8 Mart 2005 Bülteni

8 MART 2005 BÜLTENİ

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

YAŞASIN KADINLARIN ULUSLARARASI BİRLİK, DAYANIŞMA VE MÜCADELE GÜNÜ

Kadının özgürleşmesinin anlamı;

dünyaya kendi gözleriyle bakmak

ona kendi elleriyle dokunmak,

deneyimlerini kendi kafasında özümlemek,

kendi sesini bulabilmek,

sözlerini kendisi seçmek

ve yüzyıllardır başkası tarafından yönetilmiş olmak yüzünden

zorla yüzüne takılmışlığın da ötesinde

adeta derisinin içine işlemiş olan o maskeyi

söküp atmaktı

1857 New York: İşçi Kadınlar günlük 12 saatlik çalışma, düşük ücrete karşı yürüyüş yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.

1908 New York: 15.000 işçi kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan “Ekmek ve Gül ” idi. Ekmek, yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.

1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa`daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.

1910 Clara Zetkin II. Sosyalist Enternasyonal Kadın Konferansın da,”Kadınların Uluslararası Müca dele Ve Dayanışma Günü ” olmasını önerdi ve kabul edildi.

1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart`ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de çeşitli eylem ve etkinliklerle kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme haklarının yanı sıra, meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler. Bu kutlamalar dan 2 hafta sonra Amerika da Triangel yangınında, 140 işçi kadın öldü. Bu olay Amerika da çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.

1917 Rus işçi kadınlar ” ekmek ve barış” için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.

1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 8 Mart`ı Dünya Kadın Hakları Günü olarak kabul etti.

“Sessizlik Ölümdür

Konuşsan da ölürsün

Konuşmasan da

Öyleyse konuşalım ve ölelim”

                                   (Tahar Djaout)

Eşitlik

Özgürlük

Dayanışma

Adalet

Barış

İçin YÜRÜYORUZ

8 Mart`ta Bütün Kadınlara Yasal Tatil İstiyoruz!

Eğitim Sen olarak,

Cinsiyet Ayrımcılığına

            Küreselleşmeye, özelleştirmelere ve işten atılmalara

            Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Personel Rejimi Reformu ve Yerel Yönetimler Yasasına

            Savaşa ve militarizme

            Göç, ev içi şiddet, töre cinayetleri

            Şiddete karşı,

            Siyasal ve sendikal alanda eşitlik için

            8Martlarda alanlardaydık.

8 Mart 2000`de ‘Yoksulluk ve Şiddet Kader Değildir` diye yürüdük.

Önce Pantolon Giyme Hakkını Kazandık Sonra Doğum İzinleri

 “Eşitlik İçin Örgütlen” kampanyamız çerçevesinde 7 Aralık 2001 tarihinde gerçekleştirdiğimiz işyerlerinde pantolon giyme eylemi Eğitim Sen`li kadınların önderliğinde başarıyla sonuçlanmıştır. Bu çalışmalar sonucu kadın üye oranımız %30`dan  %41`e yükselmiştir. Eğitim Sen`de kadın üye oranı % 41 ile en üst düzeydedir.

Sözümüzü Örgütlüyoruz Kampanyası sonucu

Doğum İzinlerini 16 Haftaya Çıkardık!

     15 Şubat-30 Haziran 2003 tarihleri arasında yürüttüğümüz ve örgütümüzden güçlü bir katılımla gerçekleştirdiğimiz “Sözümüzü Örgütlüyoruz” kampanyası başarıyla sonuçlandı.

                              Kampanya Taleplerimiz

Annelik izni ve aile sorumlulukları (ana-babalık izni, evlat edinme, kadın sağlığı, hamile ve emzikli annelerin hakları, çocuk bakımı, yaşlıların bakımı) göz önünde bulundurularak doğum yapan kadınlara, doğum öncesi 2 ay doğum sonrası 10 ay olmak üzere, toplam 1 yıl ücretli izin verilmesi,

Şiddete uğrayan kadınlara hizmet vermek üzere rehabilitasyon merkezlerinin açılması, cinsel taciz de dahil şiddetin bütün biçimlerine karşı somut adımların atılması,

Çalışma yaşamında eşitlik, iş güvencesi ve sosyal güvencenin sağlanması,

En az 50 kişinin çalıştığı işyerlerinde, küçük il/ilçe, beldelerde merkezi kreşler açılması,

Eğitimde ve sağlıkta kadınla erkek arasında fırsat eşitliğinin sağlanması,

Terfi ve atamalarda eşit davranılması,

Çocuğun sevk işlemlerinin anne veya babanın isteğine bağlı yapılması; çocuk ve aile yardımının günün koşullarına uygun olarak belirlenmesi; aile yardımının kadınlara da verilmesini istiyoruz.

          Mücadelemiz sonucu, önce işçi statüsünde çalışan kadınların, sonra kamu emekçisi kadınların doğum izinleri 16 haftaya çıkarıldı. Bu kampanya sonucu kamu emekçisi kadınların mücadelesi yeni bir kazanıma daha imza attı. Bugün işyerlerinde pantolon giyebilen kadınlar, sosyal haklarında yeni değişikliklerin öncüsü oldular. TBMM, ücretli doğum izni süresinin toplam 9 haftadan 16 haftaya çıkarılmasını kabul etti. Meclisin bu tutumunda, mücadelemizin büyük etkisi olmuştur. ILO`nun 183 sayılı annelik koruması sözleşmesi imzalanması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

             EĞİTİM İŞKOLUNDA YÖNETİCİLİK ERKEK İŞİ

Türkiye genelinde 5 Eylül – 15 Kasım 2004 tarihleri 7 bölgeden 30 ilde okul yöneticileri üzerinde yaptığımız araştırmaya göre 225 müdür, 98 müdür başyardımcısı ve 450 müdür yardımcısı yer almış olup; 699 erkeğe karşılık sadece 77 kadın yönetici olduğu saptanmıştır. Cinsiyetlere göre ayrımlaşma kadın aleyhine Doğu Anadolu ve Karadeniz`de daha da artmakta, gelişmemiş illerde (5. derece gelişmişlerde) müdür yardımcılıkları da dahil olmak üzere hiçbir kadın yöneticiye rastlanmamaktadır.

Müdürlük: Müdürlükler hem branş, hem de cinsiyet açısından bariz şekilde farklılaşmaktadır. Sadece erkek işi değil, aynı zamanda sınıf ve branş öğretmeni işidir.

Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde toplam 42 okuldan hiçbirinde kadın müdüre rastlanmamıştır. 226 okuldan 220`sinde erkekler, 6`sında kadınlar müdürlük yapmaktadır

Bölgelere göre kadın müdürlerin dağılımları da dengesizdir. 6 kadın müdürden 4`ü Marmara Bölgesinde bulunmaktadır. Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki okullarda hiçbir kadın müdüre rastlanmamıştır. Müdür olabilen kadınlar ise illerin gelişmişliğine göre 1. ve 2. dereceden üst gruplarda.

Müdürlük kadın aleyhine erkek mesleği olarak 1/40 oranında (%2.67) öne çıkmaktadır.

Müdür Başyardımcısı: Büyüklüğün Göstergesi

Cinsiyete göre 88 erkeğe karşılık 10 kadın başyardımcılık yapmakta, kadınların oranı 9`a 1 düzeyinde kalmaktadır (% 10).

Müdür Yardımcıları: Doğu Anadolu Farkı

Müdür yardımcılığı cinsiyetlere göre yaklaşık 7 erkeğe karşılık 1 kadın şeklinde gerçekleşmektedir. 389 erkeğe karşılık, 61 kadın müdür yardımcılığı görev yapmaktadır.

Diğer bölgelerde kadınların erkeklere oranı % 12-20 arasında değişirken, Doğu Anadolu`da kadın müdür yardımcısı sayısı 45 erkeğe karşılık 1 kadın gelmektedir

EĞİTİMDE CİNS AYRIMCILIĞINA HAYIR!

Türkiye bugün, eğitim sisteminin hiçbir aşamasında kadın erkek eşitliğini sağlayamamıştır. 7.5 milyon okuma yazma bilmeyen kişinin, 6 milyonunu kadınlar oluşturmaktadır. Bu yılki verilere göre 600 bin kız çocuğu okula kaydolmamıştır.

Uygulanan IMF politikalarıyla eğitime ayrılan payların hissedilir biçimde azalmasıyla artan yoksulluk, iç göçler, varolan toplumsal değerler ve cinsiyetçi tutumlarla birleştiğinde özellikle alt gelir gruplarındaki kadınların ve kız çocuklarının eğitim olanaklarından yararlanmasını iyice zorlaştırmıştır.

 Öte yandan eğitim sistemindeki cinsiyetçi yapılanma, genel olarak toplumdaki cinsiyetçi işbölümünü pekiştirmekte, kadınların işgücüne eksik katılımına yada kadınların belli sektörlerde yoğunlaşmalarına yol açmaktadır. Eğitimin içeriği, eğitim ortamları ve öğretmen tutumları ile de cinsiyet ayrımcılığı sürdürülmektedir.

Ders kitapları ve materyalleri de, geleneksel cinsiyet rollerinin genç kuşaklara aktarılmasında önemli işleve sahiptir. Cinsiyetçi ideolojiyi ve güç ilişkilerini körükleyen, kadınlık-erkeklik rollerini pekiştiren siyasal içerikte düzenlenmektedir. Kadınların edilgen ve itaatkar, erkeklerin baskın rolleri ön plana çıkarılmaktadır. Bu araç ve gereçlerin cinsiyetçilikten arındırılması kadınlarla erkekler arasında daha eşit ilişkiler kurulmasına yardım edeceği gibi, daha demokratik, barışçı bir toplumun yaratılmasını da sağlayacaktır.

Eğitim Sen tamda bu nokta da, eğitimde cinsiyetler arasında eşitliğin sağlanması için 1.Kadın Kurultayında alınan karar doğrultusunda bu kampanyayı başlatmıştır.

Kampanyamızın Amaçları:

Milli Eğitim Bakanlığında “Eşitlik Komisyonu” oluşturulmalı. Bu komisyonun görevi, eğitim sistemindeki cinsiyet eşitsizliğini takip etmek, eğitimin her düzeyinin eşitlik temelinde yeniden yapılanması için çalışmalar yapmak olmalıdır.

Eğitim Fakültelerinin lisans programlarına ve Toplumsal Cinsiyet”le ilgili zorunlu ders konulmalıdır.

Bakanlığın, Hizmet İçi Eğitim Programlarına “Toplumsal Cinsiyet” konusu dahil edilmelidir.

 Kız çocukları ve kadınların eğitim hakkını kullanmaları yönünde destek ve teşvik politikaları süreklileştirilmelidir.

Eğitimin her düzeyinde ve içeriğinde, ders kitapları ve materyalleri                  cinsiyetçilikten arındırılmalıdır.

Eğitimin her aşamasında toplumsal cinsiyetle ilgili konular ve dersler yer almalıdır.

Okulların yoğunluklu olarak bulunduğu bölgelerde Okul Öncesi Kurumlar açılmalıdır.

ÜLKEMİZDE KADINLAR

  Biz Kadınlar;

Eğitimsiz,

İşsiz, Yoksul,

Yaşamları hakkında karar vermekten uzak,

Sürekli ve sistemli bir baskının tehdidi altında, en temel insan haklarını bile kullanmaktan uzak bir şekilde yaşıyoruz.

Yaklaşık iki yüz yıldır insanların eşit ve özgür bireyler olarak dünyaya geldiklerine inanılıyor. Bir ülkede yaşayan insanlar için gerekli en önemli kararların alındığı yerlerde yokuz. Parlamentoda, hükümette, önemli kamusal kurumların yönetimlerinde, kendi yaşamımızı ve birlikte yaşadığımız insanlarla ortak sorunlarımızı ilgilendiren kararların alınmasında yeterince etkili olamıyoruz.

Dünya üzerindeki üretimin çok önemli bir bölümünü gerçekleştirirken, erkeklere oranla daha az gelir elde ediyor, daha az eğitim, iş, sosyal güvence olanağından yararlanabiliyoruz. Toplumdaki kaynaklardan eşit ölçüde yararlanamıyoruz. Yaşamın bir çok alanını paylaştığımız erkeklerle aramızda bir güç ilişkisi bulunuyor. Bu güç ilişkisi, çoğu zaman şiddete maruz kalmamız, öldürülmemiz, bedenimiz üzerinde güç sahiplerinin egemenlik kurması ve bizi kontrol etmeleriyle sonuçlanıyor.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) Komitesi`ne sunacak olan kadın örgütlerinin hazırladığı “Gölge Rapor” a göre;

Türkiye`de Reformlar Tamam Ama Eşitsizlik Sürüyor

“TCK Hak İhlallerini Meşrulaştırıyor”

 Yeni Türk Ceza Kanununda hâlâ, kadınlara karşı ayrımcılık yaratan ve kadının insan hakları ihlallerini meşrulaştıran düzenlemeler bulunuyor.

Namus cinayetleri, bekaret testleri, ayrımcılık ve 15-18 yaş arası gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkileri maddelerindeki ayrımcı düzenlemeler kaldırılmalı,  bu maddeler kadın ve gençlerin hak ve özgürlüklerini koruyacak şekilde düzeltilmelidir.

“Kadın Sığınma Evleri Kapatılırsa…”

Yerel Yönetimler ve Kamu Yönetimi Reformu, sayısı zaten çok yetersiz olan kadın sığınma evlerinin ve toplum merkezlerinin kapatılması tehlikesini getiriyor.  Devlet, kadına karşı şiddeti önleme konusundaki tüm yükümlülüklerini yerel yönetimlere devretmemelidir.  Hem merkezi yönetimin, hem de yerel yönetimlerin bu konuda sorumluluk alması esastır.

Eşitlik Mekanizmaları Devreye Konmalı!

Nisan ayında değiştirilen Anayasa`nın 10. maddesi kadın ve erkek eşitliğinin hayata geçirilmesi için gereken olumlu ayrımcılık perspektifini taşımıyor. Madde bu şekliyle, kadınlara fırsat eşitliği yaratmak üzere alınacak geçici önlemleri dahi engelleyebilecek nitelikte.

Anayasanın 10. maddesi olumlu ayrımcılık ilkesine göre düzeltilmelidir.

Eşitlik Çerçeve Yasası hazırlanmalıdır.

Eşitlik İzleme Komisyonu ile Cinsiyet Eşitliği Ombudsmanlığı oluşturulmalıdır.

Kadınların İşgücüne Katılımı

 Medeni Kanun`daki “evlilik süresince edinilmiş malların ortak paylaşımı” ilkesi geriye yönelik işletilebilecek şekilde düzenlenmeli; kadınların siyasi hayata katılımını arttırmak için %30`luk kota sistemi getirilmeli ve hükümetin 2010 Lizbon kriterleri ışığında kadınların iş gücüne katılım oranının artırılması için gerekli bütün önlemler almalıdır.

Siyasi Kültür, Kadınların Önünde Engel

Türkiyeli kadınların durumları; yasalar ve kanun önünde eşitlik ilkesi, siyaset ve karar mekanizmalarına katılım, ekonomi, çalışma hayatı ve yoksulluk, kadına yönelik şiddet, evlilik, aile ilişkileri, geleneksel roller, eğitim, medya ve kadın sağlığı gibi kriterler ışığında değerlendirilmelidir. Siyasi partilerin erkek egemen yapısı,  kadınların siyasal temsilinin önündeki en önemli engeller arasındadır.  Kadınlar karar alma mekanizmalarında yer almamakta ve Türkiye bu konuda 119 ülke arasında 103. sıradadır.

Çalışma Hayatında Ayrımcılık

Türkiye`de kadınlar işgücü piyasasına erkeklerle eşit bir biçimde katılamamaktadır. İçselleştirilen kalıp yargılar, kadına yönelik ayrımcılığın fark edilmesini engellemektedir.

2003`te çıkartılan İş Kanunu`na rağmen yasal düzenlemelerde kadınlar dikkate alınmamaktadır.

Kadının istihdamını artırmaya yönelik bir istihdam politikası oluşturulmalı

Kadınlar lehine geçici özel önlemler alınmalı

Kredi borçlanma ve sigorta konularında pozitif ayrımcılık uygulanmalı

Tarım İş Yasası`nın çıkartılması gerekmektedir.

Namus Cinayetleri: 4 Yılda 54 Kadın Öldürüldü

Türkiye`de kadınların öldürüldüğü, intihara zorlandığı ve tecavüze uğradıkları, 2000-2004 yılları arasında, basına yansıyan namus cinayeti kurbanı kadınların sayısı 54`e ulaşmıştır. Kadına yönelik şiddet kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele Ulusal Eylem Planı yapılmalı,

Ensest ilişki yasalarda suç sayılmalı,

Bekaret testleri yasaklanmalı,

 Eşcinsellere yönelik ayrımcılık suç sayılmalı,

Türkiye`deki kadın sığınma evlerinin azlığı bilinmektedir. Bunun ortadan kaldırılması için yılda en az 3 sığınma evi açılmalıdır.

Erken Yaşta Nikahsız Evlilik

Türkiye`de ataerkil aile düzeni ve kalıplaşmış cinsiyet rollerinin kadına yönelik; aile yapısındaki bölgesel farklılıklar ise, kadınlar arasında ayrımcılığa yol açmaktadır. Aile kurumunun dokunulmazlığı, kadınların daha iyi bir hayat sürmesine engel olan ayrımcı davranışların meşrulaşmasına ve gelenekler şeklinde sürdürülmesine ortam hazırlamaktadır. Kadın ve aile ile ilişkili konularda gelenekçiliğe aşırı vurgu yapılmakta, özel alanda dindarlık ve muhafazakarlık sürdürülmektedir.

Eşit Haklara Yönelik En Önemli Engeller

 Türkiye`de kadınların önündeki en önemli engeller; gelenek, töre ve dini anlayışlar, ataerkil aile düzeni, kalıplaşmış cinsiyet rolleri, eğitimsizlik, ekonomik bağımlılık, siyasal partilerin egemen erkek yapısıdır.

Eğitimde, medyada ve kadın sağlığı alanında kadına yönelik ayrımcı uygulamalara ve bunların ortadan kaldırılmasında devletin ciddi sorumluğu bulunmaktadır.

 Erkeklerin yüzde 34`ü eşlerine fiziksel şiddet uyguladığını söylemiştir. Kadın kuruluşlarının yaptığı araştırmalar da sözel şiddet dahil olmak üzere evli kadınların hayatı boyunca en az bir kez şiddete uğramışlık oranının yüzde 97`ye kadar yükseldiğini göstermiştir.

Kamu yönetiminde görev yapan personelin dörtte biri kadın olmasına rağmen, yönetim düzeyinde kadın sayısı çok düşüktür. Türkiye`de şu anda tek bir kadın vali yoktur.

12 milyonu aşkın ev kadını işgücünün tamamen dışında sayılmaktadır.

Basına yansıyan namus cinayetinden ölen kadın sayısı son yıllarda artmış ve 2000-2004 döneminde toplam 54`e ulaşmıştır.

Doğu ve Güneydoğu`da kadının isteğinin hiç önemsenmediği berdel, beşik kertmesi, başlık paralı evlilik, kan bedeli evliliği, kuma evliliği, kayın evliliği ve akraba evliliği gibi evlilik türleri vardır.

Kliplerde kadın imajı seks objesi olarak kullanılmaktadır.

Kadınların yüksek öğrenimde okullaşma oranı yüzde 29.7 iken erkeklerinki yüzde 39.9`dur.

Bu engellerin ortadan kaldırılabilmesi için kararlı bir devlet politikasına ve bu politikayı uygulama iradesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kadına yönelik şiddetin kaynağı kadın-erkek eşitsizliğinde yatmaktadır. Erkek kadını malı gibi görmekte, alabilmekte, satabilmekte, rehin bırakabilmekte, öldürmekte, ölmeye ikna edebilmekte, hatta zorlamaktadır. Türkiye`de Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı oluşturulmasını istiyoruz.

ŞİDDET VE AYRIMCILIĞA KARŞI MÜCADELE HALA GÜNDEMDE

TCK TASARISI VE KADINLAR

Bu günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Alt Komisyonu`nda görüşülmekte olan TCK Tasarısı, kadınların insan haklarını ihlal eden ve demokratik hukuk devleti normlarıyla uyuşmayan düzenlemeler içeriyor. TCK`da yapılacak değişikliklerin yanı sıra, sosyal yapının değişmesi, feodal yapının kırılması, eğitimde kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin kaldırılması, sığınakların açılması gibi yükümlülükler de devletin sorumluluğundadır.

Kadın Örgütlerinin TCK`ya Yönelik Talepleri

Yeni TCK Tasarısı`nın “Ayrımcılık” maddesine “cinsel yönelim” ifadesi eklenmeli, madde kişilerin “siyasi, ekonomik ve sosyal” haklarını kapsayacak şekilde düzeltilmelidir.

 “Nitelikli İnsan Öldürme” maddesine alınan “töre saiki” ifadesi “namus saiki” olarak değiştirilmelidir.

 TCK`daki Genital Muayene maddesi, bekaret kontrollerini açıkça yasaklayacak şekilde düzenlenmelidir.

TCK Tasarısı`na eklenen, 15-18 yaş arası gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkilerine getirilen yaptırımlar kaldırılmalı, hapis cezası getiren madde TCK Tasarısı`ndan çıkartılmalıdır.

İfade, yayın, eğitim ve basın özgürlüğünün keyfi olarak engellenmesine zemin hazırlayan Müstehcenlik Maddesi, ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu