AKP Hükümeti bir taraftan kadına yönelik şiddetle mücadele temelinde elektronik kelepçe gibi uygulamaları yürürlüğe sokmaya hazırlanırken diğer taraftan meclis iç tüzüğünde yapılması düşünülen değişikliklerle kadın vekillerin hem pantolon giymesi önündeki engel kaldırılıyor ve hem de “bayan” sözcüğü yerine “kadın “ sözcüğünü getiriyor. Gelgelelim bu adımların hiçbiri ne cinsiyet ayrımcı uygulamaların önüne geçiyor ne de kadına yönelik şiddeti engelliyor.
Antalya’da okul servisleriyle ilgili Emniyet Müdürlüğü UKOME Yöneticileri ile oda temsilcilerinin katıldığı toplantıda kız öğrencilerinin ön koltuğa bindirilmemesiyle ilgili karara ilişkin gazete haberleri, kamu görevlilerin cinsiyetçi tutumlarının en son örneğini oluşturuyor. Böylesi bir karar servis şoförlerini potansiyel tacizci konumuna düşürürken kız öğrencilere de cinsel obje olarak yaklaşıldığını ifade etmesi bakımından oldukça kaygı vericidir.
Öte yandan “Yargıda Durum Analizi” isimli raporda, “Tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde dava düşürülmeli,” ” Adli Tıp`tan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için `beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı` araştırması yerine sadece `beden sağlığının bozulup bozulmadığı araştırılmalı”, “15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli” gibi önerilerin bulunması, yargının kadına yaklaşımının ne düzeyde olduğunun acı bir göstergedir.
Bu zihniyet tecavüzcüyü, kadın katillerini korumaya hizmet ederken, evlilik içi tecavüzü meşrulaştırıyor. Kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi, tecavüzcünün ödüllendirilmesinden başka bir şey değildir. Cinsel suçlarda yalnızca bedensel bütünlüğün bozulup bozulmamasını araştırmak ise kadının manevi şahsiyetini yok saymak anlamına geliyor. Diğer taraftan “15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli” şeklindeki öneri yargının çocuk istismarına göz yummasından başka bir anlam ifade etmiyor.
Türkiye, kadınların yürüttüğü mücadelelerle bu tartışmaları tüketmişken HSYK’dan çıkan bu öneriler geçmişin hortlatılması ve yargıda kadın düşmanlığının görünür hale gelmesinden başka bir şey değildir.
Bu durumun kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. HSYK derhal konuyla ilgili açıklama yaparak kadınlardan özür dilemelidir. Bu tür raporlara imza atan üst düzey yargı mensuplarına, kadın örgütlerinin katılımıyla toplumsal cinsiyet konusunu işleyen mesleki eğitimler verilmelidir.
Biz kadınlar, erkek egemen iktidarın kadını yok sayan, onu bir meta olarak algılayan tüm zihniyet ve yapılarına karşı bulunduğumuz her yerde yılmadan mücadelemizi sürdürme kararlılığına sahibiz. Yukarıdaki örneklerde bir kez daha görünür olan, ayrımcı ve kadına yönelik şiddeti meşru gören tutum ve davranışları kabul etmeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.










