?
Yasanın kapsamındaki nüfus için çok bir şey değişmiyor gibi görünüyor ama, burada en temel noktalardan birisi, sağlık hizmetlerini sınırlayan Temel Teminat Paketi uygulaması. Her ne kadar temel teminat paketi ifadesi kavram olarak yasadan çıkarılsa da bugün aldığımız sağlık hizmetlerinin 1 Ocak 2007`den itibaren sınırlandırılacak. Temel Teminat Paketi dışında kalacak hizmetler ücretsiz alınamayacak. Almak istenirse cepten ödeme yapmak gerekecek.
GSS Sistemini Uygulanan Ülkelerde Durum Nedir?
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan reformlar, hedeflendiği gibi kamu harcamalarının/sağlık giderlerinin azalması sonucunu doğurmamış, özel sermayenin sağlık piyasasına girmesi, iddia edildiği gibi fiyatların düşmesine ve daha nitelikli hizmet alınmasına neden olmamıştır. Aksine, özellikle 1980 sonrasında yapılanlar, sağlık hizmetlerinin kapsamının daraltılmasından hastanelerin özelleştirilip kapatılmasına kadar değişen boyutlarda sağlık sistemlerini etkilemiştir ve hala etkilemektedir.
Sonuç
Esnek çalışma biçimlerinin, üretim ve hizmet birimlerinde mevcut çalışma ilişkileri sistemini parçalayarak; düzenli ve belirli bir iş günü, belirli bir iş haftası ve sigortalı çalışma zorunluluğunu (yasalarda bu zorunluluk olmasına karşın) ortadan kaldırmış olması; sosyal güvenlik sistemlerini çöküşe götüren yolu açmıştır. Ortaya çıkan açıkların hazineden karşılanması yerine hükümetler; bunu giderek sayısı ve prim ödeme imkanları azalan sigortalıların üstüne yıkan yöntemleri devreye sokmuş ancak; yapılan “düzenlemelere” karşın sistemdeki çöküş sürmüştür. Çünkü; esnek çalışmanın, kuralsız ve sigortasız çalıştırmanın yaygınlaşması, yapılan “iyileştirmeleri” bile önemsiz hale getirmiştir.
Sosyal güvenlik ve sistemini tahrip eden temel faktör; çalışma düzeninin esnekleştirilerek, çalışma ilişkilerine kuralsızlığın egemen olmasıdır. Bu temel etkene karşı mücadele edilmeden; 4857 Sayılı İş Yasası ile yasallaştırılan esnek çalışma yöntemlerine karşı mücadele etmeden; Yeni Personel Yasası ile getirilmek istenen değişikliklere karşı birleşik bir mücadele hattı oluşturmadan; bugün yaşanan tahribatın sonuçlarını ortadan kaldıracak bir sosyal güvenlik sistemi ve sağlık hakkı için mücadeleye girişmek zordur.
Bütün anlatılanlardan hareketle, sağlık sistemini tek çatı altında toplayarak hizmetlerin merkezileşmesi ve halka daha iyi hizmet anlayışının sunulması koca bir yalandır. Sağlık Bakanlığı, bugün ülkedeki tüm sağlık hizmetlerinden sorumlu kurumdur. Ancak bu sorumluluğunu ne kadar yerine getirebildiği, sağlık sisteminin içinde bulunduğu içler acısı duruma bakınca kolaylıkla görülebilir. Bütçenin üçte birini faiz harcamalarına ayırırken, halkın eğitimine ve sağlığına gelince “para yok” diyenlerin, sağlık hizmetlerini düzeltmesi ve herkese eşit sağlık hizmeti sunması mümkün değildir.
Türkiye`de tıpkı özelleştirmeler ve “mezarda emeklilik” tartışmalarında olduğu gibi, kamu emekçilerine, işçilere, halka yönelik olarak yapılan dezenformasyon (yanlış bilgilenme), başka bir ifade ile yalan propaganda en üst seviyelere çıkmıştır. Kamu hizmetlerinin işlememesi için elinden geleni yapan AKP Hükümeti, halkın gözünün içine bakarak “bu hizmetleri özelleştirirsek, daha kaliteli hizmet alırsınız” demektedir. Ancak bu yalan propaganda yapılırken, yoksul halkın cebinden kaç para çıkacağından, kamu emekçilerinin ne gibi hak kayıplarına uğrayacağından hiç bahsedilmemesi, “reform” olarak geçirilen söz konusu yasaların kolay kabullenmesi için yaratılan bilinç bulanıklığından başka bir şey değildir.
MERKEZ YÖNETİM KURULU











