9 Eylül 2006 Tarihinde İstanbul’da Düzenlenmiş Olan “Cinsiyetler Arası Demokrasi” Konulu Toplantıya İlişkin Rapor

“Cinsiyetler Arası Demokrasi” konulu toplantıdaki dört atölyeden birisi olan “Cinsiyetler Arası Demokrasi ve Eğitim” atölyesine sendikamız adına katılım sağlanmıştır. Bu toplantı, 23 Eylül`de İstanbul`da aynı adla gerçekleştirilecek olan uluslararası konferansa hazırlık amacıyla yapılmıştır.

Toplantıda tartışmaların yürütüldüğü atölyeler:

1- Cinsiyetler arası demokrasi ve çalışma hayatı

2- Cinsiyetler arası demokrasi ve eğitim

3- Cinsiyetler arası demokrasi ve aile, din, toplum

4- Cinsiyetler arası demokrasi ve politika

Atölyelerde ilgili konulardaki akademisyenler, kadın örgütü temsilcileri, siyasi parti, sendika, dernek temsilcileri ve çeşitli meslek gruplarından katılımcılar yer almışlardır.

Eğitim atölyesi katılımcıları:

Prof. Dr. Mine Tan, Ankara Ün. Eğitim Bilimleri Fakültesi (Kolaylaştırıcı)

Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gül Altınay, Sabancı Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Serra Müderrisoğlu, Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü

Batuhan Aydagül, Eğitim Reformu Girişimi

Dilara Kahyaoğlu, Öğretmen

Emine Özgül, Öğretmen

Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, Galatasaray Üniversitesi

Laden Yurttagüler, Toplum Örgütü

Münevver Kınalı, Boğaziçi Ün. Öğrencisi

Şebnem Keniş, Boğaziçi Üniversitesi

Eğitim Atölyesinde konuya ilişkin tartışmaya başlamadan önce “cinsiyetler arası demokrasi” kavramı üzerinde durma gereği görülmüştür. Toplantıyı düzenleyicileri “cinsiyetler arası demokrasi” terimini “gender mainstreaming” yerine kullandıklarını dile getirmişlerdir. Atölyede cinsiyetler arası demokrasi kavramının “gender mainsteaming”i karşılamadığı konusunda hemfikir olunmuştur. Bu konudaki Birleşmiş Milletler tanımında da iki temel problem belirlenmiştir. Kadın-erkek ifadesi yerine dışlanmış ya da dışlanma riski taşıyan her türlü toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim ifadesini tercih edilmiş ve GM`nin bir strateji değil bir süreç olduğu üzerinde durulmuştur. Ancak gün sonundaki ortak toplantıda “süreç” yaklaşımının toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak aktörleri görünmez kıldığı oysa “strateji” yaklaşımının stratejiyi hayata geçireceklerin sorumluluğuna işaret ettiği için daha tercih edilir olduğu belirtilmiştir. Daha sonra tartışma başlıklarına geçilmiştir. Bu başlıklar;

  • Katılımcıların kendi cinsiyetler arası demokrasi tanımlarını ortaya koymaları
  • Türkiye`de/Türkiye için cinsiyetler arası demokrasi ne demektir?

Farklı cinsiyetler arası demokrasi tanımlarının katılımcılarla paylaşılmasıTürkiye`de cinsiyetler arası demokrasi konusundaki mevcut durumla ilgili katılımcılara bilgi verilmesi

  • Türkiye`de cinsiyetler arası demokrasi konusunda neredeyiz?
  1.             Türkiye`de cinsiyetler arası demokrasi konusunda neredeyiz? Alınması gereken yollar nelerdir?
  2.             Cinsiyetler arası demokrasi konusunda aktörlerin rolleri nelerdir?
  • Cinsiyetler arası demokrasiyi geliştirmek için olası araçlar nelerdir
  1.             Farklı araçlara yönelik bilginin paylaşılması
  2.             Hangi araçlar daha etkin kullanıma uygundur?

                              iii.            Katılımcıların önerileri

  • Katılımcıların konuyla ilgili kişisel tanıklıkları
  1.             Katılımcıların kendi çevrelerinde cinsiyetler arası demokrasi konusundaki yaşadıkları/gördükleri nelerdir?
  2.             Katılımcıların kendi çevrelerine yönelik olarak cinsiyetler arası demokrasiyi geliştirmeye yönelik neler yapıyorlar?
  • Türkiye`de cinsiyetler arası demokrasiye yönelik şanslar ve riskler nelerdir?
  1.             Cinsiyetler arası demokrasi konseptinin sınırları nelerdir?
  2.             Alternatifler ve diğer stratejiler nelerdir?

“Türkiye`de / Türkiye için cinsiyetler arası demokrasi ne demektir?” başlıklı tartışma gündeminde yine öncelikle ifade üzerinde durulmuştur. Yukarıda da belirtildiği gibi Gender mainstreaming`in, “cinsiyetlerarası demokrasi” yerine “toplumsal cinsiyet perspektifinin ana akımlaştırılması” olarak çevrilerek kullanılması daha uygun bulunmuştur. Öte yandan “Türkiye`de/Türkiye için”  nitelemesinin doğru olmadığı çünkü Gender mainstreaming tanımımın farklı ülkelere ve coğrafyalara göre farklılaşmayacağı, aksine evrensel bir tanım olması gerektiğini dile getirildi. Bu nedenle Türkiye`de/ Türkiye için ne demektir? yerine Türkiye`deki yansımaları nelerdir? İfadesi daha uygun bulundu.

Atölyedeki tartışmaların ardından “gender mainsteaming” için yapılan alternatif tanım:

“Gender mainstreaming, yasal düzenlemeler, politika ve programları da kapsamak üzere planlanan herhangi bir hareketin dışlanmış ya da dışlanma riski altındaki her türlü toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim açısından doğuracağı sonuçların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecidir. Bu süreç, belirtilen grupların sorunlarının, deneyimlerinin ve görüşlerinin, ekonomik, politik ve sosyal tüm alanlarda, politika ve programların tasarlanması, uygulanması ve izlenmesinin bütüncül bir boyutu haline getirilmesini; böylece bu grupların eşit fayda sağlamasını; eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını ve bahsedilen grupların sürece fiili katılımının sağlanmasını amaçlar.”

Alternatif tanım oluşturulduktan sonra tartışma başlıklarına geçilmiştir. Sağlıklı bir tartışmanın eğitim üst başlığının alt kategorilere alınarak yürütülebileceğine karar verildi. Kategorilere ayırma, eğitim sorunsalının farklı yönleri, tarafları ve muhataplarının belli olması açısından da uygun bulundu. Örgün ve Yaygın Eğitim kategorileri altında belirlenen alt başlıklar; kurumlar, katılımcılar ve araçlar olmak üzere üç arka plan bağlamında ele alındı.

 

 

Kurumlar (MEB, Talim-terbiye, Vakıf vs)

Katılımcılar

(veliler, öğrenciler, öğretmenler)

Araçlar

(ders kitabı, görsel-yazılı materyaller vs)

Örgün Eğitim

Erken Çocuk Eğitimi

(Okul öncesi)

İlköğretim

Orta öğretim

Yüksek öğretim

Yaygın Eğitim

STK eğitimleri

MEB eğitimleri

Örgün Eğitim:

Örgün eğitimin dört başlığına dair genel belirlemeler:

  • Atölye katılımcılarının tümü milliyetçiliğin, militarizmin ve yoksulluğun eğitimde toplumsal cinsiyet  eşitliği sağlama çabalarının başarısız olmasına yol açtığı konusunda ortaklaştılar. Türkiye`de kız çocuklarının okullaşmasının genel olarak erkek çocuklarına göre %10 bir eksiklik taşıdığı ancak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bu farkın daha da açıldığı belirlendi. Kız çocuklarının okullaşmaları için önlemler alınmasının önemine dikkat çekildi fakat, aynı zamanda kız çocuklarının okullaşması sorununun Türkiye`nin demokratikleşmesi ve insan hakları ile yakından alakalı olan “anadil” sorununun çözümünden bağımsız ele alınamayacağının da altı çizildi. Kız çocuklarının okullaşmasına milliyetçi ve asimilasyoncu politikalara eleştirel bir pencereden yaklaşılması gerektiği vurgulandı. Bunlara ek olarak, “dincilik”, “köktencilik” de risk olarak değerlendirildi. Ama bu olgunun “dincilik” olarak mı “köktencilik” olarak mı adlandırılacağı konusunda ortaklaşılamadı.
  • Bu başlık altında yapılan tartışmalar ışığında ulaşılan kimi ortak sonuçlar aşağıda sıralanmış bulunmaktadır:
  • Toplumsal cinsiyet perspektifinin eğitimin her aşamasında ana akımlaştırılmasında eğiticilerin eğitimi hayati önem taşıyor. Bu bağlamda,

1) Üniversitelerin tüm bölümlerinde ama özellikle eğitim fakültelerinde Toplumsal Cinsiyet Dersi zorunlu olmalı.

2) Bu dersi alamamış olan eğitimciler içinse meslek içi eğitim kapsamında toplumsal cinsiyet eğitimi verilmeli.

  • Eğitim programları ve materyalleri (ders kitapları, yazılı-görsel malzemeler vs) toplumsal cinsiyet perspektifi taşımalı.
  • Eğitimleri ve materyalleri denetlemek ve gözlemek üzere, MEB bünyesinde “Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Komisyonu” kurulmalı.
  • Öğretmen adaylarının sınav dışındaki kriterlerle (mülakat  vs) de belirlenmesi gerektiği konuşuldu ancak bunun hem iktidarın kadrolaşması imkanı yaratabileceği hem de adayların çok olmasına rağmen zamanın çok kısıtlı olması nedeniyle mülakatın verimli olamayacağı endişesi dile getirildi.
  • Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için, Türkiye`nin çok dilli ve çok kültürlü yapısı ve sosyoekonomik farklılıkları gözetilerek kız-erkek tüm çocukların kaliteli bir temel eğitim almaları önündeki engeller kaldırılmalı; ve bu bağlamda Türkiye dillerinde eğitim ve öğretim fırsatı tanınmalı.
  • Erkek idarecilerin ezici çoğunlukta olmaları öğretmenlerin cinsiyetçi tutumlarının ve dillerinin pekiştirilmesini sağlayan unsurlardan biri. Dolayısıyla, okul yönetimlerinde, YÖK`te, eğitimle ilgili olan komisyonlarda kadınların idari mekanizmalara  dahiliyeti sağlanmalı.
  • Toplumsal cinsiyet perspektifi barındıran bir okullaşma sürecinin hem geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinden sıyrılmak hem de istihdamın gelişmesi açısından çok değerli olduğu düşünülürse nitelikli okullaşma artırılmalı.
  • Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında bu iş kolundaki sendikaların önemli bir rolü bulunmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin zihniyet dönüşümünün yaratılması, idarenin cinsiyet açısından asimetrik olan yapısının değiştirilmesi, TİS talepleri içine bu yönlü taleplerin konulmasında sendikalar daha etken olmalıdır. Bunun için her şeyden önce sendikaların kendi içinde kadınların katılım ve temsil oranını yükseltmeli ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda duyarlılık geliştirmelidir.
  • Herkese eşit ücretsiz eğitim hakkı hayata geçirilmelidir.
  • Eğitim kurumları ve süreçlerine dair cinsiyetçilik üzerine ve diğer toplumsal cinsiyet konulu araştırmalar teşvik edilmeli. Bu konuda bir tanıklık: Prof. Mine Tan`ın bir öğrencisi “Ortaöğretim Öğretmenlerinde cinsiyetçilik” konulu bir tez önerisinde bulunmuş. Enstitü öneriyi kabul etmiş. Fakat MEB, “Devletin öğretmenlerinin cinsiyetçi olamayacağı” gerekçesi ile öğrenciye okullarda araştırma yapma izni vermemiştir.

1) Erken Çocuk Eğitimi (EÇE):

  • Türkiye`de erken çocuk eğitiminden büyük kentlerde ve orta üst sınıftan aileler yararlanmakta ve daha çok çalışan annelerin çocukları için söz konusu olmaktadır. Bu durumun hem bölgesel hem de sınıfsal bir sorun olduğundan hareketle EÇE`nin yaygınlaştırılması için girişimler desteklenmeli.
  • İş kanununda yer alan 25522 sayılı “gebe ve emziren kadınların çalıştırılma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakma yuvalarına dair yönetmelik” ile ilgili olarak, kreş açma sorumluluğunun sadece kadın üzerinden tanımlanması cinsiyetçi bir bakışın ürünüdür. Bu madde, “belirli sayıda çalışan bulunduran her kurumda kreş bulundurulması”nı sağlayacak şekilde değiştirilmeli.
  • Okul öncesi eğitimde erkek öğretmen sayısının çok az olduğu, olanların ise yöneticiliğe kayma eğilimi taşıdıkları tespiti yapıldı. Bir yandan okul öncesi öğretmenliği gibi alanların “kadın işi” olarak algılanmasının değiştirilmesi gerektiği konuşulurken, diğer yandan bunun kadın istihdamının azalmasına yol açacağından endişe edildi. Eş zamanlı olarak, kadınların da “erkek işi” olarak değerlendirilen alanlarda istihdam edilmelerinin (kadın kotasıyla olabilir) bu riski dengeleyecektir.
  • Toplumsal cinsiyet perspektifinin eğitim programları ve materyallerine (ders kitapları, yazılı-görsel malzemeler, ninniler, şarkılar, oyunlar vs) yansıtılması yoluyla çocukların cinsiyetçi kalıplardan sıyrılmaları sağlanabilir. Bu anlamda, STK`ların bu yöndeki çalışmaları ve diğer iyi örnekler paylaşılmalı, bunlardan faydalanılmalı.

2) İlköğretim:

  • Militarist bakış açısıyla geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği başlıca derslerden biri olan Milli Güvenlik dersleri kaldırılmalı.
  • İlk ve orta öğretim kurumlarında de facto olarak karma eğitim anlayışının terk edilmesi ve alternatif kız ve erkek okullarının oluşması -bu durumun yaşandığına dair çeşitli duyumlar olduğu belirtildi- engellenmeli.
  • Öğrencilerin okula aidiyet hissetmelerini sağlayacak yan etkinlikler, öğrenci kolları ve beden eğitim gibi derslerden kız çocuklarının dışlanması ve ayrıştırılması önlenmeli.
  • Tüm cinsiyetçi uygulamalara rağmen kız çocuklarının erkeklere kıyasla okulu daha çok sevdikleri, okula devam etmeyi daha çok istedikleri belirlemesi dile getirildi. Okul pek çok kız çocuğu için sosyal hayata dahil olmanın tek yoludur. Okul dışında kızların karma olarak sosyalleşebilecekleri ortamlar yoktur. Bu nedenlerle, okullaşma artırmalı  ve eğitimin niteliği iyileştirilmelidir.

3) Orta öğretim:

  • Meslek liselerinde meslek eğitimi alanında kadın işi / erkek işi ayrımının ortadan kaldırılmalı ve kadınlar “erkek işi”, erkekler de “kadın işi” alanlara teşvik edilmeli.

4) Yüksek öğretim:

  • Lisans ve yüksek lisans düzeyinde Kadın Araştırmaları Bölümleri açılmalı ve bu alanda çalışma yapmak isteyen öğrenciler desteklenmeli.
  • Öğrenci faaliyetleri ve kampüs hayatı açısından önemli bir kamusal alan olan öğrenci kulüplerinde kadın üyelerin idari mekanizmalara katılmalarının teşviki için kota uygulanmalı.
  • Kadın-erkek yurtları arasında uygulama ve yaptırım anlamında yaşanan ayrımcılıklar ortadan kaldırılmalı.
  • Toplumsal Cinsiyet Dersi zorunlu olmalı. Anca bu dersin klasik sınav-not sistemli bir ders değil, sorgulatıcı, katılımcı, etkileşimli ve dönüştürücü bir ders olması  önem taşıyor. Kulüpler toplumsal cinsiyet perspektifini yaptıkları etkinliklerle, panolardaki duyurularıyla, yayınlarıyla gündemleştirerek bu perspektifin derslerle sınırlı kalmasını önleyebilir.
  • Toplumsal cinsiyet perspektifi taşıyan akademisyenlerin kendi aralarında bir ağ kurmaları hem birbirlerinden haberdar olmaları hem de cinsiyetçi uygulamalara ortak tepki üretebilmeleri açısından değerli olabilir.

Yaygın Eğitim:

  • Klasik yaygın eğitim yerine, herkesin birden öğrendiği, alternatif etkileşim kanalları oluşturabilecek  ve farkındalık yaratabilecek başka eğitim modelleri oluşturulmalı.
  • STK`ların verdiği meslek edindirme kurslarında pek çok iyi örnek bulunuyor. Bunların sayısının ve etkinliğinin artırılması için STK`lara kaynak aktarılmalı.
Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu