2004 Yılı 25 Kasım Bülteni

17

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI

 ULUSLAR ARASI DAYANIŞMA VE

MÜCADELE GÜNÜ

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Kadına karşı şiddet dünyada en yaygın olan ancak yasal olarak en az tanımlanan insan hakları sorunudur. Bugün dünyanın her yanında farklı sınıf, statü, etnik, milli, dini gruplardan her yaşta kadını çeşitli biçimlerde baskı altına alarak ikincilleştirmeye ve etkilemeye devam etmektedir. Aile içinde uygulanan duygusal şiddetten, savaşlardaki toplu tecavüzlere kadar uzanan, korkunç bir çeşitlilik arz eden bu şiddet hala güçlü bir suskunluk perdesi arkasında gizlenmektedir.

Ataerkilliğin tarihsel kuruluşundan günümüze kadar uzanan ve daima diğer sömürü, tahakküm ve şiddet mekanizmalarıyla iç içe geçerek kendini yeniden üreten kadına yönelik şiddet olgusu, içinden geçtiğimiz kapitalist küreselleşme döneminde ortaya çıkan savaş ve militarizm, yoksullaşma, zorunlu göç ve ekolojik tahribatlar sonucunda daha da yoğunlaşmıştır. Savaşlarda toplu tecavüzler, kadın ticareti gibi şiddet biçimleri öne çıkmıştır. Özellikle savaş ve etnik çatışmaların yayılmasıyla özel ve toplumsal alanda ve devlet eliyle kadına uygulanan şiddet önemli ölçüde artmıştır. Bu ortamlarda sıkça yaşanan toplu tecavüz olgusu belirli bir ulus, etnik grup, mezhepten kadınların bedeni, ait olduğu toplumu aşağılamak ve direncini kırmak için nesneleştirildiğini gösterir. Böylece kadın bedeni savaşan tarafların üzerinde mücadele ettiği bir savaş alanı haline dönmektedir. Somali, Raunda, Afganistan, Filistin ve son olarak Irak örneğinde de en vahşi biçimde sergilenmek üzere emperyalizm, kapitalizm, militarizm ve erkek egemenliği her durumda birbirlerini güçlendirerek kadınlar aleyhine işlemektedir.

Savaşların bir sonucu olan göç olgusu, en çok kadını etkilemektedir. Yıllardır yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan kadınlar, gittikleri yerlerde kendilerine tamamen yabancı olan bir yaşam tarzı, sınıfsal yapılanma, kültür ve geleneklerle karşılaşmaktadırlar. Bu durum beraberinde uyum sorununu, çelişkileri, aidiyet duygusunun yitimini, yabancılaşmayı, dışlanmayı getirmektedir. Göç, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, fuhuş, uyuşturucu kullanımı gibi pek çok sorunun savaş bitse dahi devamını sağlayan bir olgudur.  Kadınlarla birlikte toplumun en masum kesimi olan çocuklar da savaşlarda en fazla zarar gören kesimlerdir

Güçlü bir erkek egemen toplumsal yapıya sahip olan ülkemizde de ‘geleneksel` şiddet biçimlerinin yanı sıra kadına yönelik şiddet, son zamanlarda bazı yeni biçimler alarak güçlenmektedir. Buna rağmen bu konuda hala anlamlı bir ilerleme sağlanamamaktadır. Yoksullaşma, siyasi ve dinsel gericilik, savaş ve militarizm ortamında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın yanı sıra fuhuş,  aile içi şiddet ve siyasal şiddet gibi konularda yoğunlaşmalar yaşanmaktadır.

Öte yandan ceza yasalarının yetersiz kaldığı ve hızlı bir toplumsal çözülmenin yaşandığı günümüzde hala namus cinayetleri yaygın olarak yaşanmakta ve özellikle Güneydoğu bölgesinde töre cinayetleri biçimini alarak can yakmaya devam etmektedir.

Yapılan araştırmalar, Türkiye`de özellikle aile içi şiddetin oldukça yaygın olduğunu göstermektedir. Şiddet mağduru kadınlar arasında intihar eğilimi % 56,4`tür. Kendilerini o konumdan çekip çıkaracak hiçbir kurum ya da yol bulamamaktadırlar. Şiddet mağduru kadınların ilk başvurmaları gereken yerler karakollar iken, bu kurumları kullanmamaktadırlar. Çünkü orada karşılaştıkları muameleler özellikle görevlilerin “kocandır sever de döver de” ya da “her ailede olur böyle şeyler” şeklinde normalleştirilmektedir. 13 yıllık evliliği boyunca akıl almaz işkenceler yaşayan Nazime Alır, yaşadığı kabustan kurtulma ve yaşama hakkını arama cesareti gösteren bir kadındı. Ancak okuma-yazma bilmeyen Nazime`yi, hiçbir yasadan habersizce gittiği muhtar, karakol, kaymakam, vali, savcılık ve kendi ailesi kurtarmadı. Sonuçta Nazime eşinin vahşi katliamına kurban gitti. Bu ülkemizde yaşananlardan sadece bir örnektir.

AB standartlarına göre, her 7 bin 500 kadın nüfusuna bir kadın sığınağı belirlenmektedir. Türkiye`de ise yaklaşık 30 milyon kadına sadece 13 tane, o da düşük kapasiteli sığınak yada kadın konukevi bulunmaktadır.

Aile içi şiddet şu gibi biçimler alabilmektedir

v      Duygusal şiddet: kadının hareket özgürlüğünü kısıtlamak, özgüvenini yitirmesine yol açmak, aşağılayıcı sözler söylemek, kendini ruh hastası olarak görmesine yol açmak, uygulanan şiddeti inkar etmek, çocuk ya da erkek çocuk doğurmayışının sorumluluğunu kadına yüklemek gibi,

v      Ekonomik şiddet: kadının çalışmasına izin vermemek, aile giderlerini ve özel giderlerini kısıtlamak, parasını elinden almak, ailenin geliri konusunda kadına bilgi vermemek,

v      Korkutma: yemeğe yere dökmek, eşyaları kırmak ve kırmakla tehdit etmek, evde silah bulundurmak, kadının önünde evcil hayvanlara eziyet etmek,

v      Kadını çevresinden tecrit etmek: kadının hareket özgürlüğünü kısıtlamak, ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, yaptığı telefon görüşmeleriyle ilgili sürekli hesap sormak, sık sık kıskançlık nedeniyle kavga çıkarmak, kadını eğitimden alıkoymak,

v      Erkek olmanın ayrıcalıklarını kullanma: kadına hizmetçi olarak davranmak, önemli karalarda ona danışmamak, evin reisi gibi davranmak, ikinci-üçüncü kez evlenmek ya da eve kadın getirmek,

v      Cinsel şiddet: kadını istemediği cinsel davranışlara zorlamak, tecavüz ve ensest ilişkiler,

v      Kadına karşı çocuklarını kullanma: kadını, ayrılık durumunda çocuklarını göremeyeceği yolunda tehdit etmek, kadının annelik konusundaki yetersizliğini sürekli dillendirerek kendini suçlu hissetmesine neden olmak, çocukları kullanarak tehdit edici mesajlar yollamak,

v      Kadını tehdit etme: dayak ya da ölümle tehdit, terk etme ve intiharla tehdit, kadını yasa dışı işlere zorlamak.

Başbakanlık Aile Kurumu tarafından yapılan araştırmaya göre;

v      Şiddet türlerinin başında % 84 ile sözlü, % 70 oranında fiziksel şiddet gelmekte,

v      Kadınlar şiddet gerekçelerini aile sırrı olarak gördükleri için açıklamakta zorlanmakla birlikte kocalarına itaat etmedikleri için şiddet gördüklerini vurgulamakta,

v      Şiddet gören kadınların sadece %25`i hastane ve sağlık kuruluşlarına başvurmakta,

v      Şiddete uğrayan kadınların % 91`i etkin bir çözüm düşünememekte, yalnızca % 15`i evi terk etmekte, % 8`i terk etmeyi düşünmekte, %5`i boşanma davası açmakta, %2`si ise intiharı düşünmekte,

v      Çalışan kadınlar çalışmayanlara göre daha az dayak yemekte,

v      Alt sosyo-ekonomik gruplardaki kadınlar üst sosyo-ekonomik düzeydekilere oranla daha fazla şiddete maruz kalmaktadır.

Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü`nün araştırmasına göre;

v      Erkeklerin % 44.9`u kadın kocasına itaat etmediğinde koca karısını dövme hakkına sahiptir görüşünde

v      Erkeklerin % 66.2`si evde erkeğin mutlak otorite olduğu ve kadının ona itaat etmesi gerektiği görüşünde

v      Erkeklerin % 53.7`si bir cins olarak erkeğin kadından üstün ve akıllı olduğu görüşünde

v      Erkeklerin % 64`ü kadının kocasıyla anlaşmazlığı halinde tartışmaması ve kocasının görüşünü kabul etmesi gerektiği görüşündedir.

İşyerinde Cinsel Taciz Sorunu

İşyerinde cinsel taciz, işyerindekiler tarafından tekrar edilen ve istenmeyen sözle beden hareketleriyle veya jestlerle gerçekleştirilen her yaklaşım, cinsel bakımdan küçümseyici ifade olarak tanımlanabilir. Cinsel tacize uğrayan kadınlar genelde suskun kalırlar. Suskunluklarının nedeni çoğu zaman kendini suçlu hissetme, utanma duygusu, dışlanma ve itibar kaybetme korkusu, özel yaşamının dedikodu nesnesi haline gelme ve damgalanma, işten atılma, yer değiştirme, kariyer yükselmelerinde zorluk yaşama, sicilin olumsuz etkilenmesi gibi korkular önemli etkenlerdir. Ayrıca kadınların bu konuda ne gibi haklara sahip olduklarını bilmemeleri tacizi kanıtlama güçlüğü, kadınları suskunluğa itmektedir.

Cinsel taciz sorunu eğitim işkolunda çalışan çok sayıda kadını da çalışma yaşamında olumsuz etkilemektedir. Eğitim – Sen`in 2004 yılında yaptığı “Eğitim İşkolunda Çalışan Kadınların Sorunları” araştırmasına göre işyerinde cinsel tacizle karşılaştığını söyleyen kadınların oranı %15`tir. Taciz şekilleri genellikle “kadın cinselliğiyle ilgili imalı söz ve şakalar” , “kadınları aşağılayıp dalga geçme” şeklinde yaşanıyor. Cinsel tacize uğrayan kadınların % 8,4`ü şikayette bulunmuş. Kadınların % 75,2`si yaşadıklarını sadece arkadaşlarıyla paylaşıyor.

Kadına yönelik şiddetin çeşitli biçimleri çok sayıda kadının temel insan hakları sorununu oluşturmakta, çalışma yaşamına etkin katılımlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle Eğitim-Sen bir yandan bu sorunu en genel toplumsal ve siyasal bağlam içinde perspektif geliştirirken, bir yandan da öncelikle eğitim iş koluna yönelik bazı özel sorunları öne çıkarmaktadır.

Eğitim-Sen, Pekin Deklarasyonu`nun kadına yönelik şiddet ve militarizm konularına dair geliştirdiği talep ve önerileri, ülkemizin önceliklerini dikkate alarak gündeme getirmekte ve hükümetin, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)`inden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini talep etmektedir.

Kadına yönelik şiddet, genel mücadelenin etkin bir parçası olmasının yanı sıra, Eğitim-Sen bu konuda özel olarak iki noktaya odaklanmaktadır. Bunlardan ilki okullarda çocuklar ve gençlere yönelik cinsiyetçi baskı ve şiddet uygulamaları, ikincisi ise işyerinde cinsel taciz sorunudur

Eğitim Sen konumu itibariyle hem toplum hem de okuldaki şiddete aktif olarak müdahale edebilecek bir örgüt olmanın sorumluluğundan hareketle, çok sayıda kadını fiziksel ve ruhsal olarak etkileyen ve çalışma yaşamlarını çekilmez hale getiren cinsel taciz konusunda önemli çalışmalar yürütmektedir.

2-3-4 Temmuz 2004 tarihinde gerçekleştirdiğimiz 1. Eğitim-Sen Kadın Kurultayında, Kadına Yönelik Şiddette ilişkin yaptığımız tartışmalar sonunda aldığımız kararlar ve mücadele hedeflerimiz şunlardır.

v      Uluslararası Af Örgütü`nün önümüzdeki iki yılda gerçekleştireceği ‘Kadına Yönelik Şiddete Hayır` kampanyasına Eğitim -Sen`nin aktif olarak katılması ve desteklemesi,

v       Savaşa karşı barışı, şovenizme karşı halkların kardeşliğini savunma temelinde dönemsel eylem ve etkinliklerin yapılması, demokratik kitle örgütleriyle savaş karşıtı çevrelerle ortak hareket edilmesi; militarist güçlerin insanlık dışı taciz, tecavüz, işkence ve gözaltı politikalarına karşı ve kadınlara yönelik şiddetin uygulamalarına karşı özellikle Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)`ne karşı Irak ve Filistinli kadınlarla her türlü dayanışmanın geliştirilmesi için çalışmalar yapması,

v      Aile içi şiddet ve cinsel taciz konusunda duyarlı olunması, politikalar üretilmesi, eğitimler düzenlenmesi ve somut koruyucu önlemlerin alınması,

v      Töre veya namus cinayetleri konusunda bağımsız kadın hareketleri ile birlikte politikalar geliştirilmesi ve kadın eğitim emekçilerinin de çalışma alanlarında konuya ilişkin duyarlılık geliştirmeleri, bütün illerde kadın platformlarıyla ortak eylemler organize edilmesi, ayrıca konunun sosyal, politik, ekonomik ve kültürel kaynaklarının giderilmesi için gerekli politikalarla desteklemesi,

v      Kadına yönelik şiddete karşı hizmet veren sığınaklar ve her türlü psikolojik hukuki danışmanlık merkezlerinin hizmetlerini etkin ve yaygın sunmalarını sağlamak için mücadele edilmesi; bu amaçla bağımsız kadın kuruluşlarının açacağı sığınak ve danışma merkezlerine kamusal desteğin sağlanması için kamuoyu oluşturması; ayrıca bu tür hizmetler yerel yönetimlerin öncelikli sorumlulukları arasında görülmeli ve merkezi yönetim bu yerleri yasal, mali olarak desteklenmesi; yerel ve merkezi yönetim tarafından açılan bu evlerin bağımsız kadın kuruluşlarının denetiminde, özerk bir yönetime sahip olması ve sürekliliğinin güvence altına alınmasının sağlanması,

v      Şiddete karşı duyarlılık geliştirmek için, hizmet içi eğitim ve seminerler düzenlemek amacıyla, MEB`e önerilerde bulunulması ve bunların uygulanması için zorlayıcı olunması,

v      Her türlü kitle iletişim araçlarında mevcut şiddet unsuru taşıyan ve bunları özendiren yayınlara yönelik kamuoyu oluşturmak amacıyla eylem ve etkinlikler düzenlenmesi,

v      Şiddete eğilimli ve sorunlu öğrencilerin topluma kazandırılması amacıyla MEB ve Sağlık Bakanlığı ile işbirliği halinde bu öğrencilerin rehabilite edilmesinin sağlanması,

v      Toplumumuzda görülen şiddet; işsizlik ve yoksullukla paralel olarak artmaktadır. Bu durum eğitim yoluyla kısmen aşılabilir. Bu konuda bilimsel eğitim materyali hazırlamak için MEB ile işbirliği halinde olması.

v      2005 yılı Dünya Kadın Yürüyüşünün desteklenmesi kararları alınmıştır.

                                                                                                          Elif Akgül

                                                                       Eğitim-Sen Merkez Kadın Sekreteri

ŞUBELERE

Sayı: 2004/100/                 08.11.2004

Konu: 25Kasım Kadına Yönelik Şiddet günü hk.

“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar Arası Dayanışma Günü”ne yönelik 1. Kadın Kurultayımızın kararları doğrultusunda şubelerimizin çeşitli eylem ve etkinlik (basın açıklaması, panel, forum, alan eylem ve etkinlikleri vb) düzenlemesi gerekmektedir. 2005 yılı Dünya Kadın Yürüyüşünün Ülkemizdeki ayağının güçlü örülebilmesi için bu 25 Kasımda, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele öne çıkarılacaktır. Merkezi düzeyde hazırlanan basın açıklaması metnimiz ektedir. Şubelerimiz metni öznel durumlarına göre yeniden uyarlayabilirler. Broşürümüz önümüzdeki hafta şubelerimize iletilecektir.

Bilgi ve gereğini rica eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

         Elif Akgül                                                                        Emirali Şimşek

Merkez Kadın Sekreteri                                                             Genel Sekreter

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu