Eğitim Archives - Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Mon, 13 Apr 2026 11:47:14 +0000 tr hourly 1 https://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2015/07/cropped-egitim_sen_logo_maset-32x32.jpg Eğitim Archives - Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr 32 32 MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı Sonuç Metni https://egitimsen.org.tr/meb-ve-yuksekogretimde-genel-idari-teknik-ve-yardimci-hizmetler-kapsaminda-calisan-egitim-ve-bilim-emekcilerinin-sorunlari-ve-cozum-yollari-calistayi-sonuc-metni/ Mon, 13 Apr 2026 11:21:38 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71132 Eğitim Sen tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumlarında genel idari, teknik ve yardımcı hizmetler kapsamında çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunları görünür kılmak ve çözüm yollarını kolektif akılla tartışmak amacıyla düzenlenen bu çalıştay, emekçilerin biriken taleplerinin ortaklaştırıldığı önemli bir buluşma olmuştur. Bu çalıştay, yalnızca mevcut sorunların tespitine dönük bir toplantı değil; aynı zamanda […]

The post MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı Sonuç Metni appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumlarında genel idari, teknik ve yardımcı hizmetler kapsamında çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunları görünür kılmak ve çözüm yollarını kolektif akılla tartışmak amacıyla düzenlenen bu çalıştay, emekçilerin biriken taleplerinin ortaklaştırıldığı önemli bir buluşma olmuştur.

Bu çalıştay, yalnızca mevcut sorunların tespitine dönük bir toplantı değil; aynı zamanda Türkiye’de ve dünyada emek rejiminin köklü biçimde dönüştüğü, güvencesizliğin yaygınlaştığı ve ekonomik krizin derinleştiği bir tarihsel kesitte gerçekleştirilmiştir.

Son yıllarda uygulanan neoliberal politikalar, kamusal hizmet alanlarını daraltmış; esnek, parçalı ve güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştırmıştır. Eğitim ve bilim alanı da bu dönüşümden doğrudan etkilenmiş; kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim anlayışı aşındırılırken, eğitim hizmeti piyasacı ve rekabetçi bir mantıkla yeniden yapılandırılmıştır.

Bu dönüşümün en görünür sonuçlarından biri, eğitim ve bilim alanında çalışan emekçilerin farklı statülere bölünmesi, güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşması ve emek süreçlerinin parçalanması olmuştur. Genel idari, teknik ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışan emekçiler; düşük ücret, artan iş yükü, belirsiz görev tanımları, liyakatsiz atamalar ve yönetimsel keyfiyet gibi çok yönlü bir kuşatma altındadır.

Artan enflasyon, derinleşen yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, emekçilerin yaşam koşullarını her geçen gün daha da ağırlaştırmakta; geçim sıkıntısı, güvencesizlik ve geleceksizlik arasında sıkışmalarına neden olmaktadır.

Çalıştay, farklı hizmet sınıflarına bölünmüş eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarının aslında ortak olduğunu net biçimde göstermiştir. Bu sorunların çözümününse eşitlikçi, güvenceli ve bütünlüklü bir çalışma rejiminin kurulmasına bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorunların tekil ve geçici değil, eğitim ve bilim alanında emek rejiminin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olduğu tespit edilmiş; çalışanların yalnızca ekonomik değil, idari, sosyal ve demokratik haklar bakımından da ciddi kayıplar yaşadığı belirlenmiştir. Aynı zamanda, parçalı yapı içindeki emekçilerin ortak talepler etrafında birleşme iradesinin güçlendiği ve ortak mücadeleyi büyütme yönünde güçlü bir eğilimin ortaya çıktığı görülmüştür.

Bu doğrultuda çalıştay; kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitimi esas alan; eşitlikçi, güvenceli ve demokratik bir çalışma yaşamını savunan bir perspektifle gerçekleştirilmiş ve aşağıda yer alan sonuçlara ulaşılmıştır.

TEMEL SORUN ALANLARI

EKONOMİK VE MALİ HAKLAR

Eğitim ve bilim emekçileri ile genel idari, teknik hizmetler, yardımcı hizmetler, sağlık hizmetleri gibi farklı hizmet sınıflarında çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin ücretlerinin, artan enflasyon, kira, ulaşım ve temel yaşam maliyetleri karşısında hızla eridiği; maaşların yetersiz kaldığı ve çalışanların ciddi bir yoksullaşma süreci yaşadığı ortak bir tespit olarak öne çıkmaktadır. Aynı kurum içinde farklı statüler arasında oluşan derin ücret uçurumları, eşit işe eşit ücret ilkesinin fiilen ortadan kalktığını göstermekte; ek ödemeler, tazminatlar, ek gösterge, emeklilik sistemi ve yan haklar arasındaki eşitsizlikler ise bu gelir adaletsizliğini daha da derinleştirmektedir.

İSTİHDAM VE KADRO POLİTİKALARI

Bütün eğitim ve bilim emekçilerine kadrolu, güvenceli istihdam ve insanca çalışma koşullarının sağlanması, hem emekçilerin en temel hakkı hem de sunulan hizmetin niteliğini artırmanın en önemli koşulu olarak öne çıkmaktadır.

Buna karşın personel yetersizliği, artan iş yükü ve angarya çalışmanın yaygınlaşması hemen tüm değerlendirmelerde ortak bir sorun alanı olarak dile getirilmiştir. Güvencesiz ve sözleşmeli istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması çalışanları belirsizlik içinde bırakırken kamu hizmetinin niteliğini de zayıflatmaktadır.

Özellikle yardımcı hizmetler ve teknik hizmetler sınıfında çalışanlar görevde yükselme ve unvan değişikliği olanaklarından mahrum bırakıldığı, teknik kadro verilmeden teknik işlerin yaptırıldığı ve kamu hizmetinin giderek parçalı bir yapıya dönüştürüldüğü tespit edilmiştir.

ATAMA, GÖREVDE YÜKSELME VE LİYAKAT

Görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinin düzensizliği, mülakat uygulamaları, kayırmacılık ve keyfi atamalar liyakat ilkesini ortadan kaldırmaktadır.

Atama, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinin şeffaf olmaması, düzensizliği, mülakat uygulamaları, kayırmacılık ve keyfi atamalar liyakat ilkesini aşındırmakta, çalışanların yaşamını doğrudan etkilemektedir

Üniversitelerde idari kadroların kullanım biçimi, idari personelin görevde yükselme ve unvan değişikliği olanaklarını sınırlayabilmektedir.

GÖREV TANIMI, İŞ YÜKÜ, MOBBİNG

Performansa dayalı çalışma anlayışının kamu kurumlarına dayatılmasıyla birlikte, belirsiz ve esnek çalışma biçimleri yaygınlaşmıştır. Net görev tanımlarının bulunmaması, çalışanların görev alanları dışında işlere zorlanmasına neden olmakta; “amirin verdiği diğer işler” anlayışı angarya çalışmayı kurumsallaştırmaktadır.

Bu durum çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlığını tehdit etmekte, mobbingi kurumsallaştırmakta, özellikle teknik personelin iş sağlığı ve güvenliğinden yoksun bırakılması önemli bir sorun alanı olarak öne çıkmaktadır.

Üniversitelerde 13/b-4 gibi düzenlemeler keyfi görevlendirme ve sürgün aracına dönüşmüş durumdadır.

 SOSYAL HAKLAR VE ÇALIŞMA KOŞULLARI

Lojman, yemek, ulaşım, kreş ve sosyal tesislere erişimde ciddi eşitsizlikler bulunduğu; bu hakların çoğu zaman şeffaf olmayan ve yönetsel takdire dayalı biçimde dağıtılmaktadır. Sosyal hakların tüm çalışanları kapsayacak şekilde eşit ve adil kriterlerle yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Kadın emekçiler açısından doğum izni, çalışma saatleri ve bakım yüküne ilişkin düzenlemelerin yetersizliği önemli bir sorun alanı olarak öne çıkmaktadır.

Çalışma ortamlarının büyük bölümü iş sağlığı ve güvenliği standartlarını karşılamamakta; ışık, ısı, ses ve benzeri fiziksel koşullara ilişkin gerekli ölçüm ve düzenlemeler yapılmamakta, bina içi ve dışı donanımlar yetersiz kalmakta, ayrıca iş sağlığı ve güvenliğine uygun koruyucu kıyafet ve ekipman temininde ciddi eksiklikler bulunmaktadır.

Özellikle 6 Şubat depremleri sonrasında deprem bölgesinde görev yapan eğitim emekçilerinin barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlara erişim konusunda ciddi sorunlar yaşamaya devam ettiği; aradan geçen süreye rağmen eğitim-öğretim sürecinin sağlıklı biçimde yeniden yapılandırılamadığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda hem çalışanların hem de öğrencilerin sağlık, barınma ve güvenli eğitim hakkının korunması için kalıcı çözümlerin hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir.

PARÇALI İSTİHDAM VE HİZMET SINIFLARI SORUNU

Genel idari, teknik hizmetler, yardımcı hizmetler, sağlık hizmetleri gibi farklı hizmet sınıflarına dayanan eğitim ve bilim emekçilerinin istihdam yapısı;

  • Eğitim ve bilim hizmetini üreten emekçiler arasında eşitsizliği kurumsallaştırmakta,
  • Kurumsal aidiyeti zayıflatmakta,
  • Çalışma barışını zedelemektedir.

Eğitim hizmeti bir bütündür. Bu nedenle parçalı istihdam yapısı tasfiye edilmeli, tüm eğitim ve bilim emekçileri eşit haklar temelinde bütünlüklü bir yapı içinde ele alınmalıdır.

Bu kapsamda;

  • Eğitim ve bilim işkolundaki tüm emekçilerin “Eğitim Hizmetleri Sınıfı” altında birleştirilmesi,
  • Özlük, mali ve sosyal haklar açısından farklılıkları gözeten, ancak eşitsizlikleri gideren adil bir düzenleme sağlanması,
  • Görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinin adil, şeffaf ve bütünlüklü biçimde düzenlenmesi

temel bir ihtiyaçtır. Bu yaklaşım, parçalanmış yapıya karşı eşitlikçi ve kamucu bir eğitim anlayışının inşasını ifade etmektedir.

 ORTAK TALEPLER:

  • İnsan onuruna yaraşır, yoksulluk sınırının üzerinde bir ücretin tüm eğitim ve bilim emekçileri için güvence altına alınması,
  • Taban maaşların yükseltilmesi,
  • Seyyanen zamların ve tüm ek ödemelerin taban maaşa yansıtılması,
  • Eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması,
  • 3600 ek göstergenin tüm çalışanları kapsaması,
  • Eğitim-öğretime hazırlık ödeneğinin tüm eğitim emekçilerine en az bir maaş tutarında verilmesi,
  • Yükseköğretim tazminatı ve üniversite ödeneğinin tüm yükseköğretim çalışanlarına ödenmesi,
  • Giyim, ulaşım, barınma, beslenme, yakıt ve kira yardımı yapılması; aile ve çocuk yardımlarının iyileştirilmesi,
  • Kadrolu ve güvenceli istihdamın esas alınması,
  • Gerçek personel ihtiyacının tespit edilmesi ve açıkların kadrolu atama ile giderilmesi,
  • Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının düzenli yapılması,
  • Mülakatın kaldırılması,
  • Şeffaf, merkezi ve puana dayalı atama sisteminin kurulması,
  • Net görev tanımlarının yapılması ve angaryanın yasaklanması,
  • Dijital iş yükünün azaltılması için yeterli sayıda kadrolu personel istihdam edilmesi ve mesai dışı dijital iş takibinin yasaklanması,
  • Üniversiteler arası tayin ve becayiş hakkının tanınması,
  • Yemek, ulaşım, lojman ve kreş haklarının genişletilmesi,
  • ILO’nun 190 sayılı “İş yaşamında şiddet ve tacizin ortadan kaldırılması sözleşmesi” imzalanması,
  • Engelli çalışanlar için erişilebilir çalışma koşullarının sağlanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması,
  • Mobbinge karşı yasal düzenlemelerin yapılması,
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı ile belediyelere bağlı müze ve ören yerlerinin, tüm eğitim ve bilim emekçileri için ücretsiz hale getirilmesi,
  • Keyfi görevlendirmelerin kaldırılması ve tüm görevlendirmelerin açık, yazılı ve nesnel kriterlere bağlanması,
  • 5510 sayılı yasanın iptal edilmesi,
  • Karar süreçlerine sendika temsilcilerinin katılımının güvence altına alınması; MEB ve yükseköğretimde tüm kurul ve komisyonlarda sendika temsilcilerinin yer almasının sağlanması,
  • Tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yeşil pasaport hakkından yararlanmasına yönelik düzenleme yapılması,
  • Genel idari hizmetler sınıfında yer alan şef ve şube müdürlerinin (Bu sınıfta yer alan şef ve şube müdürlerinin ücreti, benzer iş ve sorumlulukları üstlenen diğer hizmet sınıflarındaki (örneğin eğitim-öğretim hizmetleri sınıfı) görevlilere kıyasla düşüktür.) mali haklarının iyileştirilmesi ve ücretlerinin artırılması,
  • İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması; tüm eğitim ve bilim emekçilerine yaptıkları işin niteliğine uygun kişisel koruyucu donanım ve iş kıyafetlerinin düzenli, standartlara uygun ve ücretsiz olarak sağlanması,
  • Sendikal mücadele ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm yasal ve fiili engellerin kaldırılması,
  • Grevli toplu sözleşme hakkı önündeki engellerin kaldırılması ve özgür bir toplu sözleşme düzeninin kurulması,
  • 696 sayılı KHK kapsamında çalışanlar ile diğer çalışanlar arasındaki maaş ve statü farklılıkları giderilmeli; iş barışını zedeleyen uygulamaların ortadan kaldırılması
  • KHK’ler ile haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen eğitim ve bilim emekçilerinin görevlerine iade edilmesi ve telafi mekanizmalarının işletilmesi

Bu talepler, çalıştaya katılan tüm üyelerimizin ortak değerlendirmeleriyle belirlenmiştir. Eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarının güvence altına alınması açısından hayati önemdedir. Bu nedenle gerekli düzenlemelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Taleplerimiz yalnızca çalışanların haklarını değil, kamusal hizmetin niteliğini de doğrudan etkilemektedir. Bu doğrultuda iktidarın sorumluluk alarak somut ve kalıcı adımlar atması zorunludur.

SONUÇ

Bu çalıştay, eğitim ve bilim emekçilerinin yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yapısal ve demokratik bir sorunlar bütünüyle karşı karşıya olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.

Milli Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumlarında görev yapan idari, teknik ve yardımcı hizmetler emekçilerinin yaşadığı sorunların çözümü, yalnızca çalışma koşullarının iyileştirilmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda eğitim ve yükseköğretim alanında adaletin, eşitliğin ve demokratik yönetim anlayışının güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Eğitim hizmetinin niteliği, bu alanda çalışan tüm emekçilerin güvenceli, eşit ve insanca çalışma koşullarına sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Bu nedenle dile getirilen talepler, yalnızca emekçilerin hak mücadelesi değil; kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim hakkının geleceğinin de güvencesidir.

Çalıştay sonuçlarının yalnızca tespit düzeyinde kalmaması ve somut kazanımlara dönüşmesi için aşağıdaki adımların atılması zorunludur:

  • Çalıştay sonuçlarının tüm şubelerde tartışmaya açılması ve yerel düzeyde yaygınlaştırılması,
  • Taleplerin görünür kılınması ve mücadele hattının güçlendirilmesi için alan çalışmaları ve işyeri örgütlenmesinin artırılması,
  • Milli Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumları nezdinde girişimlerin başlatılması; özellikle ekonomik haklar, atama süreçleri ve sosyal haklara ilişkin taleplerin sendikal mücadele programlarına taşınması,
  • İktidarın bu talepler karşısında sorumluluk almasını sağlayacak birleşik ve kararlı bir sendikal mücadelenin örülmesi.

Eğitim Sen, bu doğrultuda örgütlü mücadelesini büyüterek sürdürecek; eğitim ve bilim emekçilerinin hakları için tüm demokratik ve sendikal yolları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

The post MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı Sonuç Metni appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı, 4-5 Nisan’da Yapıldı https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-meb-ve-yuksekogretimde-genel-idari-teknik-ve-yardimci-hizmetler-kapsaminda-calisan-egitim-ve-bilim-emekcilerinin-sorunlari-ve-cozum-yollari-calistayi-4-5-nisanda-yapildi/ Mon, 06 Apr 2026 09:34:43 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71082 Eğitim Sen “MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı”, 4-5 Nisan 2026 tarihlerinde yapıldı. Eğitim Sen Genel Merkezi Konferans Salonu’nda yapılan çalıştay, emek, barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiklerimiz anısına saygı duruşuyla başladı. Çalıştayda, Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreterimiz Evrim Gülez sunuş konuşması […]

The post Eğitim Sen MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı, 4-5 Nisan’da Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen “MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı”, 4-5 Nisan 2026 tarihlerinde yapıldı.

Eğitim Sen Genel Merkezi Konferans Salonu’nda yapılan çalıştay, emek, barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiklerimiz anısına saygı duruşuyla başladı. Çalıştayda, Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreterimiz Evrim Gülez sunuş konuşması ve program hakkında bilgilendirme yaparken, Genel Başkanımız Kemal Irmak da açılış konuşmasını yaptı.

Çalıştayın ilk gününde, Genel Merkez Avukatımız Asuman Tokgöz, genel idari, teknik ve yardımcı hizmetler kapsamında çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin yasal konumları ve yaşadıkları hukuki sorunlar; Eğitim Uzmanımız Dr. Erkan Aydoğanoğlu da bu alandaki sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri hakkında sunum yaptı. Çalıştayın ilk günü, şubelerden gelen çalıştay raporlarının görüşülerek, sorunların ve önerilerin değerlendirilmesiyle tamamlandı.

Çalıştayın ikinci gününde, şubelerden gelen çalıştay raporlarının görüşülmesine devam edildi. Çalıştay, sonuç metninin okunarak kabul edilmesiyle tamamlandı.

The post Eğitim Sen MEB ve Yükseköğretimde Genel İdari, Teknik ve Yardımcı Hizmetler Kapsamında Çalışan Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Sorunları ve Çözüm Yolları Çalıştayı, 4-5 Nisan’da Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, 21 Şubat’ta Yapıldı https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-3-uluslararasi-katilimli-anadili-sempozyumu-21-subatta-yapildi/ Mon, 23 Feb 2026 12:38:24 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70714 Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde, Türkiye Barolar Birliği Litai Konferans Salonu’nda yapıldı. Genel Sekreterimiz Zülküf Güneş’in sunumu ile emek, demokrasi, barış ve anadili hakkı mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuyla başlayan sempozyumda Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak açılış konuşmalarını yaptı. Ayrıca […]

The post Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, 21 Şubat’ta Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde, Türkiye Barolar Birliği Litai Konferans Salonu’nda yapıldı. Genel Sekreterimiz Zülküf Güneş’in sunumu ile emek, demokrasi, barış ve anadili hakkı mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuyla başlayan sempozyumda Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak açılış konuşmalarını yaptı. Ayrıca Eğitim Enternasyonali Genel Başkanı Mugwena Maluleke’nin sempozyum için yolladığı videolu mesaj yayınlandı.

Sempozyumun ilk oturumu “Türkiye ve Dünyada Dil Politikaları: Tek Dillilikten Anadili Temelli Çokdilliğe” başlığında yapıldı. Moderatörlüğünü Genel Mali Sekreterimiz Ramazan Gürbüz’ün yaptığı oturumda, Elçin Aktoprak “Anadili Kimin Dili: Yurttaşlık, Kimlik ve Dil Politikaları”, Hollanda’dan Michiel Leezenberg “Anadili Temelli Çokdilli Eğitimin Gerekçeleri”, Nejla Kurul “Türkiye’de Eğitim Yönetimi Politikaları ve Anadilinde Eğitim”, Baskın Oran “Uluslararası Hukukta ve Türkiye’de Anadili Temelli Çokdilli Eğitim İçin Hukuki Çerçeve”, Fatma Gök “Türkiye’de Dil ve Eğitim Politikaları: Mevcut Durum ve Olanaklar” ve Cemil Güneş “Türkiye’de Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Üzerine Mitler ve Gerçekler” konularında sunumlarını yaptı.

İkinci oturum “Dünyada Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Modelleri” başlığında yapıldı. Moderatörlüğünü Osman İşçi’nin yaptığı oturumda, İrlanda Öğretmen Sendikası TUI Başkanı Anthony Quinn, Lübnan PPSTLL Sendikası’ndan Samar Assaily, Gürcistan-Tiflis İvane Cavahişvili Devlet Üniversitesi’nden Mariam Gureshidz, İspanya Öğretmenler Sendikası Stes-İ’den Miguel Paz Cabo (Galiçya), İspanya Öğretmenler Sendikası Stes-İ’den Carles Cabrera (Katalonya) bölgelerindeki örnekler hakkında sunumlarını yaptı. Bask ülkesinden, Ela Sendikası adına Pello Igeregi Santamaria’nın videolu mesajı yayınlanırken, Rojava’dan Kuzey Doğu Suriye Öğretmen Sendikası Utnes adına Nesrin Musa Reşik ile Almanya’dan Eğitim Sendikası GEW adına Cevriye Fatoş Aydil, Zoom uygulaması üzerinden bağlanarak yaşadıkları zorlukları anlattı.

Üçüncü oturum “Türkiye İçin Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Uygulanabilir Model Tartışmaları” başlığında yapıldı. Moderatörlüğünü Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreterimiz Evrim Gülez’in yaptığı oturumda, Pakrat Estukyan “Çokdilli Eğitim Uygulamalarından Örnekler”, Mikail Bülbül “Kürtçe Öğretimi ve Eğitimi İçin Tedrici Bir Yol Haritası”, Esengül Ayyıldız “Anadili Ne İşimize Yarar? Saha Araştırmasından İzlenimler”, Armağan Serdaroğlu “Lazcanın Yok Oluş ve Yeniden Canlanma Süreci, Lazca Seçmeli Dersler Zorluklar, Engeller”, Kuban Kural da “Çerkesler Bağlamında Çokdilli Eğitimin İmkanları” konusunda sunumlarını yaptı.

Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, moderatörlüğünü Genel Örgütlenme Sekreterimiz İzzet İldeş ile Nuray Türkmen’in yaptığı forum ve Genel Başkanımız Kemal Irmak’ın sempozyum sonuç metnini okumasıyla tamamlandı.

“Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu” videoları

Açılış Konuşmaları

1. Oturum “Türkiye ve Dünyada Dil Politikaları: Tek Dillilikten Anadili Temelli Çokdilliğe”

2. Oturum – “Dünyada Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Modelleri”

3. Oturum – “Türkiye İçin Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Uygulanabilir Model Tartışmaları”

Sempozyum Sonuç Metni 

The post Eğitim Sen 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu, 21 Şubat’ta Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen MESEM Çalıştayı, 31 Ocak 2026 Tarihinde Yapıldı https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-mesem-calistayi-31-ocak-2026-tarihinde-yapildi/ Sat, 31 Jan 2026 11:36:33 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=70533 Eğitim Sen “MESEM Gerçeği: Mesleki Eğitim mi, Çocuk İşçiliği mi?” Çalıştayı, 31 Ocak Cumartesi günü, Türkiye Barolar Birliği Litai Konferans Salonu’nda yapıldı. Emek, barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiklerimizin anısına saygı duruşuyla başlayan çalıştayda, sunumu Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, açılış konuşmasını ise Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş gerçekleştirdi. Eğitim Sen MESEM Çalıştayı’nın ilk […]

The post Eğitim Sen MESEM Çalıştayı, 31 Ocak 2026 Tarihinde Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen “MESEM Gerçeği: Mesleki Eğitim mi, Çocuk İşçiliği mi?” Çalıştayı, 31 Ocak Cumartesi günü, Türkiye Barolar Birliği Litai Konferans Salonu’nda yapıldı. Emek, barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiklerimizin anısına saygı duruşuyla başlayan çalıştayda, sunumu Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, açılış konuşmasını ise Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş gerçekleştirdi.

Eğitim Sen MESEM Çalıştayı’nın ilk oturumu “MESEM’lerin Siyasal ve Ekonomik Arka Planı: Eğitimden Ucuz İş Gücüne” başlığında gerçekleşti. Moderatörlüğünü Genel Örgütlenme Sekreterimiz İzzet İldeş’in yaptığı oturumda, Dr. Nail Dertli “Türkiye’de Çocuk İşçiliğinin Dönüşümü ve MESEM”, Prof. Dr. Songül Sallan Gül “MESEM’e Giden Yol: Çocuk Yoksulluğu ve Rızanın İnşası”, Prof. Dr. Sebiha Kablay “Emek Rejimi Olarak MESEM: İşçi mi, Öğrenci mi?” başlıklarında sunum yaptı.

Çalıştayın ikinci oturumu “Tanıklıklarla MESEM: İşletmelerde Çocuk Emeği ve Gündelik Sömürü” başlığında gerçekleşti. Moderatörlüğünü Genel Sekreterimiz Zülküf Güneş’in yaptığı oturumda, Ezgi Orak “Çocuk Emeği ve Hak İhlalleri”, Prof. Dr. Kasım Karataş “Eğitimden Kopuş ve Okulun Tasfiyesi”, Doç. Dr. Emirali Karadoğan “MESEM Pratiği ve Çocuk İşçiliği”, Filiz Gazi de “MESEM’de Yaşamını Yitiren Çocuklar ve Yargı Süreçleri” başlıklarında sunum yaptı.

Çalıştayda üçüncü oturum “MESEM’lerde Çocuk Hakları İhlalleri: Sağlık, Hukuk ve Güvenlik Perspektifi” başlığında gerçekleşti. Moderatörlüğünü Genel TİS ve Hukuk Sekreterimiz Özlem Tolu’nun yaptığı oturumda, Doç. Dr. Ayşe Gültekingil “MESEM’lerde Çocuk Sağlığının Sistematik Olarak Tehlikeye Atılması”, Cemile Didem Karaboğa “MESEM Uygulamasıyla Zorunlu Eğitimin Askıya Alınması ve Çocuk İşçiliğinin Hukuki Meşrulaştırılması”, Dr. Murat Özveri “Çoçuk Emeği Sömürüsü ve İş Hukuku”, Kansu Yıldırım da “Mesleki Eğitimin Politik Formasyonu ve İş Cinayetleri” başlıklarında sunum yaptı.

Eğitim Sen MESEM Çalıştayı’nın dördüncü oturumu “Mesleki ve Teknik Eğitim Tartışması: Çocuk Emeğine Karşı Nerede Duruyoruz?” başlığında gerçekleşti. Moderatörlüğünü Genel Mali Sekreterimiz Ramazan Gürbüz’ün yaptığı oturumda, Prof. Dr. Adnan Gümüş “İnsan Nedir, Eğitim Nedir? Mesleki Eğitim mi Teknik Sanat Eğitimi mi?”, Nedret Güzelordu ve Ahmet Yenginol da “Eğitim Sen Perspektifi Işığında Mesleki ve Teknik Eğitim Deneyimleri” başlıklarında sunum yaptı.

Eğitim Sen “MESEM Gerçeği: Mesleki Eğitim mi, Çocuk İşçiliği mi?” çalıştayı, forum ve kapanış konuşmalarıyla tamamlandı.

Eğitim Sen “MESEM Gerçeği: Mesleki Eğitim mi, Çocuk İşçiliği mi?” Çalıştayı videoları

Açılış Konuşmaları

1. Oturum – “MESEM’lerin Siyasal ve Ekonomik Arka Planı: Eğitimden Ucuz İş Gücüne”

2. Oturum – “Tanıklıklarla MESEM: İşletmelerde Çocuk Emeği ve Gündelik Sömürü”

3. Oturum – “MESEM’lerde Çocuk Hakları İhlalleri: Sağlık, Hukuk ve Güvenlik Perspektifi”

4. Oturum – “Mesleki ve Teknik Eğitim Tartışması: Çocuk Emeğine Karşı Nerede Duruyoruz?”

The post Eğitim Sen MESEM Çalıştayı, 31 Ocak 2026 Tarihinde Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
MEB’in Örgün Eğitim İstatistikleri Kamusal Eğitimde Yaşanan Tasfiye Sürecini Tüm Açıklığıyla Yansıtmaktadır! https://egitimsen.org.tr/mebin-orgun-egitim-istatistikleri-kamusal-egitimde-yasanan-tasfiye-surecini-tum-acikligiyla-yansitmaktadir/ Tue, 30 Sep 2025 14:25:44 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=69322 Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) 2024/’25 eğitim öğretim yılsonu örgün eğitim istatistikleri açıklanmıştır. MEB’in resmi verileri, kamusal eğitimin adım adım tasfiye edilerek, özel öğretimin ve dini eğitim veren okulların teşvik edildiğini, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının artarak yaygınlaştığını bütün yönleriyle ortaya koymaktadır. Türkiye’de okul ve derslik sayısı öğrenci sayısına paralel ve ihtiyaca yanıt veren düzeyde […]

The post MEB’in Örgün Eğitim İstatistikleri Kamusal Eğitimde Yaşanan Tasfiye Sürecini Tüm Açıklığıyla Yansıtmaktadır! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) 2024/’25 eğitim öğretim yılsonu örgün eğitim istatistikleri açıklanmıştır. MEB’in resmi verileri, kamusal eğitimin adım adım tasfiye edilerek, özel öğretimin ve dini eğitim veren okulların teşvik edildiğini, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının artarak yaygınlaştığını bütün yönleriyle ortaya koymaktadır.

Türkiye’de okul ve derslik sayısı öğrenci sayısına paralel ve ihtiyaca yanıt veren düzeyde değildir. Okullarda ikili eğitim, birleştirilmiş sınıf ve taşımalı eğitim uygulamaları sürmektedir. Kalabalık sınıflarda eğitim hem öğretmenler hem de öğrencilerin sağlığı açısından önemli bir sorundur. Okulların fiziki yapı ve donanım açısından yaşadığı eksiklikler sağlıklı bir eğitim hizmetinin verilmesini güçleştirmektedir.

MEB’in örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye’de örgün eğitimde (resmi + özel) yaklaşık 16 milyon 906 bin öğrenci bulunmaktadır. Toplam 74 bin 40 (önceki 75 bin 467) eğitim kurumu/okulu içinde devlete ait kurum/okul sayısı 59 bin 336 (önceki 61 bin 111) iken, özel okulların sayısı 14 bin 700 (önceki 14 bin 352)’dir.

Devlet okullarında okuyan öğrenci sayısı 15 milyon 336 bin 143 (önceki 15 milyon 849 bin 271) özel okullarda okuyan öğrenci sayısı 1 milyon 539 bin 579 (önceki 1 milyon 631 bin 192); Açık öğretimde okuyan öğrenci sayısı ise 954 bin 777 (önceki 1 milyon 229 bin 802)’dir.

OKUL ÖNCESİ eğitimde toplam öğrenci sayısı 1 milyon 741 bin 314’tür. Okul öncesinde 10 bin 383 (önceki 12 bin 46) devlet okulu; 7 bin 271 (önceki 6 bin 820) özel okul (yüzde 41) faaliyet yürütmektedir. Okul öncesi eğitimde devlet okullarının oranı yüzde 59 (önceki yüzde 64) iken, özel öğretimin oranı son yıllarda gözlenen artışla birlikte 41’e (önceki yüzde 36)’ya çıkmıştır. MEB örgün eğitim istatistiklerinde “Toplum Temelli Kurumlar” adıyla yer alan ve içinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş grubu çocuklara yönelik dini eğitim verdiği kurumların sayısı 6 bin 459 (önceki 5 bin 306) bu kurumlarda eğitim alan çocukların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 33 artışla 163 bin 26 (önceki 122 bin 506)’dır.

İLKOKULDA 22 bin 980 (önceki 23 bin 163) devlet okulunda 5 milyon 358 bin 49 (önceki 5 milyon 294 bin 471) öğrenci; 2 bin 119 (önceki 2 bin 82) özel okulda 346 bin 434 (önceki 349 bin 915) öğrenci eğitim görmektedir.

ORTAOKULDA 16 bin 649 (önceki 16 bin 617) devlet okulunda 4 milyon 729 bin 514 (önceki 4 milyon 794 bin 493) öğrenci; 2 bin 228 (önceki 2 bin 232) özel okulda 356 bin 376 (önceki 366 bin 51) öğrenci eğitim görmektedir.

ORTAÖĞRETİMDE (Genel+Mesleki Ortaöğretim+Din Öğretimi) 9 bin 338 (önceki 9 bin 285) devlet okulunda 3 milyon 865 bin 1 (önceki 4 milyon 159 bin 331) öğrenci; 3 bin 82 (önceki 3 bin 218) özel ortaöğretim kurumunda 509 bin 34 (önceki 562 bin) öğrenci eğitim görmektedir. Açık öğretim lisesinde okuyan öğrenci sayısı 954 bin 777 (önceki 1 milyon 75 bin 550)’dir.

Türkiye çapında devlet ve özel okullarda toplam 1 milyon 187 bin 403 (önceki 1 milyon 168 bin 896) öğretmen görev yapmaktadır. Devlet okullarında 388.825’i kadrolu, 20.605’i sözleşmeli olmak üzere 409 bin 430 erkek (yüzde 41); 556.337 kadrolu 43.904’ü sözleşmeli olmak üzere 600 bin 241 kadın (yüzde 59) öğretmen görev yapmaktadır. Devlet okullarında görev yapan toplam öğretmen sayısı 993 bin 397’dir. Devlet okullarında 64 bin 509 (önceki 44 bin 421) sözleşmeli öğretmen çalışmaktadır.

RESMİ İSTATİSTEKLER EĞİTİMDEKİ ACI TABLOYU İTİRAF ETMEKTEDİR!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı 2024/’25 eğitim öğretim yılı yılsonu örgün eğitim istatistikleri, Türkiye’de iktidarın eğitime bakışını, eğitimdeki yönelimleri ve yaşanan dönüşümü açık biçimde gözler önüne seriyor. Veriler, kamusal eğitimin giderek daraltılıp, özel öğretim ve dinci gerici kurumların öne çıkarıldığını göstermektedir.

Devlet Okulları Azalıyor, Özel Okullar Artıyor

Toplam öğrenci sayısı 16 milyon 906 bin civarındadır. Ancak devlet okullarının sayısı son bir yılda 61 bin 111’den 59 bin 336’ya düşerken, özel okul sayısı 14 bin 352’den 14 bin 700’e yükselmiştir. Yani kamu okulları azalırken, özel okul sayısı artmaktadır. Öğrenci sayılarında da benzer bir tablo vardır. Devlet okullarındaki öğrenci sayısı yarım milyondan fazla azalırken, açık ortaöğretimde öğrenci sayısı ise 1 milyonu bulmaktadır. Bu durum, milyonlarca gencin örgün eğitimden koparıldığını ve nitelikli eğitim hakkından mahrum bırakıldığını göstermektedir.

İlkokul ve ortaokulda devlet ve özel okul öğrenci sayılarında büyük bir artış olmasa da genel tablo devlet okullarındaki öğrenci sayısının azaldığı yönündedir. Ortaöğretimde ise durum daha çarpıcıdır: devlet okullarındaki öğrenci sayısı ciddi biçimde azalmış, açık lise öğrenci sayısı 1 milyona dayanmıştır. Açık lise, özellikle yoksul ailelerin çocuklarının örgün eğitimden dışlanmasının en önemli göstergelerinden biridir.

Okul Öncesi Eğitimde Özelleşme ve Dinselleşme

Okulöncesi eğitimde de benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Devletin okulöncesi kurumlarının sayısı azalırken özel okul sayısı artmış, özel öğretimin oranı yüzde 41’e çıkmıştır. Daha dikkat çekici olan ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yürüttüğü 4-6 yaş dini eğitim kurumlarıdır. Bir yılda bu kurumların sayısı 5 bin 306’dan 6 bin 459’a yükselmiş, devam eden çocuk sayısı da yüzde 33 artış göstermiştir. Yani laik-bilimsel okulöncesi eğitim yerine dinci gerici kurumlar yaygınlaştırılmakta, çocuklar oyun çağında ideolojik bir yönlendirmeye tabi tutulmaktadır. 

Öğretmenler Güvencesizleştiriliyor

Öğretmen sayılarına ilişkin veriler de eğitimdeki eşitsizliği ve güvencesizliği açığa çıkarmaktadır. Türkiye genelinde 1 milyon 187 bin öğretmen görev yaparken, devlet okullarındaki öğretmenlerin 64 bini sözleşmelidir. Geçen yıl 44 bin olan sözleşmeli öğretmen sayısının bu yıl 64 bine çıkması, güvencesiz istihdamın hızla arttığını göstermektedir. Kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamaları öğretmenler arasında ayrımcılık yaratmakta, emeği değersizleştirmekte, iş barışını bozmakta ve eğitimin niteliğini doğrudan olumsuz etkilemektedir.

Kamusal Eğitim Açık Tehdit Altındadır!

Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, kamusal eğitimin sadece zayıflatılmadığı, aynı zamanda sistemli bir biçimde tasfiye edildiği görülmektedir. Devlet, kendi okullarını kapatıp özel öğretimi teşvik ederken, Diyanet’in, tarikat ve cemaat yapılarının okulöncesinden itibaren eğitim sürecinde etkin hale gelmesine izin verilmektedir. Öte yandan öğrencilerin önemli bir kısmı örgün eğitimden dışlanarak açık öğretime yönlendirilmekte, öğretmenler ise güvencesiz istihdama mahkûm edilmektedir.

Eğitim, hak olmaktan çıkarılmakta; piyasanın ve dinci gerici kurumların etkisine terk edilmektedir. Bu durum, geleceğin eşit, özgür, eleştiren ve sorgulayan bireylerinin yetişmesini engelleyen, toplumun demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan ciddi bir tehdit anlamına gelmektedir.

Bu nedenle bugün eğitim hakkından herkesin eşit koşullarda yararlanmasını savunmak sadece bir eğitim politikası tercihi değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Eğitim hakkının savunusu, çocukların geleceğini, üstün yararını ve toplumun özgür yarınlarını koruma mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

The post MEB’in Örgün Eğitim İstatistikleri Kamusal Eğitimde Yaşanan Tasfiye Sürecini Tüm Açıklığıyla Yansıtmaktadır! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, 13-14 Eylül 2025 Tarihlerinde Yapıldı https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-orgutlenme-calistayi-13-14-eylul-tarihlerinde-yapildi/ Mon, 15 Sep 2025 12:39:30 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=69217 Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, 13-14 Eylül tarihlerinde Eğitim Sen Genel Merkez Konferans Salonu’nda yapıldı. Sunumu Genel Örgütlenme Sekreterimiz İzzet İldeş’in yaptığı çalıştayda, Genel Başkanımız Kemal Irmak, açılış konuşmasında genel bir değerlendirme yaptı. Çalıştayın ilk gününde, “Sendikal Örgütlenmede Neyi Dönüştürmeliyiz?” paneli, Genel Sekreterimiz Zülküf Güneş moderasyonluğu ile gerçekleşti. Panelde, Prof. Dr. Adnan Gümüş, Dr. Onur Can […]

The post Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, 13-14 Eylül 2025 Tarihlerinde Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, 13-14 Eylül tarihlerinde Eğitim Sen Genel Merkez Konferans Salonu’nda yapıldı. Sunumu Genel Örgütlenme Sekreterimiz İzzet İldeş’in yaptığı çalıştayda, Genel Başkanımız Kemal Irmak, açılış konuşmasında genel bir değerlendirme yaptı.

Çalıştayın ilk gününde, “Sendikal Örgütlenmede Neyi Dönüştürmeliyiz?” paneli, Genel Sekreterimiz Zülküf Güneş moderasyonluğu ile gerçekleşti. Panelde, Prof. Dr. Adnan Gümüş, Dr. Onur Can Taştan ve Dr. Aykut Günel, sendikal örgütlenme üzerine sunumlar yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası örgütlenme uzmanı İlyas Coşkun “Dijital Araçlar, Yeni Medya ve Örgütlenme”, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Birgül Ulutaş da “Yeni Eğitim Emekçileriyle Nasıl Buluşuruz?” başlıklı sunumları gerçekleştirdi.

Örgütlenme Çalıştayı’nın ikinci gününde “Sendikal İtibar, Emekçinin Sendika Algı ve Beklentisi” paneli yapıldı. Moderasyonluğunu Genel TİS ve Hukuk Sekreterimiz Özlem Tolu’nun yaptığı panelde, Prof. Dr. Erdal Küçüker, Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun ve Dr. Ömer Furkan Özdemir, sendikal mücadelenin gelişmesi için geliştirilecek stratejiler üzerine sunumlar yaptı. İkinci gün, “Eğitimcilerin Sendikal Algısı ve Toplumdaki Sendika Görünürlüğü” başlıklı atölye çalışması da yapıldı. Dr. Azad Kırtay’ın eğitim emekçilerinin sendikalara yönelik duygu, tutum ve katılım biçimleri hakkında sunum yaptığı çalışmada, sendikalara yönelik bireysel ve kolektif algılar tartışıldı.

Çalıştayın uluslararası kısmında ise İtalya Öğretmen Sendikası’ndan Miriam De Paola, Fransa Öğretmen Sendikası’ndan Odile Cordelier ve İspanya Öğretmen Sendikası’ndan Jose Manuel Fernandez Gayoso’nun katılımıyla “Yabancı Ülke Sendikalarından İyi Örnekler” başlıklı atölye çalışması gerçekleşti. Çalışmada katılımcılar ülkelerindeki eğitim sendikalarının örgütlenme modelleri hakkında sunum yaptı.

Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, “Yeni Dönem Örgütlenme Perspektif ve Stratejisi Ne Olmalı?” başlıklı kapanış forumu ile tamamlandı.

The post Eğitim Sen Örgütlenme Çalıştayı, 13-14 Eylül 2025 Tarihlerinde Yapıldı appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu https://egitimsen.org.tr/2024-2025-egitim-ogretim-yili-sonunda-egitimin-durumu/ Fri, 20 Jun 2025 13:57:32 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=68425 2023/24 eğitim-öğretim yılı 20 Haziran Cuma günü sona erecektir. 2024/25 eğitim-öğretim yılında Türkiye’de örgün eğitimde toplam 18 milyon 710 bin öğrenci bulunmaktadır. Bu öğrencilerin yaklaşık 15 milyon 849 bini devlet okullarında, 1 milyon 631 bini özel okullarda, 1 milyon 229 bini ise açık öğretim kurumlarında öğrenim görmektedir. Türkiye genelindeki toplam okul sayısı 75 bin 467’dir. […]

The post 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2023/24 eğitim-öğretim yılı 20 Haziran Cuma günü sona erecektir. 2024/25 eğitim-öğretim yılında Türkiye’de örgün eğitimde toplam 18 milyon 710 bin öğrenci bulunmaktadır. Bu öğrencilerin yaklaşık 15 milyon 849 bini devlet okullarında, 1 milyon 631 bini özel okullarda, 1 milyon 229 bini ise açık öğretim kurumlarında öğrenim görmektedir. Türkiye genelindeki toplam okul sayısı 75 bin 467’dir. Bu kurumların 61 bin 111’i devlet, 14 bin 352’si özel okul statüsündedir.

Devlet ve özel okullarda görev yapan toplam öğretmen sayısı 1 milyon 168 bin 896 kişidir. Bunların 993 bin 397’si devlet okullarında, 175 bin 499’u ise özel okullarda görev yapmaktadır. Ayrıca yaklaşık 100 bin ücretli öğretmen, düşük ücretlerle ve sosyal güvenceden yoksun biçimde çalıştırılmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, devlet okullarında görevli 143 bin 355 temizlik personelinin sadece 49 bin 578’i kadroludur. Geri kalanlar İŞKUR’un TYP (30 bin kişi) ve İUP (63 bin 777 kişi) programları kapsamında geçici ve düşük ücretlerle çalışmaktadır. Haftada sadece üç gün görev yapan bu personelin yetersizliği okul hijyenini olumsuz etkilemektedir.

MEB’in yayınladığı son resmi verilere göre 2023/24 eğitim yılı itibarıyla 5-17 yaş aralığında Türkiye yurttaşı çocukların net okullaşma oranı %95,34, yabancı uyruklu çocuklar dâhil edildiğinde ise %93,97’dir. Özellikle 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranı %91,25’e düşmekte, bu da okul terki riskinin arttığı yaş grubunu göstermektedir.

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2023/24 yılı verilerine göre, eğitim dışında kalan çocuk sayısı bir önceki yıla göre %38,4 artarak 612 bin 814’e ulaşmıştır. Geçici koruma altındaki Suriyeli çocuklar, açık öğretime kayıtlı olanlar ve MESEM öğrencileri dâhil edildiğinde bu sayı 1 milyon 578 bin 941’e yükselmektedir. Bu çocukların yaklaşık %53,6’sı erkek, %46,4’ü kız çocuktur.

EĞİTİMDE YAŞANAN YAPISAL SORUNLAR ARTARAK DEVAM ETMEKTEDİR   

Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.

Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.

Özellikle dikkat çeken bir diğer konu ise çocukların dini cemaat ve vakıfların kontrolündeki yurtlara, kreşlere yönlendirilmesi ve bu yapılarda ortaya çıkan istismar vakalarının süreklilik kazanmasıdır. Eğitim kurumları ile bu tür yapılar arasında imzalanan protokoller, kamu eliyle eğitimin laiklik ilkesinden uzaklaştırılmasına yol açmaktadır.

Öğretmen açığı sorunu bu yıl da giderilememiş; nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir. Öğretmenlik Meslek Kanunu, “eşit işe eşit ücret” ilkesine aykırı yapısıyla var olan eşitsizlikleri kurumsallaştırmıştır. KPSS’de yüksek puan alan on binlerce öğretmen, atama beklemeye devam etmektedir. Ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen ise hâlâ görev beklemekte, kamuda öğretmen ihtiyacı olmasına rağmen görevlendirilmemektedir. Öğretmen ihtiyacına rağmen atama yapılmaması, eğitimde nitelik kaybına yol açmaktadır.

MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik öğelere bırakmaktadır.

Eğitim müfredatı ve ders kitapları, ülkemizdeki çok dillilik, kültürel ve inançsal çeşitliliği göz ardı etmekte; tekçi ve homojen bir yaklaşımı sürdürmektedir. Kız çocukları, engelli öğrenciler, mülteci çocuklar, geçici koruma altındaki bireyler ve anadili farklı dillerde olan çocuklar için eğitime erişim sorunlarına yönelik somut bir adım yine atılmamıştır. Bu durum, eşitlik ilkesine aykırı biçimde dezavantajlı grupların eğitim hakkından yararlanmasını engellemeye devam etmektedir.

Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur.

Türkiye’de ilköğretimden yükseköğretime kadar öğrenci başına yapılan ortalama yıllık harcama 5.425 Amerikan dolarıdır, bu miktar OECD ortalaması olan 14.209 dolardan oldukça düşüktür. OECD ülkeleri ortalama %5–5,2 GSYH oranında toplam eğitim harcaması yaparken (kamu + özel sektör), sadece kamu harcamaları Türkiye’de OECD ortalamasının altında (yaklaşık %3,1–%3,9 civarı) seyretmektedir. Bu veriler, OECD ülkelerinde eğitime ayrılan bütçenin önemli bir kısmının kamu tarafından yapıldığını; özel sektör katkısının da belirli bir paya sahip olduğunu göstermektedir.

Eğitim sisteminde kamusal nitelik giderek zayıflarken, piyasalaşma eğitimi her geçen yıl daha da eşitsiz bir yapıya büründürmektedir. Devlet ve özel okul ayrımı, eğitimde nitelik uçurumunu derinleştirmektedir. Özel okullara erişim sadece üst gelir grubuna açıkken, devlet okulları kaynak yetersizliği ile mücadele etmektedir. Aynı devlet okulu içinde bile, başarı düzeyine veya ekonomik duruma göre farklı sınıflar oluşturulması gibi uygulamalar, eğitimi sınıfsal ayrışma mekanizmasına dönüştürmektedir. Bu durum, kamusal eğitimin tasfiyesinin doğrudan sonucudur.

“2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporunun tamamı için tıklayınız.

Basın açıklamasını izlemek için tıklayınız.

The post 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2024 Yılında Eğitimde Neler Oldu? https://egitimsen.org.tr/2024-yilinda-egitimde-neler-oldu/ Mon, 30 Dec 2024 13:41:16 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=66366 Türkiye’de eğitim sistemine yönelik sorunlar ve yaşanan sorunlara yönelik çözümsüzlük politikaları 2024 yılında da ısrarla sürdürüldü. 2024’te eğitim alanında yaşanan ağır sorunlar ve saldırılar, başta öğrencilerimiz, öğretmenler, idari teknik personel, yardımcı hizmetliler ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini her zamankinden daha çok etkiledi. 2024 yılı, eğitim alanına yönelik çok yönlü saldırı ve tehditlerin olduğu, […]

The post 2024 Yılında Eğitimde Neler Oldu? appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Türkiye’de eğitim sistemine yönelik sorunlar ve yaşanan sorunlara yönelik çözümsüzlük politikaları 2024 yılında da ısrarla sürdürüldü. 2024’te eğitim alanında yaşanan ağır sorunlar ve saldırılar, başta öğrencilerimiz, öğretmenler, idari teknik personel, yardımcı hizmetliler ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini her zamankinden daha çok etkiledi.

2024 yılı, eğitim alanına yönelik çok yönlü saldırı ve tehditlerin olduğu, özellikle laik bilimsel eğitim anlayışına açıkça meydan okunan bir yıl oldu. 2024 yılında eğitimin niteliğinde yaşanan gerileme devam ederken, eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamaları belirgin şekilde arttı. Özellikle Diyanet İşler Başkanlığı ve dini tarikat ve cemaatlerin kurduğu dernekler, Millî Eğitim Bakanlığı ile imzaladıkları protokoller üzerinden, okullarda laik eğitim karşıtı faaliyetleri yaygınlaştırdılar.

Sınav odaklı eğitim, okulların fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin sürmesi, kalabalık sınıflar sorunu, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocuk ve gençlerin dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocuklara yönelik taciz ve istismar vakalarının artması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu vb. gibi çok sayıda sorun, eğitim sisteminin belli başlı sorunları olarak 2024 yılına damgasını vurdu.

Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakılırken, eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikaları 2024 yılında bizzat iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) eliyle yapılan yasal düzenlemeler ve fiili dayatmalar eşliğinde sürdürüldü. Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkiledi.

2024 yılında toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim alanı ve okullar geldi. Eğitimde cinsiyetçilik ve cins ayrımcı uygulamaların okullarda etkili şekilde üretilmeye devam ettiği görüldü. Geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklara ve topluma aktarılmaya/dayatılmaya çalışıldı.

Türkiye’de eğitim sisteminin müfredat, ders kitapları ve uygulama alanları itibarıyla çocukların, etnik köken, dil, din ve inanç ayrımcılığı ile karşı karşıya olduğu biliniyor. Ülkedeki etnik, dilsel, kültürel çeşitlilik ve inanç çeşitliliği, eğitim programlarında ve ders kitaplarında neredeyse hiç yansıtılmadı. 2024 yılında özellikle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajlarını ortadan kaldıracak adımlar bu yöndeki taleplere rağmen ısrarla atılmadı.

Türkiye’nin eğitim sisteminde geçmişten günümüze etkisini hissettiren ırkçı, şoven, milliyetçi ve cins ayrımcı söylemler, manevi değerler adı altında eğitimin bütün kademelerinde dini eğitimin yaygınlaştırılması gibi uygulamalar egemen ideolojinin yoğun baskısı ve denetimi altında hayata geçirildi. Eğitim sisteminde ve toplumsal yaşamda benimsenen tekçi anlayış, farklı inanç, kimlik ve mezhepleri yok saymayı, onları ve taleplerini görmezden gelmeyi sürdürdü. Türkiye’nin kamusal, laik, bilimsel eğitim konusunda olduğu gibi, anadilinde eğitim konusundaki olumsuz sicilinde olumlu anlamda en küçük bir ilerleme yaşanmadı. 2024 yılında siyasi iktidar ve MEB, eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek yerine, eğitimde yaşanan kaosu derinleştirecek adımlar atmayı tercih etti.

2024 yılı, eğitim alanında önemli tartışmaların yaşandığı, öğrenci hakları ve öğretmenlerin çalışma koşulları açısından kritik gelişmelerin olduğu bir yıl oldu. Eğitimde “piyasa” ve “dinselleşme” merkezli dönüşüm, müfredat değişiklikleri, Öğretmenlik Meslek Kanunu, ÇEDES projesi üzerinden eğitimde dinselleşme uygulamaları ve mesleki eğitim merkezleri (MESEM) üzerinden çocuk işçiliğinin artışı 2024 yılına damga vuran başlıca gelişmeler olarak karşımıza çıktı.

ÇOCUKLARA VE HAKLARINA YÖNELİK TEHDİTLER ARTTI  

Türkiye’de yaşayan çocuklar, ağır ekonomik sorunların da etkisiyle sağlıklı gıdaya, suya, eğitime erişmekte ciddi engellerle karşılaşırken, çocuk yaşta zorla evlendirmeler, çocuklara yönelik istismar vakaları artarak devam etti.

Türkiye’de eğitim alanında yaşanan laiklik ve bilim karşıtı değişiklikler doğrudan çocukları hedef alan içerikte gerçekleşti. Çok sayıda çocuk ekonomik nedenlerle okulu terk etmek zorunda kalırken, çocuk işçiliği ve suça sürüklenen çocukların sayısı artmaya devam etti.

Okul çağında olmasına rağmen yüz binlerce çocuk okula devam etmedi. 4+4+4 sistemine geçildikten sonra 12 yıl eğitim zorunlu olmasına rağmen çocukların büyük bir kısmı ortaokuldan itibaren okulu bırakmaya başladı. MEB’in son yayınladığı örgün eğitim istatistiklerine göre 2022-2023’te ortaokulu bitiren öğrenci sayısı 1 milyon 293 bin 22 iken geçen yıl bu çocukların 1 milyon 29 bin 423’ü liseye başladı. Geçen yıl liseye hiç başlamadan eğitimi bırakan öğrenci sayısı 263 bin 599 oldu.

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında artan çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme, çocukların eğitimden uzaklaşmasına ve işçi olarak çalışma yaşamına sürüklenmesine neden oldu. Eğitimin bütün kademelerine damgasını vuran ve temel amacı yoksul ailelerin çocuklarını sermayeye ucuz iş gücü kaynağı olarak sunmak olan acımasız bir eğitim politikası izlendi. Çocukları örgün eğitim dışına iten politikalar ve devletin patronlara yönelik çırak ve stajyer çalıştırmayı kolaylaştıran düzenlemeler yaşanan sorunları daha da derinleştirdi.

Çalışan çocukların bir bölümü tarım sektöründe ucuz iş gücü, bir bölümü de ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırıldı. Ayrıca anadilinde eğitim alamayan öğrencilerin okulda başarısız olarak eğitim dışına itilmeleri de okulu erken yaşta terk etmelerine neden oldu. Artan yoksulluk ve işsizlik nedeniyle aileleriyle birlikte göç etmek zorunda kalan çocuklar göç ettikleri şehirlerde çocuk işçi olarak çalışmak zorunda bırakıldı.

MÜFREDAT DEĞİŞİKLİKLERİ EĞİTİM SİSTEMİNİ OLUMSUZ ETKİLEDİ

2024 yılında “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla açıklanan yeni müfredat değişiklikleri, laik ve bilimsel eğitime yönelik tartışmaları beraberinde getirdi. Yeni müfredatta, din ve değerler eğitiminin ağırlığı artırılırken, fen bilimleri, felsefe ve tarih gibi derslerde dini referansların öne çıktığı görüldü. Bu değişiklikler, laik eğitim anlayışından uzaklaşıldığı ve öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerinin sınırlandığı eleştirilerine yol açtı. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konuların müfredatta yeterince yer almaması, eğitimde ayrımcılığı derinleştiren bir unsur olarak değerlendirildi.

Yeni müfredatta dini ve milli değerlerin ön plana çıkarılmasıyla, eleştirel düşünceye ve bilimsel yaklaşımlara daha az yer verildiği görüldü. Eğitimde çeşitliliği teşvik etmek yerine, tek tip bir düşünce yapısının benimsetilmeye çalışılmasının eğitimde eşitsizliği artıracağı, özellikle dezavantajlı kesimlerin daha fazla zarar görmesine neden olacağı eleştirileri yapıldı.

MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Öğretim programlarında bilimsel eğitim ile ilgili olan pek çok nokta özenle ‘sadeleştirme’ ya da ‘ayıklamaya’ tabi tutulurken, tek adam rejiminin bütün hedeflerini açık ve gizli (örtük) amaç ve değerler üzerinden ders kitaplarına yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturuldu ve 2024-2025 eğitim öğretim yılı başından itibaren 1., 5. ve 9. sınıflarda uygulanmaya başlandı.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ KANUNU, TÜM ELEŞTİRİLERE RAĞMEN UYGULANMAYA BAŞLADI 

2024 yılında öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunları Millî Eğitim Bakanlığı’nın yine gündeminde olmadı. Eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal ve özlük hakları ve geleceğine yönelik talepler görmezden gelinirken, insanca yaşam ve insan onuruna yakışır ücret talepleri yok sayıldı.

Öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, öğretmenlerin ekonomik sorunlarına çözüm üretmeyen, eşit işe eşit ücret ilkesini ortadan kaldıran, öğretmenler arasındaki ayrımcılığı ve eşitsizliği derinleştiren Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) düzenlemesi bütün itirazlara rağmen TBMM’de yasalaşarak yürürlüğe girdi.

ÖMK’nin en tehlikeli düzenlemelerinden birisi olan Öğretmen Akademisi ile öğretmenlerin iktidarın siyasal çizgisinde yetiştirilmesi ve ideolojik olarak şekillendirilmesi hedeflendi. Üniversiteden öğretmen diploması alarak mezun olan öğretmenlerin MEB tarafından ikinci kez eğitime alınması yoğun eleştiri konusu oldu. Eğitimde bilimsel ve laik temellerin zayıflatıldığı, bunun yerine değerler eğitimi adı altında dinsel ve milli söylemlerin ön plana çıkarıldığı yeni müfredata uygun öğretmen profili oluşturmak hedeflendi.

Türkiye’de aynı işi yaptıkları halde farklı statü ve maaş kaleminde çalışmak zorunda kalan öğretmenler arasında halen var olan aday, sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımına uzman öğretmen ve baş öğretmen gibi yenilerini eklenirken, eğitim sisteminin rekabetçi ve eleyici yapısına öğretmenlik mesleği de eklendi.   

EĞİTİMDE TİCARİLEŞTİRME POLİTİKALARI DEVAM ETTİ

Toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim alanı da kamusal ve toplumsal işlevlerinden ayrıştırılarak, ‘serbest piyasa mekanizmasına göre ‘rekabetçi’ bir mantıkla biçimlendirilen büyük bir ‘ekonomik sektöre’ dönüştürüldü. Eğitimde yaşanan çok yönlü ticarileşme ve eğitim hizmetlerinin adım adım özelleştirilmesi anlamına gelen çok sayıda uygulama, 2024 yılında belirgin şekilde arttı.

Eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, kimi zaman açık, ama çoğunlukla gizli olarak yapıldı. Bir taraftan eğitimin büyük bir bölümü zamanla birer ‘ticari işletme’ haline getirilen devlet okullarında sürdürülürken, diğer yandan eğitimin kamusal finansmanının tasfiye edilmesi yoluyla yoksul halkın eğitim finansmanı içindeki payı arttı.

2024 yılında kamusal eğitim adım adım zayıflatılırken kamu kaynakları özel okullara aktararak özel öğretimin büyük ölçüde devlet desteği ile güçlendirilmesi politikası benimsendi.  MEB’in açıkladığı son örgün eğitim istatistikleri, devlete ait ilkokul ve ortaokul sayısının azaldığını, özel ilkokul, ortaokul ve lise sayısının ve bu okullara yönlendirilen öğrenci sayısının dikkat çekici bir şekilde artmaya başladığını gösterdi.

Velilerin çocuklarını özel okullara yöneltmesinde devlet okullarında verilen eğitimin niteliğinin zayıflatıldığı, devlet okullarında yoğun dinselleşme pratiklerinin hayata geçirildiği görüldü. Zorunlu-seçmeli din dersleri, aşırı kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizliği, fiziki koşullar gibi pek çok neden birçok velinin özel okullara yönelmesini beraberinde getirdi.

EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRME POLİTİKALARI YOĞUNLAŞTI

2024 yılında Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştı. MEB’in geçmişte eğitimin dinselleştirilmesi hedefiyle Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli dini vakıf ve derneklerle ortak yürüttüğü projeler ve imzalanan ‘iş birliği’ protokolleri, okulları çeşitli cemaat, tarikat ve dini grupların etkinlik ve faaliyet alanı haline getirdi. İmam hatip okulları olmak üzere, bazı okullarda karma eğitim karşıtı uygulamalar hayata geçirildi.

MEB’in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise İl müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konu başlıkları altında imzalanan iş birliği protokolleri, eğitim sisteminin büyük bir kuşatma ile karşı karşıya olduğunu gösterdi. Özellikle ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi, 2024 yılı boyunca eğitim alanında laiklik tartışmalarının merkezinde yer aldı. Proje kapsamında, din görevlilerinin okullarda “manevi danışman” sıfatıyla rehberlik yapması ve öğrencilerle etkinlikler düzenlemesi, eğitim sisteminde dini referansların güçlendiğini gösterdi. ÇEDES projesinin laik eğitim anlayışına aykırı olduğu itirazlarına rağmen, okullarda öğrencilere yönelik dini dayatmalar daha önce hiç olmadığı kadar arttı. Kırsal bölgelerde tarikat ve cemaatlerin okullardaki etkinlikleri belirleyici hale gelirken, bu durum eğitimde giderek artan ideolojik ayrışmayı beraberinde getirdi.

DEPREM BÖLGELERİNDE EĞİTİM SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ

Deprem bölgelerinde eğitimde normalleşme çabaları, 2024 yılı boyunca yetersiz kaldı. Birçok okulda eğitim, konteyner sınıflarda ve geçici yapılar içinde devam etti. Öğretmen eksikliği, altyapı sorunları ve psikososyal destek yetersizliği, depremzede öğrencilerin eğitim hakkını olumsuz etkiledi. Kalıcı okul inşaatlarının yavaş ilerlemesi, çocukların uzun süre eğitim kaybı yaşamasına neden oldu. Depremden etkilenen bölgelerdeki birçok öğrenci, maddi imkansızlıklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamadı. Öğrencilerin barınma ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarının karşılanamaması, eğitim sürecini olumsuz etkiledi.

Depremden en çok etkilenen Hatay, Adıyaman, Malatya ve Kahramanmaraş gibi illerde pek çok okul tamamen yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Okulların yeniden inşası sürecinin yavaş ilerlemesi, yüz yüze eğitimin başlamasını geciktirdi. Bu süreçte, bölgede eğitim alamayan on binlerce öğrenci, uzaktan eğitim imkanına da tam anlamıyla erişemedi. Örneğin, Hatay’da yıkılan okulların yerine geçici konteyner sınıflar kurulsa da bu yapıların yetersizliği ve altyapı eksiklikleri, sağlıklı bir eğitim sürecinin önüne geçti.

ÖĞRENCİLERİN BESLENME VE BARINMA SORUNLARI ARTTI

2024 yılı ekonomik krizin ve artan hayat pahalılığının etkisiyle birçok aile, çocuklarının yeterli beslenmesini sağlamakta zorlandığı bir yıl oldu. Çocuklar için beslenmenin önemli olduğu koşullarda süt, yumurta, peynir, zeytin vb. gibi temel gıda ürünlerinin fiyatı 3-4 kat arttı. Dünyanın her yerinde gıda fiyatları düşerken, Türkiye’de gıda enflasyonu zirve yaptı. Bu koşullarda çocuklarına her gün ayrı bir beslenme hazırlamak durumunda kalan aileler eti, sütü, meyveyi, kuruyemişi geçelim yumurtayı, peyniri ve zeytini bile alamaz hale geldi.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradaki yerini 2024’te de korudu. Son dönemde çok hızlı artan yoksullaşma Türkiye’de önce en hassas durumdaki çocukları etkiledi. Devlet okullarında kantin fiyatlarının yükselmesi, öğrencilerin sağlıklı beslenme hakkını doğrudan etkiledi. Bu süreçte, “Her Öğrenciye Bir Öğün Ücretsiz Yemek” kampanyası, öğrencilerin en temel ihtiyacı olarak öne çıktı.

Üniversite öğrencileri açısından barınma sorunu büyüyerek devam etti. Yurt kapasitelerinin yetersiz kalması ve özel yurt ücretlerinin artışı, öğrencilerin barınma hakkına erişimini zorlaştırdı. Yetersiz barınma olanakları nedeniyle birçok öğrenci, eğitim hayatını sürdüremedi ya da kayıt dondurmak zorunda kaldı.

OKULLARDA TEMİZLİK VE HİJYEN SORUNU YAŞANDI 

2024 yılında eğitime damga vuran bir diğer gelişme 2024/24 eğitim öğretim yılı başından itibaren okullarda temizlik ve hijyen sorunlarının artması oldu. Daha önce okullarda İŞKUR bünyesinde Toplum Yararına Çalışma (TYP) bünyesinde 42 bin geçici temizlik personeli istihdam ediliyorken, Eylül ayı başında program değişikliği yapılarak yine İŞKUR bünyesinde haftada üç gün personel istihdamına dayanan İşgücü Uyum Programı (İUP) başlatıldı.

Okullarda üç gün istihdam edilen İUP personeli için sadece sağlık sigortası yapılırken, ücret yerine “cep harçlığı” ödenmesi yapıldı. Bu durum devletin kendi yasalarını yok sayarak sigortasız işçi çalıştırma anlamına gelirken, çok sayıda okulda temizlik görevlisi bulunmaması eğitim emekçileri ve velilerin yoğun tepkisine neden oldu.

Kamuda tasarruf tedbirleri çerçevesinde başlatılan bu uygulama sonucunda ülke genelinde çok sayıda okulda temizlik ve hijyen sorunları ortaya çıktı. Okullarda yaşanan temizlik sorunları ve hijyen eksikliği nedeniyle yeni salgın hastalıklara kapı aralandı. MEB tepkiler sonucunda okullarda 30 bin yeni personel istihdam edileceğini açıkladı ancak çok sayıda okulda temizlik veliler tarafından yapıldığı görüldü. 

EĞİTİM HARCAMALARININ YÜKÜ YİNE VELİLERİN SIRTINA YIKILDI 

Eğitim sistemi, her geçen yıl daha fazla paralı hale getirilirken milyonlarca öğrenci velisi çocuklarını okutabilmek için bütçelerine göre çok yüksek rakamlarla harcama yapmak zorunda bırakıldı. Geçtiğimiz yıllar içinde devlet okullarına ihtiyaç kadar ödenek ayrılmaması, kaçınılmaz olarak öğrenci velilerinin eğitimin finansmanına doğrudan katılımını beraberinde getirdi. Başta ‘gönüllü bağış’ adı altında toplanan kayıt parası olmak üzere, hemen her okulda çok sayıda kalemde para toplanarak eğitim harcamaları büyük ölçüde velilerin sırtına yıkıldı.

Ülkemizde halkın büyük bölümünün asgari ücret ya da asgari ücrete yakın bir ücretle çalıştığı dikkate alındığında 2024 yılı velilerin öğrencilerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta oldukça zorlandığı, özellikle birden fazla çocuğu okula gidecek olan dar gelirli velilerin zorunlu ihtiyaçları dahi karşılamadığı bir yıl oldu. Devlet okullarına, yurtlarına ayrılmayan eğitim bütçe kaynakları eğitim yatırımları yerine özel okullara çeşitli adlar altında transfer edildi.

İkamet adresine kayıt yaptırılan öğrencilerin velilerinden daha az “kayıt ücreti” ya da “bağış” istenirken, ikamet dışında kalan bir okula kayıt yaptırılan öğrencilerin velilerinden yüksek miktarlarda bağış talep edildi. Okulun bulunduğu konumda yaşayan öğrenci velilerinin ekonomik durumuna göre daha fazla bağış istendiği durumlar yaşandı. Çocuğunu çevresinden duyduğu bilinen bir öğretmenin sınıfına kaydettirmek isteyen velilerden öğretmen seçimi için ayrıca yüksek ücretler talep edildi. Bunların dışında velilerden ‘ihtiyaç maddeleri’ listesi adı altında ‘A4 kâğıdı, kâğıt havlu, sıvı sabun, tuvalet kâğıdı’ vb. gibi ürünler talep edildi.

2024-2025 eğitim öğretim yılı başında bir okul çantasını doldurmanın toplam maliyeti, öğrencinin sınıf seviyesine ve ihtiyaçlarına bağlı olarak değişiklik gösterdi. İlkokul öğrencisi için temel kırtasiye malzemeleri, çanta ve diğer gereksinimler hesaba katıldığında toplam maliyet 3.000 TL ila 5.000 TL arasında değişti. Ortaokul ve lise öğrencileri için bu maliyet 6.000 TL’yi geçti. Teknolojiye yönelik ihtiyaçlar (tablet, hesap makinası vb) eklendiğinde bu rakam 10.000 TL’nin üzerine çıktı. Eğitim masraflarındaki artışlar, özellikle düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitime erişim imkanlarını ciddi anlamda tehdit etti. Birçok aile, yaşanan hayat pahalılığı nedeniyle çocuklarının en temel okul ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldi.

OKULDA ŞİDDET CAN ALMAYA DEVAM ETTİ 

Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde her gün karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusunun uzun süredir okullarımızı da sarmalamış olması, 2024 yılında çok sayıda eğitim emekçisinin şiddetin hedefi haline gelmesine neden oldu. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında yer alan şiddet olgusu, eğitim yuvaları olan okulları ve öğretmenleri hedef alarak can kayıpları ve yaralanmaların yaşanmasına neden oldu.

İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan özel bir okulda görev yapan Millî Eğitim Bakanlığı’ndan emekli öğretmen İbrahim Oktugan bir öğrencisi tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı sonrasında hayatını kaybetmesi üzerine, ülke çapında yüzbinlerce eğitim emekçisi iş bırakarak alanlara çıktı ve yaşanan şiddeti protesto etti. Okulda yaşanan cinayete gösterilen kitlesel tepkiye rağmen MEB okulda yaşanan şiddet olaylarının önüne geçmek için somut bir öneri ya da politika geliştirmedi.

Milli Eğitim Bakanlarının yaptığı açıklamalarla eğitim sisteminde yaşanan olumsuzlukların temel nedeni olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının velilerin elinde bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan tüm sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmeni ve idarecileri veli ve öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, okulda şiddetin artmasına zemin oluşturmayı sürdürdü.

OKULLARDA ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA ÇALIŞTIRILDI 

Ülkemizde iş hayatını düzenlemek için devlet tarafından yapılan en önemli düzenlemelerden biri de hiç şüphesiz asgari ücret uygulamasıdır. Ülkemizde 4857 sayılı İş Kanunun 39. Maddesi gereği devlet tarafından belirlenen asgari ücretin altında çalışanlara aylık ücret verilemeyeceği, bu kurala uymayanlara ise ceza uygulandığı bilinmesine rağmen, bizzat Millî Eğitim Bakanlığı tarafından devlet okullarında bu yasaya aykırı hareket edildi.

2024 yılı için devletin asgari ücret olarak belirdiği rakamın net 17 bin 2 lirayken ücretli öğretmenler bir ayda sigortalı gün sayısı en fazla 15-16 iş günü oldu. Ülke çapında sayıları 90 binin üzerinde olan ücretli öğretmenler yıl boyunca en fazla 16 bin lira ücret alabilirken, ellerine geçen ücret asgari ücretin altında kaldı. 2024 yılı sonunda ücretli öğretmenlere Kasım ayı ders ücretleri bir ay gecikmeli olarak ödendi.

ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER SORUNU SÜRDÜ 

Geçtiğimiz yıllar içinde her yıl KPSS sınavına giren öğretmenler küçük bir kısmının ataması yapılırken, ataması yapılmayan öğretmenler işsiz öğretmenler ordusuna katıldı. 2024 yılında KPSS’de öğretmenlik alan bilgisi sınavına 470 bin kişi girerken, yıl içinde sadece 19 bin 980 sözleşmeli öğretmenin atması yapıldı. Ataması yapılmayan yarım milyonu aşkın öğretmen var iken 2024 yılında da öğretmen açıkları kapatılmadı ve ataması yapılmayan öğretmenler sorunu çözülmedi.

Geçtiğimiz 23 yılda KPSS’ye giren her 100 öğretmenden sadece 15’inin ataması yapıldı. Ataması yapılmayan ve her geçen yıl sayıları artan işsiz öğretmenler ya tekrar sınava girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakıldı. Ataması yapılmayan öğretmenlerin zorunlu olarak meslekleri dışında işler yapmaya zorlanması ve meslekleri ile ilgisi olmayan alanlarda çalışmak zorunda bırakılması sorunu 2024 yılında da sürdü. 

2024’TE YÜKSEKÖĞRETİM ALANINDA NELER YAŞANDI? 

2024 yılı, bir süredir devam eden ve üniversiteyi üniversite yapan ilke ve değerlerin büyük ölçüde ortadan kaldırılmasını hedefleyen gelişmelerin devam ettiği bir yıl oldu. OHAL KHK’leri ile başlatılan akademik tasfiye sürerken, hukuksuz disiplin soruşturmaları, cezalandırma, işten atma pratikleri devam etti. Akademik ve bilimsel üretim yapılamaz hale getirilen üniversitelerin içinin boşaltılması süreci hız kesmiyor.

Üniversite rektörlerinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması, rektörlerin üniversite bileşenlerine, akademik özgürlüğe, etik ilkelere ve topluma karşı değil, sadece siyasi iktidara karşı sorumluluk taşımasına neden oldu. Anayasa Mahkemesi’nin Haziran ayında rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanması uygulamasının iptaline karar vermişti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesinin kararları tanınmayarak Temmuz, Eylül ve son olarak Aralık aylarında CB Erdoğan tarafından çeşitli üniversitelere rektörler atandı. Ehliyet ve liyakatin, hukuk ilkelerinin yerini üniversite yönetimlerinin keyfi ve hukuksuz uygulamaları aldı. Üniversitelerde partizan kadrolaşma, kişiye özel adrese teslim kadro ilanları artarak sürdü. Alanın bilgisine sahip olmayanlar sadece iktidara yakınlıkları üzerinden üniversitelerin ve yükseköğretim kurumlarının yönetim kademelerine getirildi.

Derinleşen çoklu kriz ortamı ve yoksulluk kıskacında temel haklarından mahrum kalan bir kesim de üniversite öğrencileri. Ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçların karşılanmasını her geçen gün daha da zorlaştırırken geniş kesimlerin eğitime erişimini engelliyor. Bu durumun somut göstergeleri mevcut: 2024 yılında üniversiteye yerleşmeye hak kazanan yüz binlerce öğrencinin üniversitelere kayıt yaptırmadığı, yüz binlercesinin de kaydını yenilemeyerek okullarını terk ettiği bir dönemden geçiyoruz. Şehir dışındaki üniversitelerin tercih edilmesinden kaçınma eğilimleri artarken, öğrenciler erken dönemde işçileştirilerek ucuz emek ordusunun bir ferdi haline getiriliyor. İşsizlik ve gelecek kaygısı üniversite öğrencilerinin günlük hayatının normal bir parçası artık.

2024 yılı üniversitelerde ihale yolsuzlukları, taciz, mobbing ve hukuksuz uygulamaların yaşandığı bir yıl oldu. Siyasi iktidarın çizgisinde hareket eden rektörlere dair YÖK’e yapılan şikayetler sonuçsuz kaldığından üniversitelerdeki keyfi ve hukuksuz uygulamaların faillerinin yaptıkları hukuksuzluklar arttı.

Eğitimdeki uygulamalara benzer olarak yükseköğretim alanında da dinselleştirme pratikleri hız kazandı. Üniversitelerde evrim ve bilim karşıtı yaradılış teorisini öven sempozyumlar yapıldı. YÖK öncülüğünde umre ödüllü yarışmalar organize edildi. Eğitimde pedagojik yaklaşımlar hiçe sayılarak müftülük ve ilahiyat fakülteleri iş birliğinde din ve değerler eğitimi altında dinselleştirme pratiklerini yaygınlaştıran etkinliklere tanıklık ettik. Siyasi iktidar, YÖK, dini tarikat ve cemaatler iş birliği içerisinde laik ve bilimsel eğitimden daha da uzaklaşıldı.

Vakıf üniversitelerindeki hak ihlallerinin yaşandığı bir başka alan olarak öne çıktı. Güvencesiz istihdam edilen öğretim elemanları sözleşme yenilememe baskısı altında sessizliğe zorlanmaktadır. Vakıf üniversitesindeki eğitim ve bilim emekçileri, devlet üniversitesindeki eğitim ve bilim emekçileri ile aynı akademik sorumlulukları taşımalarına rağmen vakıf üniversitelerindeki eğitim ve bilim emekçilerinin mali, özlük ve demokratik hakları hala devlet üniversitelerindeki eğitim ve bilim emekçileriyle aynı düzeye getirilmedi. Bu yönde talepler ile süren akademisyenlerin işine son verildi.

Üniversiteler Arası Kurul’un doçentlik kriterlerini yap boz tahtasına çevirmesi ve kriterlerde akıl, bilim ve hukukla bağdaşmayan değişikliklere gitmesi ağır hak ihlallerine yol açtı. Özellikle sürekli değiştirilen kriterler geçmişe etki yasağı ve makul geçiş süreci öngörülmesi ilkelerine aykırılıklar barındırmaktadır. Nitelikten çok niceliği ilke edinen söz konusu kriterler nedeniyle paralı kongreler, atıf çeteleri, para karşılığı yazılan tezler ve yayınlar sorunu derinleşti.

50/d, 33/a, 35 gibi maddelerle istihdam edilen araştırma görevlileri arasında görev ve haklar açısından yapılan ayrımcılıklar sürdü. Doktorasını tamamlamış araştırma görevlileri ek koşul aranmaksızın görevlerinde yükselmeli ve unvanlarının hak ettiği kadrolara güvenceli biçimde atanması yönündeki talepler karşılıksız kaldı.

Üniversitelerdeki idari ve teknik personelin hakları ve talepleri görmezden gelinirken, bu arkadaşlarımız ağır biçimde ayrımcı uygulamalara maruz kaldı.  Rektörlerin aşırı yetkilerinden birisini düzenleyen 2547 sayılı kanunun 13-b/4 maddesinin iptal edilmesi talepleri karşılanmazken, bu madde ile rektörlerin akademik ve idari/teknik personeli keyfi biçimde sürgün edebilmesi, görev yerini değiştirebilmesi engellenmedi. Rızası dahilinde görev yeri değiştirilen idari ve teknik personel, görevlendirildiği birimdeki ek ödemelerden faydalanmalıdır. Üniversite yöneticilerinin yolsuzluklarına direnen mali ve idari birimlerdeki personelin maruz kaldığı baskı ve yıldırma politikalarına son verilmelidir. Eğitim ve bilimsel üretim, üniversitenin tüm çalışanlarının kolektif emeğinin ürünüdür. Bu sebeple tüm üniversite idari ve teknik personeline “yükseköğretim tazminatı” adı altında maaş iyileştirmesi yapılmalıdır. “Geliştirme ödeneği”nin akademik personel de dahil olmak üzere adil bir şekilde idari personele de dağıtılması gerekmektedir.

2024 yılında yükseköğretime ayrılan bütçenin yetersiz kalması nedeniyle birçok üniversitede servis ve yemek hizmetleri durma noktasına geldi. Neredeyse tüm üniversitelerde yemekhane ücretlerine fahiş zamlar zam yapıldı ve beslenme hakkı yok sayıldı. Barınma ve yurt sorununa bir türlü çözüm üretilmemesi nedeniyle çok sayıda öğrenci kayıt dondurmak ya da üniversite öğretimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Geçtiğimiz üç yıl içinde bir milyonu aşkın öğrenci ekonomik nedenlerle okulu bıraktı. 

2025 YILINDA EĞİTİM HAKKI MÜCADELESİNİ GÜÇLENDİRELİM 

Türkiye, eğitimde nitelik ve memnuniyet açısından OECD ülkeleri içinde son sıralardaki yerini koruyor. Yapılan araştırmalar, ülkedeki sınıfsal eşitsizliğin en net şekilde eğitim alanı üzerinden görmek mümkün. Toplumda giderek derinleşen sınıfsal ve kültürel ayrışma, eğitim sisteminin büyük ölçüde dini kurallara göre düzenlenmesi, yeni eğitim müfredatının hemen her derste dini kurallar ve referansları temel alan bir içerikte hayata geçirilmesi, eğitim alanında yaşanan ve toplumun geleceğini yakından ilgilendiren büyük kuşatma ile karşı karşıyayız.

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığını açıkça gösteriyor. Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları okullarımızı eğitim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırıyor.

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşüm, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinden, ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların gelişiminden ayrı değildir. Bugün karşımızda iki seçenek var; eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da sistemin eğitim üzerinden kendi çıkarlarına göre biçimlendirmek istediği çocuk ve gençlerimizin gerçek anlamda kamusal, bilimsel, laik, demokratik ve cins ayrımcı olmayan bir içerikte ve temel bir insan hakkı olan anadilinde eğitim ilkesi çerçevesinde eğitim alması için mücadele edilecektir.

Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminin çocuklarımıza, öğrencilerimize verebileceği hiçbir şey yoktur. Eğitim Sen olarak ülkenin ve çocuklarının geleceğinden endişen eden herkesi kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için birlikte mücadeleye, eğitim hakkı mücadelesini güçlendirmeye çağırıyoruz.

The post 2024 Yılında Eğitimde Neler Oldu? appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2025 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi, Eğitimin Sorunlarına Çözüm Üretmekten Uzaktır! https://egitimsen.org.tr/2025-yili-milli-egitim-bakanligi-butcesi-egitimin-sorunlarina-cozum-uretmekten-uzaktir/ Wed, 23 Oct 2024 08:20:54 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=65733 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi, 17 Ekim 2024 tarihi itibariyle TBMM’ye sunulmuştur. Ülke ekonomisinde yaşanan ağır kriz koşulları devam ederken, 2025 yılı için Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan pay 1 trilyon 452 milyar lira olarak belirlenmiştir. MEB bütçesinin 2024 yılında 1 trilyon 92 milyar lira olduğu dikkate alındığında, yıllık enflasyon oranının oldukça altında, yüzde 33’lük bir […]

The post 2025 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi, Eğitimin Sorunlarına Çözüm Üretmekten Uzaktır! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi, 17 Ekim 2024 tarihi itibariyle TBMM’ye sunulmuştur. Ülke ekonomisinde yaşanan ağır kriz koşulları devam ederken, 2025 yılı için Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan pay 1 trilyon 452 milyar lira olarak belirlenmiştir. MEB bütçesinin 2024 yılında 1 trilyon 92 milyar lira olduğu dikkate alındığında, yıllık enflasyon oranının oldukça altında, yüzde 33’lük bir artış yapıldığı anlaşılmaktadır. Önerilen MEB bütçesi, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarına çözüm üretmenin çok uzağındadır.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yeni bütçeyi “sosyal refah” anlayışıyla hazırlandığı şeklinde kamuoyuna lanse etmiştir. Fakat 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi, IMF önerileri dikkate alınarak oluşturulmuş kemer sıkma programından başka bir anlama gelmemektedir. Hükümetin yıllardır uyguladığı yanlış ekonomi politikaları sonucu gelir adaletsizliği artmakta, toplum nezdinde yoksulluk genişlemektedir. Gelinen noktada toplumsal refahtaki gerileme adaletsiz vergi politikalarıyla daha da derinleşmiştir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonun ücretlerden kaynaklandığı söylemine sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır. Nitekim 2025 bütçesinde asgari ücrete yapılacak zam oranının yüzde 25 ile sınırlı tutulacağı belirtilmiştir. Emekçilerin üzerine yüklenecek vergiler ise yüzde 50 artırılmaktadır. Vergilerin bir hizmet olarak geri dağıtımına bakıldığındaysa refaha yönelik sosyal harcamalara gidilmediği görülmektedir. Buna karşın sermayeye verilen teşvik ve sübvansiyonlar artmış, savunma ve güvenlik harcamaları, eğitim ve sağlığın üzerine çıkmıştır. Bu bağlamda vatandaştan toplanan vergiler ve kamu harcamaları birlikte değerlendirilmelidir.

2024 MEB bütçesi 2023’e göre iki kattan fazla artırılırken, 2025 yılında artış oranının üçte birde kalmış olması, önümüzdeki yıl ekonomide ve eğitimde bizleri bugünlerden çok daha zor koşulların beklediğinin habercisidir. Eğitimde temizlik krizi, taşımalı eğitim, öğrenci yoksulluğu, beslenme problemleri, eğitimin genel niteliği gibi en temel ve zorunlu ihtiyaçlar görmezden gelinerek hazırlanan 2025 MEB bütçesinin zorunlu eğitim harcamalarını karşılamaktan çok uzak olduğunu bugünden söylemek mümkündür.

Her bütçe döneminde olduğu gibi bu yıl da bütçede “En yüksek pay eğitime ayrılıyor” söylemi devam etmektedir, oysa artan öğrenci sayılarına karşın bütçede oransal bir artış olmaması kamusal eğitimin niteliğine büyük zarar vermektedir. Nitekim AKP hükümetleri döneminde, eğitim bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalaması olan yüzde 5’in yarısına bile ulaşmamıştır.

Geçtiğimiz 23 yıl içinde özelleştirmeler ve eğitimin ticarileştirilmesi yolunda kamusal eğitime darbe niteliğinde adımlar atılmıştır. MEB bütçesinin, merkezi bütçeye ve milli gelire oranı aynı düzeyde seyretmiş, okulların kendi kaynaklarını yaratması gerektiği söylemi hâkim kılınmıştır. Bu nedenle eğitim harcamalarının esas yükü okul aile birliği, katkı payları, kayıt ücretleri, eğitim alanlarının ticarileştirilmesi gibi yollarla büyük ölçüde velilerin sırtına yıkılmış, bu durum zaten geçim sıkıntısı yaşayan velileri daha fazla zorlamaya başlamıştır.

Yıllardır eğitime ayrılan ödenekler büyük ölçüde tadilat, alt yapı sorunlarının giderilmesi çerçevesiyle sınırlandırılmakta, enflasyon karşısında rakamsal artış dışında bir hedef belirlenmemektedir. Dolayısıyla, eğitimin niteliğini yükseltecek hizmetlere yönelik yatırımlar açısından bütçeler yeterli gelmemektedir. Okulların temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar dahi artış yapılmamaktadır. Bu durumun kaçınılmaz sonucu olarak, okullar en temel ihtiyaçlarını kayıt sırasında alınan bağışlar ve velilerden düzenli olarak toplanan aidat benzeri paralarla karşılamaktadır. Okul aile birlikleri sadece okula kaynak yaratmak için çalışan organlar haline gelmiş ya da getirilmiştir. Okulda beslenme ve zorunlu ihtiyaçların giderilmesi için kantin, taşıma vb. faaliyetler ticarileştirilmiş ve okul içinde öğrencilerin ailesinden alabileceği paranın artırılmasına yönelik bir iç piyasa yaratılmıştır. 

PERSONEL HARCAMALARI, MEB BÜTÇESİ İÇERİSİNDE EN BÜYÜK PAYI OLUŞTURMAKTADIR

MEB bütçesinin Merkezi Yönetim Bütçesi içindeki büyüklüğünün temel nedeni, iktidarın eğitime verdiği önemden çok, büyük ölçüde personele yapılan zorunlu harcamalardan kaynaklanmaktadır. MEB bütçesinin büyük bölümünü, personel giderleri (yüzde 71) ve sosyal güvenlik devlet primi giderleri (yüzde 9) oluşturmaktadır. Her yıl eğitime bütçeden en çok payın ayrıldığı iddia edilse de bu payın yüzde 80’i zorunlu olarak doğrudan personel harcamalarına gitmektedir. Bu haliyle bile düşük olan ücretlerle eğitim emekçilerinin yaşam standartları daha da gerilemektedir. 2025 MEB bütçesi içinde mal ve hizmet alım giderlerinin payı yüzde 8; sermaye giderleri yüzde 9,73’tür. Depremin yıkımını yaşamış illerimizde dahi eğitim sorunları hasarlı okullar ve dersliklerin yenilenmesi için gerekli bütçe ayrılmamakta, zorunlu ihtiyaçlar hayırseverlerden karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu sebeple 17 milyon öğrenci ve 1 milyondan fazla öğretmenin ihtiyaçlarının karşılanması için bütçenin bütünlüklü olarak artırılması gerekmektedir. Diğer yandan, cari transferler (aralarında dini vakıf ve derneklerin de olduğu kâr amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler, hane halkına yapılan transferler vb.) yüzde 2,15 olarak belirlenmiştir.

BÜTÇEDEN EĞİTİM YATIRIMLARINA AYRILAN PAY SON DERECE YETERSİZDİR

2002-2025 yılları itibarıyla MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payın gelişim seyri, her fırsatta “Bütçeden en çok payı eğitime ayırdık” diyenlerin halkı nasıl yanılttıklarını, eğitime ayrılan bütçenin ne kadarının yatırıma ayrıldığını gizlemeye çalışarak, gerçekleri nasıl çarpıttıklarını açıkça göstermektedir.

MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17,18 iken, eğitim hizmetlerinin sunumu açısından çok önemli olan yatırım bütçesi 2009’da yüzde 4,57’ye kadar gerilemiştir. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında kısmen de olsa artışa geçen eğitim yatırımları payı, sonraki yıllarda istikrarsız bir çizgi izlemiştir. MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2024’te yüzde 9,16 iken, 2025’te deprem bölgesine yapılan eğitim yatırımların da etkisiyle yüzde 9,73’e çıkmış olmasına rağmen, 23 yıl öncesinin hala çok gerisindedir.

2025 MEB bütçesi eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceğini, velilerin üzerine yüklenen eğitim harcamalarının artacağını göstermektedir. Türkiye ile diğer OECD ülkeleri arasında kademeler düzeyinde yapılan eğitim harcamaları arasındaki farklılıklar her geçen yıl artmaktadır. Eğitime kamusal bir hizmet çerçevesinde yapılan harcamalar yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azalırken, hane halkının cebinden yaptığı eğitim harcamalarının payı artmaya devam etmektedir.

ÖĞRENCİ BAŞINA EĞİTİM HARCAMALARI, OECD ORTALAMASININ ALTINDADIR

OECD’nin her yıl eylül ayı içinde yayınladığı Bir Bakışta Eğitim Raporu’na (Education at a Glance) göre, Türkiye’de eğitim kademelerine göre öğrenci başına yapılan harcamalar OECD ortalamasının hala çok altında seyretmektedir. Türkiye’de eğitim kademelerine göre, öğrenci başına yapılan harcamaların OECD ortalaması ile karşılaştırmalı verileri şu şekildedir.

İLKÖĞRETİM: Türkiye’de ilköğretim düzeyinde öğrenci başına yıllık yapılan harcama 4.036 ABD doları iken, İlköğretimde OECD ortalaması yıllık 9.923 ABD dolarıdır. Türkiye’nin ilköğretimde öğrenci başına harcamasının OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 40‘ı düzeyinde olduğunu gösteriyor.

ORTAÖĞRETİM: Ortaöğretimde Türkiye’de öğrenci başına yıllık yapılan harcama 4.793 ABD doları, ortaöğretimde OECD ortalaması yıllık 11.400 ABD dolarıdır. Ortaöğretim kademesinde Türkiye’nin eğitim harcaması, OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 42’si kadar.

YÜKSEKÖĞRETİM: Yükseköğretimde öğrenci başına yıllık yapılan harcama 10.366 ABD doları, yükseköğretimde OECD ortalaması yıllık 17.559 ABD dolarıdır. Türkiye, yükseköğretimde OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 60’ı kadar harcama yapıyor.

Türkiye’nin eğitim kademelerine göre öğrenci başına yaptığı harcama, OECD ortalamasının oldukça altındadır. Özellikle ilköğretim ve ortaöğretimde bu fark daha belirgindir. Bu rakamlar, Türkiye’nin eğitime daha fazla yatırım yapması gerektiğini ve harcamaların OECD ülkeleri seviyesine yükseltilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

EĞİTİM BÜTÇESİ VE OKULLARA AYRILAN ÖDENEKLER YETERSİZDİR

Eğitim ve bilginin piyasa ilişkileri içine dâhil edilmesiyle eğitim kurumlarında verilen hizmetlerin önemli bir bölümü geçtiğimiz yıllar içinde ticarileştirilmiştir. Eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, kimi zaman açık, ama çoğunlukla gizli olarak yapılmıştır. Bir taraftan eğitimin büyük bir bölümü zamanla bir “pazar yeri” haline getirilen devlet okullarında sürdürülürken, diğer yandan eğitimin kamusal hizmet olarak finansmanının tasfiye edilmesi yoluyla yoksul halkın eğitim finansmanı içindeki payı sürekli artmıştır.

Ülkemizde okulların önemli bir bölümü ciddi anlamda ödenek sıkıntısı çekerken, bakanlığın okullara ihtiyacı kadar ödenek ayırmaması nedeniyle, okullardaki pek çok ihtiyaç öğrencilerden düzenli olarak toplanan aidatlar, bağışlar ve ticari faaliyetlerden karşılanmaktadır. Eğitime bütçeden yeterli pay ayrılmaması ve okullara gönderilen ödeneklerin zorunlu harcamalara bile yetmemesi, okulların altyapı sorunları ve fiziki donanım eksikliklerinin sürekli artmasına neden olmaktadır. Devlet okulları yıllardır adeta kaynak yaratmaya zorlanarak, öğretmenler ise öğrenci ve velileri ile ‘satıcı-müşteri’ ilişkisi gibi para ilişkisine girmek zorunda bırakılmaktadır.

MEB verilerine göre derslik başına düşen öğrenci sayısı gerçekte olduğundan düşük gösterilmesine rağmen, özellikle yoksul emekçi mahallelerinde Türkiye ortalamasının çok üzerinde kalabalık sınıf sorunu yaşanmaktadır. Okulların fiziki donanımı, en temel eğitim araç gereçlerinin olup olmaması, okulda öğrencilerden para toplanıp toplanmamasına göre değişiklik göstermektedir.

Eğitim bütçesinin dışında oluşturulan fiili okul bütçelerinin tamamına yakını öğrencilerden çeşitli adlar altında toplanan aidatlar, okullarda yapılan kermesler, okul salonlarının şirketlere kiraya verilmesi, bazı okul salonlarının düğün, nişan ve benzeri ‘sosyal etkinlikler’ için kiralanması, okul bahçelerinin otopark yapılması gibi etkinliklerden karşılanmaktadır.

Eğitimde nitelikli bir hizmet sunabilmek için, okulların fiziksel altyapılarından öğretim materyallerine, teknolojik donanımdan öğretmenlerin gelişimine kadar pek çok alanda yeterli finansal desteğe ihtiyaç vardır. Bu desteğin sağlanmaması, eğitimin kamusal, bilimsel ve laik niteliğini zayıflatmakta, eğitimde ticarileştirme uygulamalarının önünü açmaktadır.

Eğitimde yaşanan eşitsizliklerin önüne geçmek ve her öğrencinin nitelikli bir eğitim alabilmesini sağlamak için devletin eğitime ayırdığı bütçeyi artırması gerekmektedir. Devletin, eğitimdeki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve tüm öğrencilere eşit olanaklar sunmak için okullara yeterli ödenek ayırması gerekmektedir. Bu, yalnızca daha adil bir toplum yaratmanın anahtarı değil, aynı zamanda geleceği güvence altına almanın da yoludur.

2025 MEB BÜTÇESİ TALEPLERİMİZ:

  • 2025 yılı için öngörülen MEB bütçesi, eğitim sisteminde kronik hale gelen fiziki altyapı yetersizlikleri, öğretmen, idari ve teknik personel açığı, kırtasiye ve araç gereç yetersizliği gibi sorunların çözümü ile eğitimin ve eğitimcilerin ihtiyaçlarının karşılanmasından çok uzaktadır. MEB ve yükseköğretim bütçelerinin milli gelire oranı, OECD ortalaması baz alınarak iki katına çıkarılmalıdır.
  • Bütçe sistemi tüm eğitim kurumlarını kapsayacak şekilde bütünlüklü olarak oluşturulmalıdır. Tüm okulların ihtiyaçlarına yönelik çalışma yapılmalı ve bu doğrultuda ödenek ayrılmalıdır.
  • Okulları adeta bir pazar yerine dönüştürmüş olan piyasacı anlayıştan derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynaklarından özel okullara aktarılan destek ve teşvikler, devlet okulları için harcanmalıdır.
  • Öğretmenler arasında farklı kariyer basamakları yaratarak ayrımcılığa ve rekabete yol açan uygulamalara son verilmelidir. Eşit işe eşit ücret anlayışıyla bütün eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik iyileştirmelerden ayrımsız bir şekilde yararlanması sağlanmalıdır.
  • Derinleşen yoksulluk sebebiyle öğrenciler temel haklarından yoksun kalmakta, yetersiz beslenme bir “gizli açlık” haline dönmektedir. Bu sebeple eğitimin bütün kademelerinde öğrencilere günde en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.
  • Tüm kamu emekçilerine, ücretsiz okul öncesi kurumlar ve kreşler için bütçeden pay ayrılmalıdır.
  • Kamu kreşleri yeniden açılmalıdır. Kadın erkek fark etmeksizin en az 50 çalışanın olduğu iş yerlerinde, ücretsiz, nitelikli, anadilinde ve gerektiğinde 7/24 hizmet verecek, istihdam biçimine bakılmaksızın tüm çalışanların yararlanacağı kreşler açılmalıdır.
  • En fazla kadın emekçilerin olumsuz etkilendiği esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri son bulmalı, güvenceli, tam zamanlı hak kayıpları yaratmayan çalışma esas alınmalı, eşdeğer işe eşdeğer ücret politikası hayata geçirilerek, parçalı istihdam politikalarından vazgeçilmelidir.
  • Ek ders ücretlerine yüzde 100 zam yapılmalı, tüm ek ödemeler temel ücrete dâhil edilmelidir.
  • 2025 yılı için 651 milyar lira olarak belirlenen sosyal yardımlar, bütçenin yalnızca yüzde 4,4’üne tekabül etmektedir. Bu haliyle toplumsal eşitsizliklere çözüm üretmekten oldukça uzak olan sosyal yardımlar, başta aile ve çocuk yardımı olmak üzere ihtiyaçları karşılayacak şekilde artırılmalıdır.
  • Ataması yapılmayan öğretmenlerin tamamı kadrolu olarak atanmalıdır. Okullarda temizlikten sorumlu personel haftanın 5 günü ve yılın 12 ayında görevlendirilmelidir. Bunun yanında kadrolu, güvenceli ve insanca bir ücret kapsamında bir program oluşturulmalıdır.
  • Tüm eğitim ve bilim emekçilerine, yılda iki kez ve en az bir maaş tutarında eğitime hazırlık ödeneği verilmelidir.

The post 2025 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi, Eğitimin Sorunlarına Çözüm Üretmekten Uzaktır! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Sınav Ücretleri Soyguna Döndü! Herkesi Sorumluluk Almaya Davet Ediyoruz! https://egitimsen.org.tr/sinav-ucretleri-soyguna-dondu-herkesi-sorumluluk-almaya-davet-ediyoruz/ Fri, 16 Feb 2024 12:33:03 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=64106 Bir devlet düşünün, vatandaşına verdiği her hizmetin kaynağını yine vatandaşından aldığı adaletsiz vergilerle karşılarken, bu yetmezmiş gibi her hizmeti ticari bir işletme gibi fiyatlandıran, resmi enflasyon oranlarının üzerinde zamlar yaparak devleti yönetmeyi iş bilenlerin yönettiği bir devlet! Şatafatlı dünyaları da dâhil olmak üzere her şeyin faturasını bizim karşılamamızı isteyen, çocuklarımızın geleceği için dönüm noktası haline […]

The post Sınav Ücretleri Soyguna Döndü! Herkesi Sorumluluk Almaya Davet Ediyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Bir devlet düşünün, vatandaşına verdiği her hizmetin kaynağını yine vatandaşından aldığı adaletsiz vergilerle karşılarken, bu yetmezmiş gibi her hizmeti ticari bir işletme gibi fiyatlandıran, resmi enflasyon oranlarının üzerinde zamlar yaparak devleti yönetmeyi iş bilenlerin yönettiği bir devlet! Şatafatlı dünyaları da dâhil olmak üzere her şeyin faturasını bizim karşılamamızı isteyen, çocuklarımızın geleceği için dönüm noktası haline getirilen sınavları dahi gelir kapısı olarak gören bir devlet… Ne kolay değil mi böyle bir yönetim aklıyla devlet yönetmek!

Geçtiğimiz Ocak ayında, 260 TL olan YÖK DİL Sınavı başvuru ücretini %88’in üzerinde zam yaparak 490 TL’ye çıkaranlar, bugün de yaklaşık 4 milyon öğrencinin başvurması beklenen Yükseköğretim Kurumları Sınav ücretine %156 zam yaptılar. Yani YKS kapsamındaki her oturum 115TL’den 295 TL’ye çıkarıldı.

Böylelikle sadece TYT’ye girecek adaylar 295,00 TL, lisans öğrenimi için TYT ile birlikte AYT veya YDT’den herhangi birine girmek isteyen adaylar 590,00 TL sınav ücreti ödemek zorundayken TYT, AYT ve YDT’nin tümüne girmek isteyen adaylar ise 885,00 TL sınav ücreti yatırmak zorunda bırakılmıştır.

Kaldı ki 6 Şubat deprem faciasının birinci yıl dönümünde deprem bölgesinde adeta gövde gösteri yapan, yerel seçimlerde kendilerine oy verilmezse bölgeye ayrımcılık yapılacağını ilan eden ama her deprem faciası konu edildiğinde de depremzedeler için “ ne kadar hassas” olduklarına dair nutuklar çeken siyasi iktidar, depremzede adaylardan da bu fahiş fiyatlı sınav ücretlerini talep etti!

Evet! Deprem bölgesinde yıkılan okullar, yapılamayan dersler, sarılamayan acılar, giderilemeyen travmalar yokmuş gibi yapmak, sınavlara girmek isteyen öğrencilerden fahiş miktarlarda giriş ücreti almak “hassasiyetin” tüm sahiciliğini gözler önüne seriyor!

Bir tarafta siyasi iktidar temsilcilerinin şatafatlı yaşamı, diğer tarafta sınav ücretlerini ödeyebilmenin derdine düşenlerin yaşamı! Bir tarafta işçi ve memur ücretlerine yapılan yüzde %49 zam, diğer tarafta ücretsiz olması gerekirken %156 zam yapılan sınav ücretleri! İşte tüm görkemli sözlerin cilasının tek tek döküldüğü gerçekler! Satın alma gücünün bu denli gerilediği, gelir adaletsizliğinin uçuruma döndüğü bir ülkede bu sözler kimileri için boş söz olarak gelecek, biliyoruz! Biliyoruz çünkü markette, çarşıda, pazarda el yakan fiyatlardan, fahiş kiralardan, zamlardan bihaber olduklarını da çok iyi biliyoruz!

Eğitim Sen olarak açıkça tüm yurttaşlarımıza çağrı yapıyoruz! Sırça köşklerinden bu gerçeği yok sayanlara karşı, dayanışmanın tüm güçlüklerine rağmen ne kadar sahici olduğunu, ne kadar hayati olduğunu ve ne kadar insani olduğunu bilenler olarak herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz!

The post Sınav Ücretleri Soyguna Döndü! Herkesi Sorumluluk Almaya Davet Ediyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>