2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

Bütçe süreçleri, bütçe yılı içerisinde kamu adına yapılacak harcamaların hangi alanlara yöneleceğinin ve finansmanın kimlerden sağlanacağının belirlendiği süreçlerdir. Bu çerçeve hükümetlerin yaptığı belirlemeler aynı zamanda sınıfsal tercihleri yansıtmaktadır.

Bütçelerin hazırlanışında, halkın ve emek örgütlerinin katılım kanallarının yaratılmamış olması, bütçelerin egemen sınıfların tercihlerini yansıtan belgeler olmasına yol açmaktadır. Bu anlamıyla bütçe sürecine taraf olma mücadelesi, toplumsal yaşamı bütünüyle etkileyecek bir dönüşümü hedeflemektedir.

Mevcut bütçeler, uluslar arası tekellerin, büyük sermaye gruplarının ve rant çevrelerinin talepleri çerçevesinde şekillenmektedir. Bu konuda IMF, DB gibi ulus üstü kurumların rolü güçlüdür. Bütçelerin son on yıllık sürecine baktığımızda, eğitim, sağlık, yatırım ve personel harcamalarının radikal bir biçimde azaldığı görülmektedir. Bu yolla kamu hizmetleri giderek niteliksizleşmekte, halktan alınan vergiler yüksek faizlerle sermaye çevrelerine, hortumculara akıtılırken, sermaye üzerindeki vergi oranları azaltılmakta, vergi afları gündeme gelmektedir.

BORÇ STOKU 200 MİLYAR YTL ARTTI

2002 Kasım`ında 145 milyar YTL olan iç borç, Eylül 2006 itibari ile 251 milyar YTL`ye ulaşmıştır. 2002 4.çeyreğinde 130 milyar dolar (189 milyar YTL) olan Toplam Dış Borç Stoku, 2006`ının 2. çeyreğinde 194 milyar dolara (281 milyar YTL) çıkmıştır. Yani toplam borç stoku 200 milyar YTL (yani 2007 bütçesi kadar) artış göstermiştir.

KAMU KAYNAKLARI PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

AKP hükümetinin en fazla övündüğü konulardan birini yüksek kaynak sağlayan ve gerçek değerleri, satış değerlerinin kat be kat üstünde olan kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi oluşturmaktadır. 2006yılı eylülüne kadar AKP hükümeti döneminde yapılan özelleştirmelerin gelir 17,7 milyar dolar düzeyindedir. Oysa sadece KOÇ grubuna satılan TÜPRAŞ`ın yıllık cirosu 20 milyar dolardır.

KAMU HARCAMALARININ GSMH İÇİNDEKİ PAYI KÜÇÜLÜYOR

Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH), ülke ekonomilerinde belirli bir dönem içinde üretilen nihai mal ve hizmet değerlerinin toplamı olarak tanımlanmaktadır. Kamu harcamaları ise, kamunun (eğitim, sağlık vb.) asli ve sürekli işlevlerinin sürdürülmesi için yapılan mal ve hizmet üretimini, transferleri ve yatırımları göstermektedir.

Bütçenin GSMH içindeki payının küçülmesi kamunun temel mal ve hizmet üretimi için yaptığı harcamaların toplam harcamalar içindeki payının da kısılması anlamına gelmektedir.

Eğitim ve Sağlığa Kaynak Yok- AKP hükümeti iktidara geldiğinden bu yana özellikle eğitim ve sağlık alanında özelleştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktadır. Bütçeden en yüksek payı eğitime ayırdığını söyleyen AKP hükümeti, Eğitim ve Sağlık harcamalarının milli gelir içindeki payı, 2007 yılında yüzde 3.02 olan Milli Eğitim Bakanlığı`nın mili gelir içindeki payı, 2007 yılında 3,33 olarak öngörülürken bu rakamın 2009`da 2.81 düzeyine çekilmesi öngörülmektedir. 2006 yılında milli gelirden aldığı pay 1,33 olan Sağlık Bakanlığı bütçesinin payı ise 2007, 2008 ve 2009 yılları için sırası ile 1.04, 0.98, 0.9 düzeyine çekilmektedir.

Kamu Emekçisi Açlığa Mahkum

Kamunun niteliksizleştirilmesi sürecinin en önemli ayağını kamu emekçilerinin ücretlerinin baskı altında tutulması oluşturmaktadır. Kamu emekçilerinin bütçeden ve GSYİH`dan aldığı pay azalmaktadır. Bütçeden personele ayrılan pay 1992 yılında yüzde 26.2 olması hedeflenmektedir. 2007 yılı için artış sosyal güvenlik devlet primlerindeki artıştan kaynaklanmaktadır.

Türkiye Büyüdü Ücretler Eridi

1980 sonrasında uygulanan kemer sıkma politikalarından en fazla kamu emekçileri mağdur oldu. Türkiye 25 senede cari fiyatlarla 3 kat büyürken kamu emekçilerinin alım gücü ve reel ücretleri yerinde saydı. Türkiye 2006`yı yaşarken kamu emekçilerinin reel ücretleri 1980 yılında takıldı kaldı.

Eğer kamu emekçilerinin reel ücretleri Türkiye ekonomisi oranında büyüseydi 2005 yılında ortalama bir kamu emekçisinin 700 YTL olan maaşı yaklaşık 2000 YTL olacaktı.

EMEKTEN YANA BÜTÇE DEMOKRATİK TÜRKİYE

2007 bütçesinin IMF ve sermaye çevrelerinin beklentilerini karşılamaktan öteye, geniş halk kitleleri ve emekçilerin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu tespit etmektir. Kamu emekçilerini yoksulluğa, halkı kamu hizmetlerinden yoksunluğa terk eden bu bütçe derhal geri çekilmelidir. Kamu kaynaklarının kimlerden toplanacağına ve kaynakların öncelikli olarak hangi alanlara yönlendirileceğine halkın katılımı ile karır verilmelidir. Emekten yana bir bütçe mümkündür.

Böyle bir bütçenin hayata geçirilmesi için öncelikle IMF ve Dünya Bankasının ‘Yapısal Uyum ve İstikrar Programları” reddedilmelidir. Ülke ekonomisiyle ilgili alınan bütün kararlar,başta emek örgütleri olmak üzere toplumun örgütlü kesimlerinin katılımıyla oluşturulmalıdır.

Özelleştirme ve sosyal tesislerin satılması uygulamasına son verilmelidir. Vergi kaçırmayı özendiren ve ödüllendiren yüksek gelir gruplarının lehine olan vergi aflarına son verilmeli, finansal işlemler, faiz gelirleri üzerindeki vergiler arttırılmalıdır. Emekçiler ve küçük esnaf üzerindeki vergi yükü azaltılmalı, sermaye üzerindeki vergi yükü arttırılmalıdır. Asgari ücret yoksulluk sınırı dikkate alınarak belirlenmeli, zenginlerden servet vergisi alınmalıdır.

Eğitim ve sağlığa bütçeden ayrılan pay arttırılmalıdır. Bütçe gelir dağılımını bozucu değil, gelir dağılımındaki adaletsizliği giderici bir işleve sahip olmalıdır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu