Eğitimde Mağduriyet Yaratan Politika Ve Uygulamalardan Vazgeçilmelidir!

27

2015-2016 eğitim öğretim yılında kadrolaşma, performans değerlendirmesi ve atanamayan öğretmenlerin durumu hakkında bugün Genel Merkezimizde bir basın toplantısı gerçekleştirdik. Basın toplantısına Genel Başkanımız Kamuran Karaca, Genel Mali Sekreterimiz Mesut Fırat, Genel Örgütlenme ve Yükseköğretim Sekreterimiz İsmail Sağdıç, Genel Eğitim Sekreterimiz Elif Çuhadar ve Merkez Kadın Sekreterimiz Ebru Yiğit katıldı.

Genel Başkanımız Kamuran Karaca’nın yaptığı basın açıklaması aşağıdadır.

14 yıllık AKP iktidarı döneminde Milli Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) 6 bakan değişikliği yaşanmış, bu sürede tek parti iktidarı olmasına rağmen, her bakan döneminde uygulanan politikalar sürekli değişmiştir. Bugüne kadar görev yapan bakanların tek ortak noktası, eğitim öğretim sürecinde hayata geçirilen eğitim politikalarının sürekli yeni mağduriyetler yaratması olmuştur. Yıllardır eğitimin sorunlarına kalıcı çözümler üretmesi gereken MEB, neredeyse aldığı her kararda, hayata geçirdiği her uygulamada ayrımcı ve dışlayıcı davranmayı sürdürmekte, eğitim sistemini siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirmek için eğitim bilimini ve hukuku yok sayan uygulamaları hayata geçirmektedir.

Eğitim Yöneticilerin Siyasi Kadrolardan Belirlenmesi Sisteme Ciddi Zararlar Vermektedir

MEB’in son 14 yılda ortaya koyduğu pratik, kurumun her açıdan en güvenilmez bakanlık haline gelmesini sağlamış, eğitim sistemine yönelik olarak yapılmak istenen değişiklikler başta olmak üzere, yapılan siyasi atamalar, sınavlarda yaşanan sorunlar, özellikle müdür ve müdür yardımcılarının belirlenmesinde yandaş sendika üyelerinin belirgin bir şekilde kayırılması ciddi tepkilere neden olmayı sürdürmektedir. Siyasal kadrolaşmada bütün diğer bakanlıkları geride bırakan MEB, yaptığı düzenlemelerin ve attığı adımların hukuka uygun olup olmadığına hiç bakmamakta, eğitim yöneticilerinin sadece iktidar yandaşları arasından seçilmesi için adeta çırpınmaktadır. Bakanlık kadrolarını büyük ölçüde ele geçirmiş olan siyasal kadrolar için önemli olan ne hukuk ne de kamu yararıdır.

Eğitim yöneticilerinin atanmasında, yönetici atamalarında sınav ve değerlendirme şartları sürekli değiştirilmekte, olabilecek en asgari objektif değerlendirme kriterleri bile ortadan kaldırılmaktadır. Son yıllarda eğitim kurumlarına atanacak yöneticileri belirleme yetkisi, büyük oranda milli eğitim müdürleri, şube müdürleri ve okul müdürlerinin değerlendirmelerine bırakılmış, liyakat göz ardı edilerek yöneticiler “mülakat sınavı” ile belirlenmeye çalışılmıştır.

Danıştay’ın müdür yardımcılığı sınavı ile ilgili olarak verdiği karar uygulanmalı, ancak sınavı kazananlar mağdur edilmeyerek, atamalar bu sınav sonuçlarına göre yapılmalıdır. MEB düzenleme yaparken mevcut müdür yardımcılarının bu durumdan herhangi bir hak kaybı yaşamaması için gerekli önlemleri almalıdır. Bakanlık siyasi torpil anlamına gelen “mülakat sınavı” ile eğitim yöneticisi belirleme dayatmasından vazgeçmeli, eğitim yöneticileri siyasi kimliklerine göre değil, liyakate göre belirlenmelidir.

Ayrımcı ve Dışlayıcı Uygulamalar Performans Değerlendirme Sürecinde Belirginleşmiştir 

Büyük çoğunluğu iktidarın siyasal kadroları olarak atanan okul müdürlerinin 30 Haziran’a kadar 50 kriterden oluşan “Performans Değerlendirme Formu”nu doldurmaları istenmiştir. Eğitim Sen, performans değerlendirmesi uygulamasına öğretmenlerin yaptıkları işin niteliğinden çok “yüksek performans” üzerinden bireysel değerlendirmeye tabi tutulmasına, okullarda herkesin birbirinin “rakibi” olduğunu düşüncesinin gelişmesine ve iş barışının bozulmasına neden olacağı için karşı çıkmış ve bu uygulamanın iptali için dava açmıştır. Uygulamanın okullarda görev yapan eğitim emekçileri ile eğitimdeki çeşitli kademelerde yer alan yönetim organları (okul yönetimi, ilçe milli eğitim müdürlüğü, il milli eğitim müdürlüğü vb.) ile ilişkilerde bağımlılık (yaranma, tabi olma, hoş görünme vb.) geliştirmesi kaçınılmazdır.

MEB, yapılacak değerlendirmelerin Bakanlıkça duyurulacak usul ve esaslar çerçevesinde, zamanında, nesnel ve tarafsız şekilde yürütülmesinden ilgili il milli eğitim müdürünün sorumlu olacağını belirtmiş olsa da, geçmişte benzeri değerlendirmeler sonucunda iktidara yakın sendika üyelerine yüksek, diğer sendikaların üyelerine düşük puan verme geleneği ısrarla sürdürülmüştür. Yapılan değerlendirmelerde, çalıştıkları kurumlardan çok iktidara hizmet etmek için çırpınan okul müdürleri, özellikle Eğitim Sen üyelerine karşı ayrımcı ve dışlayıcı uygulamalarını sürdürerek, kasıtlı olarak düşük puanlar vermiştir.

MEB, eğitim emekçilerine performans dayatması yaparak onları daha fazla çalıştırmaya, adım adım güvencesiz çalışma ilişkilerine mahkum etmeye çalışmaktadır. Eğitim emekçileri, baştan sona taraflı ve ayrımcı bir şekilde hayata geçirilen bireysel performans değerlendirme sopası üzerinden hayata geçirilen tehditlere örgütsel ve hukuksal mücadele ile gerekli yanıtı verecektir.

Seminer Döneminde Siyasi İçerikli Dayatmalardan Vazgeçilmelidir 

Bugüne kadar eğitim emekçilerinin düşüncelerine, taleplerine önem vermeyen, iradelerini yok sayan ve her adımda “Ben yaptım oldu” mantığıyla hareket eden MEB, yıllardır sürdürdüğü dayatmacı ve ayrımcı tavrını seminer çalışmalarında da sürdürmektedir. Seminer dönemlerinde konu başlıklarının belirlenmesinden, tartışma materyallerinin seçimine kadar Bakanlığın hangi kriterlerle hareket ettiği, bu konu başlıklarıyla eğitimin hangi sorunlarına çözüm üretilmek istendiği belli değildir. Belli olan tek şey, MEB’in seminer çalışmalarını dahi AKP’nin siyasi çıkarlarına hizmet edecek biçim ve içerikte oluşturmaya çalışılmasıdır.

Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından 29 Haziran 2016 Çarşamba günü, ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan öğretmenlerimiz için tek gündemli ve tek kitaplı bir seminer başlığı belirlemiştir. Türk-İslam akımının önemli isimlerinden olan Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı çalışmasında Aleviliği sapkınlık olarak niteleyen, Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler, karma eğitim karşıtı, medrese ve tarikat eğitimini öven sözler yer alması laik, bilimsel eğitim anlayışına yönelik açık bir meydan okumadır. Eğitim Sen olarak böyle bir şahsın kitabının seminer konusu olarak dayatılmasını kabul etmiyoruz.

Öğretmen Açıkları Tamamen Kapatılmalı, “Sözleşmeli Öğretmenlik” Dayatmasından Vazgeçilmelidir 

MEB, her fırsatta öğretmenlerin niteliklerini ve yeterliliklerini tartışmaya açıp, öğretmenlik mesleğini değersizleştiren adımlar atarken, mevcut öğretmen açıklarını kapatmak için adım atmamaktadır. Bu yıl Ağustos ayında öğretmen ataması yapılmayacağının açıklanması, atama bekleyen yüz binlerce öğretmeni büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. 2003-2015 yılları arasında KPSS’ye giren her yüz öğretmenden sadece 16’sının ataması yapılmış, geriye kalan 84 öğretmen ya tekrar sınava girmek ya da başka bir alanda çalışmak zorunda bırakılmıştır. 2016 yılı Ağustos ayında öğretmen atamasının yapılmaması, 2016 KPSS’ye girecek öğretmenlerle birlikte düşünüldüğünde, ataması yapılmayan öğretmen sayısını tarihte hiç olmadığı kadar arttıracaktır.

MEB tarafından eğitimde güvencesiz istihdamın bir parçası olan “sözleşmeli öğretmenlik” uygulamasına yeniden dönüleceğinin açıklanması ve torba yasaya eklenen bir madde ile KPSS ve “mülakat sınavı” üzerinden sözleşmeli öğretmen istihdamı için ilk adım atılmıştır. Bu düzenleme eğitim hizmetinin niteliği açısından ciddi bir tehdit olduğu kadar, kadrolu istihdamın altını boşaltmaya yöneliktir. Atamaların “mülakat sınavı” üzerinden yapılacak olması siyasi istismara açık olması nedeniyle kesinlikle kabul edilemez. Eğitim Sen, bugüne kadar olduğu gibi ataması yapılmayan öğretmenlerin taleplerinin takipçisi olmayı sürdürecek, eğitimde her türlü esnek ve güvencesiz istihdam uygulamalarına karşı mücadeleye devam edecektir. 

Akademisyenlere Yönelik Tehditlere Derhal Son Verilmelidir 

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan Eğitim Sen üyesi 13 akademisyenin soruşturma dosyası, 20 Temmuz 2016 tarihinde YÖK Yüksek Disiplin Kurulu’nda görüşülecektir. Akademisyenler için talep edilen disiplin cezası “kamu görevinden çıkarma cezası”dır. YÖK, üniversitelere gönderdiği yazı ile soruşturmaların 657 sayılı yasanın ilgili hükümlerine göre yürütülmesini istemiş, üniversiteler de bu doğrultuda işlem yapmıştır. Benzer bir tutum MEB Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) tarafından işletilmeye çalışılmakta, hukukun en temel ilkeleri ayaklar altına alınarak hareket edilmektedir. Türkiye’nin çeşitli illerinde en temel sendikal faaliyetler bile soruşturma konusu yapılmakta, son olarak Aydın’da olduğu gibi, aralarında şube başkanlarımızın da bulunduğu üyelerimiz, hukuk dışı bir şekilde MEB YDK’ya sevk edilerek baskı altına alınmaya ve sindirilmeye çalışılmaktadır.  Eğitim Sen olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve YÖK’ü bir kez daha uyarıyor, hukuk dışı ve dayatmacı uygulamalarını derhal durdurmalarını talep ediyoruz.

MEB’DE Yaşanan Yolsuzluk İddialarının Üzerine Gidilmeli, Sorumlular Hesap Vermelidir!

Milli Eğitim Bakanlığı’nda dönem dönem gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, son olarak bakanlık bünyesinde görev yapan üç müsteşar yardımcısı ile ilgili soruşturmalar üzerinden yeniden gündeme gelmiştir. Milli Eğitim eski Bakanı Nabi Avcı döneminde göreve gelen 3 müsteşar yardımcısı arasında soruşturma krizi yaşandığı basına yansımış, geçmişte gündeme gelen iddialar, soruşturma yazıları ile resmiyet kazanmıştır. MEB Müsteşar Yardımcısı Mustafa Hilmi Çolakoğlu, diğer iki müsteşar yardımcısı Muhterem Kurt ve Dinçer Ateş’e soruşturma açtırmış, ayrıca Ölçme Değerlendirme Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Bayram Çetin hakkında da Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sorularını ihalesiz olarak bir firmaya sattıkları gerekçesiyle soruşturma talep edilmiştir.

MEB Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’na yazılan resmi yazıda şu ciddi iddialar bulunmaktadır;

  • Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde sınav güvenliğinin olmadığı, sınav evraklarını hizmetlilerin incelediği;
  • Müsteşar yardımcılarının yurt dışına gidişlerinde hem Bakanlıktan hem de özel firmalardan ücret aldığı;
  • 49 bin arızalı tablet satın alındığı, bu tabletlerin ücretlerinin ödendiği halde dağıtılmadığı ve kamu zararı oluştuğu;
  • 110 adet Uzaktan Eğitim Merkezi (UZEM) için 18 milyon TL yatırım yapıldığı ve kullanılmadığı, buna bağlı olarak kamu zararı oluştuğu;
  • Görev yerine şahsi araçlarıyla giden müsteşar yardımcılarının yüksek ücret aldıkları;
  • 2012 ve öncesine ait muhasebe evraklarının, harcama belgelerinin, resmi yazışmaların izinsiz olarak, kasıtlı şekilde imha edildiği;
  • EBA sorularının Ölçme Değerlendirme tarafından ihalesiz bir firmaya ücret karşılığı verildiği;

       Yukarıda bir bölümü bulunan iddiaların Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’na soruşturma onayı için resmi yazı ile bildirilmiş olması, üzeri örtülemeyecek kadar büyük bir yolsuzluk olduğunu ve MEB’in yıllarca nasıl çiftlik gibi yönetildiğini göstermektedir. MEB’in üst düzey yönetim kademesinin bizzat içinde yer aldığı yolsuzluk iddiaları son derece vahimdir. Bu durum, daha önce Ankara’da il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde yaşanan yolsuzluk tartışmaları ile birlikte düşünüldüğünde, MEB’in bugüne kadar yaptığı bütün iş ve işlemleri şaibe altında bırakmaktadır. Ancak kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak MEB Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’nın başta Başkan Atıf Ala olmak üzere harekete geçmeyerek iddiaların üzerini örtmeye çalışması, bakanından müsteşarına, müsteşar yardımcılarından Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’na kadar tüm yetkilileri açıkça zan altında bırakmaktadır.

MEB’de yaşanan yolsuzluk iddiaları bütün yönleriyle incelenmeli, ilgili kişiler hakkında idari ve adli soruşturma açılmalı, sorumlular ortaya çıkarılarak bunların yargıya hesap vermeleri sağlanmalıdır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu