Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Fri, 12 Jun 2026 10:49:31 +0000 tr hourly 1 https://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2015/07/cropped-egitim_sen_logo_maset-32x32.jpg Eğitim Sen https://egitimsen.org.tr 32 32 Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! https://egitimsen.org.tr/cocuk-isciligine-hayir-gelecegimiz-sermayenin-carklarina-kurban-edilemez/ Fri, 12 Jun 2026 09:37:51 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71475 Dünya genelinde tırmanan çocuk emeği sömürüsüne karşı toplumsal bilinci harekete geçirmeyi ve çocukları emek sömürüsüne mahkûm eden düzeni değiştirmeyi hedefleyen 12 Haziran “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü”; Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş sembolik bir tarih olmanın ötesinde, çocukların çalınan emeklerini savunmak adına bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan önemli bir dönüm noktasıdır. Çocuk işçiliği ve hak ihlalleri gibi […]

The post Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Dünya genelinde tırmanan çocuk emeği sömürüsüne karşı toplumsal bilinci harekete geçirmeyi ve çocukları emek sömürüsüne mahkûm eden düzeni değiştirmeyi hedefleyen 12 Haziran “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü”; Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş sembolik bir tarih olmanın ötesinde, çocukların çalınan emeklerini savunmak adına bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan önemli bir dönüm noktasıdır.

Çocuk işçiliği ve hak ihlalleri gibi yapısal sorunların sadece 23 Nisan ve 12 Haziran gibi sembolik günlerde gündeme gelmesi, konunun kalıcı bir toplumsal hafızaya dönüşmesini engellemektedir. Yılın bütününe yayılmayan bu geçici farkındalık, her geçen yıl tırmanan çocuk işçiliği gerçeğinin; çocukların eğitim, sağlık ve gelişim hakları üzerinde yarattığı yıkıcı ve kalıcı tahribatı görünmez kılmaktadır.

Temelinde yoksulluk, gelir adaletsizliği, eğitime erişimde yaşanan eşitsizlikler ve emek sömürüsü yatan çocuk işçiliği, ülkede derinleşen ekonomik krizle birlikte her geçen gün daha yakıcı bir sorun haline gelmektedir. Çok daha vahim bir boyuta ulaşmıştır. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle düşük ücretli ve güvencesiz iş kollarında çalışmaya mecbur bırakılan çocukların sayısı hızla artarken bu tehlikeli süreç, onların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerinde geri dönüşü olmayan ağır tahribatlar yaratmaktadır.

Eğitim, barınma ve sağlık gibi en temel hakları güvence altına alan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne rağmen çalıştırılan her çocuk, bu haklarından zorla mahrum bırakılmaktadır. Tam da bu yüzden çocuk işçiliği, özünde çok ağır bir insan hakları sorunudur. Karşımızdaki tablo sadece ekonomik bir emek sömürüsü değildir; bu süreç, çocukların dünyasını istismar başta olmak üzere yapısal hak ihlalleriyle kuşatan çok daha büyük bir yıkımın adıdır.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü’nde, dünya genelinde 160 milyonu aşkın çocuk, çocukluğunu yaşaması gereken yaşlarda sömürü çarklarının dişlileri arasında ezilmektedir. Türkiye’de ise tablo her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. TÜİK’in dar kapsamlı istatistikleri bile yüz binlerce çocuğun emeğinin sömürüldüğünü haykırırken İSİG Meclisi verileri, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocukların sayısındaki artışın yapısal bir krize dönüştüğünü göstermektedir.

Türkiye’de çocuk işçiliği artık sadece merdiven altı atölyelerde değil, Millî Eğitim Bakanlığının MESEM uygulamalarıyla bizzat devlet eliyle kurumsal bir yapıya kavuşturulmaktadır. Çocukları “çırak” veya “stajyer” etiketleriyle güvencesizliğe mahkûm eden; ailelerin yoksulluğunu, gelir adaletsizliğini ve geçim kaygısını istismar eden bu düzen, hak odaklı sendikal mücadelenin en öncelikli mücadele başlıklarından biridir. Uzlaşmacı ve bürokratik sendikacılık anlayışının aksine, çocukların geleceğini savunmak; çocuk emeği sömürüsüne, güvencesizliğe ve çocukları okuldan koparan politikalara karşı kararlı bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

MESEM adı altındaki uygulamalar, eğitim ortamı olmaktan tamamen uzak, sermayenin ucuz ve güvencesiz iş gücü ihtiyacını karşılayan birer emek sömürüsü üssü hâline gelmiştir. Millî Eğitim Bakanlığının, çocukların aile rızasıyla gece 22.00’ye kadar çalıştırılabileceğine dair açıklamaları, kamusal eğitim anlayışının nasıl terk edildiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, çocukların üstün yararını, eğitim ve yaşam hakkını yok sayarak onları sistemin dişlileri arasında birer üretim nesnesine dönüştürme çabasının açık bir kanıtıdır.

Yasal olarak çocukların “tehlikeli ve çok tehlikeli” işlerde çalıştırılması kesinlikle yasak olmasına rağmen MESEM bünyesinde okuldan koparılan en az 21 çocuk, ağır ihmaller ve denetimsizlik sonucu iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Bu ölümler birer kaza değil, çocukları patronların insafına terk eden sistemin doğrudan sonucudur.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İNSAN HAKKI İHLALİDİR VE DERHAL YASAKLANMALIDIR!

Bugün ülkemizde eğitim; çocukları geleceğe hazırlayan kamusal bir hak olmaktan çıkarılmakta; çıraklık ve stajyerlik uygulamaları adı altında çocukların eğitimden koparılarak işçileştirildiği bir sömürü düzenine dönüştürülmektedir. “Çırak” ve “stajyer” kimliği arkasına gizlenen bu yapı, sayıları 2 milyona yaklaşan stajyer, kursiyer ve çırağın emeğini görünmezleştirerek çocuk emeği sömürüsünü meşrulaştırmaktadır.

Çocuk işçiliğinin çığ gibi büyümesinin temelinde, son yıllarda ülkede derinleşen ekonomik kriz, gelir adaletsizliği, tırmanan hayat pahalılığı ve alım gücünde yaşanan düşüş yer almaktadır. Yoksul nüfusun hızla artması, özellikle çok çocuklu ailelerde çocukların eğitimden uzaklaşarak çalışma hayatına katılmak zorunda kalmasına neden olmaktadır. Ekonomik krizin derinleştirdiği yoksulluk, sermayenin ucuz emek ihtiyacını karşılamak için bizzat iktidar eliyle bir fırsata dönüştürülmektedir.

Kendi seçimleri olmaksızın, zorla veya zorunlu olarak çalışan çocuklar;

  • En temel hakları olan çocukluklarını yaşama hakkından,
  • Sağlıklı beslenme ve güvenli barınma imkânlarından,
  • Eğitim hakkından,
  • Kendilerini özgürce var edebilecekleri bir geleceğe hazırlanma şansından tamamen mahrum bırakılmaktadır.

Eğitim Sen olarak bir kez daha haykırıyoruz: Çocukların yeri fabrikalar, karanlık atölyeler ve şantiyeler değil; okullar, parklar ve kütüphanelerdir. Çocuk emeğini sömüren MESEM çarkı derhal durdurulmalı, çocukları birer “üretim nesnesi” olarak gören politikalara son verilmeli ve her çocuğun anayasal eğitim hakkı devlet güvencesine alınmalıdır.

Çocukların emeklerinin sömürülmediği, düşlerinin kararmadığı bir gelecek için mücadelemizi kararlılıkla büyütüyoruz. Çocuklarımızı sermayenin kâr hırsına, bürokratik ihmallere ve bu sömürü düzenine teslim etmemek için mücadelemizi sürdüreceğiz.

ÇOCUKLAR İŞÇİ DEĞİL, ÖĞRENCİDİR!

The post Çocuk İşçiliğine Hayır: Geleceğimiz Sermayenin Çarklarına Kurban Edilemez! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
“Irmak Ayşe Koparan’ın Ölümü, Münferit Bir Olay Olarak Ele Alınamaz” https://egitimsen.org.tr/irmak-ayse-koparanin-olumu-munferit-bir-olay-olarak-ele-alinamaz/ Thu, 11 Jun 2026 13:47:49 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71472 Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan’ın ölümünün münferit bir olay olarak ele alınamayacağını ifade ederek, ölümlerin durması için demokratik bir eğitim sisteminin yaratılması gerektiğini belirtti.

The post “Irmak Ayşe Koparan’ın Ölümü, Münferit Bir Olay Olarak Ele Alınamaz” appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan’ın ölümünün münferit bir olay olarak ele alınamayacağını ifade ederek, ölümlerin durması için demokratik bir eğitim sisteminin yaratılması gerektiğini belirtti.

The post “Irmak Ayşe Koparan’ın Ölümü, Münferit Bir Olay Olarak Ele Alınamaz” appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! https://egitimsen.org.tr/ciplak-arama-iskencedir-kadinlarin-bedeni-iradesi-ve-onuru-hedef-alinamaz/ Wed, 10 Jun 2026 18:17:04 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71468 Fatoş Pınar Türker’e yönelik tehdit, kötü muamele ve işkence iddiaları kabul edilemez, görmezden gelinemez, meşrulaştırılamaz. Kadınları özel olarak hedef alan şiddet, çıplak arama işkencesi, tehditkâr ifadeler ve yıllardır kamuoyuna yansıyan sayısız örnek bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Çıplak arama, adı ne konulursa konulsun, işkence ve kötü muameledir. Bu uygulama; kadınların bedenini denetim, sindirme ve […]

The post Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Fatoş Pınar Türker’e yönelik tehdit, kötü muamele ve işkence iddiaları kabul edilemez, görmezden gelinemez, meşrulaştırılamaz.

Kadınları özel olarak hedef alan şiddet, çıplak arama işkencesi, tehditkâr ifadeler ve yıllardır kamuoyuna yansıyan sayısız örnek bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Çıplak arama, adı ne konulursa konulsun, işkence ve kötü muameledir. Bu uygulama; kadınların bedenini denetim, sindirme ve itaat ettirme aracı olarak kullanan sistematik bir hak ihlalidir. İnsan onuruna, beden dokunulmazlığına ve mahremiyete yönelik açık bir saldırıdır.

Kadınlara yönelik saldırılar sadece gözaltı sırasında değil; evde, iş yerinde, sokakta, okulda, kampüste, yargı süreçlerinde ve kamusal yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Erkek egemen zihniyet, kadınların bedenini, emeğini, sözünü ve iradesini baskı altına almaya çalışmaktadır. Çıplak arama işkencesi de bu zihniyetin en ağır, en onur kırıcı ve en insanlık dışı biçimlerinden biridir.

Hiçbir güvenlik gerekçesi, hiçbir idari uygulama, hiçbir yargı süreci kadınların beden bütünlüğünün ihlal edilmesini meşrulaştıramaz. Kadınları aşağılayan, travmatize eden, iradesini kırmayı hedefleyen ve hak ihlallerini sıradanlaştırmaya çalışan bu insanlık dışı uygulamayı reddediyoruz.

Eğitim Sen olarak; kadınların bedenine, kimliğine, emeğine, söz hakkına ve örgütlü mücadelesine yönelen her türlü saldırının karşısındayız. Çıplak aramaya, kötü muameleye ve işkenceye maruz bırakılan tüm kadınların yanındayız.

Failler hakkında derhal etkin, bağımsız ve tarafsız soruşturma yürütülmeli; sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

Sivil ya da kamu görevlisi herkese bir kez daha hatırlatıyoruz: İşkence insanlık suçudur; hiçbir koşulda meşru gösterilemez.

Sessiz kalmıyoruz, normalleştirmiyoruz, kabul etmiyoruz.

Kadınların bedeni, iradesi ve onuru hedef alınamaz!

Çıplak arama işkencedir!

The post Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Özel Güvenlik Kimlik Kartı Yenileme Eğitimi Giderleri Hakkında YÖK’e Yazı Yazdık https://egitimsen.org.tr/ozel-guvenlik-kimlik-karti-yenileme-egitimi-giderleri-hakkinda-yoke-yazi-yazdik/ Tue, 09 Jun 2026 11:11:37 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71464 Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve bağlı üniversiteler bünyesinde görev yapan koruma ve güvenlik personelinin, 5188 sayılı Kanun gereği almak zorunda olduğu Özel Güvenlik Kimlik Kartı Yenileme Eğitimi (kurs, sınav, harç, kart) giderlerinin kurum bütçesinden karşılanması talebi hakkında YÖK’e yazı yazdık. Yazı için tıklayınız.

The post Özel Güvenlik Kimlik Kartı Yenileme Eğitimi Giderleri Hakkında YÖK’e Yazı Yazdık appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve bağlı üniversiteler bünyesinde görev yapan koruma ve güvenlik personelinin, 5188 sayılı Kanun gereği almak zorunda olduğu Özel Güvenlik Kimlik Kartı Yenileme Eğitimi (kurs, sınav, harç, kart) giderlerinin kurum bütçesinden karşılanması talebi hakkında YÖK’e yazı yazdık.

Yazı için tıklayınız.

The post Özel Güvenlik Kimlik Kartı Yenileme Eğitimi Giderleri Hakkında YÖK’e Yazı Yazdık appeared first on Eğitim Sen.

]]>
MEB, Okullarda Devam Eden Temizlik ve Hijyen Sorununa Kalıcı Çözüm Üretmelidir! https://egitimsen.org.tr/meb-okullarda-devam-eden-temizlik-ve-hijyen-sorununa-kalici-cozum-uretmelidir/ Mon, 08 Jun 2026 11:51:25 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71462 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesine sayılı günler kala, okullarda yaşanan temizlik ve yardımcı personel sorunu bir kez daha kamusal eğitim hizmetlerinin nasıl geçici, güvencesiz ve günübirlik çözümlerle yürütülmeye çalışıldığını göstermiştir. Eğitim-öğretim yılı 26 Haziran’da sona erecek olmasına rağmen, ilçe millî eğitim müdürlüklerinden okullara gönderilen yazılarda, Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında geçici olarak görev yapan yardımcı […]

The post MEB, Okullarda Devam Eden Temizlik ve Hijyen Sorununa Kalıcı Çözüm Üretmelidir! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesine sayılı günler kala, okullarda yaşanan temizlik ve yardımcı personel sorunu bir kez daha kamusal eğitim hizmetlerinin nasıl geçici, güvencesiz ve günübirlik çözümlerle yürütülmeye çalışıldığını göstermiştir.

Eğitim-öğretim yılı 26 Haziran’da sona erecek olmasına rağmen, ilçe millî eğitim müdürlüklerinden okullara gönderilen yazılarda, Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında geçici olarak görev yapan yardımcı personelin 12 Haziran itibarıyla işten ayrılacağı bildirilmiştir. Eğitim yılının son iki haftasında çok sayıda okulun temizlik hizmetlerinden yoksun kalacak olması, eğitimin sağlıksız ve güvensiz koşullarda sürdürülmesi anlamına gelmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın konuya ilişkin önceden herhangi bir planlama yapmamış olması, sorunun boyutunu daha da büyütmektedir. Temizlik ve hijyen, eğitimin tamamlayıcı değil, temel unsurlarından biridir. Okullarda hijyen koşullarının sağlanamaması; öğrencilerin sağlık hakkını, eğitim emekçilerinin sağlıklı ve güvenli çalışma hakkını ve güvenli eğitim ortamına erişimi doğrudan tehdit etmektedir.

Üstelik yaşanan sorun yeni değildir. Yıllardır pek çok okulda eğitim, yeterli sayıda temizlik ve yardımcı hizmet personeli olmadan sürdürülmektedir. Bazı okullarda temizlik hizmetleri öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin çabalarıyla ayakta tutulmaya çalışılmakta; velilerden bağış toplanarak dışarıdan hizmet alınmakta, öğretmenler kendi sınıflarını temizlemek zorunda bırakılmakta ya da okullar uzun süre yeterli hijyen koşullarından yoksun kalmaktadır. Bu tablo, kamusal eğitimin içine sürüklendiği yapısal ihmalin somut göstergelerinden biridir.

Bugün ülke genelinde yaklaşık 60 bin devlet okulu bulunmasına karşın, yardımcı personel sayısının 49 bin civarında olması, çok sayıda okulda bir kadrolu temizlik çalışanının dahi bulunmadığını göstermektedir. Millî Eğitim Bakanlığı, yıllardır bu açığı kadrolu ve güvenceli personel istihdamıyla gidermek yerine geçici, süreli ve güvencesiz çalışma modelleriyle kapatmaya çalışmaktadır.

Bu kapsamda TYP uygulaması, eğitim kurumlarının süreklilik gerektiren personel ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Düşük ücretler, iş güvencesinin bulunmaması ve çalışma sürelerinin sınırlılığı, bir yandan çalışanları güvencesizliğe mahkûm etmekte, diğer yandan okullarda düzenli ve kalıcı bir hizmet sunulmasını engellemektedir. Eğitim kurumlarının temizlik gibi asli bir ihtiyacının geçici ve esnek çalışma biçimlerine dayandırılması, her eğitim-öğretim yılında yeniden ortaya çıkan hijyen ve sağlık sorunlarını kaçınılmaz hale getirmektedir.

Kamusal eğitim; velilerden toplanan bağışlara, okul idarelerinin ve öğretmenlerin özverisine ya da geçici istihdam programlarına bırakılamaz. Temizlik hizmeti, eğitimin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için asli ve vazgeçilmez bir kamusal yükümlülüktür. Bu yükümlülük ancak yeterli sayıda kadrolu, güvenceli ve sürekli personel istihdamıyla yerine getirilebilir.

Eğitim hakkı yalnızca dersliklerin varlığı, müfredat ya da ders kitaplarıyla sınırlı değildir. Öğrencilerin temiz, sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim görmesi de eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Kamusal eğitimin niteliğini korumak ve geliştirmek isteyen bir anlayış, öncelikle okulların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak zorundadır.

Eğitim Sen olarak Millî Eğitim Bakanlığı’nı sorumluluk almaya çağırıyoruz. Okullarda temizlik ve yardımcı hizmetlerde yılın hiçbir döneminde aksama yaşanmaması için gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Her eğitim-öğretim döneminde yeniden karşımıza çıkan bu sorunun kaynağı ortadan kaldırılmalı; okulların temizlik ve yardımcı hizmetler alanındaki personel ihtiyacı kadrolu, güvenceli ve sürekli istihdam yoluyla karşılanmalıdır.

Öğrencilerin sağlığı, eğitim ve bilim emekçilerinin çalışma koşulları ve kamusal eğitimin gerekleri tasarruf politikalarına, geçici çözümlere ve güvencesiz istihdam modellerine terk edilemez. İktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi, eğitim hizmetlerini günü kurtaran uygulamalarla değil; kamusal sorumluluğun gereklerine uygun, planlı ve kalıcı politikalarla yürütmektir.

The post MEB, Okullarda Devam Eden Temizlik ve Hijyen Sorununa Kalıcı Çözüm Üretmelidir! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Kamu Kurumlarında Kayırmacılığa, Mülakata ve Kadrolaşmaya Son Verilsin! https://egitimsen.org.tr/kamu-kurumlarinda-kayirmaciliga-mulakata-ve-kadrolasmaya-son-verilsin/ Mon, 08 Jun 2026 11:27:02 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71459 Kamu kurumlarında görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarında liyakat ilkesinin uzun süredir yok sayıldığını yıllardır ifade ediyoruz. Ne yazık ki mülakat uygulamaları, kamuda adil ve nesnel bir değerlendirme yöntemi olmaktan çıkarılmış; kayırmacılığın, siyasi kadrolaşmanın ve keyfi atamaların aracı haline getirilmiştir. Açıklanan her yeni sınav sonucu da bu tespitimizi bir kez daha doğrulamaktadır. Mülakat uygulamasının nesnel, […]

The post Kamu Kurumlarında Kayırmacılığa, Mülakata ve Kadrolaşmaya Son Verilsin! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Kamu kurumlarında görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarında liyakat ilkesinin uzun süredir yok sayıldığını yıllardır ifade ediyoruz. Ne yazık ki mülakat uygulamaları, kamuda adil ve nesnel bir değerlendirme yöntemi olmaktan çıkarılmış; kayırmacılığın, siyasi kadrolaşmanın ve keyfi atamaların aracı haline getirilmiştir. Açıklanan her yeni sınav sonucu da bu tespitimizi bir kez daha doğrulamaktadır.

Mülakat uygulamasının nesnel, ölçülebilir ve denetlenebilir olmaktan çıkarılması, kamu personel sisteminde adalet duygusunu derinden zedelemekte; kamu emekçilerinin yıllara dayanan birikimini, emeğini, deneyimini ve yazılı sınav başarısını yok saymaktadır. Bu durum, yükseköğretim kurumlarındaki görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde de açık biçimde karşımıza çıkmaktadır.

Son olarak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da gerçekleştirilen görevde yükselme sınavlarının sözlü sınav sonuçları, mülakatın liyakati esas alan bir değerlendirme aracı olarak kullanılmadığını açıkça ortaya koymuştur. Yazılı sınavdan 84,84 puan alan bir adayın mülakatta 65 puan verilerek değerlendirme dışı bırakılması; buna karşılık yazılı sınavdan 76,76 puan alan bir adaya mülakatta 95 puan verilerek atanmasının sağlanması, sürecin ne kadar keyfi işletildiğini göstermektedir. Benzer biçimde yazılı sınavdan 78,78 puan alan başka bir adaya mülakatta 89 puan verilmesi de sözlü sınavların objektif ölçütlerden çok, önceden belirlenmiş tercihleri hayata geçirmenin aracı haline getirildiği yönündeki kaygıları güçlendirmektedir.

Üstelik bu uygulamalar yeni değildir. 2021 yılında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da yapılan sözlü sınav sonucunda 16 vekil müdürün asil kadrolara atanması, o dönem de ciddi soru işaretleri yaratmıştı. Aradan geçen yıllara rağmen aynı anlayışın sürdüğü görülmektedir. Bu kez de vekil olarak görev yapan 13 kişinin sözlü sınav aracılığıyla asil kadrolara geçirilmesi, kayırmacılığın istisnai bir uygulama değil, kurumsallaştırılmak istenen bir yönetim anlayışı haline getirildiğini göstermektedir.

Benzer şekilde İstanbul Üniversitesi’nde yaşananlar da mülakat uygulamasının liyakat ilkesini nasıl etkisizleştirdiğini göstermektedir. Geçmiş yıllarda yazılı sınav başarısının belirleyici olduğu ve en yüksek puanı alan adayların atandığı bir uygulama esas alınırken, bu yıl bu hakkaniyetli yaklaşımın terk edildiği görülmektedir. Yazılı sınavdan 92 puan alarak birinci olan aday yerine, yazılı sınavdan 84 puan alan bir adayın mülakatta 95,60 puan verilerek birinci sıraya yükseltilmesi; yazılı sınavdan 90 puan alarak ikinci olan aday yerine ise yazılı puanı 82 olan bir adayın mülakatta 95,20 puan verilerek ikinci sıraya taşınması, yazılı sınav başarısının ve liyakat ilkesinin açıkça devre dışı bırakıldığını ortaya koymaktadır. Bu tablo, görevde yükselme süreçlerinde emek, deneyim ve başarı yerine sadakat, yakınlık ve keyfi tercihlerin belirleyici hale getirildiği yönündeki kaygıları daha da güçlendirmektedir.

Şeffaflıktan yoksun bir değerlendirme sürecinde liyakatten söz etmek mümkün değildir. Mülakat komisyonlarının hangi soruları sorduğunun bilinmediği, her adaya eşdeğer güçlükte soru yöneltilip yöneltilmediğinin açıklanmadığı, puanlamanın hangi somut ve nesnel ölçütlere göre yapıldığının kamuoyuyla paylaşılmadığı bir sınav sürecinin adil olması beklenemez. Yazılı sınavda yüksek başarı gösteren adayların keyfi mülakat puanlarıyla elenmesi, buna karşılık belirli adayların yüksek sözlü puanlarla öne çıkarılması; kamu yararı, eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkeleriyle açıkça bağdaşmamaktadır.

Eğitim Sen olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Mülakat uygulaması, kamu personel sistemindeki en ağır liyakat sorunlarından biridir. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve İstanbul Üniversitesi’nde yapılan görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının tüm aşamaları; sözlü sınav soruları, puanlama ölçütleri, adaylara yöneltilen soruların eşitliği, komisyonların oluşumu ve değerlendirme süreçlerinin bağımsızlığı başta olmak üzere bütün yönleriyle şeffaf biçimde incelenmelidir.

Eğitim Sen olarak bu sürecin takipçisi olacak; adalet ve liyakat talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Kamu emekçilerinin emeğini, hakkını ve geleceğini yok sayan kayırmacı anlayışa karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Mülakat kaldırılmalı; görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde yazılı sınav başarısı, hizmet süresi, deneyim ve nesnel ölçütler esas alınmalıdır. Kamu kurumlarında kayırmacılığa, mülakata ve siyasi kadrolaşmaya son verilmeli; liyakate dayalı, şeffaf ve adil bir personel sistemi kurulmalıdır.

The post Kamu Kurumlarında Kayırmacılığa, Mülakata ve Kadrolaşmaya Son Verilsin! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Rahmi Koç’un Kürt Kadınları Hedef Alan Cinsiyetçi ve Irkçı İfadeler Kullanmasını Kınıyoruz! https://egitimsen.org.tr/rahmi-kocun-kurt-kadinlari-hedef-alan-cinsiyetci-ve-irkci-ifadeler-kullanmasini-kiniyoruz/ Sat, 06 Jun 2026 17:29:46 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71453 Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kullanması kabul edilemez. Kadın bedeni, hasta mahremiyeti ve kimlikler üzerinden kurulan bu ayrımcı dil; “espri” ya da “fıkra” adı altında meşrulaştırılamaz. Toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de insan onuru, eşitlik, mahremiyet ve ayrımcılık yasağı temel ilkelerdir. Servet, unvan […]

The post Rahmi Koç’un Kürt Kadınları Hedef Alan Cinsiyetçi ve Irkçı İfadeler Kullanmasını Kınıyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kullanması kabul edilemez. Kadın bedeni, hasta mahremiyeti ve kimlikler üzerinden kurulan bu ayrımcı dil; “espri” ya da “fıkra” adı altında meşrulaştırılamaz. Toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de insan onuru, eşitlik, mahremiyet ve ayrımcılık yasağı temel ilkelerdir. Servet, unvan ya da toplumsal statü; hiç kimseye kadınları, halkları ve onların kimliklerini aşağılayan bir dil kullanma hakkı vermez. Kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan ayrımcı söylemler karşısında sessiz kalmak, ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi toplumsal yaşamda yeniden üretmek anlamına gelir.

Eğitim Sen olarak kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan bu cinsiyetçi ve ırkçı dili kınıyor; eşit, özgür ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.

The post Rahmi Koç’un Kürt Kadınları Hedef Alan Cinsiyetçi ve Irkçı İfadeler Kullanmasını Kınıyoruz! appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: “Bakan Tekin’in 3 Yılında Laik Eğitim İlkesine Meydan Okunmuştur” https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-genel-baskani-irmak-bakan-tekinin-3-yilinda-laik-egitim-ilkesine-meydan-okunmustur/ Fri, 05 Jun 2026 12:59:16 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71449 Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevde bulunduğu 3 sene boyunca eğitimi değersizleştiren ve eğitim emekçilerini itibarsızlaştıran politikalarına karşı MEB önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, MEB’in tarikat ve cemaatlerle 672 protokol imzaladığını belirterek, “Laik eğitim ilkesine meydan okunmuştur.” dedi.

The post Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: “Bakan Tekin’in 3 Yılında Laik Eğitim İlkesine Meydan Okunmuştur” appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevde bulunduğu 3 sene boyunca eğitimi değersizleştiren ve eğitim emekçilerini itibarsızlaştıran politikalarına karşı MEB önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, MEB’in tarikat ve cemaatlerle 672 protokol imzaladığını belirterek, “Laik eğitim ilkesine meydan okunmuştur.” dedi.

The post Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: “Bakan Tekin’in 3 Yılında Laik Eğitim İlkesine Meydan Okunmuştur” appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Görevdeki 3 Yılı: Siyasal-İdeolojik Kuşatma ve Kamusal Tasfiyenin Bilançosu https://egitimsen.org.tr/milli-egitim-bakani-yusuf-tekinin-gorevdeki-3-yili-siyasal-ideolojik-kusatma-ve-kamusal-tasfiyenin-bilancosu/ Thu, 04 Jun 2026 17:43:36 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71443 AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan 9. isim olan Yusuf Tekin, 4 Haziran 2023 tarihinden bu yana Millî Eğitim Bakanlığı görevini yürütmektedir. Göreve geldiği ilk günden itibaren eğitim sistemini hem müfredat hem de yönetim anlayışı bakımından siyasal iktidarın ideolojik çizgisine uygun biçimde yeniden şekillendirmeyi temel hedef haline getiren Tekin, eğitim alanında […]

The post Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Görevdeki 3 Yılı: Siyasal-İdeolojik Kuşatma ve Kamusal Tasfiyenin Bilançosu appeared first on Eğitim Sen.

]]>
AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan 9. isim olan Yusuf Tekin, 4 Haziran 2023 tarihinden bu yana Millî Eğitim Bakanlığı görevini yürütmektedir. Göreve geldiği ilk günden itibaren eğitim sistemini hem müfredat hem de yönetim anlayışı bakımından siyasal iktidarın ideolojik çizgisine uygun biçimde yeniden şekillendirmeyi temel hedef haline getiren Tekin, eğitim alanında yaşanan dönüşümün en açık uygulayıcılarından biri olmuştur.

Yusuf Tekin’in Bakanlık koltuğunda geçirdiği üç yıl boyunca, eğitim sisteminin kamusal niteliğinin zayıflatıldığı, laiklik ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığı, bilimsel eğitim anlayışının ise dinselleştirme, piyasalaştırma ve merkeziyetçi dayatmalarla kuşatıldığı bir dönem olmuştur. Tarikat ve cemaat yapılarıyla yapılan kurumsal protokollerin savunulması, karma eğitim ilkesinin hedef alınması ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında müfredatın ideolojik bir çerçeveye sıkıştırılması, eğitimin çocukların üstün yararını temel alan bir kamusal hak olmaktan çıkarılarak siyasal-ideolojik bir nesil yetiştirme projesine dönüştürülmek istendiğini açıkça göstermektedir.

Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim emekçileri, öğrenciler, veliler, sendikalar, bilim insanları ve demokratik kamuoyu yok sayılmış; eğitim politikaları katılımcı, bilimsel ve demokratik süreçler işletilmeden tepeden inmeci yöntemlerle hayata geçirilmiştir. Sendikamızın ve eğitim bileşenlerinin tüm uyarılarına kulak tıkanmış; eğitim alanı, mensubu olduğu siyasal iktidarın ideolojik ajandasına göre yeniden düzenlenmek istenmiştir.

Bu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve dayatmacı politika ve uygulamalar, eğitim sisteminde ağır tahribatlar yaratmıştır. Bugün okullarımızda derinleşen eşitsizlikler, artan dinselleştirme uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması, müfredatın bilimsel içeriğinin zayıflatılması, kamusal eğitimin piyasa ve vakıf-cemaat ilişkilerine açılması bu dönemin en somut sonuçlarıdır.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, göreve geldikten sonra katıldığı ilk TBMM bütçe görüşmelerinde tarikat ve cemaatlerle yapılan protokolleri savunmuş; bu yapıları “sivil toplum kuruluşu” olarak tanımlayarak “Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleriyle laik eğitim ilkesine açıkça meydan okumuştur. Bakan Tekin, bir soru önergesine verdiği yanıtta Bakanlığın vakıf ve derneklerle imzaladığı protokol sayısının 672 olduğunu açıklamıştır. Ancak protokol imzalanan kurumların yalnızca bir kısmının isimleri kamuoyuyla paylaşılmış; başta Ülkü Ocakları olmak üzere çok sayıda dini vakıf, dernek ve yapı ile yapılan protokoller ısrarla gizlenmiştir.

Bu tablo, eğitim alanının kamu yararı ve bilimsel ölçütler yerine, siyasi iktidarın ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirildiğini açıkça göstermektedir. Okullar, çocukların özgürce düşünebildiği, sorgulayabildiği, bilimsel bilgiyle buluşabildiği kamusal eğitim kurumları olmaktan çıkarılmakta; tarikat, cemaat, vakıf ve dernek protokolleri üzerinden dinselleştirme ve ideolojik kuşatma alanına dönüştürülmektedir.

Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim sistemine yönelik en tehlikeli uygulamalardan biri ise eğitim sendikalarının, akademisyenlerin, bilim insanlarının, velilerin ve eğitim emekçilerinin görüşü alınmadan; pilot uygulama yapılmadan hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olmuştur. Yeni müfredatla eğitimin içeriği boşaltılmış, “sadeleşme” adı altında evrim teorisinden rasyonel düşünceye, bilimsel yöntemden eleştirel akla kadar pek çok temel başlık ya zayıflatılmış ya da müfredatın dışına itilmiştir.

“Tek tip nesil” yetiştirme hedefiyle hazırlanan bu model, evrensel değerlerin, çocuk haklarının, demokrasi kültürünün ve bilimsel eğitimin yerine dini ve milli referansları merkeze alan bir anlayışı koymaktadır. Bu yönüyle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, nitelikli eğitim hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğu kadar, eğitim emekçileri açısından da yoğun angarya, belirsizlik ve baskı anlamına gelmektedir.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 30 Mayıs 2026 tarihinde sosyal medya hesabından paylaştığı video ise Bakanlığın eğitim alanında yarattığı ağır tabloyu görünmez kılmaya çalışan, gerçeklerden kopuk ve “toz pembe” bir anlatımla hazırlanmıştır. Bakanlığın “merakı beslemek” olarak pazarladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gerçekte bilimsel temelleri ve rasyonel düşünceyi dışlayan; öğrencileri özgür bireyler olarak değil, belirli kalıplara göre şekillendirilmesi gereken nesneler olarak gören dogmatik bir içerikten ibarettir.

Merakı, eleştirel düşünceyi ve sorgulama becerisini geliştirmek yerine; biati, itaati ve tek tipleşmeyi teşvik eden bir eğitim anlayışının sağlıklı, demokratik ve özgürleştirici bir “öğrenme iklimi” yaratması mümkün değildir.Çocukların dünyayı anlamaya, soru sormaya, tartışmaya, araştırmaya ve farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmeye ihtiyacı vardır. Ancak mevcut müfredat yaklaşımı, çocukların çok yönlü gelişimini desteklemek yerine onları siyasal iktidarın ideolojik hedeflerine uygun biçimde biçimlendirmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bilimsel ve laik eğitimin temel taşlarını yerinden oynatmıştır. Müfredattan evrim teorisinin, rasyonel düşünme becerilerinin ve pozitif bilimlerin ağırlığının azaltılması; yerine sorgulamaktan uzak, dogmatik ve tek tipleştirici bir içeriğin yerleştirilmesi kabul edilemez. Bakanlığın “değerler eğitimi” adı altında okullara dayattığı yaklaşım; evrensel insan haklarına, demokrasi kültürüne, çocuk haklarına ve çoğulculuğa değil, “tek din, tek mezhep, tek kimlik” anlayışına dayanmaktadır.

Bakan Tekin, her fırsatta mesleki eğitimi ve bu alandaki denetimleri bir başarı öyküsü gibi sunmaktadır. Oysa Eğitim Sen olarak defalarca ifade ettiğimiz üzere, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) eliyle çocuklar “eğitim” adı altında organize sanayi bölgelerinde, ağır ve tehlikeli iş kollarında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Bakanlığın “eğitim-üretim ilişkisi” olarak pazarladığı modelin arkasında; yetersiz denetimler, kâğıt üzerinde kalan raporlar, çocuk emeğinin sömürüsü ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların acı gerçeği bulunmaktadır. Türkiye’de kamusal bir hak olması gereken eğitim, piyasacı ve plansız politikalarla sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirilmekte; çocukların üstün yararı değil, piyasanın çıkarları esas alınmaktadır.

Bakanlığın kurumsal videolarında modern laboratuvarlar, pırıl pırıl sınıflar ve huzurlu okul ortamları gösterilmektedir. Ancak gerçek tablo bundan çok farklıdır. Okulların bütçeleri yetersiz bırakılmış, temizlik personeli sorunu kalıcı hale gelmiş, temizlik malzemesi tedariki ise büyük ölçüde velilerin sırtına yüklenmiştir. Bakan Tekin’in Meclis kürsüsünden yerel yönetimleri suçlamaya çalışırken söylemek zorunda kaldığı “Okullarda sabun var ama çeşmeden su akmıyor” ifadesi, okullardaki hijyen, altyapı ve güvenlik krizinin en açık göstergelerinden biridir. Çocukların en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan bir yönetim anlayışının eğitim sistemini getirdiği nokta ortadadır. Bakanlığın hazırladığı video, bizzat iktidar eliyle derinleştirilen eğitsel, ekonomik ve fiziksel çöküşün üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir.

Son üç yıla ilişkin resmi veriler, Bakan Tekin döneminde kamusal eğitimin güçlendirilmesi yerine özel öğretimin alanının genişlemeye devam ettiğini göstermektedir. MEB verilerine göre 2022-2023 eğitim öğretim yılı sonunda özel okul sayısı 14 bin 281 iken, 2023-2024’te bu sayı yine 14 bin 281 olarak korunmuş; 2024-2025 eğitim öğretim yılında ise 14 bin 700’e yükselmiştir. Böylece sadece son açıklanan resmi veriye göre özel okul sayısında 419 okul artış yaşanmıştır. Bu artış, devlet okullarında kalabalık sınıflar, ikili eğitim, fiziki yetersizlikler, temizlik ve beslenme sorunları sürerken; eğitim hakkının kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp piyasa koşullarına terk edildiğinin somut göstergelerinden biridir.

Yusuf Tekin’in görev süresinde öğretmenlerin emeğine ve sistemin taşıyıcı gücü olduğuna dair yaptığı vurgular sahadaki pratikle açıktan çelişmektedir. Bakanlık, mülakat sistemini ve şaibeli elemeleri uygulamaya devam ederek liyakati tamamen yok etmiştir. “Öğretmenlik Mesleği Kanunu” ile eşit işe eşit ücret ilkesi yok sayılmış, öğretmenler “uzman-başöğretmen” gibi hiyerarşik basamaklara ayrılarak çalışma barışı bozulmuştur. Milli Eğitim Akademisi ile öğretmen yetiştirme süreci siyasi bir denetime hapsedilmiştir.

Ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen intihara ve güvencesiz işlerde çalışmaya itilmiş durumdadır. Okullardaki mevcut öğretmenler ise ekonomik sorunlar, mobbing ve sendikal ayrımcılık kıskacında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. On binlerce öğretmen adayı “mülakat gibi mülakat” vaadiyle mağdur edilmiş, liyakat sistemi tamamen çökmüştür. Mülakat mağduru öğretmenler yaşanan haksızlıklara karşı her fırsatta sesini yükseltmektedir.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikalarının hayata geçirildiği, milyonlarca öğrencinin bir öğün ücretsiz yemek ve temiz suya muhtaç edildiği; tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, okulların hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuştuğu, eğitim sisteminin bir taraftan piyasalaştığı, diğer taraftan “Tek din tek mezhep” anlayışı üzerinden yeniden biçimlendirilmek istendiği koyu karanlık bir dönem olmuştur. Eğitimin amacı siyasi iktidarın ideolojik arka bahçesini inşa etmek ya da sermayeye bedava iş gücü devşirmek değildir.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarında yüksek bütçelerle hazırlatılan propaganda amaçlı videolar, eğitimde yaşanan yapısal çöküşü gizlemeye yetmemektedir.

Gerçek bir eğitim reformu; kurumsal videolarla parlatılan görselliğin propaganda aracına dönüştürülmesiyle değil, kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve ana dilinde eğitimin tüm okullarda somut olarak yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bakanlığın süslü söylemleri ve “başarı” anlatısı, toplumun önüne konulmuş bir “Maarif Masalı” olmaktan öteye geçmemektedir.

Eğitim Sen olarak bizler; eğitim emekçilerinin örgütlü gücüne, velilerin ve öğrencilerin eşit, özgür ve nitelikli eğitim hakkına dayanarak, bu masalın karşısına gerçekleri koymaya ve örgütlü olduğu tüm okullarda ve işyerlerinde laikliğin, bilimin, kamusal ve demokratik eğitimin yılmaz savunucusu olmaya devam edeceğiz.

The post Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Görevdeki 3 Yılı: Siyasal-İdeolojik Kuşatma ve Kamusal Tasfiyenin Bilançosu appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: “Emeğin İktidarı Kurulmalı” https://egitimsen.org.tr/egitim-sen-genel-baskani-kemal-irmak-emegin-iktidari-kurulmali/ Thu, 04 Jun 2026 13:00:23 +0000 https://egitimsen.org.tr/?p=71440 Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Genel Örgütlenme Sekreteri İzzet İldeş, SSS Yıldızlar Holding önünde bir araya gelen Doruk Madencilik işçilerinin protesto eylemine katılarak, işçilere destek verdi. Irmak burada yaptığı konuşmada, sermaye düzenine karşı tek çözümün emekçilerin ortak gücü olduğunu ifade etti.

The post Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: “Emeğin İktidarı Kurulmalı” appeared first on Eğitim Sen.

]]>
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Genel Örgütlenme Sekreteri İzzet İldeş, SSS Yıldızlar Holding önünde bir araya gelen Doruk Madencilik işçilerinin protesto eylemine katılarak, işçilere destek verdi. Irmak burada yaptığı konuşmada, sermaye düzenine karşı tek çözümün emekçilerin ortak gücü olduğunu ifade etti.

The post Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: “Emeğin İktidarı Kurulmalı” appeared first on Eğitim Sen.

]]>