8 Mart 2002 Bülteni

8 MART 2002 KADINLARIN ULUSLAR ARASI BİRLİK, DAYANIŞMA VE MÜCADELE GÜNÜ

 

Uluslararası Kadınlar Günü fikri ilk kez, üretimde makineleşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte emek hareketlerinin damgasını vurduğu yirminci yüzyıl başında endüstrileşmiş ülkelerde ortaya çıktı. Uluslararası Kadınlar Günün gerisindeki itici güç kadın sorunlarının ve eşitlik hakkının dünyanın gündemine taşınması idi. Hareketin odak noktası kadın hakları ve kadınların oy hakkının elde edilmesiydi.

8 Mart 1857 yılında New York`da konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan kadınlar insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı bir eylem düzenledi. İki yıl sonra işyerinde bazı temel hakları kazanmak için sendika kurdular.

8 Mart 1908 yılında yine New York`da 15.000 kadın çalışma saatlerinin azaltılması, insanca ücret, oy hakkı ve çocuk emeğine son vermek için yürüyüş yaptı. “Ekmek ve Güller” sloganını kullandılar; ekmek iş güvenliğinin gül ise daha iyi bir yaşamın sembolüydü.

1910 yılında Kopenhag`da toplanan Sosyalist Enternasyonal Konferansında Uluslararası Kadınlar Günü önerisi ABD`deki konfeksiyon işçilerinin grevinden esinlenen Clara Zetkin tarafından yapıldı. Kadın hakları hareketini- özellikle oy hakkını- onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliğiyle kabul edildi. Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.

 8 Mart Uluslararası Kadınlar Gününün Yasal Tatil Olmasını İstiyoruz! Kadınlar Yoksullaşıyor, Yoksulluk Kadınlaşıyor!

Son dönemde tüm dünyada yeni istikrar politikaları ve yapısal uyum programlarıyla hızla yayılan kapitalizmin bu yeni dönemdeki çelişkilerinin bedelini tüm insanlık ödüyor.

Dünyanın her yerinde mutlu azınlık giderek zenginleşirken yoksul ülkeler ve emekçiler daha da yoksullaşıyor. Artan enflasyon, hayat pahalılığı, kitlesel işsizlik, ücretlerin sürekli düşmesi ve üçüncü dünya ülkelerinin IMF ve Dünya Bankası`na olan borçları astronomik boyutlara ulaşması içinde yaşadığımız çağın kronik sorunlarını oluşturuyor. İstikrar programları başlığı altında;  özelleştirme politikaları, sosyal güvenlik ve emeklilik kurumlarının tasfiyesi, sağlık ve eğitim harcamalarının kısılması, diğer kamu harcamalarındaki kesintiler, tarım destek uygulamalarının tasfiyesi, kamu hizmetlerindeki ücretlilerin azaltılması ve vergilerin artırılması yoksullar ve emekçileri olduğu kadar kadınları da doğrudan etkiliyor.

Son yirmi yılda gözle görülür biçimde kadınlar daha çok yoksullaşıyor ve yoksulluğun çehresi kadınlaşıyor. Çünkü ekonomik kriz, hem kadınların ücretli istihdam içindeki çalışma olanaklarını daraltıyor hem de kadınlarla erkekler arasındaki ücret eşitsizliğini büyütüyor. Kadınlar ağırlıkla örgütsüz, güvencesiz, vasıfsız işlerde istihdam ediliyor. Çocuk bakımı ve kreş hizmetlerinin sunulmadığı koşullarda kadınlar giderek ücretli istihdamdan uzaklaşıp esnek işgücüne dahil oluyor. Kriz koşullarında ilk işten atılanlar her zaman kadınlar oluyor. Kriz, kadınları ev eksenli çalışmaya hapsediyor.

Sağlık ve eğitim harcamalarının kısılması kadınların ev içi yükünü artırdığı bir gerçek: yaşlı, hasta ve çocuk bakımı işleri tümüyle kadınların omuzlarına yükleniyor..

Tarım destek uygulamalarının tasfiyesi, iç göçü ve buna bağlı yoksullaşmayı getirirken kadınların eğitim ve vasıflı işgücüne katılma olanaklarını da giderek azaltıyor. Kriz koşullarında hem ev kadınlarının yükü artıyor, hem de pahalı malları satın almayın, daha az harcama yapın gibi telkinlerle enflasyonla mücadele ve istikrar programlarının uygulamasının sorumluluğu kadınlara yükleniyor.

Türrkiye`de 6 milyon çalışan kadının yalnızca %18,7`si sosyal güvenlik kapsamında. İşgücüne katılan kadınların %72`si tarımda çalışıyor. Tarım emekçisi kadınların %0,4`ü sosyal güvenlik kapsamında. Kadınların %65`i ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.

İşte kadınların gözüyle yaşadığımız dünya:

Dünyadaki beş kişiden biri günde 1$ dan daha az kazanıyor ve yedi kişiden biri kronik açlık çekiyor; yoksulların büyük çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

Kadınlar yeryüzü servetinin %1`den daha azına sahip, işlerin %70`ini yapıyor ama gelirin ancak %10`unu kazanıyoruz.

Dünya genelinde her yıl bir milyon çocuk, çoğunlukla kız çocuklar, seks endüstrisine dahil ediliyor.  Küresel düzeyde, her dört kadından biri tanıdığı bir erkek tarafından tecavüze uğramış ve 20. yüzyıl boyunca ve 21. yüzyılın başında bütün silahlı çatışmalarda tecavüz bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Okula gidemeyen çocukların 2/3`sini kız çocuklar oluşturuyor.

Çalışan kadınların yaşadıkları sorunlar önem sırasıyla şunlardır; işsizlik korkusu ve iş güvencesinin olmaması, çalışma saatlerinin uzunluğu, evdeki hasta, çocuk ve yaşlılar için yeterli izin alamama, ücret eşitsizlikleri, doğum izinlerinin kullanılamaması, işyerinde kreş olmaması, yükselme ve mesleki eğitim olanaklarının yetersiz oluşu, sendikasızlaştırma, özelleştirme, antidemokratik yasalar, işyerinde çalışanların yönetime katılmaması, cinsel taciz.

Çalışma Yaşamında Hala Eşit Değiliz

Çalışma yaşamında en çok rastlanan ayırımcılık; işe alma ve terfide önceliğin erkeğe, işten çıkarmada ise önceliğin kadına verilmesidir.  Bazı mesleklerde kadınların aleyhine sınırlamalar bulunmaktadır ve işe alırken açık eşitsizlikler uygulanmaktadır. Bankalarda müfettiş yardımcılığı sınavlarına başvuran kadınlar, çok fazla seyahat gerektirdiği ve kadınlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmektedir. İş mülakatlarına başvuranlar cinsiyete dayalı farklı değerlendirmelere tabi tutulmaktadır. Kadın adaylara özel yaşamları ile ilgili sorular sorulması ve çocuk sahibi olacakları zaman konusunda baskı yapılması işe alırken uygulanan ayırımcılığın somut örnekleridir.

Terfi ve Atamalarda Ayırımcılık: Cam Tavan

Çalışma yaşamında cinsiyete dayalı ayırımcılık kendini en fazla terfi ve atamalarda açığa vurmaktadır. Çocuk sahibi olan ve kariyerini ön planda tutan kadın çalışanların, aynı durumdaki erkek meslektaşına göre daha az terfi ve ödül aldıkları bilinen bir gerçektir. Terfilerde karşılaşılan ayırımcılık cam tavan olarak adlandırılıyor ve cam tavan birçok kuruluşta varolduğu gibi sektörden sektöre değişmektedir. Geleneksel cinsiyetçi değer yargılarından yola çıkarak kadınların yöneticilikte başarılı olamayacakları iddiasıyla, terfiye hazırlama amacıyla yapılan eğitim programlarında kadınlar tercih edilmemektedir.

Bu durum Türkiye`nin imzaladığı ILO Sözleşmelerine ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi`ne aykırıdır.14.10.1985 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”nde kadınlara karşı ayırımcılık terimi şöyle açıklanmaktadır: “kadınların medeni durumuna bakılmaksızın ve kadın ile erkeğin eşitliğine dayalı olarak politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya diğer alanlardaki insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, kullanılması ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayırım, mahrumiyet ve kısıtlama” anlamına gelir. Sözleşme taraf devletlere, çalışma yaşamında kadın erkek eşitliğinin sağlanması için gerekli önlemleri alma zorunluluğu getirir.

Eğitim sektöründe, birçok ülkede olduğu gibi, kadın yöneticilerin oranı oldukça düşüktür. Genel liselerde (1990-1991 öğretim yılında) 2207 erkek yönetici varken kadın yönetici sayısı yalnızca 27`dir. Yani yöneticilerin sadece %1,27`si kadındır. Oysa genel liselerdeki kadın öğretmen oranı %42,7`dir. MEB`nın merkez örgütündeki müsteşar ve yardımcıları arasında hiç kadın bulunmazken 14 Genel Müdürden yalnızca 3`ü, 24 Genel Müdür Yardımcısından sadece 2`si, 61 Daire Başkanından 12`si kadın. MEB`de görevli 159 başmüfettişten 6`sı, 100 müfettişten 4`ü kadınlardan oluşuyor.

Niteliği ve toplumda kabul gören değerler nedeniyle “kadına uygun” olduğu düşünülen öğretmenlik mesleğinde dahi kadınlara karşı cinsiyetçi bir ayırım söz konusudur. Kadınların kamusal alana açılmasının en önemli örneği gibi görünen bu mesleğe bile kadınların katılımının sınırlarını toplumsal cinsiyet rolleri belirlemektedir.

Ülkemizde kadın-erkek eşitsizliğinin en temel göstergesi eğitim olanaklarından eşitsiz yararlanmadır. Kentlerde okuma yazma bilmeyen kadın oranı %21, kırsal alanda %33. Bu oran erkeklerde kentlerde %7,5, kırsal alanda % 16,4.

Üniversite ve yüksekokul olanaklarından yararlanabilen kadın oranı erkeklerin yarısı kadardır. Oysa 1993-94 döneminde din eğitimindeki kızların oranı %32,3 iken 1999-2000 döneminde bu oran %50.25`e yükseldi.

CİNSİYETÇİLİK DERS KİTAPLARIYLA ÖĞRETİLİYOR

Ders kitaplarında kadın ve erkek rolleri geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirmektedir. Şöyle ki; kadınların evcil ve itaatkar rolleri erkeklerin baskın rollerinden daha fazla vurgulanmıştır. Kadın çoğunlukla şefkatli, fedakar, çaresiz, pasif ve çekingen gösterilirken, erkekler lider, girişken, başarılı, inatçı ve azimli, kurnaz, öfkeli ve güçlü olarak gösterilmiştir.

Kadınların yalnızca %17`si erkeklerin %83`ü metinlerde temel karakter olarak yer almıştır. İlköğretimde kız-erkek öğrenci sayısının eşit olmasına karşın, erkeği merkez alan ders kitapları cinsiyetçilik içermektedir. Kadın genelde cinsiyetinden beklenen rollere uygun olarak ev işi yapan ve çocuk bakan rollerdedir. Ders kitaplarında kadınlar için tanımlanan meslekler çok sınırlı ve cinsiyet rollerinin devamı niteliğindedir. Kadınlara önerilen işler öğretmenlik, çiftçilik, ücretsiz aile işçiliği, hizmetçilik, dadılık, tezgahtarlık gibi işlerdir. Öte yandan, erkeklere önerilen işler ise; devlet yönetimi, kaşiflik, müzisyenlik, ressamlık, askerlik, mucitlik, doktorluktur. Kadın için en fazla düşünülen meslek %28 ile hemşirelik ve öğretmenlik; %12 ile ev kadınlığı, %10.3 ile tarım işçiliği, %7.4 ile halı dokumacılığıdır. Erkeklere %10 oranında devlet yöneticiliği, % 9 ile polislik, %8 ile askerlik ve çiftçilik gibi meslekler öncelikli olarak gösterilmiştir.

Cinsiyetçi yaklaşım ders kitaplarında kadına erkeğe kıyasla daha az yer veren görsel materyallerde de kendini açığa vurmaktadır. Kadınlar genellikle (%38) ip atlarken, evcilik oynarken ve örgü örerken resmedilmiştir. Kadınlar kocalarına ve çocuklarına bağımlı kişiler olarak gösterilirken, erkekler karar alan otoriteler olarak gösterilmiştir.

Ders kitaplarında, meslek seçiminde kız ve erkek çocukların yönlendirildikleri açıkça anlaşılıyor. Kız çocuklar büyüdükleri zaman toplumda oynayacakları roller konusunda yönlendirilmektedir. Dolayısıyla, kadınlar hemşirelik, kütüphanecilik, sekreterlik gibi kadına uygun işler ya da eve ve çocuklara daha yakın olabilecekleri esnek fakat kendilerine daha düşük kazanç ve olanaklar sağlayan işler seçmeye yönlendirilmektedir.

Dünyayı Eşit ve Özgür Paylaşmak için Medeni Yasadaki Eşitsizlik Ortadan Kaldırılmalıdır!

Uzunca bir süredir kamuoyunda tartışıldıktan sonra kabul edilen Medeni Yasa değişikliklerin yaşamımıza kazandırdığı yenilikler şöyledir:

Evlenme yaşı hem erkek hem de kadın için 18 yaş olarak eşitlendi. Eşler evlilik birliğinde eşit söz hakkına sahip olacak ve evlilik birliğini birlikte temsil edecek. Yeni Yasayla evliliğin boşanma, ölüm veya diğer nedenlerle e sona ermesi halinde mallar “edinilmiş mallara katılma” rejimi çerçevesinde eşit paylaşılacak. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerin evlilik süresince edindikleri mallara katılım söz konusudur. Eşlerin bekar iken ve önceki evliliklerinden edindikleri mallarda diğer eşin hiçbir hakkı mevcut değildir. Eşlerin evlilik süresince emek vererek edindikleri kazançların ve mal varlıklarının bir boşanma ya da ölüm halinde belirli tasfiye usullerinden geçtikten sonra, borçlar ödendikten sonra kalan miktarın eşit olarak paylaşımı öngörmektedir.

Ancak, ağırlıklı olarak erkek milletvekillerinden oluşan TBMM`nde son anda yapılan bir değişiklik ile, Yürürlük  Yasası`nın 10`uncu maddesi, erkeklerin bugüne kadar evlilikleri boyunca edindikleri servetleri garanti altına alacak şekilde düzenlendi. Kadınların tüm itirazına rağmen yasa,  02.01.2002 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde Meclis`te kabul edildi. Yürürlük maddesinde yapılan bu düzenleme ile  erkeklerin ellerindeki mallar korundu ve yeni yasal mal rejimi olan ” Edinilmiş Mallara Katılım” rejiminin, mevcut evlilikler için, ancak yasanın yürürlük tarihinden sonra sahip olunacak malları kapsaması sağlandı. Böylece edinilmiş tapulu malların yüzde 92`si erkeklerindir ve onların kalacaktır. Yasanın yürürlüğe girmesiyle ilgili yapılan bu düzenleme 17 milyon kadının mağduriyetine neden olmaktadır.  10. Madde bütün kadınları kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Kadın-erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılması, demokratik, eşit, özgür ve barışçıl bir dünya kurma mücadelemizin bir parçasıdır. Erkek egemenliğinin, militarizmin, ırkçılığın ve milliyetçiliğin bu denli yüceltildiği bir dünyada kadın haklarından ve eşitlikten söz edilemez. Binlerce yıldır var olan kökleşmiş ve gelenekler, örf ve adet, hukuk, eğitim yoluyla kuşaklara aktarılan erkek egemenliği ortadan kalkmadan eşit ve adil bir dünya kurulamaz.  Ve kadınların içerisinde aktif olarak yer almadığı dünyayı ve ülkemizi değiştirme mücadelesinin başarı şansı yoktur. Geleceğimizi emanet ettiğimiz eğitim emekçisi kadınlar eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde de öğrencilere örnek olmaktadır.

ŞİDDETSİZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA VE ÜLKE İÇİN

KADINLARI BİRLİKTE MÜCADELE ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

Kadın emekçilerin sendikalara katılmalarının önünde bir dizi engeller vardır: aile sorumlulukları, çocuk bakımı, ev işleri, geleneksel cinsiyetçi işbölümü. Eğitim-Sen, eğitim iş kolunun %44`ünü oluşturan kadın eğitim emekçilerinin kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarını açığa çıkarmak, bu sorunlarla mücadele stratejisi ve pozitif destek politikaları geliştirmek için Kadın Sekreterliği kurdu. Kadın Sekreterliğinin çalışmaları kısa sürede kadın emekçilerin günlük yaşamında olumlu değişiklikler yarattı.

VE OKULLARDA PANTOLON GİYME YASAĞINI KALDIRDIK!

Eğitim-Sen`li kadınlar 7 Aralık 2001 tarihinde okullarda pantolon giyerek derse girdi. Sendikamızın çağdaş, laik, demokratik ve bilimsel eğitim mücadelesinin vazgeçilmez bir parçası işyerlerinde cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve eğitimin cinsiyetçi öğelerden arındırılmasıdır. İrrasyonel bir uygulama olan ve kamuoyunda şimdiye kadar hiç gündeme dahi getirilmeyen kadınların okullarda pantolon giyme yasağını, sendikalı kadınların önderliğinde gündeme taşıdık ve kazandığımız toplumsal destekle “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliği” değiştirdik

ŞİMDİ SIRA DİĞER TALEPLERİMİZDE!

  • EĞİTİM-SEN cinsiyet ayırımcılığına karşı ve kadına yönelik her tür ayırımcılığın önlenmesi için çalışıyor.
  • Eğitimde ve sağlıkta kadınla erkek arasında fırsat eşitliği için;
  • Annelik izni ve aile sorumlulukları (ana-babalık izni, evlat edinme, kadın sağlığı, hamile ve emzikli annelerin hakları, çocuk bakımı, yaşlıların bakımı) için;
  • Cinsel taciz de dahil şiddetin bütün biçimlerine karşı bariz adımlar atılması için;
  • Çalışma yaşamında eşitlik, iş güvencesi ve sosyal güvence için;
  • En az 50 kişinin çalıştığı işyerlerinde ve küçük il/ilçe ve beldelerde merkezi kreşler açılması için;
  • Terfi ve atamalarda eşitlikçi davranılması için;
  • Çocuğun sevk işlerinin anne veya babanın isteğine bağlı yapılması ve çocuk yardımının günün koşullarına uygun olarak belirlenmesi için;
  • Doğum öncesi 2 ay, doğum sonrası 1 yıl ücretli izin verilmesi için;
  • Şiddete uğrayan kadınlara hizmet vermek üzere rehabilitasyon merkezleri açılması için..
Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu