Açıklamalarımiz Archives - Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Fri, 12 Jun 2026 10:49:31 +0000 tr hourly 1 https://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2015/07/cropped-egitim_sen_logo_maset-32x32.jpg Açıklamalarımiz Archives - Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr 32 32 Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! https://egitimsen.org.tr/cocuk-isciligine-hayir-gelecegimiz-sermayenin-carklarina-kurban-edilemez/ Fri, 12 Jun 2026 09:37:51 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71475 Dünya genelinde tırmanan çocuk emeği sömürüsüne karşı toplumsal bilinci harekete geçirmeyi ve çocukları emek sömürüsüne mahkûm eden düzeni değiştirmeyi hedefleyen 12 Haziran “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü”; Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş sembolik bir tarih olmanın ötesinde, çocukların çalınan emeklerini savunmak adına bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan önemli bir dönüm noktasıdır. Çocuk işçiliği ve hak ihlalleri gibi […]

The post Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Dünya genelinde tırmanan çocuk emeği sömürüsüne karşı toplumsal bilinci harekete geçirmeyi ve çocukları emek sömürüsüne mahkûm eden düzeni değiştirmeyi hedefleyen 12 Haziran “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü”; Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş sembolik bir tarih olmanın ötesinde, çocukların çalınan emeklerini savunmak adına bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan önemli bir dönüm noktasıdır.

Çocuk işçiliği ve hak ihlalleri gibi yapısal sorunların sadece 23 Nisan ve 12 Haziran gibi sembolik günlerde gündeme gelmesi, konunun kalıcı bir toplumsal hafızaya dönüşmesini engellemektedir. Yılın bütününe yayılmayan bu geçici farkındalık, her geçen yıl tırmanan çocuk işçiliği gerçeğinin; çocukların eğitim, sağlık ve gelişim hakları üzerinde yarattığı yıkıcı ve kalıcı tahribatı görünmez kılmaktadır.

Temelinde yoksulluk, gelir adaletsizliği, eğitime erişimde yaşanan eşitsizlikler ve emek sömürüsü yatan çocuk işçiliği, ülkede derinleşen ekonomik krizle birlikte her geçen gün daha yakıcı bir sorun haline gelmektedir. Çok daha vahim bir boyuta ulaşmıştır. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle düşük ücretli ve güvencesiz iş kollarında çalışmaya mecbur bırakılan çocukların sayısı hızla artarken bu tehlikeli süreç, onların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerinde geri dönüşü olmayan ağır tahribatlar yaratmaktadır.

Eğitim, barınma ve sağlık gibi en temel hakları güvence altına alan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne rağmen çalıştırılan her çocuk, bu haklarından zorla mahrum bırakılmaktadır. Tam da bu yüzden çocuk işçiliği, özünde çok ağır bir insan hakları sorunudur. Karşımızdaki tablo sadece ekonomik bir emek sömürüsü değildir; bu süreç, çocukların dünyasını istismar başta olmak üzere yapısal hak ihlalleriyle kuşatan çok daha büyük bir yıkımın adıdır.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü’nde, dünya genelinde 160 milyonu aşkın çocuk, çocukluğunu yaşaması gereken yaşlarda sömürü çarklarının dişlileri arasında ezilmektedir. Türkiye’de ise tablo her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. TÜİK’in dar kapsamlı istatistikleri bile yüz binlerce çocuğun emeğinin sömürüldüğünü haykırırken İSİG Meclisi verileri, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocukların sayısındaki artışın yapısal bir krize dönüştüğünü göstermektedir.

Türkiye’de çocuk işçiliği artık sadece merdiven altı atölyelerde değil, Millî Eğitim Bakanlığının MESEM uygulamalarıyla bizzat devlet eliyle kurumsal bir yapıya kavuşturulmaktadır. Çocukları “çırak” veya “stajyer” etiketleriyle güvencesizliğe mahkûm eden; ailelerin yoksulluğunu, gelir adaletsizliğini ve geçim kaygısını istismar eden bu düzen, hak odaklı sendikal mücadelenin en öncelikli mücadele başlıklarından biridir. Uzlaşmacı ve bürokratik sendikacılık anlayışının aksine, çocukların geleceğini savunmak; çocuk emeği sömürüsüne, güvencesizliğe ve çocukları okuldan koparan politikalara karşı kararlı bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

MESEM adı altındaki uygulamalar, eğitim ortamı olmaktan tamamen uzak, sermayenin ucuz ve güvencesiz iş gücü ihtiyacını karşılayan birer emek sömürüsü üssü hâline gelmiştir. Millî Eğitim Bakanlığının, çocukların aile rızasıyla gece 22.00’ye kadar çalıştırılabileceğine dair açıklamaları, kamusal eğitim anlayışının nasıl terk edildiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, çocukların üstün yararını, eğitim ve yaşam hakkını yok sayarak onları sistemin dişlileri arasında birer üretim nesnesine dönüştürme çabasının açık bir kanıtıdır.

Yasal olarak çocukların “tehlikeli ve çok tehlikeli” işlerde çalıştırılması kesinlikle yasak olmasına rağmen MESEM bünyesinde okuldan koparılan en az 21 çocuk, ağır ihmaller ve denetimsizlik sonucu iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Bu ölümler birer kaza değil, çocukları patronların insafına terk eden sistemin doğrudan sonucudur.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İNSAN HAKKI İHLALİDİR VE DERHAL YASAKLANMALIDIR!

Bugün ülkemizde eğitim; çocukları geleceğe hazırlayan kamusal bir hak olmaktan çıkarılmakta; çıraklık ve stajyerlik uygulamaları adı altında çocukların eğitimden koparılarak işçileştirildiği bir sömürü düzenine dönüştürülmektedir. “Çırak” ve “stajyer” kimliği arkasına gizlenen bu yapı, sayıları 2 milyona yaklaşan stajyer, kursiyer ve çırağın emeğini görünmezleştirerek çocuk emeği sömürüsünü meşrulaştırmaktadır.

Çocuk işçiliğinin çığ gibi büyümesinin temelinde, son yıllarda ülkede derinleşen ekonomik kriz, gelir adaletsizliği, tırmanan hayat pahalılığı ve alım gücünde yaşanan düşüş yer almaktadır. Yoksul nüfusun hızla artması, özellikle çok çocuklu ailelerde çocukların eğitimden uzaklaşarak çalışma hayatına katılmak zorunda kalmasına neden olmaktadır. Ekonomik krizin derinleştirdiği yoksulluk, sermayenin ucuz emek ihtiyacını karşılamak için bizzat iktidar eliyle bir fırsata dönüştürülmektedir.

Kendi seçimleri olmaksızın, zorla veya zorunlu olarak çalışan çocuklar;

  • En temel hakları olan çocukluklarını yaşama hakkından,
  • Sağlıklı beslenme ve güvenli barınma imkânlarından,
  • Eğitim hakkından,
  • Kendilerini özgürce var edebilecekleri bir geleceğe hazırlanma şansından tamamen mahrum bırakılmaktadır.

Eğitim Sen olarak bir kez daha haykırıyoruz: Çocukların yeri fabrikalar, karanlık atölyeler ve şantiyeler değil; okullar, parklar ve kütüphanelerdir. Çocuk emeğini sömüren MESEM çarkı derhal durdurulmalı, çocukları birer “üretim nesnesi” olarak gören politikalara son verilmeli ve her çocuğun anayasal eğitim hakkı devlet güvencesine alınmalıdır.

Çocukların emeklerinin sömürülmediği, düşlerinin kararmadığı bir gelecek için mücadelemizi kararlılıkla büyütüyoruz. Çocuklarımızı sermayenin kâr hırsına, bürokratik ihmallere ve bu sömürü düzenine teslim etmemek için mücadelemizi sürdüreceğiz.

ÇOCUKLAR İŞÇİ DEĞİL, ÖĞRENCİDİR!

The post Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! https://egitimsen.org.tr/ciplak-arama-iskencedir-kadinlarin-bedeni-iradesi-ve-onuru-hedef-alinamaz/ Wed, 10 Jun 2026 18:17:04 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71468 Fatoş Pınar Türker’e yönelik tehdit, kötü muamele ve işkence iddiaları kabul edilemez, görmezden gelinemez, meşrulaştırılamaz. Kadınları özel olarak hedef alan şiddet, çıplak arama işkencesi, tehditkâr ifadeler ve yıllardır kamuoyuna yansıyan sayısız örnek bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Çıplak arama, adı ne konulursa konulsun, işkence ve kötü muameledir. Bu uygulama; kadınların bedenini denetim, sindirme ve […]

The post Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Fatoş Pınar Türker’e yönelik tehdit, kötü muamele ve işkence iddiaları kabul edilemez, görmezden gelinemez, meşrulaştırılamaz.

Kadınları özel olarak hedef alan şiddet, çıplak arama işkencesi, tehditkâr ifadeler ve yıllardır kamuoyuna yansıyan sayısız örnek bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Çıplak arama, adı ne konulursa konulsun, işkence ve kötü muameledir. Bu uygulama; kadınların bedenini denetim, sindirme ve itaat ettirme aracı olarak kullanan sistematik bir hak ihlalidir. İnsan onuruna, beden dokunulmazlığına ve mahremiyete yönelik açık bir saldırıdır.

Kadınlara yönelik saldırılar sadece gözaltı sırasında değil; evde, iş yerinde, sokakta, okulda, kampüste, yargı süreçlerinde ve kamusal yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Erkek egemen zihniyet, kadınların bedenini, emeğini, sözünü ve iradesini baskı altına almaya çalışmaktadır. Çıplak arama işkencesi de bu zihniyetin en ağır, en onur kırıcı ve en insanlık dışı biçimlerinden biridir.

Hiçbir güvenlik gerekçesi, hiçbir idari uygulama, hiçbir yargı süreci kadınların beden bütünlüğünün ihlal edilmesini meşrulaştıramaz. Kadınları aşağılayan, travmatize eden, iradesini kırmayı hedefleyen ve hak ihlallerini sıradanlaştırmaya çalışan bu insanlık dışı uygulamayı reddediyoruz.

Eğitim Sen olarak; kadınların bedenine, kimliğine, emeğine, söz hakkına ve örgütlü mücadelesine yönelen her türlü saldırının karşısındayız. Çıplak aramaya, kötü muameleye ve işkenceye maruz bırakılan tüm kadınların yanındayız.

Failler hakkında derhal etkin, bağımsız ve tarafsız soruşturma yürütülmeli; sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

Sivil ya da kamu görevlisi herkese bir kez daha hatırlatıyoruz: İşkence insanlık suçudur; hiçbir koşulda meşru gösterilemez.

Sessiz kalmıyoruz, normalleştirmiyoruz, kabul etmiyoruz.

Kadınların bedeni, iradesi ve onuru hedef alınamaz!

Çıplak arama işkencedir!

The post Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
İTÜ Kız Yurdu’nda Güvenlik İhlali ve Taciz Kabul Edilemez! https://egitimsen.org.tr/itu-kiz-yurdunda-guvenlik-ihlali-ve-taciz-kabul-edilemez/ Thu, 09 Apr 2026 11:43:53 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71102 Geçtiğimiz günlerde İzmir Çiğli’de bir KYK kız öğrenci yurdunda yaşanan taciz olayını kamuoyuna duyurmuş; öğrencilerin yaşam hakkı ve güvenliği için yetkilileri acilen sorumluluk almaya çağırmıştık. Ancak uyarılarımız bir kez daha görmezden gelinmiş, hiçbir sorumluluk alınmamış olacak ki benzer bir olay bu kez İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü’ndeki Ali İhsan Aldoğan Kız Öğrenci Yurdu’nda yaşanmıştır. 8 […]

The post İTÜ Kız Yurdu’nda Güvenlik İhlali ve Taciz Kabul Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Geçtiğimiz günlerde İzmir Çiğli’de bir KYK kız öğrenci yurdunda yaşanan taciz olayını kamuoyuna duyurmuş; öğrencilerin yaşam hakkı ve güvenliği için yetkilileri acilen sorumluluk almaya çağırmıştık. Ancak uyarılarımız bir kez daha görmezden gelinmiş, hiçbir sorumluluk alınmamış olacak ki benzer bir olay bu kez İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü’ndeki Ali İhsan Aldoğan Kız Öğrenci Yurdu’nda yaşanmıştır.

8 Nisan 2026 akşamı, hakkında suç kaydı ve kayıp başvurusu bulunan bir erkek şahsın hiçbir denetime takılmadan yurda girebildiği; öğrenci odalarının kapılarını açtığı, çamaşırhanede uygunsuz biçimde bulunduğu ve kadın öğrencileri taciz ettiği kamuoyuna yansımıştır. Bu kişinin saatler boyunca yurt içinde fark edilmemesi bireysel bir ihmal değil; açık bir güvenlik zafiyetinin ve kurumsal sorumsuzluğun göstergesidir. Bu tablo, yükseköğretim alanında ve kamu yurtlarında uzun süredir hâkim kılınan yönetim anlayışının doğrudan sonucudur.

Yurtlarda kadın öğrencilerin giriş-çıkış saatleri, sosyal yaşamları ve hatta kıyafetleri “güvenlik” adı altında denetlenirken, temel güvenlik sorumluluğunun yerine getirilmemesi kabul edilemez. Bugün yurtlar; koruyan değil denetleyen, güvenlik sağlayan değil sorumluluğu kadınların omuzlarına yükleyen mekânlara dönüştürülmüştür. Kamusal sorumluluk tasfiye edilmiş; yerini keyfiyet, liyakatsizlik ve denetimsizlik almıştır. Bu durum, kamusal hizmetlerin asli amacından koparıldığını; güvenlik yerine disiplin ve denetimin, özgürlük yerine baskının esas alındığını açıkça göstermektedir.

Eğitim Sen olarak bir kez daha vurguluyoruz:

Öğrencilerin yurt yaşamındaki güvenliğini sağlamak, yurt yönetimlerinin ve üniversite idarelerinin asli sorumluluğudur.

Taleplerimiz açık ve nettir:

  • İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve yurt yönetimi, yaşanan olayın tüm boyutlarını derhal ve şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmalıdır.
  • Güvenlik zafiyetine neden olan idari ve yapısal ihmaller ortaya çıkarılmalı; sorumlular hakkında gecikmeksizin idari ve hukuki işlem başlatılmalıdır.
  • Yurtlarda uygulanan güvenlik politikaları, öğrencilerin özgürlüklerini kısıtlayan değil; gerçek tehditlere karşı koruyan bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.
  • Yurtlarda güvenliği sağlayacak nitelikli personel, denetim ve fiziksel altyapı eksiklikleri derhal giderilmelidir.
  • Tacize maruz kalan öğrencilere yönelik psikolojik destek ve ücretsiz hukuki yardım mekanizmaları ivedilikle oluşturulmalıdır.
  • Kadınların yaşam tarzına müdahale eden, onları denetim altında tutan ve sorumluluğu bireylere yükleyen anlayış terk edilmelidir.

Üniversite öğrencilerinin barınma alanları güvenli, özgür ve eşit yaşam alanları olmak zorundadır. Bu sorumluluktan kaçan, ihmali görmezden gelen ve sorumluluğu öğrencilere yükleyen her yaklaşımın karşısında olmaya devam edeceğiz.

The post İTÜ Kız Yurdu’nda Güvenlik İhlali ve Taciz Kabul Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Güvensiz Yurtlar, Sistematik İhmal: Kadın Öğrencilerin Haklarını ve Hayatlarını Tehdit Ediyor! https://egitimsen.org.tr/guvensiz-yurtlar-sistematik-ihmal-kadin-ogrencilerin-haklarini-ve-hayatlarini-tehdit-ediyor/ Mon, 30 Mar 2026 10:53:59 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71071 İzmir Bakırçay Üniversitesi Kız Öğrenci Yurdu’nda 29 Mart gecesi yaşanan ve bir erkeğin yangın merdivenini kullanarak yurt binasına kolaylıkla girip kadın öğrencileri taciz etmesi, öğrenci yurtlarında süregelen güvenlik zafiyetlerini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur. Edinilen bilgilere göre söz konusu kişinin herhangi bir engelle karşılaşmadan yangın merdiveni üzerinden yurda girebilmesi, yaklaşık 20 dakika boyunca […]

The post Güvensiz Yurtlar, Sistematik İhmal: Kadın Öğrencilerin Haklarını ve Hayatlarını Tehdit Ediyor! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
İzmir Bakırçay Üniversitesi Kız Öğrenci Yurdu’nda 29 Mart gecesi yaşanan ve bir erkeğin yangın merdivenini kullanarak yurt binasına kolaylıkla girip kadın öğrencileri taciz etmesi, öğrenci yurtlarında süregelen güvenlik zafiyetlerini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur. Edinilen bilgilere göre söz konusu kişinin herhangi bir engelle karşılaşmadan yangın merdiveni üzerinden yurda girebilmesi, yaklaşık 20 dakika boyunca bina içinde dolaşabilmesi ve bu süre boyunca öğrencilerin güvenliğinin sağlanamaması, açık bir sorumluluk ihlali ve ağır bir güvenlik zaafıdır.

Daha da vahim olanı, yurt yönetiminin yaşanan bu ciddi güvenlik ihlaline karşı sorumluluk almak yerine, olaya tepki gösteren öğrencileri suçlayıcı bir tutum sergilemesi ve tutanak tehdidiyle baskı kurmaya çalışmasıdır. Öğrencilerin can güvenliğini sağlamakla yükümlü olan idarecilerin, sorumluluğu mağdurlara ve haklı tepki gösteren öğrencilere yükleyen bu yaklaşımı; sorunun yalnızca fiziksel güvenlik eksikliğiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yönetim anlayışındaki derin ve yapısal sorunları da açığa çıkarmaktadır.

Bu olay, aynı zamanda öğrencilerin barınma hakkının nasıl sistematik biçimde daraltıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bugün Türkiye’de öğrenciler; derinleşen barınma krizi, yetersiz kamu yurt kapasitesi, denetimsiz ve güvencesiz özel yurtlar ile kamusal sorumluluğun giderek geri çekilmesi sonucu ciddi bir güvencesizlik içinde yaşamaktadır.

Bu güvencesizlik, özellikle kadın öğrenciler açısından çok daha yakıcı, derin ve yapısal sonuçlar doğurmaktadır. Oysa yurtlar, öğrencilerin yalnızca barındığı değil, kendilerini güvende hissetmeleri gereken temel yaşam alanlarıdır. Ancak yaşanan bu olay, bu alanların dahi güvenli olmaktan çıkarıldığını; kadınların en temel haklarından biri olan güvenli yaşam hakkının ihlal edildiğini açıkça göstermektedir.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak daha önce de defalarca ifade ettiğimiz üzere, öğrenci yurtlarında yaşanan güvenlik sorunları münferit değil; doğrudan doğruya sistematik bir ihmalin, denetimsizliğin ve kamusal sorumluluktan kaçınmanın sonucudur. Denetimsiz giriş-çıkışlar, işlevsiz ya da yetersiz güvenlik sistemleri, personel eksikliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden yoksun yönetim anlayışı, öğrencilerin yaşam hakkını açık biçimde tehdit eder hale gelmiştir.

Buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:

  • Öğrenci yurtlarında güvenlik en üst düzeyde sağlanmalı, tüm fiziki eksiklikler derhal giderilmelidir.
  • Yaşanan olayla ilgili sorumluluğu bulunan idareciler hakkında derhal soruşturma başlatılmalı; ihmali olanlar hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler uygulanmalıdır.
  • Öğrencilerin şikâyetlerini baskı altına almak yerine dinleyen, çözüm üreten ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
  • Tüm kamu ve özel yurtlar, güvenlik açısından kapsamlı ve düzenli denetimden geçirilmelidir.
  • Tüm yurtlarda toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddetle mücadele konularında eğitimler zorunlu hale getirilmelidir.

EĞİTİM SEN olarak, yaşanan bu olayın takipçisi olacağımızı ve tüm öğrencilerin barınma hakkı güvenli, sağlıklı ve insan onuruna yakışır koşullarda sağlanana kadar, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

The post Güvensiz Yurtlar, Sistematik İhmal: Kadın Öğrencilerin Haklarını ve Hayatlarını Tehdit Ediyor! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Yoksulluğa, Şiddete, Güvencesizliğe Karşı, Barış, Laiklik ve Özgürlük Mücadelesini Büyütüyoruz! https://egitimsen.org.tr/yoksulluga-siddete-guvencesizlige-karsi-baris-laiklik-ve-ozgurluk-mucadelesini-buyutuyoruz/ Wed, 25 Feb 2026 10:36:03 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70725 Bugün KESK merkezinde gerçekleştirilen basın toplantısıyla 8 Mart eylem ve etkinlik programımızı açıkladık. Açıklamaya KESK’e üye işkollarının kadın MYK üyeleri katılırken, KESK Kadın Meclisi adına açıklamayı KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher okudu. YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri, Emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa; her türden baskıya […]

The post Yoksulluğa, Şiddete, Güvencesizliğe Karşı, Barış, Laiklik ve Özgürlük Mücadelesini Büyütüyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Bugün KESK merkezinde gerçekleştirilen basın toplantısıyla 8 Mart eylem ve etkinlik programımızı açıkladık. Açıklamaya KESK’e üye işkollarının kadın MYK üyeleri katılırken, KESK Kadın Meclisi adına açıklamayı KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher okudu.

YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ!

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

Emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa; her türden baskıya ve şiddete karşı direnişi simgeleyen bir mücadele günü 8 Mart. 169 yıl önce New York’ta tekstil işçisi kadınlar günde yirmi saat süren ağır çalışma koşullarına rağmen düşük ücret almaya karşı çıkarak örgütlü ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Bu greve polis saldırdı. İşçiler fabrikaya kilitlendi. Ardından çıkan yangında fabrika önüne kurulan barikatlardan kaçamayan 129 kadın hayatını kaybetti.

KESKli kadınlar olarak geçmişten bugüne, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi uğruna hayatını kaybeden işçi kadınların mücadelelerini selamlıyoruz. Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye, baskılara, savaşlara, otoriterliğe karşı sesimizi yükseltiyor; dünden aldığımız güçle tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

İnsanca koşullarda çalışmak ve emeğinin karşılığını almak için Temel Conta’dan Digel Tekstil’e, Şık Makas’tan Migros Depo’ya direnen, Gazze’den Rojava’ya, Ukrayna’dan İran’a, Afganistan’a savaş koşullarında var olmaya çalışan tüm kadınları selamlıyoruz.

Dünyada ve ülkede yaşanan tüm krizlerin bedeli önce kadınlara ödetilmeye çalışılıyor. Neo-liberal politikalar en çok kadınları etkiliyor. Kadınlar sermayenin çıkarına ucuz işgücü olarak, düşük ücret, yarı haklar ile emek pazarına dâhil edilmeye çalışılırken, devletin kamu hizmetlerini tasfiyesini “iş ve aile uyumunu sağlama” gibi bir kılıfa sokması en çok bize, kadınlara zarar veriyor. Esnek, kısmi/yarı zamanlı ve evden çalışma bir seçenekmiş gibi sunuluyor. Kadınların hane içinde bakımı, ev içindeki ücretsiz emeği aksatmadan istihdama dâhil edilebilmesi sağlanmaya çalışılıyor; yani bize ataerki ile kapitalizmin çıkarlarını kesiştiren bir çalışma alanı yaratılıyor.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

Neoliberal politikaların iş yerine yansıması olan özelleştirmelerle, okulların, hastanelerin, sağlık kuruluşlarının ve sosyal hizmetlerin özele devredilmesi bu hizmetlere ulaşmamızı zorlaştırıyor aynı zamanda iş güvencemizi de ortadan kalkıyor. İş barışı bozuluyor aynı iş yerinde aynı işi yaparken özlük ve ekonomik haklarımız farklılaşıyor. Ücretlerimiz düşüyor, mobbing, şiddet ve taciz artıyor, hak aramayı imkânsızlaştıran kuralsızlık sistemi dayatılıyor.

Ekonomisinin 23 yıldır büyüdüğüyle övünen devlet, bir kriz yanılsaması yaratarak kamusal hizmet kapsamında olması gereken sorumluluklarından çekiliyor. Kreşler, yaşlı-gündüz bakım evleri gibi kamusal bakım hizmetleri tasfiye ediliyor. Teşviklerle sermayenin insafına bırakılan özel kreş ve bakımevleri kadınların yüzde 69’unun asgari ücret ve altında çalıştığı koşullarda kadın istihdamının önünde bir engel olarak duruyor.  Kamu harcamaları kısılırken.  Sosyal hakların daraltılmasının boşluğu da ailenin yani aslında kadınların ücretsiz emeğiyle dolduruluyor. “Annelik,” “vicdan,” “fedakârlık” değerlerinin sıkça gündeme getirildiği “aile on yılı” politikaları çerçevesinde, bakım ve ev içi emek kadınların omzunda bir yüke dönüştürülüyor. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı yarı zamanlı çalışma modeliyle, bakım ödenekleriyle, komşu annelik gibi uygulamalarla “hükümetin enformel çalışanları” haline getirilirdik. Emeğimizin sömürüsü katmerlenerek artıyor.

Bakımın toplumsal bir sorumluluk olduğunun altını çiziyor, kadın doğasının/fıtratının bir parçası olduğu anlayışının yerleştirilmesine ve cinsiyetçi iş bölümünün kurumsallaştırılmasına itiraz ediyoruz. Bu politikaların kadınları istihdam dışında bırakmaktan, hane içi emeğimizin görünmez kalmasını ve değersizleştirilmeye devam edilmesini sağlamaktan başka bir şeye hizmet etmeyeceğini biliyoruz.

Kadınlara en az üç çocuk doğurun diyen AKP iktidarı her fırsatta kadını çalışma yaşamının dışına itecek saldırıları müjde gibi sunmaya devam ediyor. Yarı zamanlı çalışma her ne kadar ebeveyn izni gibi sunulsa da bu izni öncelikle kadınların kullanmak zorunda olacağını biliyoruz; yarı zamanlı çalışma esnek çalışmadır ve hem kadının yükünü artırır hem de emeklilik, kıdem ilerlemesi gibi haklarının gasp eder. Bir kez daha hatırlatıyoruz; kreş açmak devletin sorumluluğudur. Çözüm yarı zamanlı çalışma değil iş yerlerine sayı kısıtlaması olmaksızın ücretsiz kreş açılmasıdır!

Türkiye’de kadın işsizliği yüzde 45’lere ulaştı. Yoksulluk, barınma,  beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için eğitimin dışına itilen yüzbinlerce kız çocuğu eğitim hakkından faydalanamıyor. Kesintili eğitim sistemi, MEB yönetmeliklerinde yapılan değişiklikler, “milli ve yerli” eğitim müfredatı ve şimdide de karma eğitimin tartışmaya açılmasıyla demokratik bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve laik eğitim ortadan kaldırılırken, çocuklara çok küçük yaştan itibaren katı cinsiyetçi iş bölümünü yeniden üretiliyor.

Değerli Basın Emekçileri,

MESEM projelerinde 77.715 kız çocuğu, çocuk işçi olarak hem ucuz iş gücü hem de her türlü tacize ve istismara açık sermayenin emrine veriliyor. Bu sistemin getirdiği can yakıcı sonuçlardan birini de TBMM’de gördük. Stajyer öğrencileri istismar edenler serbest bırakıldı!

İSİG verilerine göre iş yerlerinde işçi güvenliği ve sağlığına yönelik tedbirlerin alınmadığı için iş cinayetlerinde 13 kız çocuğu, çocuk işçi katledildi. Dilovası’nda Ravive Kozmetik’teki yangında hiçbir önlem alınmadığı için adeta göz göre göre katledilen üçü çocuk yedi işçiyi unutmadık, unutturmayacağız!

Bize yoksulluk ve yoksunluk dayatan bu sisteme; herhangi bir sosyal güvence olmadan, kayıt dışı, açlık sınırının altında ücretle çalıştırılmaya, yarım ücret almaya, güvencesiz bırakılmaya, çocuk yaşta işçileşmeye, çalışırken ölmeye, cam tavanlara, kırık merdivenlere itiraz ediyoruz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

Günde en az 3 kadın katlediliyor. Türkiye’de aynı gün içinde, 6 kadın katledildi. 2026’nın ilk ayında 22 kadın öldürüldü; 14 kadının ölümü ise kayıtlara ‘şüpheli’ olarak geçti. Bu cinayetler bir ihlale, politika boşluğuna ve sistematik cezasızlığa işaret ediyor. Cezasızlık ve hukuksuzluk nedeniyle failler kadınlar için tehdit olmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuzca çıkılması, 6284 Sayılı Kanun’un etkisiz hale getirilmesinin yanında, iktidar ve gerici-milliyetçi ittifakı, tüm kurumları ve medyasıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını, nefret söylemini yaygınlaştırıyor. Medeni Yasa’nın kadınların lehine maddelerini hedef haline getiren iktidar, yanına tarikat ve cemaatleri de alarak mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızı gasp ediyor.

Siyasi İslam dayatması kadınların kamusal hayattan çekilmesini ve kadınlar için yaşamsal olan laikliği hedefe koyuyor. Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir. Devletin ve hukukun dinselleştirilmesi, patriarkal düzeni güçlendirirken kadınları hem kamusal alandan hem de emek süreçlerinden dışlamayı hedefler. “Kutsal aile” söylemiyle kadın emeğini görünmez ve karşılıksız kılmak isteyen bu düzene karşı laikliği savunmak, aynı zamanda kadınların ekonomik ve toplumsal özgürlüğünü savunmaktır. Laiklik olmadan eşitlik, eşitlik olmadan özgürlük olmaz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

Dünyada ve bölgemizde devam eden savaşlar, çatışmalar ekonomik ve toplumsal krizleri derinleştiriyor. Bu koşullarda, emekçiler, halklar ve kadınların içinde bulunduğu şartlar daha da ağırlaşıyor.

Çatışmadan sonra geçiş süreçlerinde de kadınların hedefe alındığını görüyoruz. Afganistan’ın kölelik hükümlerine yer veren ceza yasası, kız çocukların eğitiminin yasaklanması, dans etmenin ve dans edenleri izlemenin suç sayılması, Suriye’de Lazkiye Valiliği’nin kamuda çalışan kadınlara makyaj yasağı, Şam kırsalındaki El-Tel Belediye Meclisi’nin kadın giyim mağazalarında erkeklerin çalışmasını yasaklaması, Rojava’da çetelerinin kadın bedenine ve kazanımlarına dönük saldırılar kadın soykırımının bir parçası olarak devam ediyor.

Tüm bu saldırılar karşısında; Afganistan’da kadınlar eğitime erişim yasaklarını protesto ederken diğer taraftan evlerde gönüllü eğitim grupları oluşturuyor. İran’da ekonomik ve sosyal adaletsizliğe karşı artan eylemlerde kadınlar talepleriyle en önde yer alıyor. Rojava’da kadın özgürlükçü yaşama karşı gelişen saldırılara karşı kadınlar özgürlük mücadelesinde ısrarını sürdürüyor. Dünyanın tüm kadınlarıyla birlikte “özgürlük” için mücadele etmekte kararlıyız diyoruz.

Ülkemizde de tekçi, faşizan ittifak varlığını gerginlik, kutuplaşma ve çatışma politikalarından beslenerek sürdürüyor. Savaş politikaları ile kışkırtılan milliyetçilik; açlık ve yoksulluğun, sistematik hale gelen ihlallerin ve kadın cinayetlerinin üstünü örtmenin aracı haline getiriliyor.

Anayasa’yı, temel hak ve özgürlükleri askıya alan iktidar, en küçük hak arama taleplerimizi bile baskı, gözaltı ve tutuklamalarla engellenmeye çalışıyor.  Cezaevlerinde de ciddi hak ihlalleri, hasta tutsakların ölüme terk edilmesi, görüş ve telefon yasaklarıyla süren tecrit politikasıyla tutsakların zor olan yaşam koşulları daha da zorlaşıyor.

Bunları kabul etmiyor, tüm kadınları barış mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

Patriarkal kapitalizmin, hayatlarımızı zapturapt almaya çalışan iktidarların saldırıları karşısında kadın emekçilerin örgütlü mücadelesi de sürüyor. Dünyada ve Türkiye’de kadınlar kazanılmış haklarına dönük saldırılar karşısında susmayacağını, korkmayacağını, itaat etmeyeceğini ve hakları için ne pahasına olursa olsun mücadele etmeyi sürdüreceğini haykırıyor.

Bizler kadın mücadelesine dönük tüm baskı ve şiddet politikalarının dönemsel değil stratejik, sistemik olduğunun farkındayız. Karşımızdaki olumsuz tabloya, faşizmin ve köktendinciliğin kendisini kurumsallaştırma girişimlerine rağmen, kadınların yaşamın her alanına eşit ve özgür katıldığı, gerçek anlamda demokrasinin, barışın, laik bir yönetim biçiminin inşa edildiği bir ülke yaratmanın mümkün olduğunu biliyoruz.

Örgütlenerek bir öz güce ulaşan kadınlar olarak, birbirimizden öğrenerek, dayanışarak bu karanlığı aşacağımızı biliyoruz. Rojava’dan Filistin’e, Afganistan’dan İran’a sınırları aşan kadın mücadelemizle kadınların sesini, sözünü, eylemini çoğaltarak hep birlikte bu karanlığı aşacağız, karanlığa teslim olmayacağız.

Bu 8 Mart’ta da kamu emekçisi kadınları YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! şiarı ile işyerlerimizde, alanlarda, yaşadığımız her yerde mücadele etmeye, eşitlik, özgürlük, emek, hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa’nın etkin bir şekilde uygulanması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için ALANLARDAYIZ!

Güvenceli iş, güvenli gelecek demek için, insanca yaşamaya yetecek ücret için ALANLARDAYIZ!

Kadın yoksulluğunu derinleştiren politikalara son verilmesi, kadın istihdamını artıracak sosyal politikaların hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!

Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması, esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine karşı sözümüzü örgütlemek için ALANLARDAYIZ!

ILO’nun İşyerinde Taciz ve Şiddeti Önlemeye Yönelik 190 sayılı Sözleşmesi’nin onaylanması için ALANLARDAYIZ!

Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyet sağlanması için ALANLARDAYIZ!

Kadın istihdamının önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının kamusal hizmet olarak sunulması, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikaların yapılması ve hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!

Tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu kreşlerinin açılması için ALANLARDAYIZ!

8 Mart’ın kadınlar için ücretli izin günü sayılması için ALANLARDAYIZ!

Kadınlar ve LGBTİ+’lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler yapılması için, Kadın Bakanlığı kurulması, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yapılması ve hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!

Eşit ve özgür olduğumuz, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için ALANLARDAYIZ!

Hayatlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!

Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için, barış içinde bir arada yaşamak için ALANLARDAYIZ!

Demokratik ve laik bir ülke için ALANLARDAYIZ!

Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için ALANLARDAYIZ!

Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!

Tüm kadınları, gökkuşağı gibi tüm renklerimizle bir arada olmaya, haklarımıza ve yaşamlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Evde, işte, tarlada emeği ve hakları için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününü kutluyoruz.

Bu yıl 27 Şubat-8 Mart tarihleri arasındaki hafta boyunca YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! şiarıyla gerçekleştireceğimiz eylem ve etkinliklerimize 28 Şubat-1 Mart tarihleri arasında direnişteki işçi kadınları ziyaret ederek başlıyoruz.

3 Mart günü, “Esneklik/güvencesizlik kıskacında kadın emeği ve yarı zamanlı çalışmanın kadın kamu emekçilerine yansımaları” konulu bir webinar düzenleyerek, yeni yönetmeliği ve aileci politikalarla yaygınlaştırılmaya çalışılan güvencesizliği tartışacağız.

4 Mart’ta cezaevlerinde tutuklu kadın arkadaşlarımıza kart gönderecek, 7 Mart cumartesi günü Cumartesi Anneleri/İnsanlarının eylemlerine sesimizi katacağız.

Hafta boyunca yerellerde KHK ile ihraç edilen ve hakkında eylem ve etkinliklerimiz nedeniyle soruşturma açılan kadınlarla buluşacak, 8 Mart Pazar günü her yerde eylemlerde ve gece yürüyüşlerinde olacağız.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ KADIN MÜCADELEMİZ, YAŞASIN KESK!

JIN JİYAN AZADÎ!

The post Yoksulluğa, Şiddete, Güvencesizliğe Karşı, Barış, Laiklik ve Özgürlük Mücadelesini Büyütüyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Suriye’deki Eğitim Emekçilerinin Yanındayız! https://egitimsen.org.tr/suriyeli-kamu-emekcilerinin-yanindayiz/ Mon, 02 Feb 2026 13:03:15 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70582 Geçtiğimiz hafta Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye kentinde valilik tarafından yayımlanan bir genelgeyle, kamu kurumlarında çalışan kadın emekçilere yönelik makyaj yasağı, bir ‘düzenleme’ değil; kadınların bireysel özgürlüklerine, kimliklerine ve kamusal alandaki varoluşlarına yönelmiş dinci, gerici, siyasal bir müdahaledir. Bu uygulama, kadın bedenini ve emeğini hedef alan; kamusal alanı laiklikten ve eşitlikten kopararak dinci-mezhepçi bir […]

The post Suriye’deki Eğitim Emekçilerinin Yanındayız! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Geçtiğimiz hafta Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye kentinde valilik tarafından yayımlanan bir genelgeyle, kamu kurumlarında çalışan kadın emekçilere yönelik makyaj yasağı, bir ‘düzenleme’ değil; kadınların bireysel özgürlüklerine, kimliklerine ve kamusal alandaki varoluşlarına yönelmiş dinci, gerici, siyasal bir müdahaledir. Bu uygulama, kadın bedenini ve emeğini hedef alan; kamusal alanı laiklikten ve eşitlikten kopararak dinci-mezhepçi bir tahakküm altına sokmayı amaçlayan açık bir baskı ve denetim girişimidir.

Bu ideolojik ve gerici müdahale kısa süre içinde daha ağır bir boyut kazanmış; Lazkiye’de görev yapan öğretmenler doğrudan hedef haline getirilmiştir. Kentte çalışan öğretmenlerin neredeyse tamamı, güvenlik koşulları bulunmayan, barınma ve ulaşım imkânları olmayan bölgelere zorunlu olarak görevlendirilmiş; bu görevlendirmeleri kabul etmeyenlerin “müstafi sayılacakları” bildirilmiştir. Fiilen uygulanmak istenen bu yöntem, öğretmenleri istifaya zorlayarak işsiz bırakmayı hedefleyen açık bir sürgün ve tasfiye politikasıdır. Sürgün edilen öğretmenlerin büyük çoğunluğunu kadınların oluşturması, kadın emekçilerin bu süreçte özellikle hedef alındığını bir kez daha göstermektedir. Bu keyfi ve ayrımcı uygulamalara karşı eğitim müdürlükleri önünde oturma eylemleri ve protestolar gerçekleştiren kamu emekçilerinin yanındayız.

Öte yandan Lazkiye’deki bu tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak Suriye Eğitim Bakanlığı tarafından siyasal kadrolaşmaya dönük yeni bir uygulama da başlatılmıştır. Bakanlığın yayımladığı resmî duyuruya göre Şam kırsalı pilot bölge ilan edilerek, pedagojik formasyonu bulunmayan, hatta eğitim fakültesi mezunu dahi olmayan kişilere “mülakat yöntemi”yle öğretmenlik yolu açılmaktadır. Bu karar liyakati ve mesleki yeterliliği açık biçimde tasfiye etmektedir. Aynı zamanda kamudan dışlanan kesimlerin yerini, belirli bir siyasal-ideolojik kadrolaşma anlayışıyla doldurmayı hedefleyen açık bir kayırmacılık politikasını ifade etmektedir.

Afganistan’dan Suriye’ye uzanan hatta inşa edilen ve emperyalist güçlerin siyasal, askerî ve ideolojik desteğiyle ayakta tutulan rejimlerin ortak karakteri; laikliği tasfiye eden, kamusal alanı dinci-mezhepçi normlarla yeniden düzenleyen ve bu yolla toplumu denetim altına alan bir yönetim anlayışıdır. Bu rejimler, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere halkların eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış içinde bir arada yaşama iradesini hedef almakta; eğitim, sağlık ve çalışma yaşamını ideolojik sadakat temelinde yeniden biçimlendirmektedir. Lazkiye’de kadın emekçilere ve öğretmenlere yönelen uygulamalar, Afganistan’da kadınların kamusal yaşamdan bütünüyle silinmesine uzanan sürecin farklı bir aşamasıdır. Yöntemler değişse de hedef aynıdır: İtaatkâr, güvencesiz ve görünmez bir toplum yaratmak.

Bu nedenle söz konusu uygulamalar yalnızca Suriye’nin iç meselesi olarak görülemez. Laiklik, eşitlik ve demokratik yaşam karşıtı bu pratiklerin meşrulaştırılması ve olağanlaştırılması, bölge ülkeleri açısından olduğu kadar Türkiye açısından da ciddi bir tehlike barındırmaktadır. Eğitimde laiklikten uzaklaşma, kadınların kamusal alandaki varlığının denetim altına alınması, liyakatin yerini siyasal-ideolojik kadrolaşmanın alması; ülkemizde de uzun süredir karşı karşıya olduğumuz politikaların bölgesel ölçekte yeniden üretildiğini göstermektedir.

Eğitim Sen olarak; Lazkiye’de ve Suriye’nin diğer bölgelerinde kadınların, Alevilerin ve farklı kimlik ve inanç gruplarının kamusal yaşamdan dışlanmasına; eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin siyasal ve mezhepsel tercihler doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına; öğretmenlerin sürgün edilerek istifaya zorlanmasına ve mesleki güvencelerinin ortadan kaldırılmasına karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Kadınların kamusal alandaki varlığına dönük baskılar ile öğretmenlere yönelik tasfiye ve kadrolaşma politikaları aynı siyasal zihniyetin ürünüdür.

Eğitim Sen olarak, Suriye’de eğitim emekçilerinin güvenceli çalışma hakkının; kamusal eğitimin bilimsel ve laik niteliğinin; kadınların eşit ve özgür yurttaşlar olarak kamusal yaşamda yer almasının ve farklılıkların birlikte, eşit koşullarda yaşayabildiği demokratik bir toplumsal düzenin savunulmasının, bölgenin barışı ve geleceği açısından hayati önemde olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

The post Suriye’deki Eğitim Emekçilerinin Yanındayız! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
MESEM’ler Çocukları Sömürüye ve İstismara Açık Hale Getiriyor! https://egitimsen.org.tr/mesemler-cocuklari-somuruye-ve-istismara-acik-hale-getiriyor/ Fri, 16 Jan 2026 09:45:37 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70361 Balıkesir’in Edremit ilçesinde, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında staj yaptığı bir simit fırınında çalışan 15 yaşındaki bir kız çocuğunun iş yeri sahibi tarafından, Sivas’ta ise yine 15 yaşındaki bir kız çocuğunun pastacılık bölümünde eğitim görürken çalıştığı iş yerindeki erkek usta tarafından sistematik cinsel istismara ve saldırıya uğraması, çocukların “mesleki eğitim” adı altında nasıl denetimsiz, güvencesiz […]

The post MESEM’ler Çocukları Sömürüye ve İstismara Açık Hale Getiriyor! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Balıkesir’in Edremit ilçesinde, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında staj yaptığı bir simit fırınında çalışan 15 yaşındaki bir kız çocuğunun iş yeri sahibi tarafından, Sivas’ta ise yine 15 yaşındaki bir kız çocuğunun pastacılık bölümünde eğitim görürken çalıştığı iş yerindeki erkek usta tarafından sistematik cinsel istismara ve saldırıya uğraması, çocukların “mesleki eğitim” adı altında nasıl denetimsiz, güvencesiz ve tehlikeli bir ortama itildiğini bir kez daha göstermiştir.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Balıkesir’in Edremit ilçesinde MESEM öğrencisi olan kız çocuğu, çalıştığı iş yerinde istismara uğramış, durumu dile getiren tanıklar tehdit edilmiş, aile şikâyetçi olmasına rağmen fail henüz yakalanmamıştır. Sivas’ta ise istismara maruz kalan çocuk, iş yerinden ayrılınca, MESEM’in iş sözleşmesi zorunluluğu nedeniyle yeni bir iş yeri bulamadığı için okuldan da ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu vahim tablo tekrar göstermektedir ki MESEM uygulaması çocukları her türlü riske açık hale getirerek, onları eğitimden koparan yapısal bir sorundur.

MESEM’ler aracılığıyla çocuklar, ucuz iş gücü olarak görülmekte,  iş cinayetlerine, şiddete, mobbinge ve cinsel istismara açık hale getirilmektedir. Öyle ki son yıllarda MESEM kapsamında çalıştırılan en az 17 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bilinmektedir. Bu ölümler ve yaşanan istismarlar, çocukları korumayan, çocuk işçiliğini meşrulaştırarak onları sermayenin insafına terk eden eğitim politikalarının doğrudan sonucudur.

Eğitim Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz:

Çocukların güvenliği toplumsal bir sorumluluktur. Çocukların istismar edildiği, yaşamlarını yitirdiği bir düzende hiçbir kamu kurumu, hiçbir yönetici sorumluluktan muaf değildir. Cezasızlık politikaları bu karanlığı büyütmektedir.

Taleplerimiz nettir:

  • Edremit’te ve Sivas’ta yaşanan istismar olayları derhal, şeffaf ve etkin biçimde soruşturulmalıdır.
  • Mağdur çocuklar derhal korunmalı, psikolojik ve hukuki destek eksiksiz biçimde sağlanmalıdır.
  • Çocuk işçiliğini yaygınlaştıran MESEM sistemi derhal sonlandırılmalı, bu alandaki tüm mevzuatlar, özellikle 3308 sayılı Yasa, çocukların güvenliğini ve eğitim hakkını esas alacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.
  • Millî Eğitim Bakanlığı, yaşanan iş cinayetleri ve istismar vakalarıyla ilgili sorumluluğunu gizlemek yerine hesap vermelidir. Sorumluluğu bulunan tüm yetkililer hakkında derhal idari ve hukuki soruşturma başlatılmalıdır.

Eğitim Sen olarak çocukların, nitelikli, laik, bilimsel, kamusal, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi eğitim hakkı için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.

The post MESEM’ler Çocukları Sömürüye ve İstismara Açık Hale Getiriyor! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı Sonuç Bildirgesi https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-3-kadin-kurultayi-sonuc-bildirgesi/ Wed, 07 Jan 2026 09:00:32 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70217 Biz eğitim ve bilim emekçisi kadınlar “Geçmişte İzimiz Geleceğe Sözümüz Var” şiarıyla, 19-20-21 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da, EĞİTİM SEN 3. KADIN KURULTAYI için bir araya geldik. Kurultay şubelerimizden gelen delegeler, şube kadın sekreterleri, Merkez Düzenleme Kurulu ve Danışma Kurulumuzdan oluşan 306 delege ile uluslararası ve ulusal sendikaların, siyasi partilerin ve kadın örgütlerinin temsilcilerinin yoğun katılımı […]

The post Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı Sonuç Bildirgesi appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Biz eğitim ve bilim emekçisi kadınlar “Geçmişte İzimiz Geleceğe Sözümüz Var” şiarıyla, 19-20-21 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da, EĞİTİM SEN 3. KADIN KURULTAYI için bir araya geldik. Kurultay şubelerimizden gelen delegeler, şube kadın sekreterleri, Merkez Düzenleme Kurulu ve Danışma Kurulumuzdan oluşan 306 delege ile uluslararası ve ulusal sendikaların, siyasi partilerin ve kadın örgütlerinin temsilcilerinin yoğun katılımı ile toplandı. Güçlü bir katılımla, uluslararası deneyimlerin aktarımı, atölye çalışmaları, tartışmalar ve tebliğlerle gerçekleştirdiğimiz Kurultayımızın sonucunda kadınların hem toplumsal yaşamda hem de sendikamız içinde güçlenmesini sağlayacak kararlar oy çokluğuyla alındı ve sonuç bildirgemiz aşağıdaki biçimde oluştu.

Kadın Kurultayımızı; Türkiye’de otoriterleşmenin kurumsallaştığı, hukukun askıya alındığı, emekçilerin ve kadınların çok yönlü bir saldırı altında bırakıldığı tarihsel bir eşikte gerçekleştirdik. Siyasal iktidar ülkeyi ekonomik kriz, savaş politikaları, toplumsal baskı, yasak ve şiddet politikalarıyla yönetmeye çalışmakta; bu süreçten en ağır biçimde etkilenenlerin başında ise kadınlar ve kız çocukları gelmektedir.

Uygulanan neoliberal ekonomi politikalarıyla birlikte yoksulluk kalıcı hale getirilmiş; kamusal hizmetler tasfiye edilmiş, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik piyasanın insafına bırakılmıştır. Bu politikaların yarattığı yıkım ise bakım emeği ve yeniden üretim yükü üzerinden kadınların yaşamına doğrudan yansımaktadır. Kadınlar bir yandan güvencesiz, düşük ücretli ve esnek çalışmaya zorlanırken; diğer yandan kamusal desteklerin yokluğu toplumsal yeniden üretim yükünü kadınların karşılıksız ev içi emeği üzerinden karşılayarak ev içi emek sömürüsünü derinleştirmektedir.

Kadın istihdamı “esnekleşme” adı altında güvencesizliğin laboratuvarına dönüştürülmüş; yarı zamanlı, uzaktan, sözleşmeli ve kayıt dışı çalışma biçimleri kadınlar için kalıcı hale getirilmiştir. Bu durum, kadınları ekonomik olarak bağımlı kılarken; sendikal örgütlenmeden ve sosyal güvenceden de uzaklaştırmaktadır.

Siyasal iktidarın kadınlara yönelik politikaları, açık bir biçimde patriyarkal ve muhafazakâr bir toplumsal düzen inşa etmeyi hedeflemektedir. Kadınların yaşamları; “aile”, “annelik” ve “makbul kadın” söylemleri üzerinden denetim altına alınmakta, kadın bedeni siyasal iktidarın ideolojik müdahale alanı haline getirilmektedir. Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetler adeta kırıma dönüşmüştür. Cezasızlık politikaları bu suçları teşvik eden bir mekanizma olarak işlemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkına yönelik açık bir siyasal tercihin ifadesidir.

Eğitim ise bu siyasal hattın en görünür biçimde uygulandığı alanlardan biridir. Eğitimin kamusal, bilimsel ve laik niteliği sistematik biçimde tasfiye edilmekte; cinsiyetçi, gerici ve tekçi müfredat anlayışıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği yeniden üretilmektedir. Kız çocuklarının eğitime erişimi, kadınların bilimsel ve özgür düşünceyle buluşması engellenmekte; eğitim emekçisi kadınlar hem çalışma yaşamında hem de sendikal yapılarda ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Eğitim ve bilim emekçisi kadınlar; liyakat dışı atamalar, mobbing, performans baskısı ve güvencesiz çalışma biçimleriyle kuşatılmakta; yönetim ve karar mekanizmalarından bilinçli olarak dışlanmaktadır. Kadınların sendikal alanda söz ve karar süreçlerine katılımı hâlâ eril yapılarla sınırlandırılmakta; eşit temsiliyet talepleri görmezden gelinmektedir.

Öte yandan savaş politikaları, inkâr ve asimilasyon uygulamaları kadınların yaşamını çok katmanlı biçimde hedef almaktadır. Kürt kadınlar başta olmak üzere ülkemizdeki tüm halklardan kadınlar; yoksulluk, şiddet, göç, özel savaş politikaları ve anadilinde eğitim hakkının yok sayılmasıyla kuşatılmaktadır. Militarizm, güvenlikçi politikalar ve kayyım uygulamaları; kadınların barış, eşitlik ve özgürlük mücadelesini bastırmanın aracı haline getirilmektedir.

Bugün gelinen noktada açıktır ki; kadınların özgürlük mücadelesi ile emek, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği; sınıfsal sömürünün, savaş politikalarının ve otoriter rejimlerin temel dayanaklarından biridir. Bu nedenle kadın mücadelesi, aynı zamanda sınıf mücadelesidir, barış mücadelesidir, demokrasi mücadelesidir.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nda örgütlü kadınlar olarak; bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi büyütmenin tarihsel bir sorumluluk olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Kadınların sendikalarda, iş yerlerinde ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında özneleşmesi; eşit temsiliyetin sağlanması ve kadın dayanışmasının güçlendirilmesi, bu karanlık tabloyu değiştirecek temel güçtür.

Kadın Kurultayımız; kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim ilkeleri temelinde; eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesini büyütme iradesinin ifadesidir. Bizler, kadınların sözüyle, iradesiyle ve örgütlü gücüyle; sömürüye, şiddete, savaşa ve patriyarkal düzene karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Kadın Kurultayımızda yürütülen atölye çalışmaları; kadınların, kız çocuklarının ve LGBTİ+’ların yaşamlarının eğitim politikaları, istihdam rejimi, aileci–ataerkil yapı, heteronormatif ideoloji ve otoriter siyasal iklim tarafından çok yönlü biçimde kuşatıldığını ortaya koymuştur. Eğitim alanı; eşitsizliklerin yeniden üretildiği, ayrımcılığın normalleştirildiği ve emek sömürüsünün derinleştirildiği temel alanlardan biri haline getirilmiştir.

Kurultayımızda ortaklaşan temel tespit şudur: Eğitim hakkı mücadelesi; kadın özgürlük mücadelesinden, çocukların korunmasından, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık talebinden ve sendikal mücadeleden ayrılamaz. Bu nedenle Kurultayımız, parçalı talepler yerine bütünlüklü, hak temelli ve dönüştürücü bir mücadele hattını esas almaktadır.

Bu çerçevede aşağıdaki sonuç ve öneriler, Kurultayımıza katılan delegelerin 6 ana başlık altında yürüttükleri atölye çalışmalarının sonucunda ulaşılan ortak iradeyi yansıtmaktadır.

EĞİTİM POLİTİKALARI, AYRIMCILIK VE CİNSİYETÇİLİK

  • Eğitim; piyasanın, dinsel yapıların ve otoriter siyasal müdahalelerin aracı olmaktan çıkarılmalı; kamusal, ücretsiz, bilimsel ve laik bir hak olarak yeniden örgütlenmelidir.
  • “Fırsat eşitliği” söylemi yerine, devletin sorumluluğunu açıkça tanımlayan “eğitim hakkı” perspektifi esas alınmalıdır.
  • Eğitim politikaları; cinsiyet, dil, kimlik, engellilik durumu ve sınıfsal farklılıkları gözeten hak temelli bir anlayışla şekillendirilmelidir.
  • Anadilinde eğitim, vazgeçilmez bir insan hakkıdır; Anayasada gerekli düzenlemeler yapılarak, anadili temelinde çok dilli eğitim modellerinin yasal zemini oluşturulmalıdır.
  • Anadilinde eğitim için öğretmen yetiştirme programları düzenlenmeli, üniversitelerde ilgili bölümler açılmalıdır.
  • Çocuklar ucuz iş gücü değildir; çocuklar çocuktur. MESEM uygulamaları kaldırılmalı, çocukların eğitim hakkını gasp eden tüm düzenlemelere son verilmelidir.
  • Tüm çocuklar için günde bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz su temel bir hak olarak güvence altına alınmalıdır.
  • Okullarda ve üniversitelerde cinsiyet temelli ayrımcılık, mobbing ve tacize karşı bağımsız, şeffaf ve yaptırımı olan mekanizmalar kurulmalıdır.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği, müfredatın ve eğitim ortamlarının kurucu unsuru haline getirilmelidir.
  • Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık, cinsiyetçi dil ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi disiplin yönetmeliklerinde açık biçimde tanımlanmalıdır.
  • LGBTİ+ mücadelesi, kadın çalışmalarına sıkıştırılmadan sendikanın genel eşitlik mücadelesinin parçası olarak ele alınmalıdır.
  • Eğitim Sen bünyesinde LGBTİ+’lar için güvenli başvuru ve örgütlenme mekanizmaları oluşturulmalıdır.
  • Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri güçlendirilmeli; bu birimler göstermelik olmaktan çıkarılmalıdır.
  • Üniversite öğrencileri için barınma ve beslenme sorunu, cemaat yurtları ve öğrencilerin güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalması gerçekliği ile ele alınmalı; kamusal çözümler üretilmelidir.
  • Sendikalar, eşitlik mücadelesinin yalnızca taşıyıcısı değil, dönüştürücü öznesi olmalıdır.
  • Eğitim Sen, eğitim alanındaki tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadeleyi kalıcı bir örgütlenme hattına dönüştürmelidir.

İSTİHDAM BİÇİMLERİNİN DÖNÜŞÜMÜ VE KADIN EMEĞİ

  • Tüm eğitim ve bilim emekçileri için kadrolu, güvenceli, tam zamanlı istihdam temel talep olmalıdır.
  • Ücretli, sözleşmeli, proje bazlı ve taşeron çalışma biçimleri kaldırılmalıdır.
  • KHK’li tüm arkadaşlarımız işine iade edilmelidir.
  • Aynı işi yapan tüm emekçiler için eşit işe eşit ücret sağlanmalıdır.
  • Vakıf üniversiteleri ve özel öğretim kurumlarında keyfi sözleşme, ücret gizliliği uygulamalarına son verilmeli, şeffaf ücret politikaları benimsenmelidir.
  • Performans, kariyer basamakları ve sözleşme rejimleriyle yaratılan ücret eşitsizlikleri kaldırılmalıdır.
  • Kreşler, yaşlı bakım evleri ve bakım hizmetleri kamusal, ücretsiz ve erişilebilir hale getirilmelidir.
  • Bakım emeği kadınların “doğal görevi” olmaktan çıkarılmalı; toplumsal ve kamusal bir sorumluluk olarak örgütlenmelidir.
  • İşyerlerinde kreş hakkı ve bakım izni güvence altına alınmalıdır.
  • İşyerlerinde güvenli, bağımsız ve yaptırım gücü olan başvuru ve denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
  • ILO 190 imzalanarak etkin bir biçimde uygulanmalı; sendikalar bu sürecin takipçisi olmalıdır.
  • Güvencesiz alanlarda çalışan kadınlara yönelik özel örgütlenme ve politika programları geliştirmelidir.
  • Vakıf üniversiteleri, özel öğretim kurumları ve ücretli öğretmenlik alanlarında sendikal temsil güçlendirilmelidir.
  • Kadınlar ve LGBTİ+’lar arasında sendikal ilişkiler ve dayanışma ağları güçlendirilmelidir.
  • Eğitim emekçilerine angarya işler yüklenmesine son verilmelidir.
  • Engelli kadınlar için işyerleri ve kamusal alanlar erişilebilir hale getirilmelidir.
  • Göçmen kadın emeğinin sömürülmesine ve ırkçılığa karşı net ve yaptırımlı sendikal tutum alınmalıdır.
  • Yoksulluğun kadınlaşmasına karşı kamusal sosyal politikalar geliştirilmelidir.

AİLE, BEDEN POLİTİKALARI VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ

  • Aile, kutsal ve değişmez bir kurum olarak değil; tarihsel, politik ve dönüştürülebilir bir ilişki biçimi olarak ele alınmalıdır.
  • Heteronormatif, mülkiyetçi ve hiyerarşik çekirdek aile modeli tek geçerli yaşam biçimi olmaktan çıkarılmalıdır.
  • Tek ebeveynli aileler, LGBTİ+ aileler, gönüllü kolektif yaşamlar ve farklı birliktelikler meşru, görünür ve eşit kabul edilmelidir.
  • Aile, kapalı ve izole bir birim olmaktan çıkarılarak; mahalle, dayanışma ağları, kooperatifler ve kolektif bakım mekanizmalarıyla toplumla iç içe bir yaşam alanına dönüştürülmelidir.
  • Sendika tüzüğünde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği açık biçimde korunmalıdır.
  • Sendikal mekânlar kapsayıcı biçimde düzenlenmeli; görünürlük ve güvenlik birlikte sağlanmalıdır.
  • Kolektif yaşam ve bakım modelleri teşvik edilmeli; aile içi bakım zorunluluğu kırılmalıdır.

SAVAŞ GÖÇ BARIŞ BAĞLAMINDA KADIN MÜCADELESİ

  • Savaş politikalarına, güvenlikçi devlet anlayışına ve militarizme karşı net ve kararlı bir barış politikası savunulmalıdır.
  • Barış; çatışmasızlıkla sınırlı değil, eşitlikçi, adil ve özgür bir toplumsal düzenin inşası olarak ele alınmalıdır.
  • Kadınların barış süreçlerinde özne olması sağlanmalı; kadınların deneyimleri ve talepleri barış politikalarının merkezine yerleştirilmelidir.
  • Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen karşıtlığına karşı net ve yaptırımlı sendikal tutum geliştirilmelidir.
  • Göçmen ve sığınmacı kadınlara yönelik politikalar, yardımseverlik değil hak ve eşitlik temelinde ele alınmalıdır. Bu kadınlar eşit ve özne olarak mücadele süreçlerine dâhil edilmelidir.
  • Sendika bünyesinde göçmen kadınlara yönelik ırkçı söylem ve pratikler disiplin suçu sayılmalıdır.
  • Yerel dayanışma ağları, göçmen kadın komisyonları ve kadın örgütleriyle kalıcı ilişkiler kurulmalıdır.
  • Milliyetçi, militarist ve güvenlikçi müfredat anlayışına karşı barış eğitimi savunulmalıdır.
  • Okullarda ırkçılık, ayrımcılık ve akran zorbalığına karşı etkin mücadele mekanizmaları kurulmalıdır.
  • Ekolojik yıkım, toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde ele alınmalıdır.
  • Savaş sanayisinin ve militarizmin ekolojik yıkımdaki rolü teşhir edilmelidir.
  • İklim adaleti, kadın özgürlüğü ve barış mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.
  • Ekolojik yıkıma karşı direnen kadınların deneyimleri görünür kılınmalı ve desteklenmelidir.
  • Eğitim, sağlık, bakım, barınma ve sosyal hizmetler hak temelli ve kamusal olarak örgütlenmelidir.
  • Kadınların ve dezavantajlı grupların kamusal hizmetlere erişimi güvence altına alınmalıdır.

EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, LAİKLİK MÜCADELESİ VE KAMUSALLIK

  • Kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasına, özelleştirilmesine ve metalaştırılmasına son verilmelidir.
  • “Paran kadar hizmet” anlayışı yerine, kamusal hizmetlere erişimin temel insan hakkı olarak tanımlanmasından hareketle etkin bir mücadele yürütülmelidir.
  • Laiklik; kadınların eşit yurttaşlık haklarının, yaşam hakkının ve özgürleşmesinin temel güvencesi olarak ele alınmalıdır.
  • Tarikat ve cemaatlerle yapılan tüm protokoller iptal edilmeli; bu yapıların kamusal alan üzerindeki etkisi sona erdirilmelidir.
  • ÇEDES, imam hatipleştirme ve benzeri uygulamalara karşı laik, bilimsel ve demokratik eğitim mücadelesi güçlendirilmelidir.
  • Tarikat ve cemaatler; kamusal hizmetlerin yerini alan paralel iktidar ağları olarak teşhir edilmelidir.
  • Yerel yönetimlerin tarikat ve cemaatlerle kurduğu ilişkiler sonlandırılmalıdır.
  • Kadın politikaları aile merkezli değil, kadını bağımsız bir özne olarak ele alan hak temelli bir yaklaşımla oluşturulmalıdır.
  • Kadının “eş–anne–bakıcı” rolleriyle tanımlanmasına karşı, kamusal yaşamda özgür ve eşit birey olarak var olması esas alınmalıdır.
  • Kadın yoksulluğunu derinleştiren sosyal yardım ve himmet anlayışı yerine, kolektif ve kamusal sosyal politika benimsenmelidir.
  • Anadilinde eğitim ve anadilinde kamusal hizmete erişim kolektif ve kültürel bir insan hakkı olarak tanınmalıdır. Eğitim, sağlık, adalet ve sosyal hizmetler başta olmak üzere anadilinde kamusal hizmet için yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Anadilin güvenlik, beka ya da ayrıştırma söylemleriyle kriminalize edilmesine son verilmelidir.
  • Karma eğitime yönelik saldırılara karşı mücadele hattı güçlendirilmelidir.
  • Pedagojik formasyonu olmayan kişi ve yapıların eğitim süreçlerinden çıkarılması sağlanmalıdır.
  • Taşımalı eğitimin kaldırılması, okul kapatma politikaları ve cemaat yurtlarına yönlendirme uygulamalarına son verilmelidir.
  • Sendikalar da kamusal alanlar olarak ele alınmalı; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele öncelikle sendikanın kendi örgütlülüğü içinde verilmelidir.
  • Yüz yüze örgütlenme, iş yeri temelli dayanışma ve kadın dayanışma ağları yaygınlaştırılmalıdır. 

SENDİKAL MÜCADELEDE KADIN

  • Yürütmelerde, meclislerde, komisyonlarda ve tüm organlarda kadın temsiliyeti güçlendirilmelidir.
  • Kota, eşit temsiliyet ve benzeri araçların etkin biçimde uygulanması sağlanmalı; eksik uygulamalar giderilmelidir.
  • Temsiliyeti engelleyen yapısal sorunlar (bakım emeği, zaman, mekân, karar alma süreçleri) ortadan kaldırılmalıdır.
  • Sendika bünyesinde bakım odaları, çocuklara yönelik atölyeler ve destekleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır.
  • Erkek üyelerin bakım sorumluluğuna katılımını teşvik eden bir sendikal kültür inşa edilmelidir.
  • Kadınların sendikal çalışmalara eşit katılımını destekleyecek kamusal kreş ve bakım hizmetleri sendikal talepler arasında yer almalıdır.
  • Kadın meclislerinin işlevsellikleri artırılmalıdır.
  • Şube kadın meclisleri, yürüttükleri çalışmalar, kadın politikalarına ilişkin değerlendirme, öneri ve kararları hakkında şube meclislerine düzenli olarak bilgi paylaşmalıdır.
  • Kadınlara yönelik eylem, etkinlik ve mücadele biçimlerine ilişkin kararlar kadın meclislerinin iradesiyle belirlenmelidir.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri tüm yürütme kurulu üyeleri ve organlar için zorunlu hale getirilmelidir. Cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitimler sürekli olarak tüm üyelere verilmelidir.
  • Sendikanın tüm yazılı, görsel ve dijital materyallerinde cinsiyet özgürlükçü dil ve yaklaşım esas alınmalıdır.
  • Kadın meclislerinin sosyal medya ve dijital platformları aktif kullanılmalıdır.
  • Podcast, video, dijital bülten gibi araçlarla kadınların deneyimleri ve talepleri görünür kılınmalıdır.
  • Dijital içerikler cinsiyet eşitliği perspektifiyle üretilmelidir.
  • Sendikanın bütçe, mali planlama ve kaynak dağıtımı süreçleri toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yürütülmelidir.
  • Kadın politikalarına, kadın meclislerine, eşitlik eğitimlerine ayrılan kaynaklar güvence altına alınmalıdır.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı bütçe uygulamaları ve meclis kararlarının hayata geçirilmemesi disiplin suçu olarak tanımlanmalıdır.
  • Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa ilişkin disiplin süreçleri özel ve güvenli mekanizmalarla ele alınmalıdır.
  • Eş başkanlık ve eşit temsiliyet sendika genelinde tartışılarak nihai kararlar tabandan gelen irade doğrultusunda kadınların bu tartışma süreçlerinde aktif rol alması sağlanarak şekillendirilmelidir.
  • Kadın eylem ve etkinliklerinin planlama ve bütçelendirilmesi konusunda sendika genelinde tartışma yürütülmesi, nihai kararlar tabandan gelen irade doğrultusunda kadınların bu tartışma süreçlerinde aktif rol alması sağlanarak şekillendirilmelidir.

The post Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı Sonuç Bildirgesi appeared first on Eğitim Sen.

]]>
TBMM’deki Çocuk İstismarı Skandalı: Denetimsizlik, Liyakatsizlik ve Cezasızlık Düzeninin Sonucu! https://egitimsen.org.tr/tbmmdeki-cocuk-istismari-skandali-denetimsizlik-liyakatsizlik-ve-cezasizlik-duzeninin-sonucu/ Thu, 11 Dec 2025 12:40:10 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=69929 Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) lokantasında stajyer olarak çalışan öğrencilerin personel tarafından cinsel istismara uğradığına ilişkin iddialar, devlet kurumlarında yıllardır süren denetimsizliğin, liyakatsizliğin ve cezasızlık kültürünün ne denli derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir kamu kurumunun en tepesinde, ülkenin yasama organı çatısı altında küçük yaşta çocukların istismara uğraması, yalnızca bireysel bir sapkınlık değil; […]

The post TBMM’deki Çocuk İstismarı Skandalı: Denetimsizlik, Liyakatsizlik ve Cezasızlık Düzeninin Sonucu! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) lokantasında stajyer olarak çalışan öğrencilerin personel tarafından cinsel istismara uğradığına ilişkin iddialar, devlet kurumlarında yıllardır süren denetimsizliğin, liyakatsizliğin ve cezasızlık kültürünün ne denli derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bir kamu kurumunun en tepesinde, ülkenin yasama organı çatısı altında küçük yaşta çocukların istismara uğraması, yalnızca bireysel bir sapkınlık değil; çocukların korunma hakkının sistematik biçimde ihmal edildiği ve görmezden gelindiği bir yönetim anlayışının sonucudur.

Kamuoyu Baskısı Olmadan Harekete Geçilmiyor

TBMM Genel Sekreterliği’nin açıklamasına göre, istismara ilişkin ilk şikâyet dilekçesi 19 Kasım 2025’te kuruma ulaşmış; ancak idari soruşturmanın kamuoyuna yansıyan haberlerden sonra hızlandığı görülmüştür. Bu durum, kamu kurumlarının “olayları önlemek” yerine “üstünü örtme” eğiliminin ne kadar kökleştiğini göstermektedir. Eğer medya bu skandalı gündeme taşımamış olsaydı, istismarın üzerinin bir kez daha sessizlikle kapatılacağı açıktır.

Çocukların uğradığı istismar karşısında “hassasiyetle ilgileniyoruz” açıklaması yeterli değildir. Gerçek hassasiyet, çocukların hiçbir koşulda böyle bir ortama itilmemesiyle başlar. Bu, TBMM gibi en yüksek kamu kurumunda dahi sağlanamıyorsa, Türkiye’deki hiçbir çocuk kendini güvende hissedemez.

Staj Sistemi Çocuk Emeğini Sömürüyor, Denetimsizlik İstismarı Büyütüyor

Staj adı altında sürdürülen uygulama, uzun süredir çocuk emeği sömürüsünün ve cinsel istismarın zeminine dönüşmüştür. Okul yönetimlerinin, MEB’in ve ilgili bakanlıkların gerekli denetimleri yapmaması, öğrencilerin “iş gücü” olarak görülmesi ve stajyer çocukların psikososyal destekten yoksun bırakılması bu tür olayları kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu sistem, liyakatten uzak kadroların elinde, çocukların eğitimi yerine üretim süreçlerine ucuz işgücü olarak dâhil edilmesinin aracı haline getirilmiştir.

Cezasızlık Zinciri Kırılmadıkça Çocuklar Güvende Olmayacak

Her istismar vakasında olduğu gibi bu olayda da aynı tablo karşımıza çıkmaktadır: Birkaç personel açığa alınmakta, süreç “idari soruşturma” ile sınırlı tutulmakta, ardından dosyalar sessizce kapatılmaktadır.

İstismarın gerçek failleri kadar, olayı bilip susan, önlem almayan ve sorumluluğu gizlemeye çalışan herkes suç ortağıdır. Bu düzen değişmedikçe, TBMM’de de, okulda da, yurtta da çocuklar istismar riskiyle baş başa bırakılacaktır.

Eğitim Sen olarak bu olayın yalnızca “birkaç personelin suçu” olarak gösterilmesine izin vermeyeceğiz. Gerçek sorumlular hesap vermelidir!

TBMM dâhil tüm kamu kurumlarında:

  • Stajyer öğrencilerin çalıştığı alanlar derhal denetlenmeli,
  • Eğitim süreçleri boyunca çocukların güvenliği ve psikolojik destekleri sağlanmalı,
  • Liyakatsiz görevlendirmelere, torpilli kadrolaşmalara son verilmeli,
  • İstismara karışan veya sessiz kalan tüm yöneticiler hakkında adli ve idari işlem başlatılmalıdır.

Çocukların Güvenliği Toplumsal Sorumluluktur

TBMM’de yaşanan bu utanç verici olay, ülkenin yönetim anlayışındaki çürümenin, denetimsizliğin ve cezasızlığın en somut göstergesidir. Çocukların istismar edildiği bir ülkede hiçbir kamu kurumu, hiçbir yönetici “sorumluluktan muaf” değildir. Gerçek adalet, ancak cezasızlığın bittiği ve liyakatin egemen olduğu bir düzende mümkündür.

Eğitim Sen olarak çocukların, öğrencilerin ve gençlerin güvenli, eşit ve özgür bir ortamda eğitim görmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Basın toplantısını izlemek için tıklayınız.

The post TBMM’deki Çocuk İstismarı Skandalı: Denetimsizlik, Liyakatsizlik ve Cezasızlık Düzeninin Sonucu! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
“Geçmişte İzimiz, Geleceğe Sözümüz Var!” Şiarıyla 3. Kadın Kurultayımızı Gerçekleştiriyoruz https://egitimsen.org.tr/gecmiste-izimiz-gelecege-sozumuz-var-siariyla-3-kadin-kurultayimizi-gerceklestiriyoruz/ Mon, 08 Dec 2025 09:30:10 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=69903 Eğitim Sen olarak kadınların sendikal, toplumsal ve siyasal mücadelesinin taşıyıcısı, örgütleyicisi ve sözcüsü olma sorumluluğuyla 3. Kadın Kurultayımızı gerçekleştiriyoruz. Bu kurultay, geçmişin direngen izlerini geleceğe umutla taşıyan kadınların buluşmasıdır; emeğiyle, sözüyle, mücadelesiyle var olan kadınların sesini büyütecek bir dayanışma ve mücadele çağrısıdır. Bugün, iktidarın her alana sinen cinsiyetçi, muhafazakâr, gerici ve piyasacı politikaları ile kadınların […]

The post “Geçmişte İzimiz, Geleceğe Sözümüz Var!” Şiarıyla 3. Kadın Kurultayımızı Gerçekleştiriyoruz appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen olarak kadınların sendikal, toplumsal ve siyasal mücadelesinin taşıyıcısı, örgütleyicisi ve sözcüsü olma sorumluluğuyla 3. Kadın Kurultayımızı gerçekleştiriyoruz. Bu kurultay, geçmişin direngen izlerini geleceğe umutla taşıyan kadınların buluşmasıdır; emeğiyle, sözüyle, mücadelesiyle var olan kadınların sesini büyütecek bir dayanışma ve mücadele çağrısıdır.

Bugün, iktidarın her alana sinen cinsiyetçi, muhafazakâr, gerici ve piyasacı politikaları ile kadınların yaşam hakkı, emeği, kimliği ve özgürlüğü kuşatma altındadır. Eğitim Sen’li kadınlar olarak, yıllardır yürüttüğümüz eşitlik, özgürlük ve dayanışma mücadelesini daha da büyütme kararlılığındayız. Çünkü Eğitim Sen’in tarihi, Türkiye’de sendikal alanda ve yaşamın her alanında, kadınların kendi sözünü kurduğu bir mücadelenin tarihidir.

Kuruluşumuzdan bu yana kadın üyelerimizin emeği ve mücadelesi, örgütümüzün kimliğini ve yönünü belirleyen bir özne olmuştur. Eğitim Sen’li kadınlar yalnızca eğitim emekçilerinin değil, tüm toplumun özgürleşme mücadelesinde öncü roller üstlenmiştir. İlk Kadın Kurultayımızda kadın emeği, sendikal temsiliyet ve eşitlik taleplerimizi ortaklaştırdık; ikinci Kurultayımızda cinsiyetçi politikalara karşı örgütlü direnişimizi güçlendirdik. Bugün üçüncü kurultayımızda, “Geçmişte İzimiz, Geleceğe Sözümüz Var” diyerek bu mirası büyütüyoruz. Bu şiar, kadınların bugüne kadar sürdürdüğü mücadeleyi büyüterek geleceği eşitlik temelinde kurma iradesinin ifadesidir.

Neoliberal politikalar ve otoriter yönetim biçimi, kadınların çalışma ve yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmıştır. Eğitim alanında kadın emeği, en yoğun biçimde güvencesiz istihdamla sömürülmektedir. Sözleşmeli, ücretli ve esnek çalışma biçimleri kadınları iş güvencesinden, emeklilik hakkından, sendikal hak ve özgürlüklerden mahrum bırakmaktadır. Kurultayımız, kadın emeğinin toplumsal yaşamın her alanında belirleyici olduğunu vurgulayarak şu temel talepleri yeniden yükseltmektedir: eşit işe eşit ücret, kadrolu, güvenceli ve insanca yaşam koşulları, yan ödemelerin taban aylığa yansıtılması, vergi de emeklilikte adalet, kamusal kreş hakkı ve bakım hizmetlerinin kamulaştırılması. Kadın emeğinin sömürüsüne karşı dayanışma ve örgütlenme zeminlerini büyütmek, bu kurultayın en önemli hedeflerinden biridir.

Yıllardır sürdürülen gerici muhafazakâr ve piyasacı eğitim politikaları toplumsal dönüşümün aracı haline getirilmiştir. Cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten eğitim politikaları, okul öncesi eğitimden üniversitelere kadar kadınların ve kız çocuklarının yaşam alanlarını daraltmaktadır. Eğitim Sen olarak bizler, kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim hakkını savunuyoruz. Bu ilke yalnızca pedagojik bir talep değil; aynı zamanda kadınların eşit yurttaşlık hakkının da temelidir. Laiklik kadınların eşit özgür yaşam hakkının güvencesidir; bilimsel eğitim özgür bireylerin yetişmesinin, anadilinde eğitim ise her kadının kimliğiyle var olmasının koşuludur.

Kadına yönelik şiddet, iktidarın kadınları eve, itaate ve sessizliğe mahkûm etmeye çalışan politikalarının doğrudan sonucudur. “Aile Yılı” adı altında yürütülen politikalar, kadınların bedenini ve kimliğini denetim altına alarak, onları birey olmaktan çıkarıp yeniden “aileye” ve “bakım” rollerine hapsetmeyi hedeflemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, bu saldırıların önünü açmış; erkek şiddetini, ekonomik bağımlılığı ve hukuksuzluğu derinleştirmiştir. Biz kadınlar, her koşulda yaşam hakkımızı, bedenimizi, kimliğimizi ve sözümüzü savunacağız. Kurultayımız, Eğitim Sen’li kadınların yıllardır sürdürdüğü “şiddete karşı dayanışma hattını” daha da güçlendirecek; her iş yerinde, her okulda, her sokakta örgütlü bir kadın direnişini nasıl büyüteceğimizi tartışacaktır. Yaşamak, direnmek, dayanışmak istiyoruz. Bunun içinde aile yılı değil mücadele yılı diyoruz.

Savaş, yoksulluk ve baskı politikaları en çok kadınların yaşamını etkilemektedir. Savaş politikaları kadınların bedenini, kimliğini emeğini yok saymaktadır. Biz kadınlar, savaşın değil barışın tarafıyız. Barışın dili, kadınların diliyle kurulacak; barışın yolunu kadınların sözü açacaktır. Kurultayımız, kadınların barış mücadelesini sendikal ve toplumsal zeminde daha da görünür kılacaktır.

Bu kurultay, kadınların yalnızca temsilde değil, karar alma süreçlerinde de etkin olduğu bir sendikal yapıyı güçlendirecektir. Sendikal alanda ve yaşamın her alanında kadın iradesini açığa çıkarmak; kadınların sözünü ve mücadelesini sendikamızın her düzeyinde görünür kılmak önümüzdeki dönemin en önemli hedeflerinden biridir.

Eğitim Sen Kadın Kurultayı yalnızca bir toplantı değil; kadınların geçmişten bugüne taşıdığı eşitlik, dayanışma ve umut zincirinin yeni bir halkasıdır. Eğitim Sen’li kadınlar olarak, tüm üyelerimizi, kadın örgütlerini, emek ve demokrasi güçlerini, feminist hareketi ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi yürüten tüm dostlarımızı Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı’na omuz vermeye, sesimizi, sözümüzü ve dayanışmamızı büyütmeye çağırıyoruz.

Bizler biliyoruz ki; geçmişte izimiz var çünkü direnerek geldik, geleceğe sözümüz var çünkü demokratik, laik, eşit, özgür ve barış içinde bir ülke bizimle kurulacak.

Basın toplantısını izlemek için tıklayınız.

The post “Geçmişte İzimiz, Geleceğe Sözümüz Var!” Şiarıyla 3. Kadın Kurultayımızı Gerçekleştiriyoruz appeared first on Eğitim Sen.

]]>